Anasayfa / Makaleler / Mobbing Mücadelemiz

Mobbing Mücadelemiz


Dr. Hicran ATATANIR

Mobbing, günlük yaşantımızda daha sık işittiğimiz kavramlardan biri haline geldi. Bazılarımızın çalışma hayatını kâbusa çeviren bu sorunla belki hiç karşılaşmadık, belki de yaşadıklarımızın bir Mobbing vakası olduğunun hiç farkına varamadık. Belki de tam da bu nedenle mücadele etmemiz gereken sorunun ne olduğuna, neden önemli olduğuna dair farkındalığımız yeterince gelişemedi. Ya da ancak mağduru olduğumuz zaman mobbingin yıkıcı etkileri ile yüzleştik ve mücadelemizde bir başımıza kaldık.

Mobbingle Mücadele Derneği “yalnız değilsiniz” sloganı ile mobbing ile mücadele etmek ve verilen mücadelelere profesyonel düzeyde destek vermek üzere kuruldu. Ancak kuşkusuz mobbing yalnızca bireysel ya da sivil inisiyatif ile çözülebilecek bir sorun yumağı değil. Derneğin web sayfasında yer alan çeşitli makalelerde de okuyacağınız üzere çok temel hukuki düzenlemelerin yanı sıra bu düzenlemelerin acilen hayata geçirilmesine, bu konuda kamusal aktörlerin fiili olarak sorumluluk almasına ve hep birlikte bir yol haritası çizilmesine ihtiyaç var.

Mobbing ile olan haklı mücadelesinde hiç kimsenin yalnız kalmaması kanımca biraz da böylesi önemli bir amaçla kurulmuş derneğin de mücadelesinde yalnız bırakılmamasına bağlı. Çeşitli araştırmalar bize gerek mobbing uygulayan kişinin gerek mağdurun gerekse mobbinge tanık olan kişilerin psikolojik özelliklerinin, çatışmaların yönetilememesinin, örgütsel ve yönetsel sorunlarla baş edilememesinin mobbing nedenlerinden yalnızca belli başlıları olduğunu göstermekte. Ayrımcılık yapma ve ötekileştirme gibi farklılıkları eşitsizliklere dönüştürmeye güdümlü bir anlayıştan gelen psikolojik taciz davranışları ise sosyal ve kültürel bağlam içerisinde nedenleri aranması gereken ve mobbing davranışlarına da düşünsel zemin oluşturan; sosyopsikolojik olarak çok daha derinlemesine incelenmesi gereken nedenler. Çok genel olarak ve bireysel farklılıklar göz ardı ederek denebilir ki belki de bu bağlam, mağdurların mobbinge boyun eğme, tanık olan kişilerin ise sessiz kalma davranış
örüntüsünü de belirleyen sosyolojik bir olgu.

Kuşkusuz işyerleri de toplumdaki güç ilişkilerinden ve bu ilişkilere göre biçimlenen sosyal dengelerden bağışık alanlar değil. Bu nedenledir ki mobbinge karşı atılacak adımlar doğası gereği ve zorunlu olarak toplumsal bir mücadelenin parçasıdır.

Günlük yaşamda sık kullandığımız “yapanın yanına kar kalması” ifadesinin de özetlediği gibi mobbing, uygulayanın yanına kar kalıyor ve mağdurlar baş edemedikleri zorbalar nedeniyle işlerinden oluyor, işyerlerini değiştirmek ya da yeniden ve yeniden iş aramak zorunda kalıyorlar ise çalışma yaşamımızdaki etik değer ve davranış normları üzerinde yeniden düşünmemiz gerekiyor. Sanırım mücadele tam da bu ahlak anlayışının sorgulanması ve doğruya hep birlikte ulaşma irademiz ile başlıyor.

Herşeyden önce işyerinde yaşanılan her çatışmanın, anlaşmazlığın, maruz kalınan şiddet, kaba davranışlar ya da cinsel tacizin mobbing olup olmadığının ayırdında olmamız gerekiyor. Mobbing vakalarında sergilenen psikolojik taciz davranışlarının daha çok araç olduğunun, geniş bir zamana yayılarak sistematik olarak uygulandığının bilincinde olmamız gerekiyor. Mobbing gibi sistematik
olarak sürdürülen bir süreç ile mücadelede atılacak adımların da sistematik ve bütüncül bir yaklaşım içerisinde yönetilmesi önem arz ediyor.

Üzerinde çok konuşmadığımız bazı konuları biraz daha gün yüzüne çıkarmamız gerekiyor. Çalışmaları ile öne çıkan ve işinde başarılı olan insanları çekememe ve gölgeleme sık gözlemlediğimiz ya da deneyimlediğimiz bir davranış mıdır? “Doğru söyleyenin dokuz köyden kovulduğu” bir toplumda dürüst olmak ve dürüst kalabilmek cesaret meselesi midir? Çalışılan işyerinde yapılan yanlışları dile getirmek, yanlış uygulamalara karşı direnmek mobbing mağduru olmak için haklı
gerekçeler midir? Bir işte ya da belli bir birimde çalışmaya devam edebilmek sessiz kabullenişimizin sağladığı kazanç mıdır? Mobbing uygulayan kişilerin acımasızlığını sahip olduğu unvan ya da işgal ettiği makamlar haklı kılabilir mi? …

