Kadınların kınalarda veya kendi aralarındaki eğlencelerde nasıl ioynadıklarını hiç incelediniz mi? Ben çok inceledim. Niye derseniz şöyle izah edeyim. Kadın kadına olan oyunlar diğerlerinden farklıdır.  Diğerlerinden kastım, bir kadın ile bir erkeğin karşılıklı oynaması ( veya dansetmesi)  ve tek başına bir kadının oynaması. Birincisinde karşı cinsle iletişim olduğu için motivasyon farklıdır. Tek başına olan ise adı üstünde “tek başına”.
Kadın kadına olan oyunları,  kuralı belli olanlar ve olmayanlar diye ikiye ayırmak lazım. Halay mesela… Kuralları bellidir. Halay çekerken göbek atamazsınız. Misket, karşılama vs gibi oyunlar da böyledir. Bilenler ortaya çıkar. Adam gibi oyuna iştirak eder.  Zaten adam gibi oynamaz ise kınanır, komik olur.
Bir de kuralsız oyunlar vardır. Melez, arabesk, ne idüğü belirsiz oyunlar. Herkes kendisini ortaya atar, orasını burasını oynatır. Nasılsa kural yok. Karşısına da başka bir kuralsız düşerse değmeyin keyiflerine. Biri göbek atar öbürü de atar. Biri kıvırır, öbürü daha beter kıvırır. Gitgide oyunun dozu yükselir. Bir de bakarsınız birbirlerine kalça, omuz vurmaya başlarlar. Bunu yaparken ya çılgın kahkahalar atar ya da ” al sana, al sana” türünden laflar ederler. Oynuyorum zannederken maymuna dönerler. Böyle bir ortamı müziksiz olarak düşünmek işin vahametini iyice ortaya koyar. Ama müzik çok önemli tabi. Şartlı refleks. İyice alışınca müziği duymaları kafidir. Oturdukları sandalyede müziğe duyarlı bir fırlatma mekanizması var sanırsınız.
Diyelim ki böyle bir ortamda kuralsız oynamayı çok seven bir kadınla, kuralları olan ya da oynamayı sevmeyen bir kadın karşı karşıya geldi. Kuralsız alışmış nasılsa,  bir göbeğe bir göbek, bir omuza iki omuz. Salla gitsin. Fakat o da ne? Bu yeni oyuncu farklı. Hatta oyuncu bile değil. Kendisi göbek atıyor, omuz vuruyor, karşıdan tepki yok.  Kendi halinde ya da dimdik oynamadan duruyor. Bu durum karşısında kuralsız ne hale gelir tahmin edin. Gitgide performansı düşer. Eli ayağı dolanır. Bir iki döner, baktı olmuyor başka bir ortak arar. Yani kısacası oyunu bozulur. Böylelerinin B planı da yoktur. Daha doğrusu vardır da o da oynamak üzerine. Hani ayının kırk türküsü vardır, kırkı da olgun armut üzerine misali.
Bu örneği, iş hayatında uygulamanız için anlattım. Biraz zor bir yol. Zira ortada o kadar çok oyuncu var ki. Ve bu oyuncular muhakkak oyuna girmenizi isterler.”Ben oynamıyorum.” cevabından çok rahatsız olurlar. Taraf olmanızı beklerler. Çünkü oyuna girip taraf olmaz iseniz oyun bozulur. Oyunlarının bozulmasından hoşlanmazlar. Zira kaybetmek duygusu ile karşılaşırlar ve bu çok kötü bir duygudur. Oysa basit ve ucuz kazançlarının karşılığında neler kaybettiklerini bir bilseler.
Oyun bozmak için oyuna dahil olmanız gerekmez.  Oynamadığınız oyun bitmiş demektir. Çok önemli bir husus daha var. Sadece oynamamak yetmez. Zinhar kötü bir oyunu alkışlamayın. Ölü Ozanlar Derneği filminde bir sahne vardır. Öğretmen çocukları bahçede toplar. Birkaç öğrenciye yürümelerini söyler. Kendisi de ” sağ, sol” diyerek tempo tutar. Bir süre sonra çocukların adımları eşitlenir ve diğer arkadaşları alkışla eşlik eder. Sonra öğretmen durdurur ve şöyle der. ” Ben size sadece yürüyün dedim. Eşitlenin demedim”. Çocuklar şaşkına döner. Arkadaşları ise gülerler. Öğretmen bu sefer onlara dönüp ” Peki siz niye alkış tuttunuz?” diye sorar. Şaşırma sırası onlardadır. Sonra , toplum karşısında değerlerimizi korumanın ve kendimiz gibi olmanın kolay olmadığını söyleyerek, “Hepiniz dağılın ve kendiniz gibi yürüyün” der. Bütün çocuklar  dağılıp kendi zevklerince yürümeye çalışırken, bir çocuğun bir şey yapmadan onlara baktığını görür. “Siz neden yürümüyorsunuz?” diye sorunca şu cevabı alır. ” Yürümeme hürriyetimi kullanıyorum.”  Filmin sonunda bu çocuk okuldan atılır. Gerçekten toplum karşısında değerlerinizi korumak ve kendiniz olarak kalmak zordur. Ama unutmayın ” Zor oyunu bozar.”

Sizlere daha iyi bir hizmet sunabilmek için sitemizde çerezlerden faydalanıyoruz. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerezleri kullanmamıza izin vermiş oluyorsunuz. Daha fazla bilgi için Çerez Politikası
X