Dr. Melahat Sönmez*

General Eisenhover, II. Dünya Savaşından sonra, “Askeri bilimlerde yaşadığımız en büyük değişim, psikolojik savaşın belirli ve etkili bir silah olarak gelişmesidir” demiştir. 8 Kasım 1989’da Berlin duvarı coşkuyla yıkıldı ve parçaları hatıra olarak saklandı. Berlin duvarı, iki sistem arasındaki psikolojik sınırın somut bir sembolüydü. Kapitalist dünya, soğuk savaş döneminde psikolojik savaş yöntemlerini çok iyi kullandı. Böylece sosyalist halkın düşünce, inanış ve hayat görüşlerini kendine yakın hale getirdi.

Bugün; biri, arkadaşları tarafından psikolojik şiddet uygulanan 13 yaşında bir kız öğrenci, diğeri eşinden psikolojik şiddet gören emekli bir öğretmen, sonuncusu ise meslektaşları tarafından işyerinde psikolojik şiddete maruz bırakılan bir psikiyatrist olan üç olgu temelinde gerek psikolojik savaş ve psikolojik şiddet yöntemleri arasındaki benzerlikler gerekse başa çıkma yolları arasındaki bazı ortak paydalar üzerinde durmaya çalışacağım.

Psikolojik savaş, klasik anlamdaki savaşın kazanılması veya kaybedilmesinde, savaştan sonra da üstünlüğün devam etmesinde veya sorunların çözülmesinde insanların ruh haline etki ederek sonuç almak olarak tanımlanır. Düşmanını tanımayan savaşta yenilir. Hem kendisini hem düşmanını tanımayan savaşta yenildiği gibi savaştan sonra da toparlanamaz. Düşmanını tanımayıp kendisini tanıyan, savaştan sonra başarıya ulaşabilir. Hem kendisini hem düşmanını tanıyan gücünse yenik düşme ihtimali yok gibidir. Bu konuşmanın amacı, aynı durumun işyeri ve evdeki psikolojik şiddette büyük ölçüde, okuldaki psikolojik şiddetteyse bazı yönleriyle geçerli olduğu hipotezini örnek olgulardan yola çıkarak test etmektir.

Hile ve aldatmaların etkili olabilmesi için gizli kalması gerekir. Psikolojik savaşta yenilen taraf, bilgi gücü zayıf olan taraftır. Tıpkı psikolojik savaş mağduru halklar gibi işyeri, ev ve okuldaki psikolojik şiddet mağduru kişilerin ayakta kalabilmeleri, kendi gelecekleri üzerinde söz sahibi olabilmeleri için kendilerini tanımaları kadar, kendilerine yönelik psikolojik operasyonların adını koyabilmeleri, amacını ve yöntemlerini öğrenmeleri en temel adımdır.

1991’de Çöl Fırtınası Operasyonu öncesi dünya halklarını savaşa inandırmak için petrole bulanmış karabatak CNN’de sürekli yayınlandı. Sonradan bunun Fransa’da tanker kazası ile petrole bulanmış bir karabatak olduğu anlaşıldı.

Günümüzde küresel güç merkezlerinin daha fazla kazanç elde etmek için ulus devletleri her biri kendine bağımlı ve birlikte oldukları zamankinden çok daha zayıf mikro devletçiklere bölme planı gizli değildir.

A. Lincoln, “düşmanımı dost kılarak onu yok ederim” demiştir. Küresel egemenlerin psikolojik savaş stratejisi hedef ülke halklarını etnik, dinsel, mezhepsel, politik temellerde ayrıştırma ve bu ayrışan unsurların önemli oranda küresel güç merkezlerine dost, birbirlerineyse düşman hale getirilmesi sürecine dayanmaktadır. Bu amaçla ilk adımda “dost kılınmış” olan çoğu büyük sermaye grupları, medya, parti, sivil toplum kuruluşları, bilim, sanat ve kanaat önderleri, ve en önemlisi de hükümetleri içinde yaşadıkları toplum için Truva atı olmaktadır.

Bir Çin atasözü, pirincin içindeki ak taştan korkmak gerektiğini söyler. Hedef toplumlar, sahip oldukları yer altı, yerüstü ve insan kaynaklarını ele geçirmek isteyen güç odaklarına dost kılınmış yerli unsurlar aracılığıyla yürütülen psikolojik operasyonlar ve gri-kara propaganda yoluyla kendi kendilerine ve birbirlerine düşman, gerçek ortak düşmanlarınaysa dost kılınmaktadır. Örneğin Solanas’ın İhanet Anıları adlı belgesel filminde Arjantin’de medyanın, hükümetlerin, denetim görevi yürütmesi gereken yargının nasıl satın alındığını ve özelleştirmeler yoluyla halkın nasıl soyulduğunu, medya, yargı, hükümet organlarının Truva atlığı yoluyla devlet yatırımlarının ve halka ait varlıkların komisyonlar karşılığı çok uluslu şirketlere nasıl peşkeş çekildiği anlatılmaktadır. Ancak bu yöntem sonuçsuz kaldığında, Irak örneğinde olduğu gibi siyasi-ekonomik-askeri amaçlara açık işgal yolu ile ulaşılması aşamasına hâlâ sıra gelebilmektedir.

Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez, BBC Televizyonuna verdiği bir röportajda John Perkins tarafından yazılan Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları isimli kitaptan söz ederek bu kişilerin kendisiyle de ilişkiye geçtiğini anlatmıştır. Ülke üzerinde gözetleme uçuşları yapılmasını ve A.B.D. danışmanlarının varlığını kabul etmesi halinde kimi fonların kullanıma açılacağının teklif edildiğini açıklamıştır. Bu teklifleri reddetmesine rağmen ekonomik tetikçilerin vazgeçmediğini, zayıf devlet memurları, parlamento üyeleri, hatta kendi çevresindeki ordu mensuplarına baskı yapmaya çalıştığını söylemiştir. Chavez, Perkins’in kitabında anlattığı gibi ekonomik tetikçilerin başarısız olmasının ardından çakalların geldiğini, askeri darbe ve suikast komplolarına giriştiğini açıklamıştır.

Kontrolü elinde tutmak isteyen küresel güç merkezleri gibi, kontrolü elinde tutmak isteyen kişi veya kişiler, ahlaki sınırlar içinde veya dışında kalarak bunu devam ettirmeye çalışırlar. Bireysel bazda kontrolü elinde tutmak isteyen kişilerce ahlaki sınırların dışına çıkıldığında işyerindeki, evdeki ve kısmen okuldaki psikolojik şiddet gündeme gelmektedir.

Sosyal psikolojinin önde gelen kurucu ve kuramcılarından Muzaffer Şerif, geçerli bir birey psikolojisinin geçerli bir sosyal psikolojiyi, geçerli bir sosyal psikolojinin geçerli bir birey psikolojisini verdiğini daha bin dokuz yüz otuzlu yıllardan itibaren gerçekleştirmeye başladığı titiz laboratuvar deneyleriyle kanıtlamıştır. Bu yüzden psikolojik savaş bahsinde öğrendiklerimizin, okulda, evde ve işyerindeki psikolojik şiddet konusuna, psikolojik şiddet konusunda öğrendiklerimizin ise psikolojik savaş konusuna ışık tutacağı düşüncesinin bilimsel temelleri mevcuttur.

OLGULAR

E.K., 13 yaşında, üst düzey emekli bir bürokrat ile serbest çalışan eczacı bir annenin uzun tedavi süreçlerinin sonunda kazandıkları çok kıymetli tek kız çocuklarıdır ve özel bir okulda 8. sınıfta öğrencidir. Karışık anksiyete ve depresyon tablosunun altında iki buçuk yıl önce ortaokula başladığında birkaç sınıf arkadaşının başkalarıyla paylaşmak istemediği okul eşyalarını atması, kalemlerini kırması ve kendisiyle alay etmesiyle başlayan, öfkeli tepkileriyle tavuk-yumurta ilişkisi tarzında sarmallaşan, bu yıllar içinde kişilerin değiştiği ama ilişki modelinin aynı kaldığı bir ilişkiler döngüsü tarif edilmektedir. Sınıfta kendisinden daha zeki ve çalışkan arkadaşlarının hiç dahil olmadığı, zeka düzeyi ve okul başarısı açısından kendisiyle en fazla eş düzeyde olan sınıf arkadaşlarının dönüşümlü dahil oldukları bir “uğraşma” sürecidir bu. İki buçuk yıldır her gün okula isteksiz gittiği ancak ailesinin çok pahalı olan bu özel okulda iyi eğitim alabilmesi için hala eczane çalıştırmayı sürdürdüklerini söyleyegeldiği, hastanın okul değiştirme talebini reddettiği öğrenilmiştir. Yine benzer bir krizin ardından okul yönetimi aileye “ya çocuklarını tedavi ettirmelerini ya da kaydını bu okuldan alıp başka bir okula naklettirmelerini” söyleyince iki ay önce polikliniğimize getirilmiş, sertralin 50 mg/gün, risperidon 0,5 cc/gün ile tedavisine başlanmıştır.

G. K., 48 yaşında 2 yıllık emekli öğretmen, halen bir üniversitede öğretim üyesi olarak çalışan eşiyle 25 yıllık evli üç çocuklu bir bayandır. Distimi + anksiyete bozukluğu tanısıyla tedavisi düzenlenen hastanın öyküsünden, eşini çok sevdiği ve evliliklerinin ilk on yılında çok mutlu oldukları öğrenilmiştir. Ancak eşi kariyer basamaklarında ilerledikçe önce evde geçirdiği zaman ve eşiyle paylaşımı azalmış sonra dini nikah yaparak beraber olduğu genç sevgililer bulmuş, hastanın on yıl önce bu durumu ilk öğrendiğindeki tepkisi çocuklarını da alıp evi terk etmek istemesi şeklinde olmuş fakat eşi asıl olarak onu sevdiği üstelik çocukların buna hazır olmağı konusunda hastayı ikna etmiştir. Ancak beş yıl önce yine imam nikahıyla hayatlarına giren yeni genç sevgili ikinci eş konumuna geldikten bir süre sonra eşi hastamızı sürekli olarak beğenmemeye, aşağılamaya, hakaret etmeye başlamış, hastamızın ailesinin geçmişte yaptığı hataları ve yoksul aile üyelerine yapmış oldukları yardımları hastanın tabiriyle sürekli başına kakarak ikinci bir eş bulmasını gerekçelendirmiş ve resmi nikahın kendisinde kalmasını istiyorsa ailesini reddetmesi gerektiğini vurgulayagelmiştir.  Son birkaç yıldır evin gereksinimleriyle hiç ilgilenmeyen eşi son zamanlarda da hem hakaret ve aşağılama dozunu arttırmış hem de hastayı evden kovmaya başlamıştır. Bunca ağır koşullara rağmen evi terk etmemesini kocası, kariyerinin ve soyadının avantajlarından kopmak istememesiyle açıklamış ve karısını çıkarcılıkla suçlamıştır. Hepsi öğrenci, en büyüğü ve en küçüğü oğlan olan 22, 18 ve 11 yaşındaki çocuklarının ise boşanmalarını istememesi hastanın köşeye sıkışmışlık hissini hepten arttırarak bir ay önce polikliniğimize başvurmuştur. Alprozolam 0,5 mg 2×1/2, sertralin 100mg/gün ve bireysel psikoterapi başlanmıştır.

Sempozyumun temel konusu olması nedeniyle daha ayrıntılı sunulacak olan üçüncü olgu, A.Y., 38 yaşında bekar, bayan, ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanıdır. Bir dispanserde tek psikiyatrist olarak çalışırken yataklı hasta takip etme ve ekip çalışması arzusu nedeniyle uzun uğraşlardan sonra beş yıl önce bir eğitim hastanesinin eğitim vermeyen psikiyatri bölümüne görev çıkartmayı başarmıştır. Sorumlu hekim ilk karşılaşmalarında soğuk bir ifadeyle dört kişi olduklarını ve yeni bir psikiyatriste gereksinimlerinin olmadığını söyleyerek arkasını dönüp gitmiş ve orada olduğu bir yıllık süre içinde kendisine yok muamelesi yapmayı sürdürmüştür. Diğer meslektaşları sorumlu hekim gibi aktif bir karşı duruş içinde olmasalar da ona mesafeli durmuş, dışlamışlardır. En son önerisi olan “sayımız yeterli, başhekimlikten bir poliklinik odası daha talep edelim, şimdiki genel poliklinikte tanıları konmuş hastaları özel dal polikliniğine yönlendirelim, ikinci polikliniği her birimiz bir alanın sorumluluğunu üstlenerek yürütelim, böylece hem hasta takipleri aksamamış olur hem bilimsel çalışmalara esas oluşturacak ciddi bir veri birikimi sağlarız” önerisi, ilk geldiği sıralardaki “yatak talep edelim ve servis kuralım” önerisi gibi yalnızca kayıtsızlıkla karşılanmayıp “böyle heveslerin varsa üniversiteye git” şeklinde alaycı bir üslupla karşılaşınca ilk kez bir üniversitede çalışma düşüncesi aklına gelmiş ve öğretim üyesi arandığını öğrendiği bir üniversitenin anabilim dalı başkanı ile bir kongrede tanışarak bu arzusunu dile getirmiştir. Bölüm başkanı bilimsel dosyasını yollamasını ancak kendisinden daha iyi bilimsel dosyaya sahip bir aday olursa onu tercih edeceklerini söylemiş, hasta bunu makul karşılayınca da asıl olarak çocuk psikiyatristine gereksinimlerinin olduğunu eğer bir çocuk psikiyatristi başvurursa öncelikle onu alacaklarını ancak henüz bulamadıklarını söylemiştir. Hastamız kendileri için bir çocuk psikiyatristi bulabileceğini söylediğinde de bir kişinin başvurmayı düşündüğü bir kadroyu kolayca başkasına hibe etme düşüncesi karşısında çok şaşırmış ve inanmaz gözlerle bakmıştır. Gerçekten de çocuk psikiyatrisinde profösör olan bir hocasından, gerçeği söylediğinde isim önermeyeceğini bildiğinden o kadroya kendisinin başvurmayı düşündüğü bilgisini vermeksizin uygun iki isim öğrenmiş ve iletmiş, içlerinden birinin alındığını duyduktan sonra da kendisi için başka üniversitelerde öğretim üyesi ilanı araştırmaya başlamış, fakat aynı üniversitenin yeni bir öğretim üyesi kadrosu açtığı bizzat bölüm başkanı tarafından kendisine haber verilince dosyasını bu üniversiteye yollamış ve kabul edilmiştir. Başlar başlamaz daha önce tanışmaya geldiği zamanlarda da kendisine soğuk davranmış olan ve kendisinden bir yıl önce kendisiyle aynı kadro derecesinde göreve başlayan, sonradan yerlisi olduğu kentin bu üniversitesine geçebilmek için 6-7 yıl uğraşmış olduğunu öğrendiği bir meslektaşı ile adını vererek dolaylı olarak o üniversiteye alınmasının önünü açmış olduğu ve kendisinden 6 ay önce göreve başlamış olan Çocuk Psikiyatristi meslektaşının çok yakın arkadaş haline gelmiş olduklarını ve bölüm başkanına akademik derecesi daha üst olan öğretim üyelerinden çok daha yakın olduklarını gözlemiştir. Hepsi aynı akademik kadro derecesinde olduğu için her ikisinin de baştaki mesafeli tutumlarının iyi niyetini görmelerinin ardından zaman içinde aşılacağını ve tanımadığı bu kentte kendisini de aralarına alacaklarını ummuş ama tanışmaya gittiği zamanlardan başlayan başkalarının yanında kibar, üçü bir arada kaldıklarındaysa sözünün kesildiği, sorusuna yanıt verilmediği, sohbete dahil edilmediği karşılaşmalar yaşanmaya devam etmiştir. Yine de zamanla düzeleceği umudunu korumuş ve bu tavırlarını görmezden gelmeyi yeğlemiştir. Bölüm başkanı ek üniversite idari görevleri nedeniyle çok yoğun olduğu gerekçesiyle  görüşmek için kendisine randevu vermediğinden, ayrıca daha tanışmak için geldiğinde dayanışması ve ortak hareket etmesi gereken kişi olarak kendisinden bir yıl önce göreve başlayan o öğretim üyesinin adını zikrettiğinden, bölümün işleyişi ve eğitim sorumluluklarının yerine getirilmesindeki prosedürleri, bölüm başkanının rektörlükten bölüme her geldiğinde yanına uğradığı ve fiilen yetkilerini devretmiş gözüktüğü tek öğretim üyesi olan  bu meslektaşına sormuş, ondan belli bir kuralın olmadığını, her bir görevi öğretim üyelerinin kendi tarzlarına göre yerine getirdiğini öğrenmiştir. Hasta vizitlerini o zamana dek yapılageldiği gibi 2-6 kişilik odalarda yatak başında değil, vizit odasına hastaların tek tek çağrılması şeklinde yapması, öğrenciler için derste anlatılan hastalıklara sahip olup iznini aldığı yatılı hastaları derse çıkarması ve ilerde kullanabilmeleri için daha ayrıntılı ders notları hazırlayıp vermesi gibi uygulamalarının bu meslektaşının yönlendirdiği gibi bireysel insiyatifle değil akademik kurul kararıyla gerçekleştirebileceğini başladığından üç ay sonra bölüm başkanı tarafından azarlandığı sırada öğrenmiştir. Bu ilk ciddi hayal kırıklığından sonra da negatif sarmal başlamış, bölüm başkanlığınca kendisinin ilgi duyduğu alanlarda bilimsel çalışmalar yapmasının önü kesilmiş, kendisi de ilgi duymadığı klinik ve ilaç araştırmalarını yapmayı reddetmiş, bu da bölüm başkanının yalnızca kendisine mobbing uygulayan ekibi koruyarak değil, doğrudan mobbing ekibine dahil olmasıyla sonuçlanmıştır.

Sözleşmesinin uzatılması için başvuruda bulunmayan hasta, sözleşmesinin  bitiminde üniversiteden ayrılmış ve ailesinin olduğu kente taşınarak bipolar depresyon tablosunda polikliniğimize başvurmuştur. Siklotimik mizaç öyküsü olan hastanın üniversiteden ayrılmadan önce mix tip epizod geçirdiği ve kendisine risperidon 1mg ve essitalopram 10 mg/gün başladığı öğrenilmiş, risperidon kesilmiş, valproat 1000mg/gün başlanmış, essitalopram  20 mg/güne çıkarılarak bireysel psikoterapi planlanmış ve iki ay içinde çalışabileceği ölçüde toparlanarak serbest çalışmaya başlamıştır.

Bu üç olguda da çeşitli derecelerde başına gelenlerin kendi suçu olduğu algısı uyandırılmış, içsel bütünlükleri ve özsaygıları farklı düzeylerde de olsa zedelenmiştir. Psikolojik savaşta toplumların içsel çelişkileri çatışmaya dönüştürülecek şekilde manipüle edilirken psikolojik şiddetin, mağdurunu kurban haline getirmesi mağdurun içsel çelişkilerinin içsel çatışmaya döndürülebilmesi yoluyla gerçekleşmektedir.

DSÖ sağlığı, yalnızca hastalık ve sakatlığın olmayışı değil, bedensel, ruhsal ve sosyal yönden tam bir iyilik hali olarak tanımlar. Bu tanım da bizi genel sistemler kuramına götürür. Bu kurama göre birey, organizmal aşamalı sıralamanın en üst, toplumsal aşamalı sıralamanın en alt birimidir. Her birim hem kendi içinde bir sistem, hem de üstündeki sistemin bir parçasıdır. Bir üst ve bir alt sisteme bakmadan yapılacak sistem ve birey analizleri ve çözüm önerileri bu yüzden yetersiz ve eksik kalmaya mahkumdur. Herhangi bir hastalığa sahip olan bireyler gibi bir mobbing mağduru da tıptaki yaygın anlayış olan biyomedikal modelin indirgemeci sığlığı içinde değil, biyo-psiko-sosyal varoluşu gereği üst ve alt sistemlerle etkileşimi içinde ele alınmalıdır. Kontrol arzusu güç ve çıkar istemiyle paraleldir. Psikolojik savaş yöntemleriyle kendi kendilerine ve kendi ortak çıkarlarına yabancılaştırılma sürecinde içlerindeki Truva atlarınca kendi eksiklik, yetersizlik ve çelişkilerine büyüteç tutulup özgüvenlerini ve özsaygılarını yitiren ve kurtuluşun küresel güç merkezlerinin kendileri için yazdığı sözümona reçetelere bağlanması gerektiğine inandırılan ve sonuçta mevcut zenginliklerini de kaptıran toplumlar gibi psikolojik şiddet mağduru bireylerin de yalnızca veya öncelikle ve ağırlıkla kendi eksik hata ve çelişkilerinin üzerinde durması mağdurdan kurbana dönüşmelerinin en başta gelen sebebi gibi gözükmektedir.

Öyle görünüyor ki küresel ölçekte kontrolü elinde tutmak isteyen güç odaklarından kurum, örgüt ve aile bazında kontrolü elinde tutmak isteyen kişilere varana dek psikolojik operasyonlar ve psikolojik şiddet kendini yeniden üretmektedir ve aralarındaki etkileşimin, ortak işleyen mekanizmalarının ve ortak başa çıkma yollarının gözden kaçırılmaması gerekmektedir.

KAYNAKLAR

·        Psikolojik Savaş, Gri Propaganda, Prof. Dr. Nevzat Tarhan, 7. Baskı, Timaş Yayınları, 2005

·        Sınırlar Arasında, Hüznün toprağı Balkanlar’dan geleceğin gücü Avrasya’ya, Banu Avar, 2. Baskı, Doğan Kitap, 2006

·        Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları, Yeni Teknikler Yeni Tehditler, Yeni dünya Düzeni, John Perkins, Türkçesi  Murat Kayı, 11. Baskı, April Yayıncılık, 2009

·        Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları 2, Ekonomik Tetikçiler, Çakallar, Dünya Bankası ve IMF,  Şirketokrasi ve Ondan Kurtulmanın Yolları, John Perkins,  Türkçesi Cihat Taşçıoğlu, April Yayıncılık, 2007

·        Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları 3, Küresel Kriz ve ‘Büyük Resim’, Steven Hiatt,  John Perkins’in Önsözü ve 13 Uzmanın Katılımıyla, Türkçesi Cihat Taşçıoğlu, April Yayıncılık, 2009

·        Mobbing: İşyerinde Yıldırma eğitim Örneği, Asiye Toker Gökçe, Öğreti, 2008

·        Mobbing: İşyerinde Yıldırma Nedenleri ve Başa Çıkma Yöntemleri, Asiye Toker Gökçe, Öğreti, 2008

·        İşyerinde Psikolojik Taciz ( Mobbing), Prof. Dr. Pınar Tınaz, 2. Baskı, Beta, 2008

·        Sosyal Psikolojiye Giriş I, Muzaffer Şerif, Carolyn W. Şerif, Çeviri; Mustafa Atakay, Aysun Yavuz, Sosyal Yayınlar, 1996

·         Sosyal Psikolojiye Giriş II, Muzaffer Şerif, Carolyn W. Şerif, Çeviri; Mustafa Atakay, Aysun Yavuz, Sosyal Yayınlar, 1996

·        Ruh Sağlığı ve Bozuklukları I, Prof. Dr. M. Orhan Öztürk, Prof. Dr. Aylin Uluşahin, Yenilenmiş 11. Baskı, Nobel Tıp, 2008

·        Ruh Sağlığı ve Bozuklukları II, Prof. Dr. M. Orhan Öztürk, Prof. Dr. Aylin Uluşahin, Yenilenmiş 11. Baskı, Nobel Tıp, 2008

 

* Ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanı

Sizlere daha iyi bir hizmet sunabilmek için sitemizde çerezlerden faydalanıyoruz. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerezleri kullanmamıza izin vermiş oluyorsunuz. Daha fazla bilgi için Çerez Politikası
X