Galiba mobbingle mücadelede bu ve benzeri sorulara yakın çevremizi ya da kendimizi gözlemleyerek vereceğimiz samimi cevaplar ile yol alabiliriz. Tüketim toplumu döngüsü içinde kiramızı ya da borçlarımızı ödemek, taksitlerimizi aksatmamak ve pek tabi ki yemek, içmek, okumak, gezmek… kısaca yaşamak için para kazanmak zorunda olan bireyleriz. Çocuklarımızı kimseye muhtaç olmayacakları, kendi ayakları üzerinde durabilecekleri bir geleceğe hazırlamak için çabalıyoruz. Bunlar ve belki daha farklı faktörler bize ekmek parasından daha fazlasını kazanmaya, en azından çalışma yaşamında kalmaya zorlayan rasyonel nedenler. Görüyoruz ki mobbing sonucunda işine son verilen ya da işinden ayrılmak zorunda kalan kişiler haklarındaki olumsuz nitelendirmeleri vebalı bir hastalık taşıyormuşçasına yüklenmek durumunda kalıyorlar. Kötü huylu, asi ya da işe yaramaz olduklarına dair etiketler hem bu değerli insanlara, hem ailelerine hem de toplumumuza ağır bedeller ödetiyor.

Çalışma yaşamında kendisini başkasına beğendirme ihtiyacı içinde olmadan, yüksek bir özgüvenle, hoşgörü ile hem kendimizin hem de başkalarının davranış ve duygularını gözlemleyerek, birbirimizi dengeleyerek, suçlayıcı olmadan ve kişiler ya da olaylardan ziyade düşüncelerle uğraşarak dürüst ve çalışkan bireyler olarak yer alabiliriz. Her bireyin onur ve haysiyetine saygı duymayı öğrenebiliriz.

Nitekim mobbing davranışları aşırı derecede ilgi ya da övgü açlığı çeken, başkalarının niyetlerinden aşırı kuşku duyan ve kendi eksikliklerini saklamak için sürekli olarak çevresindekileri yargılayan ve aşağılayan tutumlar ile ortaya çıkan bir süreç. Bu bağlamda mobbinge karşı verilecek mücadele ile mobbing uygulayan kişiye rağmen ve onun için de verildiği ölçüde insanı kazanmak ve çalışma barışını sağlamak mümkün olabilir.

Mobbingle mücadele iş yerlerinde dayanışmaya dayalı örgüt kültürünün güçlenmesi üzerinde etkili olacağı gibi ve katı hiyerarşi, dengeli olmayan yetki ve sorumluluk dağılımı, ücret adaletsizlikleri, sağlıksız iletişim, rol belirsizlikleri, yoğun ve stresli çalışma ortamı gibi çalışma barışını ve verimliliği etkileyen sorunların tespit edilip giderilmesine ve örgüt ikliminin gelişmesine de imkân sağlayacaktır.

Kuşkusuz çok daha temelde yatan sorun işler bir şekilde yolunda gittiği sürece mobbing vakalarının varlığı ya da yokluğu ile ilgilenmeyen, tabiri caiz ise oralı dahi olmayan yönetici profilidir. Bu yöneticiler bilerek ya da bilmeyerek mobbing davranışlarının devam etmesine ve örgütsel ilişkilere yön vermesine ortam hazırlarlar. Bu anlamda vardiyalı çalışma sisteminin uygulandığı, yüksek hiyerarşinin hâkim olduğu işyerlerinde olduğu kadar iş güvencesinin olmadığı, kayıt dışı istihdamın ve geçici çalışmanın yaygın olduğu işyerlerinde de mobbing davranışlarına kör ve sağır kalınması bu sorunun sıklığı ve yaygınlığı üzerinde etkili olur.

Özet olarak mobbing olgusunun ve yaygınlığının toplumun sosyal, ekonomik,kültürel ve ahlaki norm ve değerleri ile doğrudan ilgili olduğunu ve pek tabi üretim ve bölüşüm ilişkilerinin doğasının zorunlu bir yansıması olduğunu söyleyebiliriz.

Kuşkusuz mobbing ile mücadele mobbing davranışlarının sergilenmesine ortam hazırlayan temel faktörlerin, adaletsiz ve eşitsiz uygulamaların farkında olunması ve ortadan kaldırılması ile başlamalıdır. İnsanların mobbing mağduruna dönüşme riskini bertaraf edebilmek belki mümkün olmayabilir ancak bu riski kontrol altına alabilmek ve bir mağduriyet oluşmadan dur diyebilmek hepimizin elinde.

Hakkında Dr. Hicran ATATANIR

Dr. Hicran ATATANIR
25 Haziran 1978 tarihinde Eskişehir’de dünyaya geldi. İlk, orta ve lise öğrenimini Eskişehir’de tamamladı. Dokuz Eylül Üniversitesi Kamu Yönetimi ana bilim dalında lisans eğitimini, Anadolu Üniversitesi İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku ana bilim dalında yüksek lisans eğitimini tamamladı. “Türkiye’de Yoksulluk, Sosyal Yardım ve Sivil Toplum: Hak Temelli Yaklaşım Açısından Bir Değerlendirme” başlıklı teziyle Hacettepe Üniversitesi Sosyal Hizmet Ana Bilim Dalında doktora eğitimini tamamladı ve aynı üniversitede sosyal politika ve planlama dersleri verdi. Farklı kamu kurumlarında 17 yıllık bir çalışma deneyimine sahip olan Atatanır, Sosyal Güvenlik Kurumu’nda sosyal güvenlik uzmanı kadrosunda bulunmakla birlikte halen görevli olarak bulunduğu Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu’nda çalışmalarına devam etmektedir. Çeşitli yayınları bulunan Atatanır evli ve iki çocuk annesidir.

-Haber İlginizi Çekebilir

Bir de Çocukların Gözüyle Bakabilsek

Çocuklar dünyaya, hayata, olaylara en saf ve objektif şekilde bakarlar. Pek geçmişleri olmadığı için zihinlerinde …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir