Kategori arşivi: Mevzuat

AİHM’e Başvuru Yolları

Bireysel Başvuru Nasıl Yapılır?

11 No’lu ek Protokol ile bireysel başvurunun kapsamı genişletilmiş ve bireysel başvuru hakkı bireyler yanında hükümet dışı örgütlerle kişi gruplarına da tanınmıştır. Bireysel başvuru hakkı sözleşmeye taraf bir devletin yargı yetkisi içinde bulunan ve sözleşmede güvenceye altına alınan hakların ihlal edilmesinden dolayı zarar gördüğünü iddia eden herkese tanınmıştır. Başvuruda bulunmak için hakkın ihlal edildiği devletin vatandaşı olmaya veya tam ehliyetli olmaya gerek yoktur. Sözleşme, gerçek kişiler yanında tüzel kişiliğe sahip hükümet dışı örgütlerinde başvuru hakkını tanır. Hükümet dışı örgütler sadece örgütün gördüğü zarar nedeniyle başvuruda bulunabilir. Avrupa Konseyi yeterli kaynakları bulunmayan başvurucular için bir adli yardım sistemi uygulamaya koymuştur.

AİHM’e Kimler Başvurabilir?

AIHS’nin ihlal edilmesinden dolayı mağduriyetlerini iddia eden,

• Gerçek kişi, hükümet dışı kuruluşlar, kişi grupları başvurabilir.

• Mahkemeye çocuklar da başvurabilirler. Çocuklar, ebeveynlerinin ulusal hukuk açısından yasal konumlarının uygun olması koşuluyla, ebeveynlerinden biri tarafından temsil edilebilirler.

• Mahkeme hayatta olmayan biri adına yapılan başvuruyu kabul etmez. Ancak mirasçısı veya yakın akrabasının başvurusunu kabul edebilir.

• Başvuru sahibi dava sürecinde ölürse, mahkeme, akraba veya mirasçılarının meşru çıkarları sürüyorsa, veya mahkeme şikayetin ‘genel bir öneme’ sahip olduğu kanısında ise dava sürdürülür.

Bireysel Başvuru Koşulları Nelerdir?

• Sözleşmede güvenceye alınan hakların ihlali sebebiyle doğrudan yada dolaylı olarak mağdur olma.

• Başvurucunun kimliği belli olmalıdır. Mahkeme ancak kimliği açıkça belli olan başvuruları kabul eder. Ancak AİHM içtüzüğünün 47/3. md. göre ‘ Daire başkanı, istisnai ve gerçekten haklı görülebilir durumlarda kimliğin saklı tutulmasına izin verebilir.

• Daha önceden Mahkeme tarafından incelenmiş bir konu ile esas itibariyle aynı olan ve yeni bilgi içermeyen başvurular dikkate alınmaz. Ayrıca daha önce başka uluslar arası soruşturma ya da çözüm yerine sunulmuş bir konu, yeni bir bilgi içermeyecek şekilde Mahkemeye başvuru konusu yapılamaz.

• Yapılacak başvurunun AİHS’de yer alan hükümlerle bağdaşması gerekir. Başvurular sözleşme kapsamında ve Mahkemenin yetki alanı içinde olmalıdır.

Devletler Arası Başvuru Nasıl Gerçekleşir?

Devletler arası başvuru, AİHS’ye taraf olan bir devletin Sözleşmede güvence altına alınan hakların ve özgürlüklerin Sözleşmeye taraf olan bir başka devlet tarafından ihlal edildiği iddiasıyla Mahkemeye şikayette bulunmasıdır. Sözleşmeyi onaylayan her devlet zorunlu olarak devletler arası başvuru yolunu da tanımaktadır.

Sözleşmeyi onaylayan her devlet, Sözleşme tarafından güvenceye alınan hak ve özgürlüklerin korunması ve geliştirilmesi amacı güder ve böylece ortaklaşa bir yükümlülüğü üstlenir.

BİR DAVANIN MAHKEMEYE GÖTÜRÜLME SÜRECİ NASIL İŞLER?

MAHKEMEYE KABUL EDİLEBİLİRLİK KOŞULLARI

• Mahkeme uluslararası hukukun genellikle tanınmış kurallara göre iç hukuktaki bütün başvuru yolları tüketildikten sonra ve konu hakkında son kararın verilmesinden itibaren 6 ay içinde yapılan bir başvuruyu ele alabilir.

• Mahkeme 34. maddeye göre yapılmış başvurulardan, kime ait olduğu bilinmeyen, mahkeme tarafından daha önce incelenmiş bir konuyla aynı içeriğe sahip olan hiçbir yeni bilgiyi içermeyen bir başvuruyu ele alamaz.

• Mahkemeye Belediyeler gibi kamu kuruluşları başvuramazlar. Çünkü başvuru ‘kamu işlevlerini yerine getiren merkezi idare dışında kalan otoriteleri’ kapsamaktadır.

• Başvuru sahibinin, iddia konusu sözleşme ihlallerinden şahsen ve doğrudan etkilenmiş olması gerekir. Başvuru sahibi AİHM’ e yapacağı şikayetin özünü ulusal işlemler sırasında da ortaya koymak durumundadır. Böylece ulusal mahkemelere, ilgili başvuru AİHME’ e gelmeden önce konu hakkında karar alabilme olanağı tanınmaktadır.

AiHM’e nasıl başvurulabilir?

Mahkemenin resmi lisanları İngilizce ve Fransızca’dır. Başvuru İngilizce veya Fransızca lisanlarının biriyle yapılmalıdır. Başvuru sonrasında uygun görülmesi halinde bu lisanlardan farklı olarak Sözleşmeyi imzalamış olan devletlerin resmi lisanları ile de haberleşmeye imkan verilir. Türkçe de bu dillerden biri olup, isterseniz siz de Türkçe başvuruda bulunabilirsiniz. Mahkemeye faksla veya elektronik posta ile yapılacak başvurular daha sonra posta ile gönderilecek başvuru metniyle teyit edilmedikçe geçerli sayılmayacaktır. Şikayetinizi sözlü olarak açıklamak için Strasbourg’a bizzat gitmenize gerek yoktur.

Sözleşme veya ek protokollerle garanti altına alınmış bulunan hak ve hürriyetlerin ihlal edildiği kanaatinde olan birey, komisyon sekreterliğine hitaben bir mektupla başvurabilir.

Bu mektup şu adrese gönderilmelidir.

Au Secretoire de la
Commision europeene des Droits de l’Homme
Consil de I’ Europe
BP 431 R6
67075 STRASBOURG CEDEX
FRANCE

Mahkemeye Başvuru

• Başvuru dilekçe ile yapılır.

• Dilekçe matbu olup şunları içerir:

• Başvuranın kimlik bilgilerini

• İlgili olgu ve ulusal sürecin özeti (Devlet makamlarınca bu konu ile ilgili olarak verilmiş bulunan kararların listesi, her kararın tarihi, kararı veren makam ile kararın kısa özeti)

• İhlal edilen sözleşme maddeleri

• Başvuru imzalı olmalıdır.

• Başvurunun bir avukat aracılığıyla yapılmasına gerek yoktur.

• Bir mahkeme masrafı söz konusu değildir.

• İlk dilekçe faks ile de gönderilebilir.

• İlk dilekçedeki tarih şikayetin bildirim tarihidir.

AİHM’ de Hangi Başvurular Kabul Edilmez?

• İç hukuk yolları tüketilmeden ve ulusal mahkemelerde verilen nihai kararın üzerinden 6 ay geçmeden mahkemeye başvuru yapılamaz.

• Mahkemece daha önce incelenmiş, uluslararası bir başka soruşturma ve çözüm organına sunulmuş başvurunun konusuyla esas olarak aynı olan başvurular kabul edilmez.

• Başvurunun açık dayanaktan yoksun olmaması gerekir.

• Başvuru hakkının su istimali söz konusu olmamalıdır.

• Mahkeme yargılamanın her aşamasında başvuruyu kabul edilemez ilan edebilir.

• Başvuru sahibinin milliyeti ve ikametgahının sözleşmeye taraf bir ülkede olup olmamasının başvuruda bir önemi yoktur.

AİHM’e Belediye Gibi Kamu Kuruluşları Başvurabilir mi?

• Mahkemeye Belediyeler gibi kamu kuruluşları başvuramazlar.

• Çünkü başvuru, ‘kamu işlevlerini yerine getiren merkezi idare dışında kalan otoriteleri’ kapsamaktadır

• ‘Başvuru sahibinin iddia konusu sözleşme ihlallerinden şahsen ve doğrudan etkilenmiş olması gerekir.’
Davanın Kaydı ve İncelenmesi

• Mahkeme geçici bir dosya açar. Mahkeme Yazı İşleri’ne mensup bir hukukçu cevabını bir başvuru formu ve yetki formu ile birlikte bildirir.

• Başvuru ve yetki formu altı hafta içinde tamamlanarak mahkemeye gönderilmelidir.

• Bu aşamada adli yardım almak mümkün değildir.

• Tamamlanmış formun alınmasıyla başvuru formu kayda geçirilir.

• Yapılan başvurunun kabul edilip edilmeyeceği ‘kabul edilebilirlik koşulları çerçevesinde’ mahkeme tarafından değerlendirilir.

• Başvuru kabul edilmezse incelenmez ve dava sona erer.

• Bireysel başvurular hakkında kabul edilemezlik kararı komiteler tarafından oy birliği ile alınır.

• Başvurunun kabul edilebilirliği esası hakkında Daire karar verir.

• Başvurular kaydedildikten sonra her dava için ilk incelemeyi yapmak üzere ‘raportör yargıçlar’ atanır.

• Mahkeme ya bu başvurunun kabul edilemez olduğunu ilan eder ya da davalı hükümet ile yazışma yoluna girer. Bu süreçte hükümetten belli sorulara yanıt vermesi istenir.

Olguların Saptanması

Bu aşamada iddia edilen olaylar saptanmaya çalışılır. Taraflarca Mahkemeye sunulan görüş ve kanıtlardan yararlanma yoluna gidilir ve gerekirse başvuruya ilişkin ek bilgide istenebilir.

Dostane Çözüm

Mahkemenin başvuruyu kabul edilebilir bulduğunu açıklaması halinde, sorunun taraflar arasında insan haklarına saygı esasına dayanan dostane bir çözüme kavuşturulması amacıyla çaba gösterir. Dostane bir çözüme varılacak olursa Mahkeme, olayların kısa bir özetini ve ulaşılan sonucu kapsayan bir karar verdikten sonra dava kayıt listesinden silinir. Dostça bir çözüm yoluna gidilemezse Mahkeme Sözleşmenin davalı devletçe ihlal edilip edilmediğine bakar.

Karar

Kararlar gerekçelidir. Mahkeme Sözleşmenin ya da ona bağlı Protokollerin ihlal edildiğini tespit ederse ve ilgili sözleşmeci tarafın iç hukuku bunu ancak kısmen giderme olayı veriyorsa zarar gören tarafa adil bir karşılık hükmedebilir. Bunun yanı sıra davalı devlet maddi ve manevi tazminat ve ayrıca dava masrafları ile avukatlık ücretlerinin ödenmesi yaptırımına bağlanabilir.

Kararların Uygulanması

AİHM’nin verdiği nihai kararlara davaya taraf olan devletler uymak zorundadır. Yani kararlar taraf devletler için bağlayıcı niteliktedir. Mahkemenin son kararı Bakanlar Komitesi’ne gönderilir. Komite kararların yerine getirilmesini gözetir.

TİHEK Uygulama Usul ve Esasları Yönetmeliği

Mobbing ile Mücadelede çok önemli bir aşama daha kaydedildi. 6701 sayılı TÜRKİYE İNSAN HAKLARI VE EŞİTLİK KURUMU KANUNU’nun ardından ikincil mevzuatın olmaması nedeniyle mobbingin önlenmesi konusunda belirsizlikler yaşanmakta idi. Yaşanan sorunların ve belirsizliklerin ortadan kaldırılması amacıyla TÜRKİYE İNSAN HAKLARI VE EŞİTLİK KURUMU KANUNUNUN UYGULANMASINA İLİŞKİN USUL VE ESASLAR HAKKINDA YÖNETMELİK resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Bu yönetmelik mobbing ile mücadele konusunda çok önemli düzenlemeleri getiriyor. Başta Kurum Başkanı Sayın Süleyman ARSLAN olmak üzere, yönetmeliğin ortaya çıkmasında emeği geçen herkesi yürekten kutluyoruz.

Başkan, üyeler ve kurum personelinin tam bir tarafsızlık, dürüstlük, yasallık, hakkaniyet ve adalet anlayışı içerisinde görevlerini yerine getireceklerine, yetkilerini kendi sorumlulukları altında, bağımsız olarak kullanacaklarına yürekten inanıyoruz.

Cinsiyet, ırk, renk, dil, din, inanç, mezhep, felsefi ve siyasi görüş, etnik köken, servet, doğum, medeni hâl, sağlık durumu, engellilik ve yaş temellerine dayalı ayrımcılık yapmadan; insan hak ve özgürlüklerine aykırı veya kısıtlayıcı, fırsat eşitliğini engelleyici davranış ve uygulamalarda bulunmadan görevlerini yerine getirmelerini istiyoruz.

Görev alanlarına giren konularda; ilgili hiçbir organ, makam, merci veya kişiden, emir ve talimat almadan, tavsiye ve telkinlere boyun eğmeden görev yapmalarını bekliyoruz.

Bu yönetmeliğin mobbing ile mücadelemizde mağdurların acılarını bir nebze de olsa dindireceğini, zorbalara da gereken dersi verecek uygulamaları hayata geçireceğini ümit ediyor, başarılar diliyoruz.

İşte Yönetmelik:

Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumundan:
TÜRKİYE İNSAN HAKLARI VE EŞİTLİK KURUMU KANUNUNUN
UYGULANMASINA İLİŞKİN USUL VE ESASLAR
HAKKINDA YÖNETMELİK

BİRİNCİ BÖLÜM
Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar

Amaç
MADDE 1 – (1) Bu Yönetmeliğin amacı; Kurum personelinin uyacakları mesleki ve etik ilkeler, komisyonların ve dairelerin oluşumu, çalışma esasları ile Kurulun çalışma usul ve esasları ve diğer hususlar, Kuruma başvurular ve inceleme usulleri, işleme konulmayacak başvurular, gerekçeli kabul edilemezlik kararları dahil olmak üzere Kurumca verilecek karar türleri ile başvuruya ilişkin diğer usul ve esasları, bilirkişi olarak görev yapacakların nitelikleri ve çalışma esasları, istişare komisyonunun oluşturulması ile merkezde ve illerde yapılacak istişare toplantıları ile ulusal önleme mekanizmasının, özgürlüğünden mahrum bırakılan ya da koruma altına alınan kişilerin bulundukları yerlere haberli veya habersiz gerçekleştireceği ziyaretlerle özgürlüğünden mahrum bırakılan ya da koruma altına alınan kişilerin başvurularının incelenmesi ve sonuçlandırılması ile Kurum personeli veya insan hakları ve ayrımcılıkla mücadele eğiticileri tarafından verilecek insan hakları ve ayrımcılıkla mücadele eğitimine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.
Kapsam

MADDE 2 – (1) Bu Yönetmelik;

a) Kurul üyeleri ile Kurum personelinin uyacakları mesleki ve etik ilkeleri, Kanunun 12 nci maddesinde belirtilen komisyonların ve dairelerin oluşumunu, çalışma esasları ile Kurulun çalışma usul ve esaslarını ve diğer hususları,

b) Kuruma yapılan başvurular ve bunların inceleme usulleri ile işleme konulmayacak başvurular, gerekçeli kabul edilemezlik kararları dahil olmak üzere Kurumca verilecek karar türleri ile başvuruya ilişkin diğer usul ve esasları,

c) Başkan ya da Kurul tarafından görevlendirilen bilirkişilerin nitelikleri ve çalışma esaslarını,

ç) Kanunun 22 nci maddesine göre istişare komisyonunun oluşturulması ve Kurumun merkezde ve illerde istişare toplantısı gerçekleştirmesiyle ilgili usul ve esasları,

d) Ulusal önleme mekanizmasının, özgürlüğünden mahrum bırakılan ya da koruma altına alınan kişilerin bulundukları yerlere haberli veya habersiz gerçekleştireceği ziyaretler ile özgürlüğünden mahrum bırakılan ya da koruma altına alınan kişilerin başvurularının incelenmesine ve sonuçlandırılmasına ilişkin usul ve esasları,

e) Kurum personeli veya insan hakları ve ayrımcılıkla mücadele eğiticileri tarafından verilecek insan hakları ve ayrımcılıkla mücadele eğitimine ilişkin usul ve esasları,
kapsar.

Dayanak
MADDE 3 – (1) Bu Yönetmelik, 6/4/2016 tarihli ve 6701 sayılı Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Kanununun 12 nci maddesinin on ikinci fıkrası, 17 nci maddesinin dokuzuncu fıkrası, 20 nci maddesinin birinci fıkrası, 22 nci maddesinin üçüncü fıkrası ile 26 ncı maddesinin birinci fıkrası ve 27 nci maddesinin birinci fıkrasına dayanılarak hazırlanmıştır.

Tanımlar
MADDE 4 – (1) Bu Yönetmelikte geçen;

a) Alıkonulma: Bir kamu idaresinin talimatı, işlemi, rızası veya onayı ya da bir yargı kararı çerçevesinde özgürlüklerinden yoksun bırakılma durumunu,

b) Alıkonulma yeri: Bir kamu idaresinin talimatı, işlemi, rızası veya onayı ya da bir yargı kararı çerçevesinde özgürlüklerinden yoksun bırakılmış ya da bırakılabilecek olan kişilerin tutuldukları/tutulacakları açık, kapalı, geçici, sürekli ve benzeri mahiyetteki herhangi bir yeri,

c) Ayrı tutma: Kişilerin Kanunda sayılan temellerden biri veya birden fazlası nedeniyle, bir eylem veya eylemsizliğin sonucu olarak diğerlerinden ayrı tutulması durumunu,

ç) Ayrımcılık talimatı: Bir kişinin kendi nam veya hesabına eylem ve işlemlerde bulunmaya yetkili kıldığı kişilere veya bir kamu görevlisinin diğer kişilere verdiği ayrımcılık yapılmasına yönelik talimatı,

d) Basın yayın kuruluşları: Radyo, televizyon, gazete, dergi gibi elektronik veya yazılı basın organlarını,

e) Başkan: Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Başkanını,

f) Başvuru: Ayrımcılık yasağı ihlallerine ilişkin başvurular ile özgürlüğünden mahrum bırakılan ya da koruma altına alınan kişilerin ulusal önleme mekanizması kapsamındaki başvurularını,

g) Başvurucu: Ayrımcılık yasağı ihlalinden zarar gördüğü iddiasında bulunan gerçek veya tüzel kişiler ile özgürlüğünden mahrum bırakılan ya da koruma altına alınan kişileri,

ğ) Bilirkişi: Kurumca inceleme ve araştırma yapılan ve ileri derecede teknik ve mali uzmanlık bilgisi gerektiren konularla ilgili olarak, Başkan ya da Kurul tarafından, ücreti Kurum bütçesinden ödenmek üzere, görüşünü sözlü veya yazılı olarak vermesi için başvurulan gerçek veya özel hukuk tüzel kişisini,

h) Çoklu ayrımcılık: Ayrımcı uygulamanın birden fazla ayrımcılık temeli ile ilişkili olması durumunu,

ı) Doğrudan ayrımcılık: Bir gerçek veya tüzel kişinin, hukuken tanınmış hak ve hürriyetlerden karşılaştırılabilir durumdakilere kıyasla eşit şekilde yararlanmasını Kanunda sayılan ayrımcılık temellerine dayanılarak engelleyen veya zorlaştıran her türlü farklı muameleyi,

i) Dolaylı ayrımcılık: Bir gerçek veya tüzel kişinin, görünüşte ayrımcı olmayan her türlü eylem, işlem ve uygulamalar sonucunda, Kanunda sayılan ayrımcılık temelleriyle bağlantılı olarak, hukuken tanınmış hak ve hürriyetlerden yararlanma bakımından nesnel olarak haklılaştırılamayan dezavantajlı bir konuma sokulmasını,

j) Engelli: Fiziksel, zihinsel, ruhsal veya duyusal yetilerinde çeşitli düzeyde kayıplarından dolayı topluma diğer bireyler ile birlikte eşit şartlarda tam ve etkin katılımını kısıtlayan tutum ve çevre şartlarından etkilenen bireyi,

k) Hakkın kötüye kullanılması niteliğindeki başvurular: Kurumu yanıltmak amacıyla kasten, olmayan maddi vakıalara dayanılması veya bu nitelikte belge sunulması, başvurunun değerlendirilmesi noktasında esaslı olan bir unsur hakkında bilgi verilmemesi, başvurunun değerlendirilmesi sürecinde vuku bulan ve söz konusu değerlendirmeyi etkileyecek yeni ve önemli gelişmeler hakkında Kurumun bilgilendirilmemesi suretiyle başvuru hakkında doğru bir kanaat oluşturulmasının engellenmesi, medeni ve meşru eleştiri sınırları saklı kalmak kaydıyla başvuru amacıyla bağdaşmayacak surette hakaret, tehdit veya tahrik edici bir üslup kullanılması niteliğindeki başvuruları,

l) İlgili taraf: Kuruma başvurmadan önce Kanuna aykırı olduğu iddia edilen uygulama aleyhine başvuru yapılan kamu kurum ve kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, gerçek kişiler ve özel hukuk tüzel kişilerini,

m) İşyerinde yıldırma: Kanunda sayılan ayrımcılık temellerine dayanılarak kişiyi işinden soğutmak, dışlamak, bıktırmak amacıyla kasıtlı olarak yapılan eylemleri,

n) Kamu kurum ve kuruluşları: Merkezi idare kapsamındaki kamu idareleri ile sosyal güvenlik kurumlarını, mahallî idareleri, sermayesinde doğrudan veya dolaylı olarak kamu payı olan özel kanunlar ile kurulmuş anonim ortaklıkları, diğer kamu idarelerini, bu idarelere bağlı veya bu idarelerin kurdukları veya doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak ortak oldukları her çeşit idare, kuruluş, müessese, birlik, işletme ve şirketleri,

o) Kamu görevlisi: Kamu hizmetlerinin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişiyi,

ö) Kanun: 6/4/2016 tarihli ve 6701 sayılı Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Kanununu,

p) Kurul: Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurulunu,

r) Kurum: Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumunu,

s) Kurum personeli: Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumunda görevli Kurul üyesi olmayan diğer personeli,

ş) Kurul üyeleri: Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurulu üyelerini,

t) Makul düzenleme: Engellilerin hak ve özgürlüklerini tam ve diğer bireylerle eşit şekilde kullanmasını veya bunlardan yararlanmasını sağlamak üzere belirli bir durumda ihtiyaç duyulan, mali imkânlar nispetinde, ölçülü, gerekli ve uygun değişiklik ve tedbirleri,

u) Merkez: Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Merkezini,

ü) Müzekkere: Uzlaşma yoluyla sonuçlandırılamayan başvurular ve incelemeler hakkında Başkan tarafından Kurula sunulan rapora ilişkin üst yazıyı,

v) Önleme Alt Komitesi: Birleşmiş Milletler İşkencenin ve Diğer Zalimane, İnsanlıkdışı ya da Küçük Düşürücü Muamele ya da
Cezanın Önlenmesi Alt Komitesini,

y) Özgürlüğünden mahrum bırakma: Bir kişinin, herhangi bir biçimde alıkonulması ya da hapsedilmesi yahut herhangi bir yargısal, idari ya da başkaca bir makamın emri üzerine bu kişinin tutulduğu yeri dilediği zaman terk etmesine izin verilmediği bir kamusal/kamuya ait ya da özel alıkonulma yerine konulmasını,

z) Sivil toplum kuruluşları: Kamu kurum ve kuruluşlarının dışında kalan ve bunlardan bağımsız olarak çalışan, politik, sosyal, kültürel, hukukî ve çevresel amaçları doğrultusunda lobi çalışmaları, ikna ve eylemlerle çalışan, oda, sendika, vakıf ve dernek gibi kâr amacı gütmeyen kuruluşları,

aa) Taciz: Psikolojik ve cinsel türleri de dâhil olmak üzere Kanunda sayılan temellerden birisine dayanılarak, insan onurunun çiğnenmesi amacını taşıyan veya böyle bir sonucu doğuran yıldırıcı, onur kırıcı, aşağılayıcı veya utandırıcı her türlü davranışı,

bb) Ulusal önleme mekanizması: İşkenceye ve Diğer Zalimane, Gayriinsanî veya Küçültücü Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesine Ek İhtiyari Protokol hükümleri çerçevesinde kişilerin özgürlüklerinden yoksun bırakıldığı yerlere düzenli ziyaretler yapmak üzere oluşturulan sistemi,

cc) Uygulamalı iş deneyimi: Bir mesleğin gerektirdiği bilgi, beceri ve iş alışkanlıklarının eğitimle eş zamanlı ya da eğitim sonrası dönemde iş içerisinde geliştirilmesini,

çç) Uzman yardımcısı: İnsan Hakları ve Eşitlik Uzman Yardımcısını,

dd) Uzman: İnsan Hakları ve Eşitlik Uzmanını,

ee) Varsayılan temele dayalı ayrımcılık: Bir gerçek veya tüzel kişinin, Kanunda sayılan ayrımcılık temellerinden birisiyle gerçekte ilgisi olmamasına rağmen, bu temellerden birisini taşıdığı sanılarak hukuken tanınmış hak ve hürriyetlerden yararlanma bakımından ayrımcı muameleye maruz kalmasını,

ff) Yükseköğretim kurumları: 2547 sayılı Kanun hükümleri uyarınca Devlet veya Vakıflar tarafından kurulmuş bulunan üniversite ile yüksek teknoloji enstitüsü ve bunların bünyesinde yer alan fakülteler, enstitüler, yüksekokullar, konservatuarlar, meslek yüksekokulları ve araştırma uygulama merkezlerini,

gg) Ziyaret: İnsan hakları ve eşitlik uzmanları, insan hakları ve eşitlik uzman yardımcıları ve Başkan tarafından görevlendirilen diğer Kurum personeli ve bağımsız gerçek kişiler tarafından özgürlüğünden mahrum bırakılan ya da koruma altına alınan kişilerin bulundukları yerlere haberli veya habersiz gerçekleştirilecek düzenli önleyici ziyareti,
ifade eder.

İKİNCİ BÖLÜM
Başkan, Kurul Üyeleri ile Kurum Personelinin Uyacakları
Mesleki ve Etik İlkeler

Bağımsızlık ve tarafsızlık
MADDE 5 – (1) Başkan ve üyeler ile kurum personeli tam bir tarafsızlık, dürüstlük, yasallık, hakkaniyet ve adalet anlayışı içinde görevlerini yerine getirirler. İnsan Hakları ve Eşitlik Kurulu Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Kanunuyla ve diğer mevzuatla verilen görev ve yetkilerini kendi sorumluluğu altında, bağımsız olarak yerine getirir ve kullanır. Görev alanına giren konularla ilgili olarak hiçbir organ, makam, merci veya kişi, Kurula emir ve talimat veremez, tavsiye ve telkinde bulunamaz.

(2) Başkan ve üyeler ile kurum personeli, görevlerini yerine getirirken ve hizmetlerden yararlandırmada cinsiyet, ırk, renk, dil, din, inanç, mezhep, felsefi ve siyasi görüş, etnik köken, servet, doğum, medeni hâl, sağlık durumu, engellilik ve yaş temellerine dayalı doğrudan veya dolaylı ayrımcılık yapamazlar. İnsan hak ve özgürlüklerine aykırı veya kısıtlayıcı muamelede ve fırsat eşitliğini engelleyici davranış ve uygulamalarda bulunamazlar.

(3) Başkan ve üyeler; kendileri, aralarındaki evlilik bağı kalkmış olsa bile eşleri, evlatlıkları ve üçüncü derece dâhil üçüncü dereceye kadar kan ve ikinci derece dâhil ikinci dereceye kadar kayın hısımlarıyla ilgili veya kişisel menfaat ilişkisi içinde oldukları konularda toplantı ve oylamaya katılamazlar. Bu durum karar metninde ayrıca belirtilir.

Saygınlık ve güven
MADDE 6 – (1) Başkan ve üyeler ile kurum personeli, Kuruma ve Kurula güveni sağlayacak şekilde davranırlar ve görevin gerektirdiği itibar ve güvene layık olduklarını davranışlarıyla gösterirler. Halkın Kurum ve Kurul hizmetlerine güven duygusunu zedeleyen, şüphe yaratan ve adalet ilkesine zarar veren davranışlarda bulunmaktan kaçınırlar.

(2) Başkan ve üyeler ile kurum personeli, halka hizmetin kişisel veya özel her türlü menfaatin üzerinde bir görev olduğu bilinciyle hizmet gereklerine uygun hareket eder, hizmetten yararlananlara kötü davranamaz, işi savsaklayamaz, çifte standart uygulayamaz ve taraf tutamazlar.

(3) Başkan ve üyeler ile kurum personeli, keyfi davranışlarda, baskı, hakaret ve tehdit edici uygulamalarda bulunamaz, açık ve kesin kanıtlara dayanmayan rapor düzenleyemez, mevzuata aykırı olarak kendileri için hizmet, imkân veya benzeri çıkarlar talep edemez ve talep olmasa dahi sunulanı kabul edemezler.

Kamu hizmeti ve halka hizmet bilinci
MADDE 7 – (1) Başkan ve üyeler ile kurum personeli, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Kanununun verdiği görevlerin yerine getirilmesinde; sürekli gelişimi, katılımcılığı, saydamlığı, tarafsızlığı, dürüstlüğü, kamu yararını gözetmeyi, hesap verebilirliği, öngörülebilirliği ve beyana güveni esas alırlar.

(2) Başkan ve üyeler ile kurum personeli, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Kanununun verdiği görevlerin yerine getirilmesinde; halkın günlük yaşamını kolaylaştırmayı, ihtiyaçlarını en etkin, hızlı ve verimli biçimde karşılamayı, hizmet kalitesini yükseltmeyi, halkın memnuniyetini artırmayı, hizmetten yararlananların ihtiyacına ve hizmetlerin sonucuna odaklı olmayı hedeflerler.

Hediye alma yasağı, görev ve yetkilerin menfaat sağlama amacıyla kullanılmaması
MADDE 8 – (1) Başkan ve üyeler ile kurum personeli, görev, unvan ve yetkilerini kullanarak kendileri, yakınları veya üçüncü kişiler lehine menfaat sağlayamaz ve aracılıkta bulunamazlar. Yakın eş, dost ve hemşehri kayırmacılığı, siyasal kayırmacılık veya herhangi bir nedenle ayrımcılık veya kayırmacılık yapamazlar.

(2) Başkan ve üyeler ile kurum personeli, görevlerini yerine getirmeleri sırasında edindikleri, kamuya, başvurucu ve ilgili tarafa ve üçüncü kişilere ait gizlilik taşıyan bilgileri, kişisel verileri, Kurumla ilgili gizlilik taşıyan bilgileri, ticari sırları ve bunlara ait belgeleri, bu konuda kanunen yetkili kılınan mercilerden başkasına açıklayamazlar, kendilerinin veya üçüncü kişilerin yararına kullanamazlar. Bu yükümlülük görevden ayrılmalarından sonra da devam eder.

(3) Başkan ve üyeler ile kurum personeli, yürüttükleri görevle ilgili bir iş, hizmet veya menfaat ilişkisi olan gerçek veya tüzel kişilerden kendileri, yakınları veya üçüncü kişi veya kuruluşlar için doğrudan doğruya veya aracı eliyle herhangi bir hediye alamazlar ve menfaat sağlayamazlar.

Mal bildiriminde bulunma
MADDE 9 – (1) Başkan ve üyeler ile kurum personeli, kendileriyle eşlerine ve velayeti altındaki çocuklarına ait taşınır ve taşınmazları, alacak ve borçları hakkında, 19/4/1990 tarihli ve 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu hükümleri uyarınca, yetkili makama mal bildiriminde bulunurlar.

Diğer etik ilkeler
MADDE 10 – (1) Başkan ve üyeler ile kurum personeli, Kurum bina ve taşıtları ile diğer kamu malları ve kaynaklarını kamusal amaçlar ve hizmet gerekleri dışında kullanamaz ve kullandıramazlar, bunları korur ve her an hizmete hazır halde bulundurmak için gerekli tedbirleri alırlar.

(2) Başkan ve üyeler ile kurum personeli, Kurum bina ve taşıtları ile diğer kamu malları ve kaynaklarının kullanımında israf ve savurganlıktan kaçınır; mesai süresini, kamu mallarını, kaynaklarını, işgücünü ve imkânlarını kullanırken etkin, verimli ve tutumlu davranırlar.

(3) Başkan ve üyeler ile kurum personeli, görevlerini yerine getirirken yetkilerini aşarak çalıştıkları kurumlarını bağlayıcı açıklama, taahhüt, vaat veya girişimlerde bulunamazlar, aldatıcı ve gerçek dışı beyanat veremezler.

(4) Başkan ve üyeler ile kurum personeli, halkın bilgi edinme hakkını kullanmasına yardımcı olurlar. Gerçek ve tüzel kişilerin talep etmesi halinde istenen bilgi veya belgeleri, 9/10/2003 tarihli ve 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanununda belirlenen istisnalar dışında, usulüne uygun olarak verirler.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Kurulun Çalışma Usul ve Esasları ile Diğer Hususlar

Kurulun ilk toplantısı
MADDE 11 – (1) Kurul, üyelerinin Kanunun 10 uncu maddesinin ikinci fıkrasına göre seçimlerinin Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakip yapılacak ilk toplantıda, kendi üyeleri arasından Başkanını ve İkinci Başkanını seçer.
Kurul toplantıları

MADDE 12 – (1) Kurul, Başkanın, Başkanın bulunmadığı hallerde İkinci Başkanın çağrısı üzerine olağan toplanır. Toplantıya çağrı, toplantı yer ve saati Başkanlık tarafından yazılı olarak yapılır.

(2) Başkanın dışında en az beş üyenin birlikte talep etmesi hâlinde, Kurul, Başkan tarafından beş gün içinde toplanmak üzere derhâl toplantıya çağrılır.

(3) Kurul toplantılarının gündemi Başkan tarafından belirlenir. Kurum merkezi dışında da toplantı yapılabilir.

(4) İzinli olan kurul üyeleri hariç mazereti olanlar mazeretlerini yazılı olarak Başkanlığa bildirirler. Kurul üyeleri yıllık izinlerini Kurulun toplantı yeter sayısı bakımından sakınca yaratmamak koşuluyla kullanır.

(5) Yurtdışı görevlendirmeleri Kurul Kararı alındıktan sonra uygulanır.

Toplantı yeri
MADDE 13 – (1) Kurulun Kurum Merkezinde toplanması esastır. Kurul kararıyla Kurum merkezi dışında da toplantı yapılabilir.

Toplantı gündemi ve duyurulması
MADDE 14 – (1) Toplantı gündemi Başkan tarafından hazırlanarak, toplantıdan en az üç gün önce Kurul üyelerine bildirilir.

(2) Gündeme yeni madde eklenebilmesi için toplantıda üyelerden birinin öneride bulunması ve önerilen maddenin Kurul tarafından kabul edilmesi gerekir.

Kurul toplantılarına başkanlık
MADDE 15 – (1) Kurul toplantılarına Başkan, Başkanın bulunamadığı hallerde İkinci Başkan Başkanlık eder.

Kurul üyeliğinin sona ermesi
MADDE 16 – (1) Başkan, İkinci Başkan ve üyelerin süreleri dolmadan herhangi bir nedenle görevlerine son verilemez. Ancak üyenin;

a) Seçilmesi için gerekli şartları taşımaması ya da sonradan kaybetmesi,

b) Kurul kararlarını süresi içinde imzalamaması,

c) Kurul tarafından kabul edilebilir mazereti olmaksızın bir takvim yılı içinde toplam beş Kurul toplantısına katılmaması,

ç) Ağır hastalık veya engellilik nedeniyle iş göremeyeceğinin sağlık kurulu raporuyla belgelenmesi,

d) Görevi ile ilgili olarak işlediği suçlardan dolayı hakkında verilen mahkûmiyet kararının kesinleşmesi,

e) Geçici iş göremezlik hâlinin üç aydan fazla sürmesi,

f) 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinin (5) numaralı alt bendinde belirtilen suçlardan mahkûm edilip de cezasının infazına fiilen başlanması,
hâllerinin Kurul tarafından tespit edilmesi üzerine Başbakan veya görevlendireceği bakanın onayıyla üyeliğine son verilir.

Kurulun toplantı ve karar yeter sayısı
MADDE 17 – (1) Kurul, en az yedi üye ile toplanır ve en az altı üyenin aynı yöndeki oyuyla karar alır. Kararlarda çekimser oy kullanılamaz.

Görüşmeler ve yönetim
MADDE 18 – (1) Toplantıları Başkan yönetir ve Kurulun düzenini sağlar. Başkanın bulunmaması halinde Kurul toplantıları ikinci Başkan tarafından yönetilir.

(2) Kurul toplantılarında, başvuru dosyası, gündem sırasına göre ilgili hizmet birim koordinatörü, uzman ve/veya uzman yardımcıları tarafından ayrıntılı biçimde anlatılır. Kurulun gerek duyması halinde ilgili başkan yardımcısının toplantıya katılımı sağlanır.

(3) Başkan konuyla ilgili söz isteyen üyelere istem sırasına göre görüşlerini açıklamak üzere söz verir. Müzakerelerin tamamlanmasından sonra oylama yapılır.

(4) Oylama sonucuna göre, hazırlanan karar taslağının incelenmesine geçilir. Başkan, üyelerden varsa sayfa ve paragraf numarası belirterek yapılmasını istedikleri değişiklik önerilerini bildirmelerini ister. Bu öneriler Kurul tarafından oylanır. Kurulca alınan karar doğrultusunda kabul edilen metin gerekli tashih işlemleri yapılmak üzere ilgili uzmana veya uzman yardımcısına gönderilir. Düzeltmelerin yapılmasının ardından alınan karar, Kurul üyelerinin imzasına sunulur.

Müzakerelerin gizliliği
MADDE 19 – (1) Aksi kararlaştırılmadıkça Kurul toplantılarındaki müzakereler gizlidir.
(2) İhtiyaç duyulması hâlinde görüşlerinden yararlanılmak üzere başvurucu ve ilgili taraf Kurul toplantısına davet edilebilir. Ancak, Kurul kararları toplantıya dışarıdan katılanların yanında alınamaz.

Tutanak düzenlenmesi ve kurul kararlarının yazılması
MADDE 20 – (1) Kurul kararları tutanakla tespit edilir ve karar tutanağı toplantı esnasında veya en geç toplantıyı izleyen beş iş günü içinde toplantıya katılan tüm üyeler tarafından imzalanarak tekemmül ettirilir. Toplantı tarihinden itibaren en geç on beş iş günü içinde gerekçeler ve varsa karşı oy gerekçeleri yazılır. Gerektiğinde, Kurul tarafından bu süre uzatılabilir.

Kararlarda bulunması gereken hususlar
MADDE 21 – (1) Kurul kararlarında aşağıdaki hususlar bulunur:

a) Kararın alındığı toplantının tarihi ve sayısı.

b) Karar sıra numarası.

c) Toplantıya katılan ve katılmayan Kurul üyelerinin adları ve soyadları ile katılmama nedenleri.

ç) Varsa karşı oy veren üyelerin adları ve soyadları ile karşı oy gerekçeleri.

Kurul kararlarının başvurucu ve ilgili tarafa tebliği
MADDE 22 – (1) Kurul kararları, tekemmül etmesinden itibaren en geç beş iş günü içinde başvurucu ve ilgili tarafa gönderilir.

(2) Kurul kararlarının tebliği Başkan tarafından sağlanır.

(3) Kurul kararlarında, ilgili kişilerin bu kararlara karşı hangi hukuki yollara başvurabilecekleri, süreleri ile birlikte belirtilir.

Kurul kararlarının kamuoyuna duyurulması
MADDE 23 – (1) Gerekli görülen durumlarda Kurul kararları, kişisel verilerin gizliliği ilkesine bağlı kalmak kaydıyla Başkan tarafından uygun vasıtalarla kamuoyuna duyurulabilir.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Kurumun Çalışma Alanları, Komisyonların ve Dairelerin Oluşumu, Çalışma Usul ve Esasları

Kurumun çalışma alanları
MADDE 24 – (1) Kurumun çalışma alanları aşağıdakilerden oluşur:
a) İnsan haklarının korunmasına, geliştirilmesine, ayrımcılığın önlenmesine ve ihlallerin giderilmesine yönelik çalışmalar yapmak.

b) İnsan hakları ve ayrımcılıkla mücadele konularında kitle iletişim araçlarını da kullanarak bilgilendirme ve eğitim yoluyla kamuoyunda duyarlılığı geliştirmek.

c) Millî eğitim müfredatında bulunan insan hakları ve ayrımcılık yasağıyla ilgili bölümlerin hazırlanmasına katkıda bulunmak.

ç) İnsan haklarının korunması, ayrımcılığın ortadan kaldırılması ve toplumdaki eşitlik anlayışının geliştirilmesine yönelik olarak üniversiteler ile ortaklaşa faaliyetlerde bulunmak, Yükseköğretim Kurulunun eşgüdümünde üniversitelerin insan hakları ve eşitlik ile ilgili bölümlerinin oluşturulmasına ve insan hakları ve eşitlik öğretimine dair müfredatın belirlenmesine katkıda bulunmak.

d) Kamu kurum ve kuruluşlarının meslek öncesi ve meslek içi insan hakları ve eşitlik eğitimi programlarının esaslarının belirlenmesine ve bu programların yürütülmesine katkıda bulunmak.

e) Görev alanıyla ilgili mevzuat çalışmalarını izlemek, değerlendirmek, bunlara ilişkin görüş ve önerilerini ilgili mercilere bildirmek.

f) İnsan hakları ihlallerini resen incelemek, araştırmak, karara bağlamak ve sonuçlarını takip etmek.

g) Ayrımcılık yasağı ihlallerini resen veya başvuru üzerine incelemek, araştırmak, karara bağlamak ve sonuçlarını takip etmek.

ğ) Ayrımcılık yasağı ihlalleri nedeniyle mağdur olduğu iddiasıyla Kuruma başvuranlara mağduriyetlerinin giderilmesi için kullanabilecekleri idari ve hukuki süreçler konusunda yol göstermek ve başvurularını takip etmelerini sağlamak amacıyla yardımcı olmak.

h) İşkence ve kötü muamele ile mücadele etmek ve bu konuda çalışmalar yapmak.

ı) İşkenceye ve Diğer Zalimane, Gayriinsanî veya Küçültücü Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesine Ek İhtiyari Protokol hükümleri çerçevesinde ulusal önleme mekanizması olarak görev yapmak.

i) Özgürlüğünden mahrum bırakılan ya da koruma altına alınan kişilerin ulusal önleme mekanizması kapsamındaki başvurularını incelemek, araştırmak, karara bağlamak ve sonuçlarını takip etmek.

j) Özgürlüğünden mahrum bırakılan ya da koruma altına alınan kişilerin bulundukları yerlere haberli veya habersiz düzenli ziyaretler gerçekleştirmek, bu ziyaretlere ilişkin raporları ilgili kurum ve kuruluşlara iletmek, Kurulca gerekli görülmesi durumunda kamuoyuna açıklamak, ceza infaz kurumları ve tutukevleri izleme kurulları, il ve ilçe insan hakları kurulları ile diğer kişi, kurum ve kuruluşların bu gibi yerlere gerçekleştirdikleri ziyaretlere ilişkin raporları incelemek ve değerlendirmek.

k) Cumhurbaşkanlığına, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına ve Başbakanlığa sunulmak üzere, insan haklarının korunması ve geliştirilmesi, işkence ve kötü muameleyle mücadele ve ayrımcılıkla mücadele alanlarında yıllık raporlar hazırlamak. Kurum, görev ve yetkilerine ilişkin olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunu ve Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunu yılda en az bir defa bilgilendirir.

l) Kamuoyunu bilgilendirmek, düzenli yıllık raporlar dışında, gerek görüldüğünde görev alanına ilişkin özel raporlar yayımlamak.

m) İnsan hakları ve ayrımcılıkla mücadele alanındaki uluslararası gelişmeleri izlemek ve değerlendirmek, alanındaki uluslararası kuruluşlarla ilgili mevzuat dâhilinde işbirliği yapmak.

n) İnsan haklarının korunması ve ayrımcılıkla mücadele kapsamında faaliyet yürüten kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, meslek kuruluşları ve üniversitelerle iş birliği yapmak.

o) Diğer kurumların ayrımcılığın önlenmesine yönelik faaliyetlerine destek vermek.

ö) Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası insan hakları sözleşmelerinin uygulanmasını izlemek, bu sözleşmeler uyarınca kurulan inceleme, izleme ve denetleme mekanizmalarına Devletin sunmakla yükümlü olduğu raporların hazırlanması sürecinde, ilgili sivil toplum kuruluşlarından da yararlanmak suretiyle görüş bildirmek, bu raporların sunulacağı uluslararası toplantılara temsilci göndererek katılmak.

p) Kanunlarla verilen diğer görevleri yapmak.

Komisyonların oluşumu ve çalışma usulü
MADDE 25 – (1) Kurumun görev alanları nedeniyle oluşabilecek iş yoğunluğu karşısında Kurul tarafından gerekli görülmesi halinde her bir çalışma alanı için üçer üyeli komisyonlar oluşturulabilir.

(2) Hangi çalışma alanlarında komisyon kurulacağı ve hangi kurul üyelerinin bu komisyonlarda görev yapacağı Kurul tarafından belirlenir.

(3) Komisyon üyeliklerinde herhangi bir nedenle boşalma olması halinde Kurulca seçilecek yeni üye diğer üyenin yerine geçer.

(4) Komisyon, üyeleri arasından bir başkan seçer.

(5) Komisyonlar çalışmalarında uzmanlardan ve ilgili kişilerden de yararlanabilir.

(6) Komisyonlar toplantılarını, Kurulun toplantı tarihinden önce yapar. Komisyonlar tarafından yapılan çalışmalar rapor haline getirilir. Rapor haline getirilen kararlar Kurula sunulur. Komisyon tarafından düzenlenen raporun kurula sunulması ile komisyonun görevi kurul tarafından aksine bir karar alınmaz ise sona erer.

Dairelerin oluşumu
MADDE 26 – (1) Kurumun görev alanları nedeniyle oluşabilecek iş yoğunluğu karşısında Kurulun esnek yapılanabilmesine imkân vermek amacıyla, Kurul tarafından gerekli görülmesi halinde başvuruları görüşmek ve sonuçlandırmak için beşer üyeli daireler kurulabilir.

(2) Dairelerde görev alacak üyeler, uzmanlık alanları ve Daireler arasında dengeli dağılım esasları gözetilerek Kurul tarafından belirlenir

(3) İlgili üyenin talebi ya da diğer üyelerden birinin önerisi üzerine, Kurul tarafından üyelerin Daire değişikliklerine karar verilebilir.

(4) Başkan dairelerin doğal üyesidir.

Dairelerin görev ve yetkileri
MADDE 27 – (1) Daireler;

a) Başkanlık tarafından havale edilen konuları görüşür ve sonuçlandırırlar.

b) Başvuruların; (e) bendi hariç olmak üzere 48 inci maddede yer alan şartlardan herhangi birini taşımadığının tespiti hâlinde incelenemezlik kararı verebilirler.

(2) Dairelerden birinin görülmekte olan bir başvuruya ilişkin olarak vereceği karar, Dairelerin ya da Kurulun önceden vermiş olduğu bir kararla çelişirse ya da konunun niteliği itibarıyla Kurul tarafından karara bağlanması oyçokluğu ile gerekli görülürse ilgili Daire dosyadan elini çekebilir. Bu takdirde Başkan başvuruyu Kurula iletir.

Dairelerin çalışma esasları
MADDE 28 – (1) Daireler, üye tam sayısı ile toplanır. Salt çoğunlukla karar verir.

(2) Dairenin toplantı takvimi ve gündemi Başkan tarafından hazırlanarak, toplantıdan en az üç gün önce Daire üyelerine bildirilir. Gündeme yeni madde eklenebilmesi için toplantıda üyelerden birinin öneride bulunması ve önerilen maddenin Dairenin tarafından kabul edilmesi gerekir.

(3) Daire kararları tutanakla tespit edilir ve karar tutanağı toplantı esnasında veya en geç toplantıyı izleyen beş iş günü içinde toplantıya katılan tüm üyeler tarafından imzalanarak tekemmül ettirilir. Toplantı tarihinden itibaren en geç on beş iş günü içinde gerekçeler ve varsa karşı oy gerekçeleri yazılır. Gerektiğinde, Daire tarafından bu süre uzatılabilir.

(4) Başkan ve üyeler; kendileri, aralarındaki evlilik bağı kalkmış olsa bile eşleri, evlatlıkları ve üçüncü derece dâhil üçüncü dereceye kadar kan ve ikinci derece dâhil ikinci dereceye kadar kayın hısımlarıyla ilgili veya kişisel menfaat ilişkisi içinde oldukları konularda Daire toplantı ve oylamalarına katılamaz. Bu durum karar metninde ayrıca belirtilir.

(5) Aksi kararlaştırılmadıkça Daire toplantılarındaki müzakereler gizlidir.

(6) İhtiyaç duyulması hâlinde görüşlerinden yararlanılmak üzere başvurucu ve ilgili taraf Daire toplantısına davet edilebilir. Ancak, Kurul kararları toplantıya dışarıdan katılanların yanında alınamaz.

(7) Daire kararları, tekemmül etmesinden itibaren en geç beş iş günü içinde başvurucu ve ilgili tarafa gönderilir. Daire kararlarında, ilgili kişilerin bu kararlara karşı hangi hukuki yollara başvurabilecekleri süreleri ile birlikte belirtilir.

(8) Kurul, gerekli gördüğü durumlarda Daire kararlarını, kişisel verilerin gizliliği ilkesine bağlı kalmak kaydıyla uygun vasıtalarla kamuoyuna duyurabilir.

Dairelerin görüşme usulü
MADDE 29 – (1) Daire toplantılarında, başvuru dosyası, gündem sırasına göre ilgili hizmet birim koordinatörü ve ilgili uzman veya uzman yardımcısı tarafından ayrıntılı biçimde anlatılır.

(2) Başkan konuyla ilgili söz isteyen üyelere istem sırasına göre görüşlerini açıklamak üzere söz verir. Müzakerelerin tamamlanmasından sonra oturuş sırasına göre Başkanın sağındaki üyeden başlamak üzere oylama yapılarak karar verilir. Bu durum Başkan tarafından bir tutanakla tespit edilir.

(3) Oylama sonucuna göre, hazırlanan karar taslağının incelenmesine geçilir. Başkan, üyelerden varsa sayfa ve paragraf numarası belirterek yapılmasını istedikleri değişiklik önerilerini bildirmelerini ister. Bu öneriler Daire üyeleri tarafından oylanır. Daire üyelerince alınan karar doğrultusunda kabul edilen metin gerekli tashih işlemleri yapılmak üzere Başkanlığa gönderilir. Düzeltmelerin yapılmasının ardından karar, Daire üyelerinin imzasına sunulur.

BEŞİNCİ BÖLÜM
Başvurular

Başvuru hakkı
MADDE 30 – (1) Eğitim ve öğretim, yargı, kolluk, sağlık, ulaşım, iletişim, sosyal güvenlik, sosyal hizmetler, sosyal yardım, spor, konaklama, kültür, turizm ve benzeri hizmetleri sunan kamu kurum ve kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, gerçek kişiler ve özel hukuk tüzel kişilerinin, yürüttükleri faaliyetler bakımından bu hizmetlerden yararlanmakta olan veya yararlanmak üzere başvurmuş olan ya da bu hizmetler hakkında bilgi almak isteyen her gerçek veya tüzel kişi, ayrımcılık yasağı ihlalinden zarar gördüğü iddiası ile Kuruma başvurma hakkına sahiptir.

(2) Başvuru hakkının etkin bir şekilde kullanılmasına hiçbir surette engel olunamaz.

Başvurunun konusu
MADDE 31 – (1) Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Kanunu kapsamında cinsiyet, ırk, renk, dil, din, inanç, mezhep, felsefi ve siyasi görüş, etnik köken, servet, doğum, medeni hâl, sağlık durumu, engellilik ve yaş temellerine dayalı ayrımcılık yasağı ihlalleri, başvurunun konusunu oluşturur.

Başvurulardan ücret alınmaması
MADDE 32 – (1) Ayrımcılık yasağı ihlalinden zarar gördüğü iddiasıyla Kuruma başvuran gerçek ve tüzel kişilerden herhangi bir ücret alınmaz.

Başvuru dili
MADDE 33 – (1) Başvuru Türkçe dilekçe ile yapılır. Ancak, başvurucunun kendisini daha iyi ifade edebildiği başka bir dildeki başvurusu, Kurumca haklı ve makul olduğunun tespiti halinde kabul edilebilir.
Başvurunun yapılacağı yerler

MADDE 34 – (1) Başvuru dilekçeleri Kuruma veya Kurumun gerekli gördüğü yerlerde açtığı bürolara elden verilebileceği gibi posta, elektronik posta veya faks yoluyla da gönderilebilir.

(2) Kurum tarafından oluşturulan elektronik sistem aracılığıyla da başvuru yapılabilir.

(3) Ayrıca, illerde valilikler veya ilçelerde kaymakamlıklar aracılığıyla da başvuru yapılabilir. Valilik veya kaymakamlıklar, başvuruyu tarih ve sayı vermek suretiyle kayıt altına aldıktan sonra varsa ekleriyle birlikte en geç üç iş günü içinde doğrudan Kuruma gönderir.

(4) Faks veya elektronik posta yoluyla yapılan başvurulara ait dilekçe asılları, on beş gün içinde Kuruma gönderilmedikçe başvuru geçerli sayılmaz. Kayıtlı elektronik posta yoluyla yapılan başvurularda bu şart aranmaz.

Başvurunun yapılış usulü
MADDE 35 – (1) Başvuru, Yönetmeliğin ekinde yer alan ve Kurumun resmi internet sitesinde yayımlanan Gerçek Kişiler İçin Başvuru Formu (EK-1) veya Tüzel Kişiler İçin Başvuru Formu (EK-2) doldurulmak suretiyle yapılır.

(2) Bu Yönetmelikte belirlenen zorunlu bilgi ve belgelerin bulunması koşuluyla form kullanılmadan da başvuru yapılabilir.

(3) Haklı bir nedenin bulunması hâlinde başvuru yapılan yerde formun doldurulmasına yardımcı olunmak suretiyle sözlü yapılan başvurular da kabul edilebilir.

(4) Başvurular okunaklı ve anlaşılır bir şekilde yazılır veya doldurulur.

(5) Varsa başvuru konusuna ilişkin bilgi ve belgeler de başvuruya eklenir.

(6) Kuruma yapılan başvurularda aşağıdaki hususlara yer verilir:

a) Başvurucu gerçek kişi ise;
1) Adı, soyadı ve imzası,

2) Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları için vatandaşlık kimlik numarası, yabancılar için pasaport numarası, uyruğu ve varsa kimlik numarası,

3) Tebligata esas yerleşim yeri veya iş adresi,

4) Aleyhine başvuru yapılan kamu kurum ve kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, gerçek kişiler ve özel hukuk tüzel kişileri, başvuru konusu ve talep,

5) İlgili tarafa başvuru tarihi ve ilgili tarafın cevap tarihi,

6) Varsa bildirime esas elektronik posta adresi, telefon ve faks numarası
eklenir.

b) Başvurucu tüzel kişi ise;
1) Unvanı,

2) Tebligata esas adresi, telefon numarası ve varsa elektronik tebligat adresi,

3) Yetkili kişinin adı, soyadı, unvanı, imzası ve varsa bildirime esas elektronik posta adresi, telefon ve faks numarası,

4) Aleyhine başvuru yapılan kamu kurum ve kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, gerçek kişiler ve özel hukuk tüzel kişileri, başvuru konusu ve talep,

5) İlgili taraf başvuru tarihi ve ilgili tarafın cevap tarihi,

6) Yetkili kişinin yetki belgesinin aslı veya onaylı örneği,

7) Varsa merkezi tüzel kişilik numarası
eklenir.

Elektronik ortamda başvuru
MADDE 36 – (1) Elektronik ortamda yapılan başvurularda 35 inci maddede belirtilen şartların bulunması gerekir. Bu başvurularda imza şartı aranmaz; ancak Kurum elektronik ortamda güvenli elektronik imza kullanılarak başvuru yapılmasına karar verebilir.

(2) Başvuruya ilişkin belgeler elektronik başvuruya ek yapılır.

Başvurunun kanuni temsilci veya vekil aracılığıyla yapılması
MADDE 37 – (1) Başvurular, kanunî temsilci veya vekil tarafından da yapılabilir. Kanunî temsilci veya vekil aracılığıyla yapılan başvurularda temsile veya vekâlete dair geçerli bir yetki belgesinin sunulması zorunludur.
(2) Başvurunun, başvurucunun kanunî temsilci veya vekili tarafından yapılması durumunda kanunî temsilci veya vekilin;

a) Adı, soyadı ve imzası,

b) Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları için vatandaşlık kimlik numarası,

c) Yabancılar için pasaport numarası, uyruğu ve varsa kimlik numarası,

ç) Tebligata esas yerleşim yeri veya iş adresi,

d) Varsa bildirime esas elektronik posta adresi, telefon ve faks numarası,
başvurularda yer alır.

(3) Kanunî temsilci veya vekil aracılığıyla yapılan başvurularda tebligat bu kişilere yapılır.

Başvurunun kaydı ve tarihi
MADDE 38 – (1) Kuruma yapılan veya ulaşan başvurular, tarih ve sayı verilmek suretiyle kaydedilir ve elden teslim edilenler için alındı belgesi verilir.

(2) Başvuru tarihi;

a) Başvurunun Kuruma, bürolarına, valilik veya kaymakamlıklara verildiği,

b) Posta, elektronik posta veya faksın Kuruma ulaştığı,

c) Elektronik ortamda yapılan başvurunun Kurumun elektronik sistemine ulaştığı,
tarihtir.

Kanuna aykırı olduğu iddia edilen uygulamanın düzeltilmesinin ilgili taraftan talep edilmesi
MADDE 39 – (1) Başvurucu, Kuruma başvurmadan önce Kanuna aykırı olduğunu iddia ettiği uygulamanın düzeltilmesini ilgili taraftan talep eder.

(2) Talebin reddedilmesi veya otuz gün içerisinde cevap verilmemesi hâlinde Kuruma başvuru yapılabilir.

(3) Ancak Kurum, telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ihtimali bulunan hâllerde, birinci ve ikinci fıkradaki şartları aramadan başvuruları kabul edebilir.

Başvuru konusu teşkil etmeyecek işlem ve kararlar
MADDE 40 – (1) Yasama ve yargı yetkilerinin kullanılmasına ilişkin işlemler, Hâkimler ve Savcılar Kurulu kararları ile Anayasanın yargı denetimi dışında bıraktığı işlemler başvurunun konusu olamaz.

4857 sayılı iş kanununun 5 inci maddesinin kapsamına giren ayrımcılık iddialarına ilişkin başvurular

MADDE 41 – (1) 4857 sayılı İş Kanununun 5 inci maddesi kapsamına giren ayrımcılık iddialarına ilişkin başvurular, 4857 sayılı İş Kanunu ve ilgili mevzuatında belirlenen şikâyet usulleri izlendikten sonra herhangi bir yaptırım kararı alınmadığı hâllerde yapılabilir.

Başvurularda gizli tutulması gereken bilgiler
MADDE 42 – (1) Kuruma yapılacak başvurularda, vesayet ya da koruma altında olanlar ve çocuklar ile talepleri üzerine mağdur ya da mağdurların kimlik bilgileri gizli tutulur.
Özgürlüğünden mahrum bırakılan ya da koruma altına alınan kişilerin ulusal önleme mekanizması kapsamındaki başvuruları

MADDE 43 – (1) Özgürlüğünden mahrum bırakılan ya da koruma altına alınan kişilerin ulusal önleme mekanizması kapsamındaki başvuruları hakkında da bu bölüm hükümleri uygulanır.

Engellilerin başvuruları
MADDE 44 – (1) Kurum, engellilerin başvuru yapabilmesi için gerekli tedbirleri alır.

İşleme konulmayacak başvurular
MADDE 45 – (1) Yasama ve yargı yetkilerinin kullanılmasına ilişkin işlemler, Hâkimler ve Savcılar Kurulu kararları ile Anayasanın yargı denetimi dışında bıraktığı işlemlere ilişkin başvurular ile aşağıdaki başvurular işleme konulmaz:

a) Kurumun görev alanı içerisine girmeyen başvurular,

b) Hakkın kötüye kullanılması niteliğindeki başvurular,

c) Dava konusu olmuş başvurular.

Dava açma süresinin durması
MADDE 46 – (1) Dava açma süresi içinde Kuruma yapılan başvurular işlemeye başlamış olan dava açma süresini durdurur.

ALTINCI BÖLÜM
Ön İnceleme

Ön inceleme hizmet birimi tarafından kayda alınma
MADDE 47 – (1) Ön inceleme hizmet birimi inceleme veya başvurucular tarafından Kuruma yapılan başvuruların kaydını yapar, numara verir ve dosyalar.

(2) İncelemeleri ve Kuruma yapılan başvuruları ilgili Kurum hizmet birimlerine ve ilgili uzman ve/veya uzman yardımcılarına gönderir.

Ön incelemenin yapılması
MADDE 48 – (1) Kuruma yapılan başvurular, inceleme ve araştırmaya geçilmeden önce ön incelemeye tabi tutulur ve sonucunda;

a) Kurumun görev alanına girip girmediği,

b) Kurumda incelenmekte ve araştırılmakta olan bir başvuruyla sebepleri, konusu ve taraflarının aynı olup olmadığı,

c) Kurum tarafından daha önce sonuçlandırılan bir başvuruyla, sebepleri, konusu ve taraflarının aynı olup olmadığı,

ç) Yargı organlarında görülmekte olan veya yargı organlarınca karara bağlanmış uyuşmazlıklara ilişkin olup olmadığı,

d) Kuruma başvurmadan önce Kanuna aykırı olduğu iddia edilen uygulamanın düzeltilmesinin ilgili taraftan talep edilip edilmediği,

e) Belli bir konuyu içerip içermediği,

f) Başvuruda bulunması gereken bilgilerin yer alıp almadığı
yönlerinden incelenir.

(2) Başvurucusu birden fazla olan başvurularda, incelenebilirlik koşulları her başvurucu yönünden ayrı ele alınır.

Ön inceleme üzerine verilecek kararlar
MADDE 49 – (1) Başvurunun, 48 inci maddede yer alan şartlardan herhangi birini taşımaması hâlinde incelenemezlik kararı verilir. Bu karar, başvurucuya tebliğ edilir ve tebliğ ile birlikte durmuş olan dava açma süresi kaldığı yerden tekrar işlemeye başlar. Başvuruların ön incelemesinde dosyada başvuru konusu edilen hususlardan bir kısmı incelenemez nitelikte de olsa dahi diğer bazı başvuru konuları yönünden esas incelemeye geçilmesi gerektiği sonucuna vardığında Kurul kısmi incelenemezlik kararı verebilir.

(2) Kanuna aykırı olduğu iddia edilen uygulamanın düzeltilmesi ilgili taraftan talep edilmeden yapılan başvuru hakkında ilgili tarafa gönderme kararı verilir. Gönderme kararı başvurucuya da tebliğ edilir. Kuruma başvuru tarihi, ilgili tarafa başvurunun gönderilme tarihi olarak kabul edilir. İlgili Kurum 15 gün içerisinde cevap verir. Başvurunun Kurum tarafından ilgili tarafa gönderilmesi üzerine;

a) İlgili tarafça başvurucuya verilecek cevabın tebliği tarihinden,

b) İlgili tarafça otuz gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten
itibaren Kuruma yeniden başvuru yapılabilir.

(3) İlgili tarafın yanlış gösterilmesi durumunda Kurum, resen doğru tarafı belirler ve inceleme aşamasına geçer.

(4) İncelenemezlik kararı doğrultusunda, eksikliklerin giderilmesi şartıyla yeniden Kuruma başvuru yapılabilir.

(5) Başvurunun 48 inci maddede yer alan şartları taşıması hâlinde inceleme ve araştırma aşamasına geçilir.

(6) Ön inceleme şartlarının bulunmadığının sonradan anlaşılması hâlinde de incelenemezlik, gerekçeli kabul edilmezlik veya gönderme kararı verilir.

YEDİNCİ BÖLÜM
İhlal İncelemeleri

İncelemede uyulacak ilkeler
MADDE 50 – (1) Eğitim ve öğretim, yargı, kolluk, sağlık, ulaşım, iletişim, sosyal güvenlik, sosyal hizmetler, sosyal yardım, spor, konaklama, kültür, turizm ve benzeri hizmetleri sunan kamu kurum ve kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, gerçek kişiler ve özel hukuk tüzel kişilerinin yürüttükleri faaliyetler, insan onurunu temel alarak insan haklarının korunması ve geliştirilmesi, kişilerin eşit muamele görme hakkının güvence altına alınması, hukuken tanınmış hak ve hürriyetlerden yararlanmada cinsiyet, ırk, renk, dil, din, inanç, mezhep, felsefi ve siyasi görüş, etnik köken, servet, doğum, medeni hâl, sağlık durumu, engellilik ve yaş temellerine dayalı ayrımcılığın önlenmesi yönlerinden incelenir.

Başvuru üzerine veya resen inceleme usulü
MADDE 51 – (1) Kurum, ihlal iddiasına muhatap olan taraftan yazılı görüşünü sunmasını ister.

(2) Yazılı görüş, istemin tebliğinden itibaren on beş gün içinde Kuruma ulaştırılır.

(3) Yazılı görüş, başvurucuya tebliğ edilerek, başvurucunun görüşünü tebliğden itibaren en geç on beş gün içinde Kuruma sunması istenir.

(4) Talep hâlinde Başkan bu süreleri bir defaya mahsus olmak üzere on beş gün uzatabilir.

(5) Taraflara talepleri hâlinde Kurul önünde ayrı ayrı sözlü açıklama yapma hakkı tanınabilir.

Uzlaşma
MADDE 52 – (1) Başkan, incelemenin özelliğine göre, 51 inci maddeye göre ihlal iddiasına muhatap olan tarafın ve başvurucunun görüşlerinin alınmasından sonra, resen veya talep üzerine tarafları uzlaşmaya davet edebilir.

(2) Uzlaşma; insan hakları veya ayrımcılık yasağı ihlali olduğu iddia olunan uygulamaya son verilmesi, mağdur açısından bu sonucu sağlayacak çözümleri içerebilir veya mağdura belli bir tazminatın ödenmesi biçiminde olabilir.

(3) Uzlaşma, ihlal iddiasına muhatap olan tarafın ve başvuranın görüşlerinin alınmasından sonra en geç bir ay içinde sonuçlandırılır.

(4) Uzlaşma müzakereleri sırasında yapılan tespitler, alınan beyanlar veya açıklamalar, herhangi bir soruşturma ve kovuşturmada ya da davada delil olarak kullanılamaz.

Başvuru veya incelemelerin kurula sunulması
MADDE 53 – (1) Uzlaşma yoluyla sonuçlandırılamayan başvurular ve incelemeler hakkında ilgili rapora ilişkin müzekkere yirmi gün içinde Kurula sunulur.

(2) Bunun üzerine Kurul, insan hakları veya ayrımcılık yasağı ihlali yapılıp yapılmadığına ilişkin karar verir.

Kurulun suç duyurusunda bulunacağı haller
MADDE 54 – (1) Kurul, konusu suç teşkil eden insan hakları veya ayrımcılık yasağı ihlallerini tespit ettiği takdirde, bunlarla ilgili suç duyurusunda bulunur.

(2) Konusu suç teşkil eden insan hakları veya ayrımcılık yasağı ihlalleriyle ilgili suç duyurusunda bulunulması veya bu fiillerin diğer kanunlar uyarınca idari yaptırıma bağlanmış olması, aynı fiile Kanun kapsamında idari yaptırım kararı verilmesine engel teşkil etmez.

İnceleme yetkisi
MADDE 55 – (1) Kanun ve diğer mevzuatla Kuruma verilen inceleme, araştırma, ziyaret ve rapor hazırlama görevleri ile diğer görevler, Kurul üyeleri, uzman, uzman yardımcıları ve Başkan tarafından görevlendirilen diğer Kurum personeli tarafından yerine getirilir.

İlgili taraftan bilgi ve belge istenmesi
MADDE 56 – (1) 55 inci maddenin birinci fıkrasında sayılanlar, Başkanın yetkilendirmesi halinde;

a) İnceleme konusu hakkında tüm kamu kurum ve kuruluşları ile diğer gerçek ve tüzel kişilerden ilgili bilgi ve belgeleri istemeye, incelemeye ve bunların örneklerini almaya, ilgili taraflardan yazılı ve sözlü bilgi almaya,

b) Özgürlüğünden mahrum bırakılan ya da koruma altına alınan kişilerin bulundukları yerleri ziyaret etmeye, buralarda inceleme yapmaya ve gerekli tutanakları düzenlemeye,

c) Kötü muameleye maruz kaldığı iddia edilen kişi ya da kişilerle görüşmeye yetkilidir.

(2) Kamu kurum ve kuruluşları ile diğer gerçek ve tüzel kişiler, Kurumun ziyaretlerini kolaylaştırmak ve taleplerini gecikmeksizin yerine getirmek zorundadırlar. İstenilen bilgi ve belgeler elektronik posta yoluyla Kurumun elektronik posta adresine gönderilebilir.

(3) Kurumun inceleme ve araştırma konusuyla ilgili olarak gerekçesini belirterek istediği bilgi ve belgelerin, bu talebin tebliğ edildiği tarihten itibaren otuz gün içinde verilmesi zorunludur.

(4) İkinci ve üçüncü fıkrada öngörülen yükümlülüklere, uyarıya rağmen haklı bir neden olmaksızın belirtilen sürede uymayan kişi ve kuruluşlar hakkında beş yüz Türk lirasından iki bin Türk lirasına kadar idari para cezası uygulanır.

(5) Dördüncü fıkrada belirtilen idari para cezasının kamu kurum ve kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları hakkında uygulanması hâlinde, ödenen idari para cezası, cezaya esas ayrımcı uygulamaya kusuruyla sebebiyet veren kamu kurum ve kuruluşlarında görev yapan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarında görev yapanlara rücu edilir.

Heyet oluşturulması
MADDE 57 – (1) Kurumun görev ve yetki alanına giren konularda yerinde inceleme ve araştırma yapmak üzere, Başkanın belirleyeceği Kurum personelinin başkanlığında, ilgili kurum ve kuruluşların temsilcilerinin ve diğer kişilerin katılımıyla heyet oluşturulabilir.

(2) Heyette görev alacak kamu kurum ve kuruluşları temsilcileri kendi kurum ve kuruluşlarınca, diğer kişiler ise Başkan tarafından belirlenir.

(3) Heyet tarafından yapılan inceleme ve araştırmaların sonuçları Kurum tarafından bir rapor hâline getirilir.

(4) Heyetlerin giderleri Kurum bütçesinden karşılanır.

Bilirkişi görevlendirilmesi
MADDE 58 – (1) Kurumca inceleme ve araştırma yapılan ve ileri derecede teknik ve mali uzmanlık bilgisi gerektiren konularla ilgili olarak bilirkişi görevlendirebilir. Bilirkişiler, adlî yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonlarınca belirlenen listelerde yer alanlardan, üniversite öğretim elemanlarından veya meslek odası mensuplarından da seçilebilir.

(2) Bilirkişi olarak görev yapacakların Dokuzuncu Bölümdeki nitelikleri haiz ve çalışma esaslarına tabi olmaları zorunludur.

Tanık dinlenmesi
MADDE 59 – (1) İnceleme ve araştırma konusuyla ilgili olarak gerek görülmesi hâlinde, Kurul ve inceleme ve araştırma yapmaya yetkili Kurum personeli, tanık veya ilgili kişileri dinleyebilir.

(2) Tanık veya ilgili kişi, görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin kullanılması suretiyle de dinlenebilir.

(3) Tanık veya ilgili kişilerin dinlenmesi, başvurunun niteliğine göre Başkan veya Başkanın belirlediği uzman tarafından, belirlenecek yer, zaman ve usulde yapılır.

(4) Tanık veya ilgili kişinin beyanı tutanağa geçirilir ve tutanak, beyan sahibi ile beyanı alan tarafından imzalanır.

(5) Tanık veya ilgili kişilere, 10/2/1954 tarihli ve 6245 sayılı Harcırah Kanunu hükümlerine göre ödeme yapılır.

Başvurudan vazgeçme
MADDE 60 – (1) Sadece başvurucuyu ilgilendiren başvurularda, Başvurucu, Kurulca karar verilinceye kadar başvurusundan vazgeçebilir. Bu durumda Kurum inceleme ve araştırmasını sonlandırır.

Başvurucu gerçek kişinin ölümü veya tüzel kişiliğin sona ermesi
MADDE 61 – (1) Başvurucu veya ilgili taraf gerçek kişi ise ölümü, tüzel kişi ise tüzel kişiliğinin sona ermesi durumunda inceleme ve araştırma sonlandırılır. Ancak, başvuru konusunun mirasçıları ilgilendirmesi hâlinde inceleme ve araştırmaya devam edilebilir.

İncelenmekte olan başvuru hakkında dava açılması
MADDE 62 – (1) İnceleme ve araştırma devam ederken başvuru konusuyla ilgili olarak dava açılması hâlinde Kurum inceleme ve araştırmasını sonlandırır.

İncelenme ve araştırmanın sonlandırılamayacağı haller
MADDE 63 – (1) Başvurudan vazgeçme, başvurunun uzlaşma ile sonuçlanması ve başvurucunun veya ilgili gerçek kişi tarafın ölümü veya tüzel kişiliğinin sona ermesi hâllerinde başvuru konusunun; insan haklarına, temel hak ve özgürlüklere, engelli haklarına, kadın haklarına, çocuk haklarına ve kamuyu ilgilendiren genel konulara yönelik olması durumunda resen inceleme ve araştırmaya devam edilebilir.

Başvuruları ve resen incelemeleri sonuçlandırma süresi
MADDE 64 – (1) Kurum, başvuruları ve resen yaptığı incelemeleri başvuru ve resen inceleme kararı tarihinden itibaren en geç üç ay içinde sonuçlandırır.

(2) Bu süre, Başkan tarafından bir defaya mahsus olmak üzere en fazla üç ay uzatılabilir.

SEKİZİNCİ BÖLÜM
İnceleme ve Araştırma Sonucunda Verilecek Kararlar

Karar türleri
MADDE 65 – (1) Kurum, yapılan başvuru veya resen inceleme kapsamında yaptığı inceleme ve araştırma sonucunda incelenemezlik kararı, gerekçeli kabul edilmezlik kararı, gönderme kararı, ihlal kararı, idari yaptırım kararı, uzlaşma kararı, ret kararı ve karar verilmesine yer olmadığına dair karar verir.

İncelenemezlik kararı
MADDE 66 – (1) Kurum ön inceleme aşamasında; Kurumun görev alanına girmeyen yasama ve yargı yetkilerinin kullanılmasına ilişkin işlemler ile Hâkimler ve Savcılar Kurulu kararları ve Anayasanın yargı denetimi dışında bıraktığı işlemlere yönelik olan, Kurumda incelenmekte ve araştırılmakta olan bir başvuruyla sebepleri, konusu ve tarafları aynı olan, Kurum tarafından daha önce sonuçlandırılan bir başvuruyla sebepleri, konusu ve tarafları aynı olan, yargı organlarında görülmekte olan veya yargı organlarınca karara bağlanmış uyuşmazlıklara ilişkin olan, belli bir konuyu içermeyen, Kanuna göre başvuruda bulunması gereken bilgiler yer almayan, ayrımcılık yasağı ihlalinden zarar görmeyen başvurulara ilişkin incelenemezlik kararı verir.

Gerekçeli kabul edilmezlik kararı

MADDE 67
– (1) Ön inceleme aşamasında, başvurunun açıkça dayanaksız olup olmadığı, başvurunun hakkın kötüye kullanımını teşkil edip etmediği, ayrımcılık yasağı ihlalinden kaynaklanan bir zararın bulunup bulunmadığının tespiti açısından incelenebilirliğin esasla birlikte incelenmesi kararlaştırılan başvurulara ilişkin esas inceleme ve araştırma aşamasında söz konusu koşulları taşımayan başvurularla ilgili gerekçeli kabul edilmezlik kararı verilir.

(2) Ön inceleme aşamasında incelenebilir bulunan ya da incelenebilirliği esasla birlikte incelenmesi ve araştırılması kararlaştırılan başvuruların 48 inci maddede belirtilen gerekli koşulları taşımadığının anlaşılması halinde de bu başvurularla ilgili gerekçeli kabul edilmezlik kararı verilir.

Gönderme kararı
MADDE 68 – (1) Kanuna aykırı olduğu iddia edilen uygulamanın düzeltilmesi ilgili taraftan talep edilmeden yapılan başvuru hakkında ilgili tarafın inceleme yapması amacıyla gönderme kararı verilir. Gönderme kararı aynı zamanda başvurucuya da tebliğ edilir. Ancak Kurum, telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ihtimali bulunan hâllerde, bu şartı aramadan başvuruları kabul edebilir.

İhlal kararı
MADDE 69 – (1) İnceleme ve araştırma sonucunda başvurunun yerinde olduğu kanaatine varılması hâlinde ihlal kararı verilir.

(2) Başvuru konusunun ayrımcılık yasağı ile ilgili olması durumunda ihlal kararı ile birlikte başvuru yapılan taraf hakkında 70 inci maddede düzenlenen idari yaptırım kararı da verilebilir.

(3) Kurul, konusu suç teşkil eden insan hakları veya ayrımcılık yasağı ihlallerini tespit ettiği takdirde ilgililer hakkında 54 üncü madde uyarınca suç duyurusunda bulunur.

İdari yaptırım kararı
MADDE 70 – (1) Ayrımcılık yasağının ihlali hâlinde, bu ihlalin etki ve sonuçlarının ağırlığı, failin ekonomik durumu ve çoklu ayrımcılığın ağırlaştırıcı etkisi dikkate alınarak ihlalden sorumlu olan kamu kurum ve kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, gerçek kişiler ve özel hukuk tüzel kişileri hakkında bin Türk lirasından on beş bin Türk lirasına kadar idari para cezası uygulanır.

(2) Birinci fıkrada belirtilen idari para cezasının kamu kurum ve kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları hakkında uygulanması hâlinde, ödenen idari para cezası, cezaya esas ayrımcı uygulamaya kusuruyla sebebiyet veren kamu kurum ve kuruluşlarında görev yapan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarında görev yapanlara rücu edilir.

(3) Kanunun 19 uncu maddesinde öngörülen yükümlülüklere, uyarıya rağmen haklı bir neden olmaksızın belirtilen sürede uymayan birinci fıkra kapsamındaki kişi ve kuruluşlar hakkında beş yüz Türk lirasından iki bin Türk lirasına kadar idari para cezası uygulanır. Bu fıkrada düzenlenen idari para cezaları hakkında da ikinci fıkra hükmü uygulanır.

(4) Kurul, verdiği idari para cezasını bir defaya mahsus olmak üzere uyarı cezasına dönüştürebilir. Hakkında uyarı cezası verilen kişi veya kurumun ayrımcı fiilinin tekrarı hâlinde alacağı ceza yüzde elli oranında artırılır. Bu artış ceza üst sınırını aşamaz.

(5) Verilen idari para cezaları tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenir.

(6) İdari yaptırımlara ilişkin Kanunda ve bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hâllerde 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu hükümleri uygulanır.

Uzlaşma kararı
MADDE 71 – (1) Başvuru konusu talebin hakkında başvuru yapılan ilgili tarafça yerine getirildiğinin Kuruma bildirilmesi hâlinde veya başvurunun 52 nci maddeye göre çözüme kavuşturulduğunun anlaşılması halinde uzlaşma kararı verilir.

Ret kararı
MADDE 72 – (1) İnceleme ve araştırma sonucunda başvurunun yerinde olmadığı kanaatine varılması hâlinde ret kararı verilir.

Karar verilmesine yer olmadığına dair karar
MADDE 73 – (1) Kurum;

a) Başvurucunun başvurusundan vazgeçmesi,

b) Başvurucu gerçek kişi ise ölümü veya tüzel kişi ise tüzel kişiliğinin sona ermesi,

c) İnceleme ve araştırma devam ederken başvuru konusu hakkında dava açılması,
üzerine inceleme ve araştırmasını sonlandırması hâlinde karar verilmesine yer olmadığına dair karar verir.

Kararlarda yer alacak hususlar
MADDE 74 – (1) İnceleme ve araştırma sonucunda verilecek kararlarda aşağıdaki hususlar yer alır:

a) Başvuru numarası ile karar numarası ve tarihi.

b) Başvurucu ve varsa temsilcisinin adı, soyadı ve adresi.

c) Hakkında başvuru yapılan kurum veya kişi ve adresi.

ç) Başvuru konusu, hukuki sebepler ve istemin özeti.

d) Dosyadaki bilgi ve belgelerin özeti.

e) Gerekçe.

f) Verilen karar ve sonuç.

g) Başvuru konusuna ilişkin başvuru yolları, süresi ve başvurulacak makam.

ğ) İmza ve mühür.

Kararın tebliği
MADDE 75 – (1) Kurum, kararlarını ilgili mercie ve başvurucuya tebliğ eder.

Dava açma süresinin yeniden işlemeye başlaması
MADDE 76 – (1) Başvuru hakkında Kurum tarafından incelenemezlik, gerekçeli kabul edilmezlik, ret, uzlaşma veya karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilmesi hâlinde, durmuş olan dava açma süresi kararın ilgiliye tebliğinden itibaren kaldığı yerden işlemeye başlar.

(2) Başvurunun Kurum tarafından yerinde görülerek kabul edilmesi ve ihlal kararı verilmesi hâlinde; ilgili merci Kurumun kararı üzerine otuz gün içinde herhangi bir işlem tesis etmez veya eylemde bulunmaz ise durmuş olan dava açma süresi kaldığı yerden işlemeye başlar.

(3) Kurumun, inceleme ve araştırmasını, başvuru tarihinden itibaren üç ay içinde sonuçlandıramaması hâlinde bu durum gerekçesiyle birlikte başvurucuya tebliğ edilir. Durmuş olan dava açma süresi tebliğden itibaren kaldığı yerden işlemeye başlar.

Yeniden inceleme ve araştırma
MADDE 77 – (1) Kurul, kararın verilmesinden sonra sonucu etkileyebilecek bilgi ve belgelerin ortaya çıkması durumunda başvuru hakkında yeniden inceleme ve araştırma yapabilir.

DOKUZUNCU BÖLÜM
Bilirkişi Olarak Görev Yapacakların Nitelikleri
ve Çalışma Usul ve Esasları

Temel ilkeler
MADDE 78 – (1) Bilirkişi, görevini dürüstlük kuralları çerçevesinde bağımsız, tarafsız ve objektif olarak yerine getirir.

(2) Bilirkişi raporunda, çözümü, uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamaz.

(3) Bilirkişi, kendisine tevdi olunan görevi bizzat yerine getirmekle yükümlü olup, görevinin icrasını kısmen yahut tamamen başka bir kimseye devredemez.

(4) Bilirkişi, görevi sebebiyle kendisine tevdi edilen bilgi ve belgelerin veya öğrendiği sırların gizliliğini sağlamakla yükümlüdür. Bu yükümlülük, bilirkişilik görevi sona erdikten sonra da devam eder.

(5) Çözümü, uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren sorun açıkça belirtilmeden ve inceleme yaptırılacak konunun kapsamı ile sınırları açıkça gösterilmeden bilirkişi görevlendirilemez.

(6) Aynı konuda bir kez rapor alınması esastır; ancak rapordaki eksiklik veya belirsizliğin giderilmesi için ek rapor istenebilir.

Bilirkişiliğe kabul şartları
MADDE 79 – (1) Bilirkişilik faaliyetinde bulunacak gerçek kişilerde aşağıdaki şartlar aranır:

a) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile; kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıldan fazla süreyle hapis cezasına ya da affa uğramış olsa bile Devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık, gerçeğe aykırı bilirkişilik veya tercümanlık yapma, yalan tanıklık ve yalan yere yemin suçlarından mahkûm olmamak.

b) Terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlı olmamak.

c) Disiplin yönünden meslekten veya memuriyetten çıkarılmamış ya da sanat icrasından veya mesleki faaliyetten geçici ya da sürekli olarak yasaklanmamış olmak.

ç) Kurumca inceleme ve araştırma yapılan ve ileri derecede teknik ve mali uzmanlık gerektiren konularda en az beş yıl fiilen çalışmış olmak ya da daha fazla çalışma süresi belirlenmiş ise bu süre kadar fiilen çalışmış olmak.

d) Meslek mensubu olarak görev yapabilmek için mevzuat tarafından aranan şartları haiz olmak ve mesleğini yapabilmek için gerekli olan uzmanlık alanını gösteren diploma, mesleki yeterlilik belgesi, uzmanlık belgesi veya benzeri belgeye sahip olmak.

e) Bilirkişilik temel ve alt uzmanlık alanlarına göre belirlenen yeterlilik koşullarını taşımak.

(2) Özel hukuk tüzel kişilerinin bünyesinde bilirkişi olarak çalışacak kişiler bakımından da birinci fıkradaki şartlar aranır ve düzenlenen raporlarda bu kişilerin adı ve soyadı ile imzası bulunur.

(3) Daha önce yaptığı başvurusu mesleki olarak yeterli nitelikte bulunmadığı gerekçesiyle reddedilenler, bir yıl geçmedikçe yeniden bilirkişilik yapmak için başvuruda bulunamazlar.

Bilirkişi seçilme usulü
MADDE 80 – (1) Bilirkişi olarak görevlendirilecek kişilerden, 79 uncu maddedeki şartları taşıdığını gösteren beyan alınır ve Kurumca inceleme ve araştırma yapılan ve ileri derecede uzmanlık bilgisi gerektiren konularla ilgili belgeler de Kuruma sunulur. Eklenmesi zorunlu belgelerin eksik olması hâlinde, bilirkişi olarak görevlendirilen kişiye belgeleri tamamlaması için on beş gün süre verilir. Eksik belgelerin tamamlanması hâlinde Başkan tarafından görevlendirme yapılır.

(2) Başkan veya Kurul 79 uncu maddedeki şartları taşıyanlar arasından başvuranın mesleki tecrübesini, katıldığı meslek içi eğitimleri veya uzmanlığı gösteren belgeleri dikkate alarak en liyakatli olanları seçer.

(3) Başkan veya Kurul, bilirkişi olarak, yalnızca bir kişiyi görevlendirebilir. Ancak, gerekçesi açıkça gösterilmek suretiyle, tek sayıda, birden fazla kişiden oluşacak bir kurulun bilirkişi olarak görevlendirilmesi de mümkündür.

Bilirkişilikten çıkarılma
MADDE 81 – (1) Bilirkişiler, aşağıdaki şartlardan birinin gerçekleşmesi hâlinde Başkan veya Kurulca bilirkişilikten çıkarılır:

a) Bilirkişiliğe kabul şartlarının kaybedilmesi veya görevlendirme tarihinden sonra gerekli şartların bulunmadığının tespit edilmesi.

b) Kanuni bir sebep olmaksızın bilirkişilik yapmaktan kaçınılması veya raporun belirlenen süre içinde mazeretsiz olarak verilmemesi.

c) Bilirkişilik görevi ve bu görevin gerektirdiği etik ilkelerle bağdaşmayan, güven duygusunu sarsıcı tutum ve davranışlarda bulunulması.

ç) 78 inci maddede belirtilen temel ilkelere aykırı olarak bilirkişilik faaliyetinde bulunulması.

d) Bilirkişinin bilirkişilikten çıkarılmayı talep etmesi.

(2) Birinci fıkranın (b), (c), (ç) ve (d) bentlerinde belirtilen hâllerde ihlalin niteliğine göre halen görevlendirildiği bilirkişilikten çıkarma yaptırımı yerine daha sonra Kurumca görevlendirme yapılmaz.

Denetim ve inceleme
MADDE 82 – (1) Bilirkişiler, görevleriyle ilgili tutum ve davranışlarının veya hazırladıkları raporların ilgili mevzuata uygunluğu bakımından Başkan veya Kurul tarafından resen veya başvuru üzerine denetlenir.

(2) Başkan veya Kurul, görevlendirdiği bilirkişinin göreviyle ilgili tutum ve davranışlarının veya hazırladığı raporun mevzuata uygun olmadığına ilişkin kanaat edinmesi durumunda, sonraki görevlendirmelerde bu durumu dikkate alır veya ek rapor alarak mevzuata aykırılığın giderilmesini ister.

(3) Başkan veya Kurul, bilirkişi raporlarını özel veya teknik bilgi yönünden denetleyemez.

(4) Bilirkişi raporlarının özel veya teknik bilgi yönünden içeriğine ilişkin Başkanlığa veya Kurula başvuru yapılamaz; yapılan başvurular incelenmeksizin reddedilir.

Bilirkişilerin çalışma usul ve esasları
MADDE 83 – (1) Bilirkişi, Başkan veya Kurulca kendisine tevdi olunan görevi bizzat yerine getirmekle yükümlü olup, görevinin icrasını kısmen yahut tamamen başka bir kimseye bırakamaz.

(2) Bilirkişi, görevi sebebiyle yahut görevini yerine getirirken öğrendiği sırları saklamak, kendisi ve başkaları yararına kullanmaktan kaçınmakla yükümlüdür.

(3) Bilirkişi, görevini, Başkanın veya Kurulun sevk ve idaresi altında yürütür.

(4) Bilirkişi, incelemesini gerçekleştirirken ihtiyaç duyarsa, Başkanın veya Kurulun da uygun bulması kaydıyla, tarafların bilgisine başvurabilir. Taraflardan birinin bilgisine başvurulacağı hâllerde, Başkanın veya Kurulca bilirkişiye taraflardan biri bulunmaksızın diğerinin dinlenemeyeceği hususu önceden hatırlatılır.

(5) Bilirkişi raporunun hazırlanması için verilecek süre bir ayı geçemez. Başkan veya Kurul, bilirkişinin talebi üzerine süreyi on beş günü geçmemek üzere uzatabilir. Belirlenen süre içinde raporunu vermeyen bilirkişi görevden alınıp, yerine bir başka kimse, bilirkişi olarak görevlendirilebilir.

(6) Raporda, tarafların ad ve soyadları, bilirkişinin görevlendirildiği hususlar, gözlem ve inceleme konusu yapılan maddi vakıalar, gerekçe ve varılan sonuçlarla, bilirkişiler arasında görüş ayrılığı varsa, bunun sebebi, düzenlenme tarihi ve bilirkişi ya da bilirkişilerin imzalarının bulunması gerekir. Azınlıkta kalan bilirkişi, oy ve görüşünü ayrı bir rapor hâlinde de Başkanlık ya da Kurula sunabilir.

(7) Bilirkişi, raporunu, varsa kendisine incelenmek üzere teslim edilen bilgi ve belgelerle birlikte bir dizi pusulasına bağlı olarak Başkanlık ya da Kurula verir; verildiği tarih rapora yazılır ve Kurulun toplantı gününden önce birer örneği taraflara tebliğ edilir.

Bilirkişi raporuna itiraz

MADDE 84 – (1) Taraflar, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren bir hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını Başkanlık ya da Kuruldan talep edebilirler.

(2) Başkanlık ya da Kurul, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden ek rapor alabileceği gibi, tayin edeceği toplantıda sözlü açıklamalarda bulunulmasını isteyebilir.

Bilirkişilik ücreti
MADDE 85 – (1) Kurumca inceleme ve araştırma yapılan ve ileri derecede uzmanlık bilgisi gerektiren konularla ilgili olarak, Başkan ya da Kurul tarafından görevlendirilen bilirkişilerin ücreti Kurum bütçesinden ödenir.

(2) 10/2/1954 tarih ve 3/11/2016 tarihli ve 6245 sayılı Harcırah Kanunu hükümleri saklı kalmak üzere, bilirkişiler Kurum dışından görevlendirilirler.

(3) Görevlendirilen bilirkişilerin sayısı ayda beşi geçemez.

(4) Her inceleme ve araştırma konusu için uhdesinde kamu görevi bulunan her bilirkişiye (1.000), uhdesinde kamu görevi bulunmayan her bilirkişiye (2.000) gösterge rakamının memur aylık katsayısıyla çarpımı sonucu bulunacak miktarı geçmemek üzere bilirkişi ücreti ödenir.

(5) Bilirkişilik ücreti ödemeleri, damga vergisi hariç herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulmaz.

Hüküm bulunmayan hususlar
MADDE 86 – (1) Bilirkişi görevlendirilmesine ilişkin olarak bu Yönetmelikte yer almayan hususlarda 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu ve ilgili mevzuat esas alınır.

ONUNCU BÖLÜM

İstişare Komisyonu ve Çalışma Usul ve Esasları
Oluşumu
MADDE 87 – (1) İstişare Komisyonu Kurul tarafından oluşturulur.

(2) İstişare Komisyonu, kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, sendikalar, sosyal ve mesleki kuruluşlar, yükseköğretim kurumları, basın ve yayın kuruluşları, araştırmacılar ve ilgili diğer kişi, kurum ve kuruluşların katılımıyla oluşur.

(3) İstişare Komisyonuna hangi kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, sendikalar, sosyal ve mesleki kuruluşlar, yükseköğretim kurumları, basın ve yayın kuruluşları, araştırmacılar ve ilgili diğer kişi, kurum ve kuruluşların temsilcilerinin katılacağına ve Komisyonun üye sayısını tayine Kurul yetkilidir. Kurulca Komisyon üyelerinin belirlenmesinde, Kurumun görev alanıyla ilgili konularda teorik veya pratik çalışmaları bulunanlara öncelik verilir.

Amacı
MADDE 88 – (1) İstişare komisyonunun oluşturulmasının amacı, ayrımcılık yasağıyla ilgili konularda sorunların ve çözüm önerilerinin tartışılması ve bu konularda bilgi ve görüş alışverişinde bulunulmasıdır.
(2) Ayrımcılık yasağıyla ilgili konulara ayrımcılık talimatı yasağı, çoklu ayrımcılık yasağı, doğrudan ve dolaylı ayrımcılık yasakları ile engellilerin topluma diğer bireyler ile birlikte eşit şartlarda tam ve etkin katılımının kısıtlanması yasağı, işyerinde yıldırma, taciz ve varsayılan temele dayanan ayrımcılık ile Kanunda belirtilen diğer ayrımcılık yasakları girer.

Komisyonun görevleri
MADDE 89 – (1) İstişare komisyonunun görevleri şunlardır:

a) Ayrımcılık yasağıyla ilgili konularda sorunları ve çözüm önerilerini tartışmak.

b) Ayrımcılık yasağıyla ilgili konularda bilgi ve görüş alışverişinde bulunmak.

c) Ayrımcılıkla mücadele konularında kitle iletişim araçlarını da kullanarak bilgilendirme ve eğitim yoluyla kamuoyunda duyarlılığı geliştirme konusunda Kuruma önerilerde bulunmak.

ç) Millî eğitim müfredatında bulunan ayrımcılık yasağıyla ilgili bölümlerin hazırlanmasına katkıda bulunmak amacıyla Kuruma önerilerde bulunmak.

d) Ayrımcılığın ortadan kaldırılması ve toplumdaki eşitlik anlayışının geliştirilmesine yönelik olarak Kuruma iştişari mahiyette önerilerde bulunmak, Yükseköğretim Kurulunun eşgüdümünde üniversitelerin insan hakları ve eşitlik ile ilgili bölümlerinin oluşturulmasında ve insan hakları ve eşitlik öğretimine dair müfredatın belirlenmesinde Kuruma katkıda bulunmak.

e) Ayrımcılıkla mücadele alanındaki uluslararası gelişmeleri izlemede ve değerlendirmede, alanındaki uluslararası kuruluşlarla ilgili mevzuat dâhilinde işbirliği yapmada Kuruma danışmanlık yapmak.

f) Ayrımcılıkla mücadele kapsamında faaliyet yürüten kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, meslek kuruluşları ve üniversitelerle işbirliği yapmada Kuruma danışmanlık yapmak.

g) Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası insan hakları sözleşme ve protokollerinin uygulanmasını izlemek, bu sözleşmeler uyarınca kurulan inceleme, izleme ve denetleme mekanizmalarına Devletin sunmakla yükümlü olduğu raporların hazırlanması sürecinde görüş bildirmede Kuruma danışmanlık yapmak.

Çalışma esasları
MADDE 90 – (1) İstişare Komisyonu altı ayda bir olmak üzere yılda iki kere olağan olarak toplanır.

(2) Gerekli görüldüğü hallerde Başkanın çağrısı ile İstişare Komisyonu olağanüstü toplanabilir.

(3) İstişare Komisyonu toplantılarını Başkan yönetir.

(4) İstişare Komisyonuna Başkan, onun herhangi bir nedenle bulunamadığı durumlarda İkinci Başkan başkanlık eder.

(5) İstişare Komisyonu toplantısı üye tam sayısının yarıdan bir fazlası ile yapılır. Kararlar toplantıya katılanların yarısının bir fazlası ile alınır. Eşitlik halinde Kurul Başkanının oyu iki oy sayılır.

(6) İstişare Komisyonu üyeleri mazeretsiz olarak arka arkaya iki toplantıya katılmadıkları takdirde çekilmiş̧ sayılır. Çekilen veya çekilmiş sayılan üyelerin yerine aynı usulle yeniden seçilir.

ON BİRİNCİ BÖLÜM
İstişare Toplantıları ile Çalışma Usul ve Esasları

Katılımcılar
MADDE 91 – (1) İstişare toplantıları Kurum tarafından gerçekleştirilir.

(2) İstişare toplantılarına hangi kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, sendikalar, sosyal ve mesleki kuruluşlar, yükseköğretim kurumları, basın ve yayın kuruluşları, araştırmacılar ve ilgili diğer kişi, kurum ve kuruluşların temsilcilerinin katılacağının tayinine Kurum yetkilidir.

(3) Kurumca istişare toplantılarına katılacak temsilcilerin belirlenmesinde, Kurumun görev alanıyla ilgili konularda teorik veya pratik çalışmaları bulunanlara öncelik tanınır.

(4) İstişare toplantıları merkezde ve illerde gerçekleştirilir.

Toplantı konuları
MADDE 92 – (1) İstişare toplantılarının konuları şunlardır:

a) İnsan hakları sorunlarını tartışmak,

b) İnsan hakları konularında bilgi ve görüş alışverişinde bulunmak,

c) İnsan haklarının korunmasına ve geliştirilmesine ilişkin konularda görüş bildirmek, tavsiyelerde bulunmak, öneriler sunmak,

ç) Ulusal Önleme Mekanizması kapsamına giren konularda bilgi ve görüş alışverişinde bulunmak.

Çalışma esasları
MADDE 93 – (1) İstişare toplantıları Kurumun uygun gördüğü zamanlarda ve uygun gördüğü illerde yılda en az bir kez gerçekleştirilir.

(2) İstişare toplantılarına Başkan veya bulunamadığı durumlarda İkinci Başkan Başkanlık eder ve yönetir.

(3) İstişare toplantıları üye tam sayısının yarıdan bir fazlası ile yapılır. Kararlar toplantıya katılanların yarısının bir fazlası ile alınır. Eşitlik halinde Kurul Başkanının oyu iki oy sayılır.

ON İKİNCİ BÖLÜM
Ulusal Önleme Mekanizması ile İlgili Usul ve Esaslar

Görev alanı
MADDE 94 – (1) Kurumun Ulusal Önleme Mekanizması olarak görevleri şunlardır:

a) Kişilerin özgürlüklerinden yoksun bırakıldığı yerlere haberli veya habersiz düzenli ziyaretler gerçekleştirmek ve bu yerlerdeki muamele ve koşulların iyileştirilmesi amacıyla ilgili makamlara tavsiyede bulunmak,

b) Ziyaretlere ilişkin raporları ilgili kurum ve kuruluşlara iletmek ve Kurulca gerekli görülmesi durumunda kamuoyuna açıklamak,

c) Ceza infaz kurumları ve tutukevleri izleme kurulları, il ve ilçe insan hakları kurulları ile diğer kişi, kurum ve kuruluşların bu gibi yerlere gerçekleştirdikleri ziyaretlere ilişkin raporları incelemek ve değerlendirmek,

ç) Görev alanıyla ilgili mevzuat çalışmalarını izlemek, değerlendirmek, bunlara ilişkin görüş ve önerilerini ilgili mercilere bildirmek,

d) Ulusal önleme mekanizmasıyla ilişkili başvuruları incelemek, araştırmak, karara bağlamak ve sonuçlarını takip etmek,

e) İşkence ve kötü muameleyle mücadele amacıyla bilgilendirme yapmak ve farkındalık oluşturmak,

f) Cumhurbaşkanlığına, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına ve Başbakanlığa sunulmak üzere, insan haklarının korunması ve geliştirilmesi, işkence ve kötü muameleyle mücadele ve ayrımcılıkla mücadele alanlarında yıllık raporlar hazırlamak,

g) Düzenli yıllık raporlar dışında, gerek görüldüğünde görev alanına ilişkin özel raporlar yayımlamak,

ğ) İşkence ve kötü muamele alanındaki uluslararası gelişmeleri izlemek ve değerlendirmek, alanındaki uluslararası kuruluşlarla, ilgili mevzuat dâhilinde işbirliği yapmak,

h) İşkence ve kötü muameleyle mücadele alanında faaliyet yürüten kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, meslek kuruluşları ve üniversitelerle işbirliği yapmak,

ı) Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası insan hakları sözleşme ve protokollerinin uygulanmasını izlemek, bu sözleşmeler uyarınca kurulan inceleme, izleme ve denetleme mekanizmalarına Devletin sunmakla yükümlü olduğu raporların hazırlanması sürecinde, ilgili sivil toplum kuruluşlarından da yararlanmak suretiyle görüş bildirmek, bu raporların sunulacağı uluslararası toplantılara temsilci göndererek katılmak.

Dayandığı temel ilkeler
MADDE 95 – (1) Kurum, Ulusal Önleme Mekanizması kapsamında Kanunla belirlenmiş görevlerini yerine getirirken insan hakları temelli yaklaşım çerçevesinde; bağımsızlık, tarafsızlık, dürüstlük, eşitlik ve farklılıklara saygı, kanunlara ve tarafı olunan insan hakları sözleşme ve protokollerine uygunluk, bütüncül ve çoğulcu yaklaşım, ölçülülük, yetkinin kötüye kullanılmaması, şeffaflık ve hesap verilebilirlik, mahremiyete saygı ve kişisel verilen korunması, kazanılmış hakların korunması, dinlenilme hakkı, makul sürede, geciktirmeksizin karar verme gibi ilkeleri esas alır.

(2) İlgili tüm kamu kurum ve kuruluşları ile görevliler, ulusal önleme mekanizması kapsamında gerçekleştirilen ziyaretler, inceleme ve araştırmaların gerektirdiği yardım ve kolaylığı göstermek zorundadır. Bu kapsamda ulusal önleme mekanizmasının;

a) Alıkonulma yerlerinin sayısı, türü, özellikleri ve nerede bulunduğuna ilişkin bilgileri edinebilmesini,

b) Alıkonulma yerlerinde tutulan kişilerin sayısı, yapılan muamele dâhil kişilerin alıkonulma koşullarına ilişkin bilgileri edinebilmesini,

c) Bütün alıkonulma yerlerine ve bu yerlerin eklenti ve bölümlerine girebilmesini,

ç) Özgürlüklerinden mahrum bırakılan kişilerle ve bilgi sağlayabileceği düşünülen ilgili diğer kişilerle tanık bulunmaksızın doğrudan doğruya ve gerekli görüldüğünde bir çevirmen eşliğinde şahsen özel görüşme yapabilmesini,

d) Ziyaret etmek istediği yerleri ve görüşme yapmak istediği kişileri seçebilme özgürlüğüne sahip olmasını,

e) Alıkonulma yerlerine, işkence, kötü muamele ve gayriinsani veya küçük düşürücü davranış ve cezaları önlemeyi amaçlayan broşür, belge asma, Kurum tarafından hazırlanan her türlü belgenin alıkonulanlara dağıtılmasını
sağlamakla yükümlüdürler.

Ziyaretlerin amaç ve kapsamı
MADDE 96 – (1) Ziyaretler, işkence ve kötü muamelenin önlenebilmesi, alıkonulma yerlerinin koşullarının ve bu yerlerde alıkonulan kişilere yönelik muamelenin iyileştirilmesi amacıyla gerçekleştirilecek haberli/habersiz ve düzenli/düzensiz bütün ziyaretleri kapsar. Bu kapsamda, gerçekleştirilecek ziyaretler;

a) Alıkonulma yerlerindeki mevcut koşulları ve alıkonulan kişilere yönelik muameleyi gözlemleme ve değerlendirmede bulunmayı,

b) Daha önce ziyarette bulunulmuş alıkonulma yerlerinde, ziyaret sonrası gelişmeleri görmek ve kendisiyle görüşülmüş kişilere ziyaret sonrasında işkence ve kötü muamelede bulunulup bulunulmadığını tespit amaçlı takip ziyaretlerini,

c) İşkence ve kötü muameleye ilişkin iddia ve başvuruları incelemek üzere gerçekleştirilecek haberli/habersiz ve düzenli/düzensiz bütün ziyaretleri,
kapsar.

(2) İşkenceye ve Diğer Zalimane, Gayriinsanî veya Küçültücü Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesine Ek İhtiyari Protokol gereğince haberli/habersiz ve düzenli/düzensiz bütün ziyaretlerin gerçekleştirilmesi esastır.

(3) Haberli/habersiz ziyaretlerin hangi sıklıkla gerçekleştirileceği Başkanın teklifi üzerine, Kurul tarafından yıllık olarak karara bağlanır.

(4) Haberli ziyaretler, ziyarette bulunulacak alıkonulma yerine kısa süre öncesinden resmi yazı ile bildirilir. Resmi yazıda;

a) Ziyaret heyetinde yer alacak görevlilerin ad ve unvanları,

b) Ziyaret tarihi ve saati,

c) Daha önceden istenecek bilgi ve belgeler,

ç) Kurum ve ulusal önleme mekanizmasının görev ve yetkilerine ilişkin bilgiler,
yer alır.

Ziyaret heyetinin oluşturulması
MADDE 97 – (1) 96 ncı madde kapsamında gerçekleştirilecek ziyaretler insan hakları ve eşitlik uzmanları, insan hakları ve eşitlik uzman yardımcıları ve Başkan tarafından görevlendirilen diğer Kurum personelinden oluşan heyetler tarafından yerine getirilir.

(2) Ziyaretler, Başkanın belirleyeceği Kurum personelinin başkanlığında, ilgili kurum ve kuruluşların temsilcilerinin ve diğer kişilerin katılımıyla oluşturulacak heyetler aracılığıyla da gerçekleştirilebilir. Ziyaret edilecek alıkonulma yerinin niteliğine göre heyette Kurum personeli dışında, il ve ilçe insan hakları kurul üyeleri ve ilgili diğer kurum ve kuruluşların temsilcilerinin görevlendirilmesi de mümkündür.

(3) Heyette görev alacak kamu kurum ve kuruluşları temsilcileri kendi kurum ve kuruluşlarınca, diğer kişiler ise Başkan tarafından belirlenir.

(4) Gerekli görülmesi halinde heyette mütercim-tercüman görevlendirilebilir.

(5) Heyette yer alacak görevlilerde, alıkonulma yerinin özellikleri de gözetilerek gerekli mesleki yeterlilik ve bilgi aranır.

Ziyaretin planlanması
MADDE 98 – (1) Ziyaretin planlaması, ziyareti gerçekleştirecek heyetin başkanı tarafından koordine edilir. Bu çerçevede planlama;

a) İlgili kurum ve kuruluşlarla yapılacak resmi yazışmaları,

b) Ziyaretin gerçekleştirileceği alıkonulma yeri yönetiminden ve diğer kurum ve kuruluşlardan talep edilecek bilgi ve belgelerin belirlenmesi,

c) Heyette yer alacak görevliler arasındaki görev dağılımının yapılması,

ç) Alıkonulma yeri ve ilgili mevzuat konusunda ön bilgi toplanması,

d) Gerekli görülmesi halinde sivil toplum kuruluşları ve ilgili üçüncü kişilerle görüşme gerçekleştirilmesi,

e) Transfer ve konaklama dâhil lojistik hazırlık gibi
ön hazırlık çalışmalarını kapsar.

Ön görüşme
MADDE 99 – (1) Ziyaret, heyetin, alıkonulma yeri yönetimi ile gerçekleştirdiği kısa ön görüşme ile başlar. Bu görüşmede; Kurum ve ulusal önleme mekanizması ile heyette yer alan görevliler konusunda bilgi verilir ve ziyaretin amacı ve kapsamı açıklanır.

(2) Yerinde incelemeye başlamadan önce alıkonulma yeri, alıkonulanlar ve ilgili idari ve yasal işlemler konusunda genel bilgiler alınır.

(3) Önceden haber verilmiş bir ziyaret gerçekleştiriliyorsa, daha önce hazırlanması istenen bilgi ve belgeler talep edilir.

Yerinde inceleme
MADDE 100 – (1) Yerinde inceleme, ön görüşmeyi müteakip, alıkonulma yerinin incelenmesini, alıkonulanlarla ve alıkonulma yerinde görev yapan personelle yapılacak görüşmeleri, alıkonulma yeri ve alıkonulanlar hakkında olanlar başta olmak üzere ziyaretle ilgili tüm bilgi ve belgelerin incelenmesi ve teminini kapsar.

(2) Planlama sürecindeki karara bağlı olarak veya durumun gerektirmesi halinde heyetin yerinde incelemeyi birkaç gruba bölünerek gerçekleştirmesi mümkündür.

(3) Yerinde inceleme;

a) Hiçbir kısıtlama olmaksızın alıkonulma yeri, alıkonulan kişilerin sayısı, alıkonulma koşulları ile alıkonulan kişilere yönelik muamele ve işlemlerle ilgili bilgi, belge, basılı ve görsel kayıtların incelenmesi ve temini,

b) Alıkonulma yeri, bu yerin tüm eklenti ve bölümleriyle alıkonulanların naklinde kullanılan araçların incelenmesi,

c) Alıkonulan kişilerle, başka herhangi bir kişi olmaksızın veya gerekli olması halinde tercüman eşliğinde görüşme gerçekleştirilmesi,

ç) Durumun gerektirmesi halinde alıkonulma personeli ile görüşme,
gibi hususları kapsar.

(4) Heyet, inceleme ve görüşmelerde ulusal önleme mekanizmasında, farklı alıkonulma yerlerinin özelliklerine göre önceden hazırlanmış kılavuzlardan yararlanabilir.

(5) İlgili tüm kamu kurum ve kuruluşları ile görevliler, ulusal önleme mekanizması heyeti tarafından gerçekleştirilen ziyaretler esnasında, inceleme ve araştırmaların gerektirdiği yardım ve kolaylığı göstermek zorundadır. Bu kapsamda, ilgili tüm kamu kurum ve kuruluşları ile görevliler;

a) Alıkonulma yerinin türü, niteliği ve diğer özelliklerine ilişkin bilgileri temin etmesini,

b) Alıkonulma yerlerinde tutulan kişilerin sayısı ve alıkonulma koşullarına ilişkin bilgileri edinebilmesini,

c) Bütün alıkonulma yerlerine ve bu yerlerin eklenti ve bölümlerine girilebilmesini,
ç) Özgürlüklerinden mahrum bırakılan kişilerle ve bilgi sağlayabileceği düşünülen ilgili diğer kişilerle, yanında başka bir kişi olmaksızın, şahsen ve gerekli görüldüğünde bir tercüman eşliğinde özel görüşme yapabilmesini,

d) Ziyaret etmek istediği yerleri ve görüşme yapmak istediği kişileri seçebilmesini,

e) Alıkonulma yerlerine, işkence, kötü muamele ve gayriinsani veya küçük düşürücü davranış ve cezaları önlemeyi amaçlayan broşür, belge asma, Kurum tarafından hazırlanan her türlü belgenin alıkonulanlara dağıtılmasını
sağlamakla yükümlüdürler.

(6) İlgili kurum ve kuruluşlar, beşinci fıkrada sayılan kolaylıkları Önleme Alt Komitesine de sunmakla yükümlüdürler.

(7) Bir alıkonulma yerine yapılacak ziyarete karşı itiraz sadece, böyle bir ziyaretin gerçekleştirilmesini geçici olarak engelleyecek olan ve ziyaret edilecek yerde ulusal savunma, kamu emniyeti, doğal afet ya da düzenin ciddi biçimde bozulması gerekçelerine dayanan acil ve zorunlu sebepler ileri sürülerek yapılabilir. Olağanüstü halin varlığı yapılacak ziyaret bakımından bir itiraz olarak öne sürülemez.

(8) Ziyaretle ilgili olarak ulusal önleme mekanizmasına ve ziyareti gerçekleştiren heyete bilgi ve belge sağlayan kişilere herhangi bir yaptırım uygulanamaz.

(9) Ulusal önleme mekanizması kapsamında, kişilerin özgürlüklerinden yoksun bırakıldığı yerlere yapılan ziyaretler esnasında edinilen kişisel bilgi ve belgeler ilgili kişinin açık rızası bulunmadıkça paylaşılamaz ve yayımlanamaz.

Geri bildirim
MADDE 101 – (1) Heyet, yerinde inceleme ve görüşmeleri tamamladıktan sonra alıkonulma yeri yönetimiyle tekrar bir araya gelerek ilk izlenimleriyle tespit ve önerilerini sunar, raporlama ve izleme süreci konusunda yönetimi bilgilendirir.

(2) Yerinde inceleme esnasında konusu suç teşkil eden insan hakları veya ayrımcılık yasağı ihlallerinin tespiti halinde, Kurul kararı ile suç duyurusunda bulunulur. Söz konusu ihlallerin de ivedilikle giderilmesi ile gerekli önlemlerin alınması istenir.

Raporlama ve izleme süreci
MADDE 102 – (1) Ziyarete ilişkin rapor, ziyaretin tamamlanmasından itibaren en geç iki ay içinde hazırlanarak kurula sunulur.

(2) Rapor, heyet başkanı koordinatörlüğünde, heyette yer alan görevliler tarafından hazırlanır. Heyette başka kurum ve kuruluşlardan temsilcilerin bulunması durumunda raporda bu kurum ve kuruluşların tespit ve önerileri için ayrı bir bölüme yer verilmesi mümkündür.

(3) Raporun hazırlanması sürecinde, gerekli görülmesi halinde başta alıkonulma yeri olmak üzere ilgili kurum ve kuruluşlardan, gerekçesini belirtmek suretiyle bilgi ve belge istenmesi mümkündür. Bu talebin tebliğ edildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yerine getirilmesi zorunludur.

(4) Ziyarete ilişkin raporda yer alan kişisel verilerin korunması esastır. İlgili kişilerin açık rızası bulunmadıkça kişisel hiçbir bilgi ve veri yayımlanamaz.

(5) Rapor, kurula sunulmasından itibaren en geç bir ay içinde değerlendirilerek karara bağlanır. Raporun düzeltilmesinin istenmesi halinde on beş güne kadar ek süre verilebilir.

(6) Onaylanan raporlar bilgi ve gereği için ilgili kurum ve kuruluşlara gönderilerek resmi internet sitesinde veya başka surette yayımlanabilir.

(7) Gerçekleştirilen ziyaretlerin ve raporlarda yer alan tavsiyelerin izlenmesi Başkanlık tarafından yerine getirilir. İzleme;

a) Ziyaret edilen alıkonulma yerine haberli veya habersiz ziyaret,

b) Resmi yazışma,

c) Sivil toplum kuruluşları başta olmak üzere ilgili diğer kurum ve kuruluşlarla yapılacak görüşme ve toplantılar,

ç) Yeni bilgi ve belge talebi
gibi yöntemlerle yerine getirilir.

(8) İzleme sürecinde konusu suç teşkil eden insan hakları veya ayrımcılık yasağı ihlallerinin tespiti halinde, Kurul suç duyurusunda bulunur.

Başvuru üzerine yapılacak ziyaretler
MADDE 103 – (1) Başkanın önerisi ve Kurul kararıyla işkence ve kötü muamele iddiası içeren başvurular ziyaret konusu yapılabilir.

(2) Başvuru üzerine yapılacak ziyaretlerde Yönetmeliğin ilgili hükümleri uygulanır.

(3) Hakkında ziyaret kararı alınmayan başvuruların incelemesinde Yönetmeliğin başvuru usul ve esaslarına ilişkin maddeleri uygulanır.

(4) Hakkında ziyaret kararı alınmayan başvuruların dosya üzerinde incelemesinde ciddi hak ihlaline ilişkin emarelerin tespiti halinde, başvurunun ziyaret edilme kararı için yeniden Kurula sunulması mümkündür.

Diğer önleyici çalışmalar
MADDE 104 – (1) Kurum, Ulusal Önleme Mekanizması kapsamında işkence ve kötü muamelenin önlenmesi amacıyla, ziyaretler dışında aşağıdaki çalışmaları yürütür:

a) Kitle iletişim araçlarını da kullanarak bilgilendirme ve eğitim yoluyla kamuoyunda duyarlılığı geliştirmek.

b) Özgürlüğünden yoksun bırakılanlar, alıkonulma yerlerinde görevli personel ve bu alanda çalışmalar yürüten kurum ve kuruluşlara yönelik bilgilendirme ve farkındalık çalışmaları yürütmek.

c) Konuyla ilgili basılı ve görsel materyaller üreterek, ilgili yerlere dağıtımını sağlamak.

ç) İlgili mevzuat çalışmalarını izlemek, değerlendirmek, bunlara ilişkin görüş ve önerilerini ilgili mercilere bildirmek.

d) Kamuoyunu bilgilendirmek, düzenli yıllık raporlar dışında, gerek görüldüğünde görev alanına ilişkin özel raporlar yayımlamak.

e) Uluslararası gelişmeleri izlemek ve değerlendirmek, alanındaki uluslararası ve ulusal kuruluşlarla ilgili mevzuat dâhilinde işbirliği yapmak.

f) Kurul tarafından belirlenmiş benzeri çalışmaları yürütmek.

ON ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
İnsan Hakları ve Ayrımcılıkla Mücadele Eğitimi, Eğiticilerin Nitelikleri,
Çalışma Usul ve Esasları ile Eğiticilerin Ücreti

Eğitimin amacı
MADDE 105 – (1) İnsan hakları ve ayrımcılıkla mücadele eğitimi, insan onurunu temel alarak insan haklarının korunması ve geliştirilmesi, kişilerin eşit muamele görme hakkının güvence altına alınması, hukuken tanınmış hak ve hürriyetlerden yararlanmada ayrımcılığın önlenmesi amacıyla insan hakları ve ayrımcılıkla mücadele eğiticilerinden alınan, insan haklarının korunması, geliştirilmesi ve ayrımcılıkla mücadelenin yürütülmesi ile ilgili temel bilgileri, ayrımcılıkla mücadele için gerekli olan bilgi ve becerilerin kazanılmasını amaçlayan eğitimi ifade eder.

Eğitim konuları
MADDE 106 – (1) Eğitim, insan hakları ve ayrımcılıkla mücadele eğitiminden oluşur ve aşağıdaki konuları kapsar:

a) İnsan hakları kavramı ve benzer kavramlar.

b) İnsan haklarının nitelikleri.

c) İnsan haklarının sınıflandırılması.

ç) İnsan haklarının tarihi gelişimi.

d) İnsan haklarının ulusal, bölgesel ve uluslararası kaynakları.

e) İnsan haklarının düzenlenmesi ve sınırlanması.

f) İnsan haklarının Birleşmiş Milletler sisteminde korunması usulleri.

g) Birleşmiş Milletlerin uzman kuruluşlarında insan haklarının korunması.

ğ) İnsan haklarının, başta Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi olmak üzere ve diğer bölgesel düzeyde korunması usulleri.

h) İnsan haklarının Türk Hukukunda korunması.

ı) Din ve insan hakları.

i) Anayasada düzenlenen temel hak ve hürriyetler.

(2) Ayrımcılıkla mücadele eğitimi aşağıdaki konuları kapsar:

a) Eşitlik ilkesi ve ayrımcılık yasağı kavramları.

b) Eşitlik ilkesi ve ayrımcılık yasağı ile ilgili temel kavramlar.

c) Ayrımcılık yasağının etkili hale getirilmesine ilişkin hukuki araçlar.

ç) Ayrımcılık yasağının uluslararası hukuktaki kaynakları ve denetim usulleri.

d) Ayrımcılık yasağının Türk Hukukundaki kaynakları ve denetim usulleri.

e) Ayrımcılık yasağı ve devletlerin yükümlülükleri.

f) Ayrımcılıkla mücadeleye ilişkin savunu faaliyetlerinde izleme ve belgeleme.

(3) İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumunun yapısı, işleyişi, görev ve yetkileri:

a) Başvuru usulü.

b) İncelenebilir/incelenemez başvurular.

c) Başvuru formu, vatandaşa gönderilecek yazışma, idarelere gönderilecek yazı örnekleri, idarelerden bilgi isteme, hukuki yükümlülüklerin hatırlatılması, başvuru inceleme prosedürleri.

ç) Karar türleri.

Eğitimin verileceği yer ve süresi
MADDE 107 – (1) Eğitim verilecek yerler Kurum tarafından belirlenir. İnsan hakları ve ayrımcılıkla mücadele eğitimi, asgari 40 saattir.

Belge verilmesi
MADDE 108 – (1) Kurum tarafından, eğitimi tamamlayanlara insan hakları ve ayrımcılıkla mücadele eğitimi aldığına dair bir katılım belgesi verilir.

Eğiticiler
MADDE 109 – (1) İnsan hakları ve ayrımcılıkla mücadele eğitimi, Kurum personeli veya Kurul tarafından belirlenen insan hakları ve ayrımcılıkla mücadele eğiticileri tarafından verilir.

(2) Eğiticiler, İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu tarafından özel bir eğitime tabi tutulur ve eğitmen olarak yetiştirilir. Eğitmen olarak mesleki becerileri güçlendirilen bu kişiler, diğer kurum ve kuruluşlara ve kurum personeline de eğitim verirler.

(3) Sivil toplum kuruluşları, okullar, üniversiteler, güvenlik güçleri ve kolluk kuvvetleri, insan haklarının korunması alanında hizmet veren özel dernekler, hakim ve savcılar ile avukatların da dahil olduğu Türkiye’de bulunan kamu ve özel bütün kurum ve kuruluşlara eğitim programları düzenlenir.

Eğiticilerin nitelikleri
MADDE 110 – (1) İnsan hakları ve ayrımcılıkla mücadele eğiticilerinde, aşağıdaki şartlar aranır:

a) 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesinde belirtilen şartları taşımak.

b) Terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlı olmamak.

c) Disiplin yönünden meslekten veya memuriyetten çıkarılmamış ya da sanat icrasından veya mesleki faaliyetten geçici ya da sürekli olarak yasaklanmamış olmak.

ç) İnsan hakları veya ayrımcılık yasağı alanında çalışmalarda bulunmak veya Kurumca belirlenen kamu kurum ve kuruluşları veya insan hakları eğitimi veren sivil toplum kuruluşlarında çalışmış olmak.

d) Kurumun belirlediği insan hakları, ayrımcılık yasağı alanlarına göre eğiticilerde bulunması gereken diğer yeterlilik koşullarını taşımak.

(2) İnsan hakları hukuku veya en azından anayasa hukuku alanında doktora veya doçentlik unvanı alanlarda birinci fıkranın
(a), (b) ve (c) bentleri dışındaki şartlar aranmaz.

(3) Eğiticiler Kurum tarafından özel bir eğitime tabi tutulur ve sertifikalandırılır.

Eğiticilerin çalışma usul ve esasları
MADDE 111 – (1) İnsan hakları ve ayrımcılıkla mücadele eğiticilerinin eğitim materyalleri ve modülü Kurul tarafından belirlenir.

(2) İnsan hakları ve ayrımcılıkla mücadele eğitimiyle ilgili ulusal, bölgesel ve yerel ihtiyaçlar Kurum tarafından belirlenir.

(3) Ulusal, bölgesel ve yerel insan hakları ve ayrımcılık eğitimi ihtiyaçları değerlendirdikten sonra, eğitime tabi tutulacak hedef gruplar ve insan hakları ve ayrımcılık eğitimiyle ilgili yerler Kurum tarafından belirlenir.

(4) Toplumdaki rolleri ya da konumları itibariyle daha geniş bir kitleyi ya da grupları etkileyebilecek insan hakları ve ayrımcılıkla mücadele eğiticilerine insan hakları ve ayrımcılıkla mücadele eğitimi verilir.

(5) Eğitim alan insan hakları ve ayrımcılıkla mücadele eğiticilerinin de devlet memurları, cezaevi personeli, din görevlileri, gençler ve öğrenciler, STK temsilcileri ve benzeri diğer kişilerin içinden rolleri ya da konumları itibariyle daha geniş bir kitleyi ya da grupları etkileyebilecek kişilere insan hakları ve ayrımcılıkla mücadele eğitimi vermeleri sağlanır.

(6) İnsan hakları ve ayrımcılıkla mücadele eğitimi alan devlet memurları, cezaevi personeli, din görevlileri, gençler ve öğrenciler, STK temsilcileri ve benzeri diğer kişilerin temsilcilerinin de toplumun diğer kesimlerine insan hakları ve ayrımcılıkla mücadele eğitimi vermeleri sağlanır.

Eğitim programlarında takip edilecek metodoloji
MADDE 112 – (1) Eğitimler başlamadan önce içerik Kurum tarafından gözden geçirilip; eğiticilerin görüşlerine göre eğitim konularında değişiklik yapılabilir ve programa eklenebilir.

(2) Eğitim seanslarında, eğitimin her bir konusuna ilişkin genel bir giriş yapıldıktan sonra İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumunda eğitim konusu ile ilgili yapılan çalışmalar hakkında katılımcılara bilgi verilir. İlgili alanda karşılaşılan problemlere ve çözüm yollarına da eğitimlerde değinilir.

(3) Her bir eğitim programında Kurumun belirli bir birimi (İnsan Haklarının Korunması ve Geliştirilmesi Hizmet Birimi, Ayrımcılıkla Mücadele ve Eşitlik Hizmet Birimi, Ulusal Önleme Mekanizması Hizmet Birimi) ve ilgili mevzuat/düzenlemeler incelenir.

(4) Eğiticiler, katılımcıların konuyu daha iyi anlayabilmesi için teorik bilgiyi destekleyen uygulama örneklerinden de yararlanır.

(5) Her eğitimin sonunda, eğitim konularının ayrı ayrı özetlendiği ve sonuçların yer aldığı bir oturum yapılır. Aynı zamanda eğiticiler, eğitimin sonuçlarının da içerisinde bulunduğu bir rapor yazarlar.

(6) Eğitimlerin değerlendirilmesi, katılımcıların isimlerini yazmadan dolduracağı “Eğitim formları” aracılığıyla yapılır.

Eğiticilerin görevlendirilmesi
MADDE 113 – (1) İnsan hakları ve ayrımcılıkla mücadele eğiticileri, Başkan ya da Kurul tarafından, ücreti Kurum bütçesinden ödenmek üzere görevlendirilir.

Eğiticilere verilecek ücret
MADDE 114 – (1) İnsan hakları ve ayrımcılıkla mücadele eğitiminde görevlendirilecek eğiticilerden; öğretim elemanlarına unvanları itibarıyla 11/10/1983 tarihli ve 2914 sayılı Yükseköğretim Personel Kanununun 11 inci maddesine göre, diğerlerine ise aynı maddeye göre okutmanlar için belirlenen tutarda, fiilen yerine getirdikleri ders saati başına ücret verilir. Bu fıkra kapsamında, bir eğiticiye ayda 20 ve yılda 100 saatten fazla ders için ücret ödenmez.

(2) Başka şehirlerdeki yükseköğretim kurumlarından ders vermek üzere görevlendirilen öğretim elemanlarına ayrıca 6245 sayılı Harcırah Kanununa göre geçici görev yolluğu ödenir.

ON DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Çeşitli ve Son Hükümler

Yıllık rapor
MADDE 115 – (1) Kurum, insan haklarının korunması ve geliştirilmesi, işkence ve kötü muameleyle mücadele ve ayrımcılıkla mücadele alanlarında, Cumhurbaşkanlığına, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına ve Başbakanlığa sunulmak üzere, işkence ve kötü muameleyle mücadele alanında yürüttüğü çalışmaları ve önerileri kapsayan yıllık raporlar hazırlar.

(2) Bir önceki yıla ait hazırlanan raporlar, takip eden yılın Ocak ayının son gününe kadar Kurula sunulur. Kurul, bu raporu iki ay içinde görüşüp kendi kanaat ve görüşlerini de içerecek şekilde karara bağlar.

(3) Kurul tarafından onaylanan rapor birinci fıkrada belirtilen makamlara iletilerek, resmi internet sitesinde veya başka surette yayımlanabilir.

Yürürlük
MADDE 116 – (1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme
MADDE 117 – (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Başkan yürütür.

Mobbing ile İlgili Mevzuat

İş yaşamı konusunda, Türkiye Cumhuriyetinin de taraf olduğu uluslararası sözleşmeler bulunmaktadır. En yaygın adıyla ILO olarak bilinen Uluslararası Çalışma Örgütü ve bu örgüt tarafından yayınlanan çeşitli pozitif düzenlemeler yer almaktadır. Türkiye Cumhuriyetinin de taraf olduğu sözleşmeler bugün iç hukukta yerini bulmakta ve İş Hukukuna kaynaklık etmektedir.

Mobbing; ülkemizin taraf olduğu AB sosyal şartının 26.maddesi, ILO prensipleri, İnsan Hakları Beyannamesi, Avrupa İnsan Hakları sözleşmesi hükümlerine göre bir insan hakları ihlalidir.

Türk Hukuk Sisteminde (İşyerinde psikolojik taciz) Mobbing ile ilgili müstakil bir kanun düzenlemesi bulunmamaktadır.

Türk hukukunda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ve 6701 sayılı Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Kanunu İşyerinde psikolojik taciz ile düzenlemeler yer almaktadır.

Mevzuatımızda, söz konusu Kanunlar dışında işyerinde psikolojik tacize doğrudan bir atıf bulunmamakla birlikte konu mevzuatımızdaki mevcut hükümler çerçevesinde uyuşmazlıklara ve yargı kararlarına konu olmaktadır.

 

AB SOSYAL ŞARTI
Madde 26 – Onurlu çalışma hakkı Akit Taraflar, tüm çalışanların onurlu çalışma haklarının etkili bir biçimde kullanılmasını sağlamak amacıyla işverenlerin ve çalışanların örgütlerine danışarak, 1-Çalışanların işyerinde ya da işle bağlantılı cinsel taciz konusunda bilinçlenmesi, bilgilenmesi ve bunun engellenmesini desteklemeyi ve çalışanları bu tür davranışlardan korumaya yönelik tüm uygun önlemleri almayı;
2-Çalışanların birey olarak işyerinde ya da işle bağlantılı olarak maruz kaldıkları kınanılacak ya da açıkça olumsuz ya da suç oluşturan, yinelenen eylemler konusunda bilinçlenmesi, bilgilenmesi ve bunların engellenmesini desteklemeyi ve çalışanları bu tür davranışlardan korumaya yönelik tüm uygun önlemleri almayı taahhüt ederler.

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI

Psikolojik taciz, hedef seçilen bireyin kişilik haklarına ve onuruna saldırı niteliğini taşımakta olup Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın temel hak ve hürriyetlere ilişkin hükümleri kapsamında koruma altına alınmıştır.
İşyerlerinde psikolojik taciz Anayasa’nın;

-Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.Kanun Önünde Eşitliği vurgulayan 10 ncu maddesine,
-Temel hak ve hürriyetlerin niteliğini belirleyen ve “Herkesin kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahip olduğunu” vurgulayan 12 nci maddesine,

– Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığını düzenleyen ve “herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğunu” düzenleyen 17 nci maddesi kapsamında güvence altına alınmıştır.1 inci ve 3 üncü fıkralarına aykırılık teşkil etmektedir.

Çalışma, herkesin hakkı ve ödevidir.
Devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları ve işsizleri korumak, çalışmayı desteklemek, işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak ve çalışma barışını sağlamak için gerekli tedbirleri alır” hükmünü vurgulayan 49 uncu maddesine,

Kimse, yaşına, cinsiyetine ve gücüne uymayan işlerde çalıştırılamaz.
Küçükler ve kadınlar ile bedenî ve ruhî yetersizliği olanlar çalışma şartları bakımından özel olarak korunurlar.
Dinlenmek, çalışanların hakkıdır. Ücretli hafta ve bayram tatili ile ücretli yıllık izin hakları ve şartları kanunla düzenleniri vurgulayan 50 inci maddesine,

 

TÜRK MEDENİ KANUNU

Genellikle kişilik haklarına yönelik saldırılar şeklinde ortaya çıkan psikolojik taciz, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 2 nci maddesindeki “herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır” şeklindeki temel ilkeden başlayarak, Kanunun 23 ila 25’inci maddelerinde düzenlenen kişiliğin korunmasına yönelik hükümler çerçevesinde değerlendirilebilmektedir

-Bu maddelere göre psikolojik taciz kapsamında ele alınabilecek durumlarda olayın özelliklerine göre ayrıca değerlendirilecek olmakla birlikte; hukuka aykırı olarak kişilik haklarına saldırılan kişi hakimden koruma talebinde bulunabilir

-Ayrıca hakimden saldırı tehlikesinin önlenmesini, sürmekte olan saldırıya son verilmesini, sona ermiş olsa bile etkileri devam eden saldırının hukuka aykırılığının tespitini isteyebilir.

-Bunlarla birlikte, düzeltmenin veya kararın üçüncü kişilere bildirilmesi ya da yayımlanması isteminde bulunabilir.

– Kişi ayrıca uğramış olduğu zararların giderilmesi için maddi ve manevi tazminat talebinde de bulunabilir.

 

TÜRK BORÇLAR KANUNU

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ile ilk defa mevzuatımıza giren psikolojik taciz kavramı, Kanunun işverenin işçiyi koruma borcunu düzenleyen ve işverene işçiyi gözetme borcu getiren 417 nci maddesinde “İşçinin kişiliğinin Korunması” başlığı altında düzenlenmiştir.

Maddeye göre;

-İşveren, hizmet ilişkisinde işçinin kişiliğini korumak, saygı göstermek ve işyerinde dürüstlük ilkelerine uygun bir düzeni sağlamakla ve bu kapsamda özellikle işçilerin psikolojik ve cinsel tacize uğramamaları için olduğu gibi bu tür tacizlere uğramış olanların da daha fazla zarar görmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür.

-İşverenin Kanuna ve sözleşmeye aykırı davranması nedeniyle işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı ortaya çıkan zararların tazmini, sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabi olmaktadır.

Bu kapsamda işçi her olayda özel olarak ayrıca değerlendirilmesi gerekmekle birlikte genel olarak;

-Sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine dayanarak uğradığı zararların tazminini talep edebilir.

-Borçlar Kanununa tabi olarak kurulmuş iş ilişkilerinde “dürüstlük kurallarına göre hizmet ilişkisini sürdürmesi beklenemeyen” durum ve koşullar (md. 435/II) içinde değerlendirilmek suretiyle, iş sözleşmesini haklı nedenle feshedebilir.

-Kişilik haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle manevi tazminat talebinde de bulunabilir. (md. 58).

 

TÜRK CEZA KANUNU

Kişi hak ve özgürlüklerinin korunması, Türk Ceza Kanununun temel amaçları arasında yer almaktadır. Psikolojik taciz davranışlarının bir kısmı, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda düzenlemiş olan suçlara konu eylemler arasında yer alabilmekte ve bu yönüyle de Türk Ceza Kanunu kapsamında cezaya konu olabilmektedir.

Kanunun psikolojik tacizle ilişkilendirilebilecek suçlardan bazılarına aşağıda yer verilmiştir.

-Eziyet (md. 96),

-Cinsel Taciz (md.105),

-Tehdit (md. 106),

-Şantaj (md. 107),

-İş ve çalışma hürriyetinin ihlali (md. 117),

-Ayrımcılık (md. 122)

-Hakaret (md. 125)

-Kişilerin huzur ve sükununu bozma (md.123)

-Haberleşmenin engellenmesi (md. 124),

-Haberleşmenin gizliliğini ihlal (md.132),

-Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması (md. 133),

-Özel hayatın gizliliğini ihlal (md.134),

-Kişisel verilerin kaydedilmesi (md.135).

 

İŞ KANUNU

4857 sayılı İş Kanununda işyerlerinde psikolojik tacize ilişkin doğrudan düzenleme bulunmamakla birlikte dolaylı olarak bu davranış biçimlerini yaptırıma bağlayan birtakım hükümler bulunmaktadır.

Psikolojik tacizin hukuki sonuçları tacizi gerçekleştiren kişinin hukuki konumuna göre farklılık göstermektedir.

Psikolojik tacizin işveren tarafından gerçekleştirilmesi halinde işçi; her olayda özel olarak ayrıca değerlendirilmesi gerekmekle birlikte genel olarak;

-Eşit davranma borcuna aykırılık nedeniyle ayrımcılık tazminatı talep edebilir (md.5).

-İş sözleşmesini koşulları oluşmuşsa haklı nedenle feshedebilir (md. 24/II).
Psikolojik tacizin işverenin bir başka işçisi tarafından gerçekleştirilmesi halinde;

-İşçi durumu işverene varsa işyerindeki bildirim ve iletişim mekanizmalarını kullanarak bildirerek gerekli önlemlerin alınmasını isteyebilir.

-Önlem alınmaması halinde ve koşulları oluşmuş ise işçi, iş sözleşmesini haklı nedenle feshedebilir (md. 24/II).

-İşveren, psikolojik taciz davranışları sergileyen işçisinin iş sözleşmesini koşulları oluşmuş ise feshedebilir.

 

DEVLET MEMURLARI KANUNU

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, amirlerin memurlarına hakkaniyet ve eşitlik içinde davranması gerektiğini belirtmektedir (md. 10).

-Devlet memurları, kendilerine uygulanan idari eylem ve işlemlerden dolayı şikayet ve dava açma hakkına sahiptir. Psikolojik tacize maruz kalan memur, sözlü veya yazılı olarak en yakın amirden başlayarak ve silsile yolu ile tacizi gerçekleştiren amirleri atlayarak şikayet yapabilir (md. 21).

-Şikayet üzerine taciz eylemini gerçekleştiren memura somut olaya göre uyarma, kınama, aylıktan kesme, kademe ilerlemesini durdurma, devlet memurluğundan çıkarma cezası verilebilir (md. 125).

-Kanunda belirtilen disiplin cezalarının psikolojik taciz sürecinin aracı olarak kullanılması durumunda haksız disiplin cezasına maruz kalan memur, bu cezaya karşı itiraz etme ve dava açma hakkına da sahiptir (md. 135).

 

İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ KANUNU

-6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununa göre işveren çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliklerini sağlamakla yükümlüdür (md. 4).

-Psikolojik taciz olgusu, İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununda doğrudan düzenlenmemiş olsa da çalışanların ruh ve beden sağlığını etkilediği hallerde Kanun kapsamında değerlendirilmesi mümkündür.

-İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğini sağlamak için her türlü tedbiri almak, risk değerlendirmesi yapmak ve yaptırmakla yükümlüdür (md. 4). Bu kapsamda işveren çalışanların işyerinde fiziksel ve psikolojik açıdan sağlıklı bir çalışma ortamının oluşturulmasını sağlamak ve gözetmekle yükümlüdür.

 

TÜRKİYE İNSAN HAKLARI VE EŞİTLİK KURUMU KANUNU

6701 sayılı Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Kanunu ile “İşyerinde Yıldırma” ve “Taciz” kavramları tanımlanmış ve bu kavramlar ayrımcılık kapsamında değerlendirilmiştir.

Kanuna göre;

-İşyerinde yıldırma: bu Kanunda sayılan ayrımcılık temellerine dayanılarak kişiyi işinden soğutmak, dışlamak, bıktırmak amacıyla kasıtlı olarak yapılan eylemleri,

Taciz: Psikolojik ve cinsel türleri de dâhil olmak üzere bu Kanunda sayılan temellerden birisine dayanılarak, insan onurunun çiğnenmesi amacını taşıyan veya böyle bir sonucu doğuran yıldırıcı, onur kırıcı, aşağılayıcı veya utandırıcı her türlü davranışı ifade etmektedir.

-Kanun kapsamında cinsiyet, ırk, renk, dil, din, inanç, mezhep, felsefi ve siyasi görüş, etnik köken, servet, doğum, medeni hâl, sağlık durumu, engellilik ve yaş temellerine dayalı ayrımcılık yasaktır (md.3).

-Kanun kapsamında işyerinde yıldırma ayrımcılık türleri arasında sayılmıştır. (md.4)

-Çalışma hayatında ayrımcılık yasağı ihlalinden zarar gördüğü iddiasında bulunan gerçek ve tüzel kişi, herhangi bir ücret ödemeksizin İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumuna başvurabilir (md. 17/I).

-İş Kanunun 5. maddesi kapsamına giren ayrımcılık iddialarına ilişkin başvurular, İş Kanununda belirlenen şikayet usulleri izlendikten sonra herhangi bir yaptırım kararı alınmadığı hallerde yapılabilir. (md.17/V).

-Kişi, Kurum’a başvurmadan önce işyerinde yıldırmanın (ayrımcılığın) sonlanmasını ilgili taraftan talep etmelidir. Bu talebin reddedilmesi veya 30 gün içerisinde cevap verilmemesi halinde Kurum’a başvuru yapılabilir. Ancak telafisi güç veya imkansız zararların doğması ihtimali bulunan hallerde, Kurum bu şartı aramadan başvuruları kabul edebilir (md. 17/II).

-Kurum, başvuruları en geç 3 ay içinde sonuçlandırır. Bu süre bir defaya mahsus olmak üzere en fazla 3 ay uzatılabilir (md. 18/I).

-Kurum, ayrımcılık taraflarının görüşünü aldıktan sonra incelemenin özelliğine göre resen veya talep üzerine tarafları uzlaşmaya davet edebilir (md. 18/II, III).

-Kurum’a yapılan başvurularda başvuranın, iddiasının gerçekliğine ilişkin kuvvetli emarelerin ve karine oluşturan olguların varlığını ortaya koyması halinde, karşı tarafın ayrımcılık yasağını ve eşit muamele ilkesini ihlal etmediğini ispat etmesi gerekir (md. 21).

-Ayrımcılık yasağının ihlali halinde sorumlu olan kamu veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, gerçek kişiler ve özel hukuk tüzel kişileri hakkında 1000 Türk lirasından 15.000 bin Türk lirasına kadar idari para cezası uygulanır. Kurul, verdiği idari para cezasını bir defaya mahsus olmak üzere uyarı cezasına dönüştürebilir (md. 25/I, IV).

 

KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU KANUNU

-6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kanunu’nun amacı; kamu hizmetlerinin işleyişinde bağımsız ve etkin bir şikâyet mekanizması oluşturmak suretiyle, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve önerilerde bulunmaktır (md.1).

-Kurum, idarenin işleyişi ile ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir (md.5).

-Kuruma, gerçek ve tüzel kişiler başvurabilirler. Başvuru sahibinin talebi üzerine başvuru gizli tutulmaktadır (md. 17/I).

-Kurum’a başvuruda bulunulabilmesi için telafisi güç veya imkansız zararların doğması ihtimali bulunan haller dışında, idari başvuru yollarının tüketilmiş olması gerekmektedir (md. 17/IV).

-Kurum, inceleme ve araştırmasını başvuru tarihinden itibaren en geç 6 ay içinde sonuçlandırarak inceleme ve araştırma sonucu ile varsa önerilerini ilgili mercie ve başvurana bildirir (md. 20/I,II).

-Kurum ayrıca başvurana, işleme karşı başvuru yollarını, başvuru süresini ve başvurulacak makamı da gösterir (md. 20/II).

-İlgili mercii, Kurumun önerileri doğrultusunda tesis ettiği işlemi veya Kurumun önerdiği çözümü uygulanabilir nitelikte görmediği takdirde bunun gerekçesini 30 gün içinde Kurum’a bildirir (md. 20/III).

 

10.2011/2 SAYILI İŞYERLERINDE PSİKOLOJİK TACİZİN (MOBBİNG) ÖNLENMESI BAŞBAKANLIK GENELGESİ

Kamu kurum ve kuruluşları ile özel sektör işyerlerinde gerçekleşen psikolojik taciz, çalışanların itibarını ve onurunu zedelemekte, verimliliğini azaltmakta ve sağlığını kaybetmesine neden olarak çalışma hayatını olumsuz etkilemektedir.
Kasıtlı ve sistematik olarak belirli bir süre çalışanın aşağılanması, küçümsenmesi, dışlanması, kişiliğinin ve saygınlığının zedelenmesi, kötü muameleye tabi tutulması, yıldırılması ve benzeri şekillerde ortaya çıkan psikolojik tacizin önlenmesi gerek iş sağlığı ve güvenliği gerekse çalışma barışının geliştirilmesi açısından çok önemlidir. Bu doğrultuda, çalışanların psikolojik tacizden korunması amacıyla aşağıdaki tedbirlerin alınması uygun görülmüştür.

1. İşyerinde psikolojik tacizle mücadele öncelikle işverenin sorumluluğunda olup işverenler çalışanların tacize maruz kalmamaları için gerekli bütün önlemleri alacaktır.

2. Bütün çalışanlar psikolojik taciz olarak değerlendirilebilecek her türlü eylem ve davranışlardan uzak duracaklardır.

3. Toplu iş sözleşmelerine işyerinde psikolojik taciz vakalarının yaşanmaması için önleyici nitelikte hükümler konulmasına özen gösterilecektir.

4. Psikolojik tacizle mücadeleyi güçlendirmek üzere Çalışma ve Sosyal Güvenlik İletişim Merkezi, ALO 170 üzerinden psikologlar vasıtasıyla çalışanlara yardım ve destek sağlanacaktır.

5. Çalışanların uğradığı psikolojik taciz olaylarını izlemek, değerlendirmek ve önleyici politikalar üretmek üzere Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bünyesinde Devlet Personel Başkanlığı, sivil toplum kuruluşları ve ilgili tarafların katılımıyla “Psikolojik Tacizle Mücadele Kurulu” kurulacaktır.

6. Denetim elemanları, psikolojik taciz şikâyetlerini titizlikle inceleyip en kısa sürede sonuçlandıracaktır.
7. Psikolojik taciz iddialarıyla ilgili yürütülen iş ve işlemlerde kişilerin özel yaşamlarının korunmasına azami özen gösterilecektir.

8. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Devlet Personel Başkanlığı ve sosyal taraflar, işyerlerinde psikolojik tacize yönelik farkındalık yaratmak amacıyla eğitim ve bilgilendirme toplantıları ile seminerler düzenleyeceklerdir.
İşyerlerinde psikolojik taciz ilgili her türlü soru, öneri, eleştiri, ihbar, şikayet, başvuru ve taleplerin çözüme kavuşturabilmesi amacıyla başvuruda bulunulabilecek birçok kurum ve kuruluş vardır.

 

 

Başbakanlık genelgesi 2011/2 sayılı “İşyerlerinde Psikolojik Tacizin (Mobbing) Önlenmesi”

2011/2 sayılı “İşyerlerinde Psikolojik Tacizin (Mobbing) Önlenmesi” konulu Başbakanlık genelgesi

GENELGE
2011/2
Kamu kurum ve kuruluşları ile özel sektör işyerlerinde gerçekleşen psikolojik taciz, çalışanların itibarını ve onurunu zedelemekte, verimliliğini azaltmakta ve sağlığını kaybetmesine neden olarak çalışma hayatını olumsuz etkilemektedir.

Kasıtlı ve sistematik olarak belirli bir süre çalışanın aşağılanması, küçümsenmesi, dışlanması, kişiliğinin ve saygınlığının zedelenmesi, kötü muameleye tabi tutulması, yıldırılması ve benzeri şekillerde ortaya çıkan psikolojik tacizin önlenmesi gerek iş sağlığı ve güvenliği gerekse çalışma barışının geliştirilmesi açısından çok önemlidir.

Bu doğrultuda, çalışanların psikolojik tacizden korunması amacıyla aşağıdaki tedbirlerin alınması uygun görülmüştür.

1. İşyerinde psikolojik tacizle mücadele öncelikle işverenin sorumluluğunda olup işverenler çalışanların tacize maruz kalmamaları için gerekli bütün önlemleri alacaktır.

2. Bütün çalışanlar psikolojik taciz olarak değerlendirilebilecek her türlü eylem ve davranışlardan uzak duracaklardır.

3. Toplu iş sözleşmelerine işyerinde psikolojik taciz vakalarının yaşanmaması için önleyici nitelikte hükümler konulmasına özen gösterilecektir.

4. Psikolojik tacizle mücadeleyi güçlendirmek üzere Çalışma ve Sosyal Güvenlik İletişim Merkezi, ALO 170 üzerinden psikologlar vasıtasıyla çalışanlara yardım ve destek sağlanacaktır.

5. Çalışanların uğradığı psikolojik taciz olaylarını izlemek, değerlendirmek ve önleyici politikalar üretmek üzere Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bünyesinde Devlet Personel Başkanlığı, sivil toplum kuruluşları ve ilgili tarafların katılımıyla “Psikolojik Tacizle Mücadele Kurulu” kurulacaktır.

6. Denetim elemanları, psikolojik taciz şikâyetlerini titizlikle inceleyip en kısa sürede sonuçlandıracaktır.

7. Psikolojik taciz iddialarıyla ilgili yürütülen iş ve işlemlerde kişilerin özel yaşamlarının korunmasına azami özen gösterilecektir.

8. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Devlet Personel Başkanlığı ve sosyal taraflar, işyerlerinde psikolojik tacize yönelik farkındalık yaratmak amacıyla eğitim ve bilgilendirme toplantıları ile seminerler düzenleyeceklerdir.
Bilgilerini ve gereğini rica ederim.

Recep Tayyip ERDOĞAN
Başbakan

TÜRKİYE İNSAN HAKLARI VE EŞİTLİK KURUMU KANUNU

BİRİNCİ BÖLÜM

Amaç, Kapsam ve Tanımlar

Amaç ve kapsam

MADDE 1- (1) Bu Kanunun amacı; insan onurunu temel alarak insan haklarının korunması ve geliştirilmesi, kişilerin eşit muamele görme hakkının güvence altına alınması, hukuken tanınmış hak ve hürriyetlerden yararlanmada ayrımcılığın önlenmesi ile bu ilkeler doğrultusunda faaliyet göstermek, işkence ve kötü muameleyle etkin mücadele etmek ve bu konuda ulusal önleme mekanizması görevini yerine getirmek üzere Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumunun kurulması, teşkilat, görev ve yetkilerine ilişkin esasların düzenlenmesidir.

Tanımlar

MADDE 2- (1) Bu Kanunun uygulanmasında;

  1. a) Ayrı tutma: Kişilerin bu Kanunda sayılan temellerden biri veya birden fazlası nedeniyle, bir eylem veya eylemsizliğin sonucu olarak diğerlerinden ayrı tutulması durumunu,
  2. b) Ayrımcılık talimatı: Bir kişinin kendi nam veya hesabına eylem ve işlemlerde bulunmaya yetkili kıldığı kişilere veya bir kamu görevlisinin diğer kişilere verdiği ayrımcılık yapılmasına yönelik talimatı,
  3. c) Başkan: Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Başkanını,

ç) Çoklu ayrımcılık: Ayrımcı uygulamanın birden fazla ayrımcılık temeli ile ilişkili olması durumunu,

  1. d) Doğrudan ayrımcılık: Bir gerçek veya tüzel kişinin, hukuken tanınmış hak ve hürriyetlerden karşılaştırılabilir durumdakilere kıyasla eşit şekilde yararlanmasını bu Kanunda sayılan ayrımcılık temellerine dayanılarak engelleyen veya zorlaştıran her türlü farklı muameleyi,
  2. e) Dolaylı ayrımcılık: Bir gerçek veya tüzel kişinin, görünüşte ayrımcı olmayan her türlü eylem, işlem ve uygulamalar sonucunda, bu Kanunda sayılan ayrımcılık temelleriyle bağlantılı olarak, hukuken tanınmış hak ve hürriyetlerden yararlanma bakımından nesnel olarak haklılaştırılamayan dezavantajlı bir konuma sokulmasını,
  3. f) Engelli: Fiziksel, zihinsel, ruhsal ve duyusal yetilerinde çeşitli düzeyde kayıplarından dolayı topluma diğer bireyler ile birlikte eşit şartlarda tam ve etkin katılımını kısıtlayan tutum ve çevre şartlarından etkilenen bireyi,
  4. g) İşyerinde yıldırma: Bu Kanunda sayılan ayrımcılık temellerine dayanılarak kişiyi işinden soğutmak, dışlamak, bıktırmak amacıyla kasıtlı olarak yapılan eylemleri,

 

ğ) Kamu görevlisi: Kamu hizmetlerinin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişiyi,

  1. h) Kurul: Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurulunu,

ı) Kurum: Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumunu,

  1. i) Makul düzenleme: Engellilerin hak ve özgürlüklerini tam ve diğer bireylerle eşit şekilde kullanmasını veya bunlardan yararlanmasını sağlamak üzere belirli bir durumda ihtiyaç duyulan, mali imkânlar nispetinde, ölçülü, gerekli ve uygun değişiklik ve tedbirleri,
  2. j) Taciz: Psikolojik ve cinsel türleri de dâhil olmak üzere bu Kanunda sayılan temellerden birisine dayanılarak, insan onurunun çiğnenmesi amacını taşıyan veya böyle bir sonucu doğuran yıldırıcı, onur kırıcı, aşağılayıcı veya utandırıcı her türlü davranışı,
  3. k) Ulusal önleme mekanizması: İşkenceye ve Diğer Zalimane, Gayriinsanî veya Küçültücü Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesine Ek İhtiyari Protokol hükümleri çerçevesinde kişilerin özgürlüklerinden yoksun bırakıldığı yerlere düzenli ziyaretler yapmak üzere oluşturulan sistemi,
  4. l) Uygulamalı iş deneyimi: Bir mesleğin gerektirdiği bilgi, beceri ve iş alışkanlıklarının eğitimle eş zamanlı ya da eğitim sonrası dönemde iş içerisinde geliştirilmesini,
  5. m) Varsayılan temele dayalı ayrımcılık: Bir gerçek veya tüzel kişinin, bu Kanunda sayılan ayrımcılık temellerinden birisiyle gerçekte ilgisi olmamasına rağmen, bu temellerden birisini taşıdığı sanılarak hukuken tanınmış hak ve hürriyetlerden yararlanma bakımından ayrımcı muameleye maruz kalmasını,

ifade eder.

 

İKİNCİ BÖLÜM

Ayrımcılıkla Mücadele

 

Eşitlik ilkesi ve ayrımcılık yasağı 

MADDE 3- (1) Herkes, hukuken tanınmış hak ve hürriyetlerden yararlanmada eşittir.

(2) Bu Kanun kapsamında cinsiyet, ırk, renk, dil, din, inanç, mezhep, felsefi ve siyasi görüş, etnik köken, servet, doğum, medeni hâl, sağlık durumu, engellilik ve yaş temellerine dayalı ayrımcılık yasaktır.

(3) Ayrımcılık yasağının ihlali hâlinde, konuya ilişkin görev ve yetkisi bulunan kamu kurum ve kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ihlalin sona erdirilmesi, sonuçlarının giderilmesi, tekrarlanmasının önlenmesi, adli ve idari yoldan takibinin sağlanması amacıyla gerekli tedbirleri almakla yükümlüdür.

(4) Ayrımcılık yasağı bakımından sorumluluk altında olan gerçek ve özel hukuk tüzel kişileri, yetki alanları içerisinde bulunan konular bakımından ayrımcılığın tespiti, ortadan kaldırılması ve eşitliğin sağlanması için gerekli tedbirleri almakla yükümlüdür.

 

Ayrımcılık türleri

MADDE 4- (1) Bu Kanun kapsamına giren ayrımcılık türleri şunlardır:

  1. a) Ayrı tutma.
  2. b) Ayrımcılık talimatı verme ve bu talimatları uygulama.
  3. c) Çoklu ayrımcılık.

ç) Doğrudan ayrımcılık.

  1. d) Dolaylı ayrımcılık.
  2. e) İşyerinde yıldırma.
  3. f) Makul düzenleme yapmama.
  4. g) Taciz.

ğ) Varsayılan temele dayalı ayrımcılık.

(2) Eşit muamele ilkesine uyulması veya ayrımcılığın önlenmesi amacıyla idari ya da adli süreçleri başlatan yahut bu süreçlere katılan kişiler ile bunların temsilcilerinin, bu nedenle maruz kaldıkları olumsuz muameleler de ayrımcılık teşkil eder.

Ayrımcılık yasağının kapsamı

MADDE 5- (1) Eğitim ve öğretim, yargı, kolluk, sağlık, ulaşım, iletişim, sosyal güvenlik, sosyal hizmetler, sosyal yardım, spor, konaklama, kültür, turizm ve benzeri hizmetleri sunan kamu kurum ve kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, gerçek kişiler ve özel hukuk tüzel kişileri, yürüttükleri faaliyetler bakımından bu hizmetlerden yararlanmakta olan veya yararlanmak üzere başvurmuş olan ya da bu hizmetler hakkında bilgi almak isteyen kişi aleyhine ayrımcılık yapamaz. Bu hüküm kamuya açık hizmetlerin sunulduğu alanlar ve binalara erişimi de kapsar.

(2) Birinci fıkrada belirtilen hizmetlerin planlanması, sunulması ve denetlenmesinden sorumlu olan kişi ve kurumlar, farklı engelli grupların ihtiyaçlarını dikkate almakla ve makul düzenlemelerin yapılmasını sağlamakla yükümlüdür.

(3) Kamu kurum ve kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, gerçek kişiler, özel hukuk tüzel kişileri ve bunlar tarafından yetkilendirilenler, taşınır ve taşınmazları kamuya açık bir şekilde sunarken bu malları edinmek veya kiralamak isteyenler ile bunlar hakkında bilgi almak isteyenler aleyhine, bunların kiralanması, kira akdinin şartlarının belirlenmesi, kira akdinin yenilenmesi veya sona erdirilmesi, satışı ve devri süreçlerinin hiçbirinde ayrımcılık yapamaz.

(4) Dernek, vakıf, sendika, siyasi parti ve meslek örgütlerine, ilgili mevzuatlarında veya tüzüklerinde belirtilen istisnalar dışında üye olma, organlarına seçilme, üyelik imkânlarından yararlanma, üyeliğin sonlandırılması ve bunların faaliyetlerine katılma ve yararlanma bakımından, hiç kimse aleyhine ayrımcılık yapılamaz.

İstihdam ve serbest meslek

MADDE 6- (1) İşveren veya işveren tarafından yetkilendirilmiş kişi; işverenin çalışanı veya bu amaçla başvuran kişi, uygulamalı iş deneyimi edinmek üzere bir işyerinde bulunan veya bu amaçla başvuran kişi ve herhangi bir sıfatla çalışmak ya da uygulamalı iş deneyimi edinmek üzere işyeri veya iş ile ilgili olarak bilgi edinmek isteyen kişi aleyhine, bilgilenme, başvuru, seçim kriterleri, işe alım şartları ile çalışma ve çalışmanın sona ermesi süreçleri dâhil olmak üzere, işle ilgili süreçlerin hiçbirinde ayrımcılık yapamaz.

(2) Birinci fıkra iş ilanı, işyeri, çalışma şartları, mesleki rehberlik, mesleki eğitim ve yeniden eğitimin tüm düzeylerine ve türlerine erişim, meslekte yükselme ve mesleki hiyerarşinin tüm düzeylerine erişim, hizmet içi eğitim, sosyal menfaatler ve benzeri hususları da kapsar.

(3) İşveren veya işveren tarafından yetkilendirilmiş kişi, istihdam başvurusunu gebelik, annelik ve çocuk bakımı gerekçeleriyle reddedemez.

(4) Serbest mesleğe kabul, ruhsat, kayıt, disiplin ve benzeri hususlar bakımından ayrımcılık yapılamaz.

(5) 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu kapsamına girmeyen her türlü iş ve iş görme sözleşmeleri de bu madde kapsamındadır.

(6) Kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam bu madde hükümlerine tabidir.

Ayrımcılık iddiasının ileri sürülemeyeceği hâller

MADDE 7- (1) Bu Kanun kapsamında ayrımcılık iddiasının ileri sürülemeyeceği hâller ve istisnalar şunlardır:

  1. a) İstihdam ve serbest meslek alanlarında, zorunlu mesleki gerekliliklerin varlığı hâlinde amaca uygun ve orantılı olan farklı muamele.
  2. b) Sadece belli bir cinsiyetin istihdamını zorunlu kılan durumlar.
  3. c) İşe kabul ve istihdam sürecinde, hizmetin zorunlulukları nedeniyle yaş sınırlarının belirlenmesi ve uygulanması, gereklilik ve amaçla orantılı olması şartıyla yaşa dayalı farklı muamele.

ç) Çocuk veya özel bir yerde tutulması gereken kişilere yönelik özel tedbirler ve koruma önlemleri.

  1. d) Bir dine ait kurumda, din hizmeti veya o dine ilişkin eğitim ve öğretim vermek üzere sadece o dine mensup kişilerin istihdamı.
  2. e) Dernek, vakıf, sendika, siyasi parti ve meslek örgütlerinin, ilgili mevzuatlarında veya tüzüklerinde yer alan amaç, ilke ve değerler temelinde üye olacak kişilerde belli şart ve nitelik aramaları.
  3. f) Eşitsizlikleri ortadan kaldırmaya yönelik, gerekli, amaca uygun ve orantılı farklı muamele.
  4. g) Vatandaş olmayanların ülkeye giriş ve ikametlerine ilişkin şartlarından ve hukuki statülerinden kaynaklanan farklı muamele.

 

 

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Kuruluş, Teşkilat Yapısı ve Görevler

 

Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu

MADDE 8- (1) Bu Kanunla ve diğer mevzuatla verilen görevleri yerine getirmek ve yetkileri kullanmak üzere, idari ve mali özerkliğe sahip, özel bütçeli ve kamu tüzel kişiliğini haiz, Başbakanlıkla ilişkili Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu kurulmuştur.

(2) Kurum, Kurul ve Başkanlıktan oluşur.

Kurumun görevleri

MADDE 9- (1) Kurumun görevleri şunlardır:

  1. a) İnsan haklarının korunmasına, geliştirilmesine, ayrımcılığın önlenmesine ve ihlallerin giderilmesine yönelik çalışmalar yapmak.
  2. b) İnsan hakları ve ayrımcılıkla mücadele konularında kitle iletişim araçlarını da kullanarak bilgilendirme ve eğitim yoluyla kamuoyunda duyarlılığı geliştirmek.
  3. c) Millî eğitim müfredatında bulunan insan hakları ve ayrımcılık yasağıyla ilgili bölümlerin hazırlanmasına katkıda bulunmak.

ç) İnsan haklarının korunması, ayrımcılığın ortadan kaldırılması ve toplumdaki eşitlik anlayışının geliştirilmesine yönelik olarak üniversiteler ile ortaklaşa faaliyetlerde bulunmak, Yükseköğretim Kurulunun eşgüdümünde üniversitelerin insan hakları ve eşitlik ile ilgili bölümlerinin kurulmasına ve insan hakları ve eşitlik öğretimine dair müfredatın belirlenmesine katkıda bulunmak.

  1. d) Kamu kurum ve kuruluşlarının meslek öncesi ve meslek içi insan hakları ve eşitlik eğitimi programlarının esaslarının belirlenmesine ve bu programların yürütülmesine katkıda bulunmak.
  1. e) Görev alanıyla ilgili mevzuat çalışmalarını izlemek, değerlendirmek, bunlara ilişkin görüş ve önerilerini ilgili mercilere bildirmek.
  2. f) İnsan hakları ihlallerini resen incelemek, araştırmak, karara bağlamak ve sonuçlarını takip etmek.
  3. g) Ayrımcılık yasağı ihlallerini resen veya başvuru üzerine incelemek, araştırmak, karara bağlamak ve sonuçlarını takip etmek.

ğ) Ayrımcılık yasağı ihlalleri nedeniyle mağdur olduğu iddiasıyla Kuruma başvuranlara mağduriyetlerinin giderilmesi için kullanabilecekleri idari ve hukuki süreçler konusunda yol göstermek ve başvurularını takip etmelerini sağlamak amacıyla yardımcı olmak.

  1. h) İşkence ve kötü muamele ile mücadele etmek ve bu konuda çalışmalar yapmak.

ı) İşkenceye ve Diğer Zalimane, Gayriinsanî veya Küçültücü Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesine Ek İhtiyari Protokol hükümleri çerçevesinde ulusal önleme mekanizması olarak görev yapmak.

  1. i) Özgürlüğünden mahrum bırakılan ya da koruma altına alınan kişilerin ulusal önleme mekanizması kapsamındaki başvurularını incelemek, araştırmak, karara bağlamak ve sonuçlarını takip etmek.

 

  1. j) Özgürlüğünden mahrum bırakılan ya da koruma altına alınan kişilerin bulundukları yerlere haberli veya habersiz düzenli ziyaretler gerçekleştirmek, bu ziyaretlere ilişkin raporları ilgili kurum ve kuruluşlara iletmek, Kurulca gerekli görülmesi durumunda kamuoyuna açıklamak, ceza infaz kurumları ve tutukevleri izleme kurulları, il ve ilçe insan hakları kurulları ile diğer kişi, kurum ve kuruluşların bu gibi yerlere gerçekleştirdikleri ziyaretlere ilişkin raporları incelemek ve değerlendirmek.
  2. k) Cumhurbaşkanlığına, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına ve Başbakanlığa sunulmak üzere, insan haklarının korunması ve geliştirilmesi, işkence ve kötü muameleyle mücadele ve ayrımcılıkla mücadele alanlarında yıllık raporlar hazırlamak.
  3. l) Kamuoyunu bilgilendirmek, düzenli yıllık raporlar dışında, gerek görüldüğünde görev alanına ilişkin özel raporlar yayımlamak.
  4. m) İnsan hakları ve ayrımcılıkla mücadele alanındaki uluslararası gelişmeleri izlemek ve değerlendirmek, alanındaki uluslararası kuruluşlarla ilgili mevzuat dâhilinde işbirliği yapmak.
  5. n) İnsan haklarının korunması ve ayrımcılıkla mücadele kapsamında faaliyet yürüten kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, meslek kuruluşları ve üniversitelerle işbirliği yapmak.
  6. o) Diğer kurumların ayrımcılığın önlenmesine yönelik faaliyetlerine destek vermek.

ö) Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası insan hakları sözleşmelerinin uygulanmasını izlemek, bu sözleşmeler uyarınca kurulan inceleme, izleme ve denetleme mekanizmalarına Devletin sunmakla yükümlü olduğu raporların hazırlanması sürecinde, ilgili sivil toplum kuruluşlarından da yararlanmak suretiyle görüş bildirmek, bu raporların sunulacağı uluslararası toplantılara temsilci göndererek katılmak.

  1. p) Kanunlarla verilen diğer görevleri yapmak.

(2) Kamu kurum ve kuruluşları ile görevliler, birinci fıkranın (j) bendi kapsamındaki ziyaretler sebebiyle gerekli yardım ve kolaylığı göstermek zorundadır.

(3) Kurum, görev ve yetkilerine ilişkin olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunu ve Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunu yılda en az bir defa bilgilendirir.

Kurul

MADDE 10- (1) Kurul, Kurumun karar organıdır. Kurul, bu Kanunla ve diğer mevzuatla verilen görev ve yetkilerini kendi sorumluluğu altında, bağımsız olarak yerine getirir ve kullanır. Görev alanına giren konularla ilgili olarak hiçbir organ, makam, merci veya kişi, Kurula emir ve talimat veremez, tavsiye ve telkinde bulunamaz.

(2) Kurul, biri Başkan, biri İkinci Başkan olmak üzere on bir üyeden oluşur. Kurulun sekiz üyesi Bakanlar Kurulu, üç üyesi Cumhurbaşkanı tarafından seçilir. Bakanlar Kurulunca seçilecek bir üye Yükseköğretim Kurulu tarafından insan hakları alanında çalışmalar yapan öğretim üyelerinden önerilecek iki aday arasından; yedi üye ise dördüncü fıkrada aranan şartları taşımak kaydıyla, insan hakları alanında çalışmalar yapan sivil toplum kuruluşları, sendikalar, sosyal ve mesleki kuruluşlar, akademisyenler, avukatlar, görsel ve yazılı basın mensupları ve alan uzmanlarının göstereceği adaylar veya üyelik başvurusu yapanlar arasından belirlenir.

(3) İkinci fıkraya göre Bakanlar Kurulunca seçilen üyelerin görev süreleri dolmadan iki ay önce durum, Kurum tarafından uygun iletişim araçlarıyla kamuoyuna duyurulur. Başvurular ve aday bildirimleri Başbakanlığa yapılır. İkinci fıkrada belirtilen usule göre yeni seçilen üyeler, yerlerine seçildikleri üyenin görev süresinin bitiminden itibaren göreve başlar.

 

(4) Kurula üye olabilmek için aşağıdaki şartlar aranır:

  1. a) Kurumun görev alanındaki konularda bilgi ve deneyim sahibi olmak.
  2. b) 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinin (1), (4), (5), (6) ve (7) numaralı alt bentlerinde belirtilen nitelikleri taşımak.
  3. c) Herhangi bir siyasi partinin yönetim ve denetim organlarında görevli veya yetkili bulunmamak.

ç) En az dört yıllık lisans düzeyinde yükseköğrenim görmüş olmak.

  1. d) Kamu kurum ve kuruluşlarında, uluslararası kuruluşlarda, sivil toplum kuruluşlarında veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarında ya da özel sektörde toplamda en az on yıl çalışmış olmak.

(5) Üye seçimlerinde, Kurumun görev alanına giren konularda bilgi ve deneyimi bulunanların çoğulcu bir şekilde temsiline özen gösterilir.

(6) Üyelerin görev süresi dört yıldır. Arka arkaya iki dönem görev yapan üyeler bir dönem geçmeden tekrar seçilemez. Üyeliklerde görev süresi dolmadan herhangi bir sebeple boşalma olması hâlinde, bir ay içinde aynı usulle yeni üye seçilir. Bu şekilde seçilen üye, yerine seçildiği üyenin kalan süresini tamamlar ve bunlardan iki yıl veya daha az süreyle görev yapanların bu görevleri seçilme dönemi olarak değerlendirilmez.

(7) Başkan ve İkinci Başkan, Kurul tarafından Kurul üyeleri arasından seçilir.

(8) Başkan, İkinci Başkan ve üyelerin süreleri dolmadan herhangi bir nedenle görevlerine son verilemez. Ancak üyenin;

  1. a) Seçilmesi için gerekli şartları taşımaması ya da sonradan kaybetmesi,
  2. b) Kurul kararlarını süresi içinde imzalamaması,
  3. c) Kurul tarafından kabul edilebilir mazereti olmaksızın bir takvim yılı içinde toplam beş Kurul toplantısına katılmaması,

ç) Ağır hastalık veya engellilik nedeniyle iş göremeyeceğinin sağlık kurulu raporuyla belgelenmesi,

  1. d) Görevi ile ilgili olarak işlediği suçlardan dolayı hakkında verilen mahkûmiyet kararının kesinleşmesi,
  2. e) Geçici iş göremezlik hâlinin üç aydan fazla sürmesi,
  3. f) 657 sayılı Kanunun 48 inci maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinin (5) numaralı alt bendinde belirtilen suçlardan mahkûm edilip de cezasının infazına fiilen başlanması,

hâllerinin Kurul tarafından tespit edilmesi üzerine Başbakan veya görevlendireceği bakanın onayıyla üyeliğine son verilir.

(9) Üyelerin Kurulda görev yaptıkları sürece önceki görevleri ile olan ilişikleri kesilir. Üyeler, özel bir kanuna dayanmadıkça, Kuruldaki görevlerinin dışında resmî veya özel hiçbir görev alamaz, dernek, vakıf, kooperatif ve benzeri yerlerde yöneticilik ve denetçilik yapamaz, ticaretle uğraşamaz, serbest meslek faaliyetinde bulunamaz, hakemlik ve bilirkişilik yapamaz. Ancak üyeler, asli görevlerini aksatmayacak şekilde bilimsel amaçlı yayın yapabilir, ders ve konferans verebilir ve bunlardan doğacak telif hakları ile ders ve konferans ücretlerini alabilir.

(10) Kamu görevlisi iken üyeliğe seçilenler, memuriyete giriş şartlarını kaybetmemeleri kaydıyla, görev sürelerinin sona ermesi veya görevden ayrılma isteğinde bulunmaları ve otuz gün içinde önceki kurum veya kuruluşlarına başvurmaları durumunda atamaya yetkili makam tarafından bir ay içinde mükteseplerine uygun bir kadroya atanır. Atama gerçekleşinceye kadar, bunların almakta oldukları her türlü ödemelerin Kurum tarafından yapılmasına devam olunur. Bunların Kurumda geçirdiği süreler, özlük ve diğer hakları açısından önceki kurum veya kuruluşlarında geçirilmiş sayılır. Bir kamu kurumunda çalışmayanlardan üyeliğe seçilip yukarıda belirtilen şekilde görevi sona erenlere herhangi bir görev veya işe başlayıncaya kadar, almakta oldukları her türlü ödemeler Kurum tarafından ödenmeye devam edilir ve bu şekilde üyeliği sona erenlere Kurum tarafından yapılacak ödeme üç ayı geçemez.

(11) Başkan ve üyeler, 19/4/1990 tarihli ve 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanununa tabidir.

(12) Seçilen üyeler ilk toplantının başında aşağıdaki şekilde yemin ederler:

“Görevimi tam bir tarafsızlık, dürüstlük, hakkaniyet ve adalet anlayışı içinde yerine getireceğime, namusum ve şerefim üzerine yemin ederim.”

(13) 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun uyarınca Başkan ve üyeler için soruşturma yapılması Başbakan veya görevlendireceği bakanın iznine tabidir. Soruşturma izni verilmesi veya verilmemesine ilişkin kararlara karşı itirazlar Danıştay tarafından karara bağlanır.

(14) Başkan ve üyeler ile Kurum personeli, görevlerini yerine getirmeleri sırasında edindikleri, kamuya, ilgililere ve üçüncü kişilere ait gizlilik taşıyan bilgileri, kişisel verileri, Kurumla ilgili gizlilik taşıyan bilgileri, ticari sırları ve bunlara ait belgeleri, bu konuda kanunen yetkili kılınan mercilerden başkasına açıklayamaz, kendilerinin veya üçüncü kişilerin yararına kullanamaz. Bu yükümlülük görevden ayrılmalarından sonra da devam eder.

 

Kurulun görev ve yetkileri

MADDE 11- (1) Kurulun görev ve yetkileri şunlardır:

  1. a) Kurumla ve Kurumun görev alanıyla ilgili düzenlemeler yapılmasına yönelik kararlar almak.
  2. b) Ayrımcılık yasağı ihlallerine ilişkin başvurular ile insan hakları veya ayrımcılık yasağı ihlallerine ilişkin resen yapılan incelemeleri karara bağlamak, bu başvuru ve incelemelere ilişkin gerekli hâllerde uzlaşma sürecini sonuçlandırmak, ayrımcılık yasağı ihlallerine ilişkin bu Kanunda öngörülen idari yaptırımlara karar vermek.
  3. c) İnsan hakları ve ayrımcılık yasağı ihlallerine ilişkin yargı kararlarının uygulanmasına ilişkin sorunları izlemek ve değerlendirmek.

ç) Özgürlüğünden mahrum bırakılan ya da koruma altına alınan kişilerin ulusal önleme mekanizması kapsamındaki başvurularını ve bu kapsamda resen yürütülen incelemeleri karara bağlamak.

  1. d) Görev alanıyla ilgili olarak yargı organlarına, kamu kurum ve kuruluşlarına ve ilgili kişilere talepleri hâlinde görüş bildirmek.
  2. e) Gerek gördüğünde Kurumun kendi alanında çalışan uluslararası kuruluşlara üye olmasına ve bu kuruluşlarla işbirliği yapmasına karar vermek.
  1. f) Kurum tarafından insan haklarının korunması, ayrımcılıkla mücadele ve ulusal önleme mekanizması görevleri kapsamında yapılan inceleme ve araştırmaları, hazırlanan raporları ve benzeri çalışmaları karara bağlamak.
  2. g) Kurumun stratejik planını karara bağlamak, amaç ve hedeflerini, hizmet kalite standartlarını ve performans ölçütlerini belirlemek.

ğ) Kurumun stratejik planı ile amaç ve hedeflerine uygun olarak hazırlanan bütçe teklifini görüşmek ve karara bağlamak.

  1. h) Kurumun faaliyet raporlarını karara bağlamak.

ı) Taşınmaz alımı, satımı ve kiralanması konularındaki önerileri görüşüp karara bağlamak.

  1. i) Kanunlarla verilen diğer görevleri yapmak.

Kurulun çalışma esasları

MADDE 12- (1) Kurul, Başkanın çağrısı üzerine toplanır. Toplantıları Başkan yönetir. Başkanın dışında en az beş üyenin birlikte talep etmesi hâlinde, Kurul, Başkan tarafından beş gün içinde toplanmak üzere derhâl toplantıya çağrılır.

(2) Toplantı gündemi Başkan tarafından hazırlanarak, toplantıdan en az üç gün önce Kurul üyelerine bildirilir. Gündeme yeni madde eklenebilmesi için toplantıda üyelerden birinin öneride bulunması ve önerilen maddenin Kurul tarafından kabul edilmesi gerekir.

(3) Kurul, en az yedi üye ile toplanır ve en az altı üyenin aynı yöndeki oyuyla karar alır. Kararlarda çekimser oy kullanılamaz.

(4) Kurul, kendi üyeleri arasından, her bir çalışma alanı için üçer üyeli komisyonlar oluşturabilir.

(5) Kurul, başvuruları görüşmek ve sonuçlandırmak üzere Başkan hariç beş üyeli daireler oluşturabilir. Başkan, dairelerin doğal üyesidir.

(6) Kurul kararları tutanakla tespit edilir ve karar tutanağı toplantı esnasında veya en geç toplantıyı izleyen beş iş günü içinde toplantıya katılan tüm üyeler tarafından imzalanarak

tekemmül ettirilir. Toplantı tarihinden itibaren en geç on beş iş günü içinde gerekçeler ve varsa karşı oy gerekçeleri yazılır. Gerektiğinde, Kurul tarafından bu süre uzatılabilir.

(7) Başkan ve üyeler; kendileri, aralarındaki evlilik bağı kalkmış olsa bile eşleri, evlatlıkları ve üçüncü derece dâhil üçüncü dereceye kadar kan ve ikinci derece dâhil ikinci dereceye kadar kayın hısımlarıyla ilgili veya kişisel menfaat ilişkisi içinde oldukları konularda toplantı ve oylamaya katılamaz. Bu durum karar metninde ayrıca belirtilir.

(8) Aksi kararlaştırılmadıkça Kurul toplantılarındaki müzakereler gizlidir.

(9) İhtiyaç duyulması hâlinde görüşlerinden yararlanılmak üzere ilgililer Kurul toplantısına davet edilebilir. Ancak, Kurul kararları toplantıya dışarıdan katılanların yanında alınamaz.

(10) Kurul kararları, tekemmül etmesinden itibaren en geç beş iş günü içinde ilgililere gönderilir. Kurul kararlarında, ilgili kişilerin bu kararlara karşı hangi hukuki yollara başvurabilecekleri süreleri ile birlikte belirtilir.

(11) Kurul, gerekli gördüğü durumlarda kararlarını, kişisel verilerin gizliliği ilkesine bağlı kalmak kaydıyla uygun vasıtalarla kamuoyuna duyurabilir.

(12) Kurul üyeleri ile Kurum personelinin uyacakları mesleki ve etik ilkeler, bu maddede belirtilen komisyonların ve dairelerin oluşumu, çalışma esasları ile Kurulun çalışma usul ve esasları ve diğer hususlar yönetmelikle düzenlenir.

Başkan

MADDE 13- (1) Başkan, Kurumun en üst amiri olup, Kurum hizmetlerini mevzuata, Kurumun amaç ve politikalarına, stratejik planına, performans ölçütlerine ve hizmet kalite standartlarına uygun olarak düzenler, yürütür ve hizmet birimleri arasında eşgüdümü sağlar. Başkan, Kurumun genel yönetim ve temsilinden sorumludur.

(2) Başkanın görev ve yetkileri şunlardır:

  1. a) Kurul toplantılarının gündemini, gün ve saatini belirlemek ve toplantıları yönetmek.
  2. b) Kurul kararlarının tebliğini ve Kurulca gerekli görülenlerin kamuoyuna duyurulmasını sağlamak.
  3. c) Hizmet birimi koordinatörlerini görevlendirmek ve diğer Kurum personelini atamak.

ç) Hizmet birimlerinden gelen önerilere son şeklini vererek Kurula sunmak.

  1. d) Kurumun stratejik planını, performans ölçütlerini hazırlamak, amaç ve hedeflerini, hizmet kalite standartlarını, insan kaynakları ve çalışma politikalarını oluşturmak.
  2. e) Belirlenen stratejilere, yıllık amaç ve hedeflere uygun olarak Kurumun yıllık bütçesi ile mali tablolarını hazırlamak.
  3. f) Yıllık faaliyet raporlarını hazırlamak, yıllık amaç ve hedeflere, performans ölçütlerine göre faaliyetlerin değerlendirmesini yapmak ve bunları Kurula sunmak.
  4. g) Kurul ve hizmet birimlerinin uyumlu, verimli, disiplinli ve düzenli bir biçimde çalışması amacıyla eşgüdümü sağlamak.

ğ) Kurumun yönetim ve işleyişine ilişkin diğer görevleri yerine getirmek.

(3) Başkanın yokluğunda İkinci Başkan, Başkana vekâlet eder.

Başkanlık

MADDE 14- (1) Başkanlık, Başkan Yardımcıları, hizmet birimleri ve çalışma gruplarından oluşur. Hizmet birimlerinin sayısı onu geçemez. Başkanlık, Kurul kararlarını uygulamakla ve diğer konularda Başkana ve Kurula yardımcı olmakla görevlidir.

(2) Kurul Başkanı, Kurumun da başkanıdır.

(3) Hizmet birimleri, Başkan tarafından belirlenen koordinatörlerin eşgüdümünde faaliyet gösterir.

(4) Kurum, görev alanına giren konularla ilgili olarak çalışmalarda bulunmak üzere kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum kuruluşları ve konuyla ilgili uzmanların katılımı ile altı ay süreli geçici komisyonlar oluşturabilir. Başkan, bu süreyi üç aya kadar uzatabilir. Gerekli görülmesi hâlinde Kurul, altı aylık süreyi iki katına kadar uzatabilir. Ayda ikiyi geçmemek kaydıyla komisyonların toplantılarına ilişkin giderler Kurum bütçesinden karşılanır.

(5) Gerek görülmesi hâlinde, Kurumun teklifi üzerine Bakanlar Kurulu kararıyla Kuruma bağlı bürolar kurulabilir.

(6) Hizmet birimleri ve büroların çalışma usul ve esasları, bu Kanunda belirtilen faaliyet alanı, görev ve yetkilerine uygun olarak Kurumun teklifi üzerine Bakanlar Kurulu kararıyla yürürlüğe konulan yönetmelikle belirlenir.

 

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Personel Rejimi

Personele ve özlük haklarına ilişkin hükümler

MADDE 15- (1) Kurum personeli, bu Kanunla düzenlenen hususlar dışında 657 sayılı Kanuna tabidir. Hizmet birimi koordinatörü olarak görevlendirilenlerde bakanlık daire başkanı kadrolarına atanmak için aranan şartlar aranır ve bunlara kadrolarına bağlı olarak mali haklar kapsamında yapılan aylık net ödeme tutarının, bakanlık daire başkanına kadrosuna bağlı olarak yapılması öngörülen aylık net ödeme tutarından az olması hâlinde aradaki fark, herhangi bir vergi ve kesintiye tabi olmaksızın ödenir.

(2) Kurul Başkanına 27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye ekli (II) sayılı cetvelin 3 üncü sırasında, Kurul üyelerine anılan cetvelin 4 üncü sırasında yer alan göstergeler üzerinden anılan Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 10 uncu maddesinde öngörülen usul ve esaslar çerçevesinde ödeme yapılır. Söz konusu ödemelerden vergi ve diğer yasal kesintilere tabi olmayanlar bu fıkraya göre yapılacak ödemelerde de vergi ve diğer yasal kesintilere tabi tutulmaz. Başkan ve üyeler, 657 sayılı Kanun ve diğer ilgili mevzuat uyarınca Devlet memurlarının yararlandığı sosyal hak ve yardımlardan da aynı usul ve esaslar çerçevesinde yararlanır.

(3) Başkan ve üyeler ile Kurum personeli 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi hükümlerine tabidir. Başkan ve üyeler ile başkan yardımcıları emeklilik hakları bakımından sırasıyla Devlet Personel Başkanı, Başbakanlık genel müdürleri ve Başbakanlık genel müdür yardımcıları ile denk kabul edilir. Bunlardan bu görevleri sırasında 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi kapsamına girenlerin bu görevlerde geçen süreleri makam tazminatı ile temsil tazminatı ödenmesi gereken süre olarak değerlendirilir. 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında sigortalı iken üyeliğe seçilenlerden bu görevleri sona erenler veya bu görevlerinden ayrılma isteğinde bulunanların bu görevlerde geçen hizmet süreleri kazanılmış hak aylık, derece ve kademelerinin tespitinde dikkate alınır. Kamu kurum ve kuruluşlarında 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı iken üyeliğe seçilenlerin, önceki kurum ve kuruluşları ile ilişiklerinin kesilmesi kendilerine kıdem tazminatı veya iş sonu tazminatı ödenmesini gerektirmez. Bu durumda olanların kıdem tazminatı veya iş sonu tazminatı ödenmesi gereken hizmet süreleri, üyelikte geçen hizmet süreleri ile birleştirilir ve emeklilik ikramiyesi ödenecek süre olarak değerlendirilir.

(4) Kurul tarafından, Kuruma ilişkin görevlerinde Başkana yardımcı olmak üzere, Kurumun görev alanları dikkate alınarak üç Başkan Yardımcısı atanır. Başkan Yardımcısı olarak atanacaklarda;

  1. a) En az dört yıllık lisans düzeyinde yükseköğrenim görmüş olma,
  2. b) Kamu hizmetinde en az on yıllık mesleki tecrübeye sahip olma,
  3. c) 657 sayılı Kanunun 48 inci maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinin (1), (4), (5), (6) ve (7) numaralı alt bentlerinde belirtilen nitelikleri taşıma,

şartları aranır. Başkan yardımcılarının görev süresi dört yıldır. Görevi sona eren başkan yardımcıları yeniden atanabilir.

(5) Başkan, sınırlarını yazılı ve açık olarak belirlemek şartıyla Kurula ilişkin olmayan görev ve yetkilerinin bir bölümünü başkan yardımcılarına veya hizmet birimi koordinatörlerine devredebilir. Yetki devri, uygun araçlarla ilgililere duyurulur.

(6) Kurumda, 657 sayılı Kanun ve diğer mevzuat hükümlerine bağlı kalmaksızın, sözleşmeli personel istihdam edilebilir. Sözleşmeli olarak istihdam edilecek personel, 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı sayılır. Bu personelin atama usul ve esasları Kurumca belirlenir. Bunlara ödenecek ücretin net tutarı, birinci dereceli İnsan Hakları ve Eşitlik Uzmanına ödenen aylık ortalama net tutarı aşmamak üzere Başkan tarafından tespit edilir. Bu fıkra uyarınca çalıştırılacakların sayısı İnsan Hakları ve Eşitlik Uzmanı ve İnsan Hakları ve Eşitlik Uzman Yardımcısı toplam kadro sayısının yüzde on beşini geçemez. Bu fıkraya göre istihdam edilecek sözleşmeli personelin, yurt içindeki ve yurt dışındaki üniversitelerin en az dört yıllık eğitim veren Kurumca belirlenecek bölümlerinden mezun olması ve en az yarısının Kurumca belirlenecek yabancı diller için Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavından en az (C) düzeyinde puan alması veya buna denk kabul edilen ve uluslararası geçerliliği bulunan bir belgeye sahip olması gerekir. Kurumca belirlenecek yabancı dillerin konuşulduğu ülkelerde dört yıllık eğitim veren kurumlardan mezun olan kişilerden yabancı dil belgesi istenmez. Bu fıkrada belirtilen yabancı dil bilgisine ilişkin şartlar yabancı uyruklular için aranmaz.

(7) Merkezi yönetim kapsamındaki kamu idarelerinde, sosyal güvenlik kurumlarında, mahalli idarelerde, mahalli idarelere bağlı idarelerde, mahalli idare birliklerinde, döner sermayeli kuruluşlarda, kanunlarla kurulan fonlarda, kamu tüzel kişiliğini haiz kuruluşlarda, sermayesinin yüzde ellisinden fazlası kamuya ait kuruluşlarda, iktisadi devlet teşekkülleri ve kamu iktisadi kuruluşları ile bunlara bağlı ortaklıklar ve müesseselerde görevli memurlar ile diğer kamu görevlileri kurumlarının, hakimler ve savcılar ise kendilerinin muvafakati ile aylık, ödenek, her türlü zam ve tazminatlar ile diğer mali ve sosyal hak ve yardımları kurumlarınca ödenmek kaydıyla geçici olarak Kurumda görevlendirilebilir. Kurumun bu konudaki talepleri, ilgili kurum ve kuruluşlarca öncelikle sonuçlandırılır. Bu şekilde görevlendirilen personel, kurumlarından aylıklı izinli sayılır. Bu personelin izinli oldukları sürece memuriyetleri ile ilgileri ve özlük hakları devam ettiği gibi, bu süreler yükselme ve emekliliklerinde de hesaba katılır ve yükselmeleri başkaca bir işleme gerek duyulmadan süresinde yapılır. Hakim ve savcılar dâhil bu madde kapsamında görevlendirilenlerin Kurumda geçirdikleri süreler, kendi kurumlarında geçirilmiş sayılır. Görevlendirme süresi iki yılı geçemez. Ancak ihtiyaç hâlinde bu süre bir yıllık dönemler hâlinde uzatılabilir.

İnsan Hakları ve Eşitlik Uzmanı ve Uzman Yardımcıları

MADDE 16- (1) Kurumda, İnsan Hakları ve Eşitlik Uzmanı ve İnsan Hakları ve Eşitlik Uzman Yardımcısı istihdam edilebilir.

 

BEŞİNCİ BÖLÜM

Başvurular ve İnceleme Usulleri

Başvurular

MADDE 17- (1) Ayrımcılık yasağı ihlalinden zarar gördüğü iddiasında bulunan her gerçek ve tüzel kişi Kuruma başvurabilir. Kuruma başvuru, illerde valilikler, ilçelerde kaymakamlıklar aracılığıyla da yapılabilir. Başvuru hakkının etkin bir şekilde kullanılmasına hiçbir surette engel olunamaz. Başvurulardan herhangi bir ücret alınmaz.

(2) İlgililer, Kuruma başvurmadan önce bu Kanuna aykırı olduğunu iddia ettikleri uygulamanın düzeltilmesini ilgili taraftan talep eder. Bu taleplerin reddedilmesi veya otuz gün içerisinde cevap verilmemesi hâlinde Kuruma başvuru yapılabilir. Ancak Kurum, telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ihtimali bulunan hâllerde, bu şartı aramadan başvuruları kabul edebilir.

(3) Dava açma süresi içinde Kuruma yapılan başvurular işlemeye başlamış olan dava açma süresini durdurur.

(4) Yasama ve yargı yetkilerinin kullanılmasına ilişkin işlemler, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu kararları ile Anayasanın yargı denetimi dışında bıraktığı işlemler başvurunun konusu olamaz.

(5) 4857 sayılı Kanunun 5 inci maddesi kapsamına giren ayrımcılık iddialarına ilişkin başvurular, 4857 sayılı Kanun ve ilgili mevzuatında belirlenen şikâyet usulleri izlendikten sonra herhangi bir yaptırım kararı alınmadığı hâllerde yapılabilir.

(6) İnsan hakları ve ayrımcılık yasağı ihlallerine ilişkin resen yapılan incelemeler için ihlal mağdurunun şahsen belirlenebilir olduğu durumlarda kendisinin veya kanuni temsilcisinin açık rızasının alınması şarttır. Ancak, çocuğun yüksek yararının gerektirdiği hâllerde kanuni temsilcisinin rızası aranmaz.

(7) Kuruma yapılacak başvurularda, vesayet ya da koruma altında olanlar ve çocuklar ile talepleri üzerine mağdur ya da mağdurların kimlik bilgileri gizli tutulur.

(8) 9 uncu maddenin birinci fıkrasının (i) bendi kapsamında yapılan başvurular hakkında da bu madde hükümleri uygulanır.

(9) İşleme konulmayacak başvurular ve gerekçeli kabul edilmezlik kararları ile başvuruya ilişkin diğer usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir.

İhlal incelemeleri

MADDE 18- (1) Kurum, başvuruları ve resen yaptığı incelemeleri başvuru ve resen inceleme kararı tarihinden itibaren en geç üç ay içinde sonuçlandırır. Bu süre, Başkan tarafından bir defaya mahsus olmak üzere en fazla üç ay uzatılabilir.

(2) Kurum, ihlal iddiasına muhatap olan taraftan yazılı görüşünü sunmasını ister. Yazılı görüş, istemin tebliğinden itibaren on beş gün içinde Kuruma ulaştırılır. Yazılı görüş, başvuran kişiye tebliğ edilerek, görüşünü tebliğden itibaren en geç on beş gün içinde Kuruma sunması istenir. Talep hâlinde Başkan bu süreleri bir defaya mahsus olmak üzere on beş gün uzatabilir. Taraflara talepleri hâlinde Kurul önünde ayrı ayrı sözlü açıklama yapma hakkı tanınabilir.

(3) Başkan, incelemenin özelliğine göre, görüşlerin alınmasından sonra, resen veya talep üzerine tarafları uzlaşmaya davet edebilir. Uzlaşma, insan hakları veya ayrımcılık yasağı ihlali olduğu iddia olunan uygulamaya son verilmesi veya mağdur açısından bu sonucu sağlayacak çözümleri içerebileceği gibi mağdura belli bir tazminatın ödenmesi biçiminde de olabilir. Uzlaşma en geç bir ay içinde sonuçlandırılır. Uzlaşma müzakereleri sırasında yapılan tespitler, alınan beyanlar veya açıklamalar, herhangi bir soruşturma ve kovuşturmada ya da davada delil olarak kullanılamaz.

(4) Uzlaşma yoluyla sonuçlandırılamayan başvurular ve incelemeler hakkında ilgili rapora ilişkin müzekkere yirmi gün içinde Kurula sunulur. Bunun üzerine Kurul, insan hakları veya ayrımcılık yasağı ihlali yapılıp yapılmadığına ilişkin karar verir.

(5) Kurul, konusu suç teşkil eden insan hakları veya ayrımcılık yasağı ihlallerini tespit ettiği takdirde, bunlarla ilgili suç duyurusunda bulunur.

İnceleme yetkisi

MADDE 19- (1) Bu Kanunla ve diğer mevzuatla Kuruma verilen inceleme, araştırma, ziyaret ve rapor hazırlama görevleri ile diğer görevler, insan hakları ve eşitlik uzmanları, insan hakları ve eşitlik uzman yardımcıları ve Başkan tarafından görevlendirilen diğer Kurum personeli tarafından yerine getirilir.

(2) Birinci fıkrada sayılanlar, Başkanın yetkilendirmesi hâlinde, tüm kamu kurum ve kuruluşları ile diğer gerçek ve tüzel kişilerden ilgili bilgi ve belgeleri istemeye, incelemeye ve bunların örneklerini almaya, ilgililerden yazılı ve sözlü bilgi almaya, özgürlüğünden mahrum bırakılan ya da koruma altına alınan kişilerin bulundukları yerleri ziyaret etmeye, buralarda inceleme yapmaya ve gerekli tutanakları düzenlemeye, kötü muameleye maruz kaldığı iddia edilen kişi ya da kişilerle görüşmeye yetkilidir. Kamu kurum ve kuruluşları ile diğer gerçek ve tüzel kişiler, Kurumun ziyaretlerini kolaylaştırmak ve taleplerini gecikmeksizin yerine getirmek zorundadırlar.

(3) Kurumun görev ve yetki alanına giren konularda yerinde inceleme ve araştırma yapmak üzere,  Başkanın belirleyeceği Kurum personelinin başkanlığında,  ilgili kurum ve kuruluşların temsilcilerinin ve diğer kişilerin katılımıyla heyet oluşturulabilir. Heyette görev alacak kamu kurum ve kuruluşları temsilcileri kendi kurum ve kuruluşlarınca, diğer kişiler ise Başkan tarafından belirlenir. Heyetler tarafından yapılan inceleme ve araştırmaların sonuçları Kurum tarafından bir rapor hâline getirilir. Heyetlerin giderleri Kurum bütçesinden karşılanır.

(4) Kurumun inceleme ve araştırma konusuyla ilgili olarak gerekçesini belirterek istediği bilgi ve belgelerin, bu talebin tebliğ edildiği tarihten itibaren otuz gün içinde verilmesi zorunludur.

Bilirkişi görevlendirilmesi ve tanık dinlenmesi

MADDE 20- (1) Kurumca inceleme ve araştırma yapılan ve ileri derecede teknik ve mali uzmanlık bilgisi gerektiren konularla ilgili olarak, Başkan ya da Kurul tarafından, ücreti Kurum bütçesinden ödenmek üzere bilirkişi görevlendirilebilir. Bilirkişi olarak görev yapacakların nitelikleri ve çalışma esasları yönetmelikle düzenlenir.

 

(2) 10/2/1954 tarihli ve 6245 sayılı Harcırah Kanunu hükümleri saklı kalmak üzere, Kurum dışından görevlendirilmek ve ayda beşi geçmemek kaydıyla her inceleme ve araştırma konusu için uhdesinde kamu görevi bulunan her bilirkişiye (1.000), uhdesinde kamu görevi bulunmayan her bilirkişiye (2.000) gösterge rakamının memur aylık katsayısıyla çarpımı sonucu bulunacak miktarı geçmemek üzere bilirkişi ücreti ödenir. Bu ödemeler, damga vergisi hariç herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulmaz.

(3) İnceleme ve araştırma konusuyla ilgili olarak gerek görülmesi hâlinde Kurul ve inceleme ve araştırma yapmaya yetkili Kurum personeli, tanık veya ilgili kişileri dinleyebilir.

İspat yükü

MADDE 21- (1) Münhasıran ayrımcılık yasağının ihlali iddiasıyla Kuruma yapılan başvurularda, başvuranın iddiasının gerçekliğine ilişkin kuvvetli emarelerin ve karine oluşturan olguların varlığını ortaya koyması hâlinde, karşı tarafın ayrımcılık yasağını ve eşit muamele ilkesini ihlal etmediğini ispat etmesi gerekir.

İstişare komisyonu ve istişare toplantıları

MADDE 22- (1) Ayrımcılık yasağıyla ilgili konularda sorunları ve çözüm önerilerini tartışmak ve bu konularda bilgi ve görüş alışverişinde bulunmak amacıyla, kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, sendikalar, sosyal ve mesleki kuruluşlar, yükseköğretim kurumları, basın ve yayın kuruluşları, araştırmacılar ve ilgili diğer kişi, kurum ve kuruluşların katılımıyla istişare komisyonu oluşturulur.

(2) Kurum, insan hakları sorunlarını tartışmak ve insan hakları konularında bilgi ve görüş alışverişinde bulunmak amacıyla, kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, sendikalar, sosyal ve mesleki kuruluşlar, yükseköğretim kurumları, basın ve yayın kuruluşları, araştırmacılar ve ilgili diğer kişi, kurum ve kuruluşların katılımıyla merkezde ve illerde istişare toplantıları gerçekleştirir.

(3) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir.

 

ALTINCI BÖLÜM

Çeşitli ve Son Hükümler

Kurumun gelirleri

MADDE 23- (1) Kurumun gelirleri şunlardır:

  1. a) Genel bütçeden yapılacak hazine yardımları.
  2. b) Kuruma ait taşınır ve taşınmazlardan elde edilen gelirler.
  3. c) Gelirlerinin değerlendirilmesinden elde edilen gelirler.

ç) Diğer gelirler.

İstatistik

MADDE 24- (1) Kurul, ayrımcılıkla mücadele amacıyla hangi alanlarda resmî nitelikte istatistik toplanmasına ihtiyaç olduğuna Türkiye İstatistik Kurumu ve diğer ilgili kurum ve kuruluşlarla birlikte karar verir. Ayrımcılık belirtilerinin tüm boyutlarını ortaya koyabilmek için gerekli olan istatistiksel bilgilerin, verilere sürekli ve eksiksiz şekilde erişilmesini sağlayacak bir sistem içinde toplanmasından Resmî İstatistik Programı kapsamında Türkiye İstatistik Kurumu sorumludur.

 

İdari yaptırımlar

MADDE 25- (1) Ayrımcılık yasağının ihlali hâlinde, bu ihlalin etki ve sonuçlarının ağırlığı, failin ekonomik durumu ve çoklu ayrımcılığın ağırlaştırıcı etkisi dikkate alınarak ihlalden sorumlu olan kamu kurum ve kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, gerçek kişiler ve özel hukuk tüzel kişileri hakkında bin Türk lirasından on beş bin Türk lirasına kadar idari para cezası uygulanır.

(2) Birinci fıkrada belirtilen idari para cezasının kamu kurum ve kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları hakkında uygulanması hâlinde, ödenen idari para cezası, cezaya esas ayrımcı uygulamaya kusuruyla sebebiyet veren kamu kurum ve kuruluşlarında görev yapan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarında görev yapanlara rücu edilir.

(3) 19 uncu maddede öngörülen yükümlülüklere, uyarıya rağmen haklı bir neden olmaksızın belirtilen sürede uymayan birinci fıkra kapsamındaki kişi ve kuruluşlar hakkında beş yüz Türk lirasından iki bin Türk lirasına kadar idari para cezası uygulanır. Bu fıkrada düzenlenen idari para cezaları hakkında da ikinci fıkra hükmü uygulanır.

(4) Kurul, verdiği idari para cezasını bir defaya mahsus olmak üzere uyarı cezasına dönüştürebilir. Hakkında uyarı cezası verilen kişi veya kurumun ayrımcı fiilinin tekrarı hâlinde alacağı ceza yüzde elli oranında artırılır. Bu artış ceza üst sınırını aşamaz.

(5) Bu Kanuna göre verilen idari para cezaları tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenir.

(6) Bu Kanunda hüküm bulunmayan hâllerde idari yaptırımlara ilişkin olarak 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu hükümleri uygulanır.

İnsan hakları ve ayrımcılıkla mücadele eğiticileri

MADDE 26- (1) İnsan hakları ve ayrımcılıkla mücadele eğitimi, Kurum personeli veya insan hakları ve ayrımcılıkla mücadele eğiticileri tarafından verilir. Eğiticilerin nitelikleri, çalışma usul ve esasları ile eğiticilere verilecek ücret Maliye Bakanlığının uygun görüşü alınarak yönetmelikle düzenlenir.

Yönetmelik

MADDE 27- (1) Bu Kanunun uygulanmasına ilişkin yönetmelikler Kurum tarafından yürürlüğe konulur.

Yürürlükten kaldırılan ve değiştirilen hükümler

MADDE 28- (1) 21/6/2012 tarihli ve 6332 sayılı Türkiye İnsan Hakları Kurumu Kanunu yürürlükten kaldırılmıştır. Diğer mevzuatta mülga Türkiye İnsan Hakları Kurumuna yapılmış olan atıflar Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumuna yapılmış sayılır.

(2) (14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile ilgili olup yerine işlenmiştir.)

(3) 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile ilgili olup yerine işlenmiştir.)

 

 

(4) Türkiye İnsan Hakları Kurumuna ait kadrolar iptal edilerek 13/12/1983 tarihli ve 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin ilgili cetvellerinden çıkarılmış ve ekli (1) sayılı listede yer alan kadrolar ihdas edilerek anılan Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (I) sayılı cetvele Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu bölümü olarak eklenmiştir.(1)

(5) (27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile ilgili olup yerine işlenmiştir.)

Hak ve yetkiler ile personelin devri

GEÇİCİ MADDE 1- (1) Bakanlar Kurulunca ilk yapılacak seçimde seçilecek üyelere ilişkin başvurular ve aday bildirimleri Başbakanlığa yapılır. Başvurular ve aday bildirimlerine ilişkin hususlar Başbakanlık tarafından ilan edilir.

(2) Bu Kanun ile kurulan Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu teşkilatlanıncaya kadar Kuruma verilen görev ve hizmetler mülga Türkiye İnsan Hakları Kurumunun mevcut personeli eliyle yürütülmeye devam edilir.

(3) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte mülga Türkiye İnsan Hakları Kurumuna ait her türlü taşınır, taşıt, araç, gereç ve malzeme, nakit ve benzeri değerler, her türlü borç ve alacaklar, yazılı ve elektronik ortamdaki her türlü kayıtlar ve diğer dokümanlar ile kadro ve pozisyonlarda bulunan personel, hiçbir işleme gerek kalmaksızın Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumuna devredilmiş sayılır.

(4) Mülga Türkiye İnsan Hakları Kurumu tarafından yapılmış olan sözleşmelere Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu halef olur. Mülga Türkiye İnsan Hakları Kurumunun leh ve aleyhine açılmış davalar ile icra takiplerinde Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu kendiliğinden taraf sıfatını kazanır.

(5) Mülga Türkiye İnsan Hakları Kurulu üyelerinin üyelikleri bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte sona erer. Mülga Türkiye İnsan Hakları Kurumu Başkanı ve İkinci Başkanı, bu Kanuna göre seçilen Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Başkanı göreve başlayıncaya kadar Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Başkanı ve İkinci Başkanı olarak görev yapar. Bunlar, bu Kanuna göre seçilen Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Başkanı göreve başladığında, atandıkları mevzuata göre kalan görev sürelerinin sonuna kadar görev yapmak üzere ekli (2) sayılı liste ile ihdas edilen Kurum Başkanlık Müşaviri kadrolarına hiçbir işleme gerek kalmaksızın atanmış sayılır ve Başkan tarafından belirlenen istişari görevleri yürütür. Bu fıkra ile ihdas edilen Kurum Başkanlık Müşaviri kadroları, bu kadroların herhangi bir sebeple boşalması ve her hâlde anılan kadrolara atanmış sayılan Başkan ve İkinci Başkanın atandıkları mevzuata göre kalan görev sürelerinin sona ermesi hâlinde hiçbir işleme gerek kalmaksızın iptal edilmiş sayılır. Bu fıkraya göre Kurum Başkanlık Müşaviri kadrolarına atanmış sayılanlara, fiilen görev yapma şartına bağlı ödemeler hariç mali ve sosyal haklar kapsamında bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yürürlükte bulunan mevzuata göre yapılmakta olan ödemelere, kalan görev süreleri sonuna kadar devam edilir. Bunlar görev sürelerinin sonunda talepleri hâlinde, Kurumda veya önceki kurumlarında öğrenim durumları, hizmet yılı ve kazanılmış hak aylık derecelerine uygun bir kadroya en geç bir ay içinde atanır.

–––––––––––––––––––

(1) Bu maddede yer alan kadrolarla ilgili olarak 20/4/2016 tarihli ve 29690 sayılı Resmi Gazete’ye bakınız.

 

(6) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte İnsan Hakları Uzmanı ve İnsan Hakları Uzman Yardımcısı kadrolarında bulunanlar, İnsan Hakları ve Eşitlik Uzmanı ile İnsan Hakları ve Eşitlik Uzman Yardımcısı kadrolarına başka bir işleme gerek kalmaksızın hâlen bulundukları kadro dereceleriyle atanmış sayılır ve bunlardan 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 12 nci maddesi hükmünden yararlananların bu hakları söz konusu kadrolarda bulundukları sürece devam eder. Bu fıkraya göre atananların İnsan Hakları Uzmanı kadrosunda geçirdiği süreler İnsan Hakları ve Eşitlik Uzmanı kadrosunda, İnsan Hakları Uzman Yardımcısı kadrosunda geçirdiği süreler ise İnsan Hakları ve Eşitlik Uzman Yardımcısı kadrosunda geçmiş sayılır.

(7) Mülga Türkiye İnsan Hakları Kurumu kadrolarında bulunan memurlardan yukarıdaki fıkralarda belirtilenler dışında kalanlar, Kurum için ihdas edilen aynı unvanlı kadrolara hâlen bulundukları kadro dereceleriyle başka bir işleme gerek kalmaksızın atanmış sayılır.

(8) Bu madde uyarınca atanan veya atanmış sayılan personelin yeni kadrolarına atandıkları veya atanmış sayıldıkları tarih itibarıyla eski kadrolarına ilişkin en son ayda aldıkları sözleşme ücreti, aylık, ek gösterge, ikramiye (bir aya isabet eden net tutarı), her türlü zam ve tazminatları, makam tazminatı, temsil tazminatı, görev tazminatı, ek ödeme ve benzeri adlarla yapılan her türlü ödemelerin toplam net tutarının (Bu tutar sabit bir değer olarak esas alınır.); yeni atandıkları kadrolara ilişkin olarak yapılan sözleşme ücreti, aylık, ek gösterge, ikramiye (bir aya isabet eden net tutarı), her türlü zam ve tazminatları, makam tazminatı, temsil tazminatı, görev tazminatı, ek ödeme ve benzeri adlarla yapılan her türlü ödemelerin (ilgili mevzuatı uyarınca fiili çalışmaya bağlı fazla mesai ücreti hariç) toplam net tutarından fazla olması hâlinde aradaki fark tutarı, herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulmaksızın fark kapanıncaya kadar ayrıca tazminat olarak ödenir. Atandıkları veya atanmış sayıldıkları kadro unvanlarında isteğe bağlı olarak herhangi bir değişiklik olanlarla, kendi istekleriyle başka kurumlara atananlara fark tazminatı ödenmesine son verilir.

(9) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar mülga Türkiye İnsan Hakları Kurumunda geçen hizmetler, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumunda geçmiş sayılır.

(10) Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumunun 2016 mali yılı harcamaları, 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanununa istinaden Maliye Bakanlığınca yeni bir düzenleme yapılıncaya kadar, mülga Türkiye İnsan Hakları Kurumunun 2016 yılı bütçesinde yer alan ödeneklerinden karşılanır.

(11) Başbakanlık tarafından yeni bir düzenleme yapılıncaya kadar il ve ilçe insan hakları kurulları faaliyetine devam eder.

(12) En az dört yıllık lisans eğitimi veren yükseköğretim kurumlarını bitirerek mesleğe özel yarışma sınavı ile giren ve belirli süreli meslek içi eğitimden sonra özel bir yeterlik sınavı sonunda insan hakları alanında faaliyet gösteren kurumların merkez teşkilatı kadrolarına atanmış olanlar talepleri hâlinde kurumlarının, hakimler ve savcılar ise kendilerinin muvafakati ile, Kurumun görev alanına giren konularda doktora yapmış olan Devlet memurları ile öğretim elemanları ise başvurmaları hâlinde bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde, bu Kanun kapsamında atanan Kurul tarafından belirlenecek usul ve esaslar dâhilinde İnsan Hakları ve Eşitlik Uzmanı olarak atanabilirler. Bu fıkra hükümlerine göre atanacak olanların sayısı, Kurumun kadro cetvellerindeki İnsan Hakları ve Eşitlik Uzmanı ve İnsan Hakları ve Eşitlik Uzman Yardımcısı kadro sayısının yüzde onunu geçemez.

(13) Bu Kanunun uygulanmasına ilişkin yönetmelikler Kurulun ilk toplantı tarihinden itibaren altı ay içerisinde yürürlüğe konulur. Ayrımcılık yasağı ihlali iddialarına ilişkin başvurular 17 nci maddenin dokuzuncu fıkrasında öngörülen yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren alınır.

Yürürlük

MADDE 29- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 30- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

 

MOBBİNG DAVALARINDA DEVRİM GİBİ BİR İÇTİHAT YAŞASIN ADALET

MOBBİNG DAVALARINDA DEVRİM GİBİ İÇTİHAT, HAKİMLERİMİZİN ELİNE, ZİHNİNE VE YÜREĞİNE SAĞLIK, MOBBİNGDDER OLARAK HUKUKDAN UMUDUMUZU HİÇBİR ZAMAN KAYBETMEMİŞTİK. ISRARLA BU KARARIN İÇERİĞİNİ DİLE GETİRDİK, BASIN AÇIKLAMALARI YAPTIK.

T.C

YARGITAY

HUKUK GENEL KURULU

ESAS NO : 2014/4-110

KARAR NO : 2015/2600

KARAR TARİHİ:11.11.2015

Taraflar arasındaki “manevi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; …2. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 15.03.2012 gün ve 2011/315 E 2012/139 K sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 06.03.2013 gün ve 2012/10074 E 2013/3884 K sayılı ilamı ile;

(..Dava, psikolojik baskı ve bezdiri uygulandığı gerekçesi ile kişilik haklarına saldırıdan dolayı uğranılan manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Yerel mahkemece istemin bir bölümü kabul edilmiş; karar, davalı tarafından temyiz olunmuştur.

Davacı, … Ü…. Temel E… Bilimleri Bölüm Başkanı olarak görev yaptığını, fakülte dekanı olan davalının tutum ve davranışları ile psikolojik baskı ve yıldırma politikaları uyguladığını, davalıyı üniversite yönetimine şikayet etmesine rağmen sonuç alamadığını, aksine bu şikayeti nedeniyle disiplin cezası ile cezalandırıldığını, davalı tarafından diğer öğretim elamanlarının “K…. beye dikkat edin, onunla görüşmeyin, uzak durun, …vs.”şeklinde uyarıldığını, davalı tarafından kendisine karşı dışlama ve tecrit etme politikası uygulandığını, mesaiye dikkat etmesine rağmen önceki bir tarihte mesaiye gelmediğinden bahisle hakkında soruşturma açıldığını, söylemediği sözlerin söylenmiş gibi rektörlük makamına çarpıtılarak yansıtıldığını, bir takım resmi yazılarla gereksiz uyarılara maruz kaldığını, davalının bezdiri uygulamaları nedeni ile ruh ve beden sağlığının zarar gördüğünü belirterek uğradığı manevi zararın ödetilmesi isteminde bulunmuştur.

Davalı, davacının açtığı haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

Yerel mahkemece, davacının iddiaları sabit görülerek istemin bir bölümünün ödetilmesine karar verilmiştir.

Kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken veya görevlerini yaparken kişilere zarar vermesi ilgili kamu kurumunun hizmet kusurunu oluşturur. Bu durumda sorumlu, kamu görevlisinin emrinde çalışmakta olduğu kamu kurumu olup dava o kurum aleyhine açılmalıdır. (T.C. Anayasası 40/III, 129/V, 657 Sy.K.13, HGK 2011/4-592 E., 2012/25 K.) Bu konuda yasal düzenlemeler emredici hükümler içermektedir. Diğer yandan Sorumluluk Hukukunun temel ilkeleri açısından bakıldığında da bu şekilde düzenlemenin mevzuatta yer almış olması zarar görenin zararının karşılanması yönünde önemli bir teminattır.

Davaya konu edilen olayda, davalının … Üniversitesi E…….. Fakültesi dekanı olduğu, davacı hakkında haksız şikayette bulunduğu ve bu nedenle soruşturma geçirmesine ve uyarma cezası almasına neden olduğu, diğer öğretim görevlilerine davacıdan uzak durmaları için telkinde bulunduğu, diğer öğretim elemanlarına yönelik bir uygulama olmadığı halde mesai saatleri içinde davacının yerinde olup olmadığını takip ettirdiği, davalının yöneticilik sıfatını kötüye kullanarak davacının kişilik haklarını zedelediği ileri sürüldüğüne göre, Anayasa’nın 129/5. maddesi ile 657 sayılı Devlet Memurları Yasası’nın 13/1. maddesi gereğince adli yargı yerinde davalıya yönelik açılan davada husumet nedeni ile davanın reddine karar verilmesi gerekir.

Yerel mahkemece açıklanan yasal düzenleme gözetilerek, davalı hakkındaki davanın husumet nedeniyle reddedilmesi gerekirken, işin esasının incelenmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir……)

gerekçesiyle oyçokluğuyla bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN : Davalı vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava; kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat isteğine ilişkindir

Davacı vekili, müvekkilinin Ü……. E…….. Fakültesinde Temel E……. Bilimleri bölüm başkanı ve Biyokimya anabilim dalı başkanı olarak görev yaptığını, fakülte dekanı olan davalı P… Dr. A…’ın davacıya karşı psikolojik baskı ve yıldırma politikaları ile mobbing kapsamında değerlendirilecek davranışlarda bulunduğunu, fakültede görev yapan diğer öğretim elemanlarının davalı tarafından ” K… beye dikkat edin, onunla görüşmeyin, uzak durun… vs ” şeklinde uyarıldığını, fakültede yapılan görev dağılımlarında, eğitim – öğretim ile ilgili oluşturulan komisyonlarda davacıya görev verilmediğini, gerçekleştirilen etkinliklere davacı davet edilmeyerek dışlama ve tecrit etme politikası izlendiğini, davacının mesai saatlerine gereken özeni göstermesine rağmen mesaiye riayet etmediğinden bahisle hakkında soruşturma başlatıldığını, davacının sarfetmediği birtakım sözlerin davalı tarafından rektörlük makamına davacı söylemiş gibi yanlış bir şekilde ya da çarpıtılarak yansıtıldığını, davacıya sıklıkla resmi yazılarla gereksiz uyarılar yapıldığını, bu olaylar neticesinde davacının kişilik haklarının tahrip edildiğini, ruh ve beden sağlığının zedelendiğini, davalının yöneticilik sıfatını kötü niyetli olarak davacının kişilik haklarını zedelemek amacıyla kullandığını belirterek manevi tazminata karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili; davacının iddialarının asılsız olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

Yerel Mahkemece; davalının işyerinde amir pozisyonunu kullanarak davacının kişilik haklarını çiğnediği, çalışma arkadaşları arasında davacıyı küçük düşürdüğü gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 5000 TL manevi tazminatın tahsiline karar verilmiştir.

Karar davalı vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece, yukarıda yazılı gerekçelerle bozulmuştur.

Yerel Mahkemece; önceki gerekçeler tekrar edilerek direnme kararı verilmiştir.

Direnme kararını, davalı vekili temyiz etmiştir.

Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davaya konu eylemlerin hizmet kusuru mu yoksa hizmetten ayrılabilen kişisel kusur mu olduğu, varılacak sonuca göre davanın Anayasa’nın 129/5 ve 657 sayılı Kanun’un 13. maddesi uyarınca husumet yokluğu nedeniyle reddinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

Öncelikle konuyla ilgili yasal düzenlemeler ortaya konularak somut olayda davalının eylemlerinin görevden ayrılabilir salt kişisel kusur mu, yoksa görev kusuru mu oluşturduğu irdelenmeli, husumet ehliyeti de buna göre ele alınmalıdır.

2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 129/5. maddesinde;

“Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabilir.” düzenlemesi yer almaktadır.

657 sayılı Devlet Memurları Kanununun “Kişilerin uğradıkları zararlar” başlıklı 13. maddesinin 06.06.1990 tarih 3657 sayılı Kanun’un 1 maddesi ile değişik birinci fıkrasında ise; “Kişiler kamu hukukuna tabi görevlerle ilgili olarak uğradıkları zararlardan dolayı bu görevleri yerine getiren personel aleyhine değil, ilgili kurum aleyhine dava açarlar. Kurumun, genel hükümlere göre sorumlu personele rücu hakkı saklıdır.” kuralı getirilmiştir.

Anayasanın sözü edilen hükmü tüm kamu personelini içermekte olup, kamu hukukuna tabi görevlerle ilgili olarak, zarara uğrayan kişilerin açacakları tazminat davalarında pasif husumeti düzenleyen usulü bir kural niteliğinde olup 657 sayılı Kanun’un yukarıda açıklanan 13. maddesi ile de aynı doğrultudadır.

Bu bağlamda; anılan maddeler ile yasa koyucunun, memur ve kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken, işledikleri fiillerden dolayı haklı haksız yargı önüne çıkarılmalarını önlemek ve kamu hizmetinin sürekli, eksiksiz görülmesini sağlamak, mağdur için de daha güvenilir bir tazminat sorumlusu tespit etmek amacını güttüğü söylenebilir.

Ne var ki, personelin kişisel eylem ve davranışlarının idari eylem ve işlem sayılmadığını da burada hemen belirtmek gerekir. Gerçektende Anayasa’nın 125/son fıkrası uyarınca “İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.” Anayasa’nın 137. maddesinde ise “…konusu suç olan emri yerine getiren kimsenin sorumluluktan kurtulamayacağı” belirtilmektedir. Görüldüğü üzere Anayasa’da kamu personelinin kanuna aykırı eylem ve işlemlerinden şahsen sorumlu tutulacağı ilkesinin de kabul edildiği çok açıktır.

Diğer yandan memur veya kamu görevlisinin tamamen kendi iradesi ile kasten ya da yasalardaki açık hükümler dışına çıkarak ve bunlara aykırı olarak suç sayılan eylemiyle verdiği zararlarda eylem ile kamu görevinin yürütülmesi arasında objektif bir illiyet bağının varlığından söz edilemez. Bu gibi hallerin 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 13. maddesinin hukuksal alanı dışında tutulduğunda şüphe olmamalıdır.

Zira, görevden kolayca ayrılabilen ve görev dışında kalan kusurlu eylem ile kamu görevi arasındaki bağ kesilerek salt memurun ya da kamu görevlisinin kişisel kusuru ile karşı karşıya kalınmaktadır. İşte bu noktada görev kusuru ile kişisel kusurun ayrımında kişisel kusurun alanı ve unsurlarının açık bir biçimde saptanması önem taşımaktadır.

Bilindiği gibi, görev kusuru daha çok kamu görevlisinin görevinden ayrılamayan kişisel kusuru olarak kendini gösterir. Bu kişisel kusur, görev içinde ve dolayısıyla idarenin ajanına yüklediği ödev yetki ve araçlarla işlenmektedir. Kişisel kusurda ise; kamu görevlisinin eyleminde açıkça ve kolayca görevinden ayrılabilen tasarruf ve hatalar görülür. Bir başka deyişle, kişisel kusurda idare nam ve hesabına hareket eden bir kamu görevlisinin idareye atıf ve izafe olunacak yerde, doğrudan doğruya kendi şahsına isnat olunan ve kişisel sorumluluğunu intaç eden hukuka aykırı eylem ve işlemleri belirgindir ve burada kamu görevlisi zarar doğurucu eylemini kamusal görevin yerine getirilmesi saiki ile ancak salt kişisel kusuru ile işlemiştir. Gerek öğretide gerekse yargısal kararlarda personelin kişisel eylem ve davranışları idari eylem ve işlem sayılmamış, kişisel kusura dayanan davaların inceleme yerinin adli yargı olduğu, hasmının da kişinin kendisi olduğu kabul edilmiştir (Tekinay/Akman/Burcuoğlu/Altop, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 7. Bası, İstanbul 1993, s. 505; tanım yönünden Cüneyt Ozansoy, Tarihsel ve Kuramsal Açıdan İdarenin Kusurdan Doğan Sorumluluğu, Doktora Tezi, 1989, s. 330)

Diğer yandan, Uyuşmazlık Mahkemesinin 05.03.1966 gün ve 65/64 E., 1966/1 Karar sayılı kararı ve aynı görüşün devamı niteliğinde 1982 Anayasası döneminde verdiği 17.03.1986 gün ve 1985/20-1986/27 sayılı kararında “dikkatsizlik tedbirsizlik ve meslekte acemilik nedenlerle verilen zararlarda ancak şahsi kusurun söz konusu olacağı”, ” idarenin ajanı durumundaki kişilerin şahsi kusurları yönünden kendilerine açılan tazminat davalarının adli yargı yerinde görülmesi gerektiği” ilkesi benimsenmiştir (Cüneyt Ozansoy, s. 247 vd.; Hukuk Genel Kurulunun 26/09/2001 gün ve 2001/4-595 E., 2001/643 K. sayılı kararı)

Sonuç olarak, Anayasa’nın 129/5. maddesi ile 657 sayılı Kanun’un 13/1. maddesi gereğince memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken kusurlu eylemleri nedeniyle oluşan zararlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve yasada gösterilen biçim ve koşullara uygun olarak idare aleyhine açılabilir. İdare aleyhine böyle bir davanın açılabilmesi, hizmet kusurundan kaynaklanmış, idari işlem ve eylem niteliğini yitirmemiş davranışlar ile sınırlıdır. Kamu görevlisinin, özellikle haksız eylemlerde, Anayasa ve özel yasalardaki bu güvenceden yararlanma olanağı bulunmamaktadır.

Bu genel açıklamalar ışığında somut olay ele alındığında; davacı, kendisine karşı psikolojik baskı ve bezdiri uygulandığı gerekçesi ile manevi tazminat isteminde bulunduğundan davacının istemini dayandırdığı bu maddi olgulardan, davalı dekanın göreviyle ilgili bir eylemine değil, salt kişisel kusuruna dayanıldığı anlaşılmaktadır.

Anayasanın 129/5. maddesi gereğince memurların ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken meydana gelen zararlara ilişkin davaların idare aleyhine dava açılabilmesinin, eylemin hizmet kusurundan kaynaklanmış olması koşuluna bağlı bulunması karşısında; dava dilekçesinde sıralanan maddi olgularda davalının salt kişisel kusuruna dayanılması nedeniyle davanın adli yargı yerinde çözümlenmesi gerekir.

Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 15.11.2000 gün ve 2000/4-1650 E. 2000/1690 K.; 26.09.2001 gün ve 2001/4-595 E. 2001/643 K.; 29.03.2006 gün ve 2006/4-86 E. 2006/111 K.; 17.10.2007 gün ve 2007/4-640 E. 2007/725 K.; 20/02/2008 gün ve 2008/4-156 E., 2008/140 K.; 11.11.2009 gün ve 2009/4-411 E., 2009/491 K.; 18.11.2009 gün ve 2009/4-448 E., 2009/545 K.; 30.10.2013 gün ve 2013/4-44-1512 E., K.; 30.04.2014 gün ve 2013/4-1537 E., 2014/573 K.; 21.05.2014 gün ve 2013/4-1601 E., 2014/681 K. sayılı ilamlarında da aynı ilke benimsenmiştir.

Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında bir kısım üyelerce; davalının yöneticilik sıfatını kötüye kullanarak davacının kişilik haklarının zedelendiğini iddia edildiğinden davanın husumet yokluğundan reddi gerektiği belirtilmiş ise de bu görüş çoğunluk tarafından benimsenmemiştir.

Hal böyle olunca, Özel Dairenin husumete ilişkin bozmasına karşı yerel Mahkemenin direnmesi yerindedir.

Ne var ki, mahkemece hükmedilen tazminat miktarına yönelik temyiz itirazları Özel Dairece incelenmemiş olduğundan, dosyanın temyiz itirazlarının incelenmesi için Özel Daireye gönderilmesi gerekir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, direnme uygun bulunduğundan dosyanın işin esasına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için 4. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 11.11.2015 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

 

 

İdari Dava Nasıl Açılır?

İdari Dava Nedir?
Devlet kurumları tarafından yapılan işlere karşı dava açılması demektir. Bu yolla açılan davalarda idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğu denetlenir, yerindeliği denetlenmez.

İdari Dava Hangi Mahkemede Açılır?
İdari davalar idare mahkemesinde, vergi mahkemesinde veya Danıştay’da açılır.

İdari Dava Nerede Açılır?
Dava konusu olan idari işlemin yapıldığı yerdeki mahkemede açılır (Özel kanunlarla yetki verilen durumlarda farklılıklar olabilir).

Dava Dilekçeleri Nereye Verilir?
Bulunduğunuz yerde idare ve vergi mahkemesi varsa doğrudan mahkemeye giderek elden teslim etmelisiniz. Dava harcı ve posta gideri alınacağını hesap ederek hazırlıklı gidiniz. Önceden mahkemeye başvurup harç ve posta giderinin ne kadar tutacağını öğrenmeniz yararlı olacaktır.

Bulunduğum Yerde İdare/Vergi Mahkemesi Yoksa Ne Yapmalıyım?
Dilekçenizi asliye hukuk hâkimliğine verebilirsiniz. Açacağınız dava Danıştay’ın yetki alanına giriyor ise, dilekçenizi varsa idare ve vergi mahkemesi başkanlıklarına, yoksa asliye hukuk hâkimliklerine verebilirsiniz.

Yurtdışındayım; Dilekçe Vermek İçin Türkiye’ye Gelmek Zorunda mıyım?
Hayır. Türk konsolosluklarına dilekçenizi verebilirsiniz.

İdari Dava Hangi İşlere Karşı Açılır?
İdarenin hukuka aykırı olarak gerçekleştirdiği iş ve işlemlerin iptali ve uğranılan zararın tazmini için açılır. Dava açılması için ilgili işin idare (bir kamu kurumu) tarafından yapılmış olması gerekir. Ayrıca bu işlemin kesin olarak tamamlanmış olması gerekir. Eğer idari işlem devam ediyorsa, başka bir makamın onayına ihtiyaç varsa, veya verilen karara karşı başvuru yaparak kararın değiştirilmesini talep etmek imkanı varsa o işlem kesin olarak tamamlanmamış demektir. Önce idari yolların tamamının bitirilmesi gerekir. İdari eylemlerden hakkınız ihlal edilmiş ise idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendiğiniz tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarınızın yerine getirilmesini istemeniz gerekir.

İdari Dava Hangi Sürede Açılır?
İdare tarafından size yazılı bildirim (tebligat) yapılmasını takiben vergi mahkemelerinde 30, idare mahkemelerinde veya Danıştayda 60 gün içerisinde dava açmanız gerekir. Bu süreler dışında özel kanunlarda düzenlenen dava açma süreleri de vardır.

Bana Tebligat Yapılmadı, Ne Olacak?
Eğer idareye başvurduğunuz halde size 60 gün içinde cevap verilmez ise talebiniz reddedilmiş gibi hareket etmeniz gerekir. Dava açma süreniz idareye başvurunuzun üzerinden 60 gün geçtikten sonra işlemeye başlayacaktır.

Talebime Net Bir Cevap Alamadım, Ne Olacak?
İdare, yaptığınız başvuruya 60 gün içerisinde cevap verdiği halde cevabın kabul veya red anlamını taşıyacak açıklıkta olmadığı hallerde, doğrudan dava açabilir veya idarenin işlemi tamamlaması için bekleyebilirsiniz. Bekleme süresi 6 ayı geçemez. 6 aylık süre tamamlandıktan sonra 60 gün içinde dava açmazsanız dava açma hakkınızı kaybedersiniz.

Tebligat Elime Geçmedi, Ne Olacak?
Adresiniz bulunamadığı için ilan yoluyla tebligat İdari Davaların yapılmış olabilir. Son ilan tarihinden sonra 15 gün içerisinde dava açmanız gerekir. İlanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresi ilan tarihini izleyen günden itibaren başlar. Bu durumun aleyhinizde sonuçlar doğurmasını önlemek için adres bilgilerinizi mutlaka nüfus müdürlüklerine bildiriniz.

Tamamlanmamış Bir İşlem Aleyhine Dava Açarsanız Ne Olur?
İdari eylemlerden dolayı hakları ihlal edilen kişilerin dava açmadan önce ilgili idareye başvurmaları ve idareden ön karar almaları gerekir. Aksi halde mahkeme tarafından dava dilekçesinin ilgili mercie tevdiine karar verilir.

Dava Dilekçenizde Bulunması Gerekenler Nelerdir?
İdari yargı mercilerine verilecek dava dilekçesinde aşağıdaki hususlar bulunmalıdır. Aksi halde dava dilekçenizin reddine karar verilebilir.

1. Adınız soyadınız, T.C. kimlik numaranız, açık adresiniz
2. Karşı tarafın adı, adresi
3. Mümkün olduğunca açık ve öz şekilde yazılmak kaydıyla;
a. Davanızın konusu
b. Davayı açma nedeniniz
c. Talebiniz (dava sonucu elde etmek istediğiniz sonuç)
d. Yasal dayanaklarınız
e. Delilleriniz:
i. Dilekçeniz arkasına delil listesi ekleyerek tüm delillerinizi sıra ile yazınız
ii. Elinizde olan delilleri dilekçeniz ekinde sıra numarası vererek sununuz
iii. Elinizde olmayan delillerin nereden temin edileceğini açık şekilde yazınız
f Dava konusu işlemin tarafınıza yazılı bildirim tarihi
g. Vergi davalarında davanın ilgili bulunduğu verginin veya vergi cezasının türü ve yılı tebliğ edilen ihbarnamenin tarihi ve numarası ve varsa mükellef hesap numarası
h. Varsa dava konusu ile ilgili içtihatlar (önceki kesinleşmiş mahkeme kararlarından örnekler)

Dilekçe Nasıl Hazırlanmalıdır?
Dilekçeniz davada en önemli aracınızdır. Gereğinden uzun yazılması, gereksiz ayrıntılara boğulması, çok eski ve davayla ilgisiz geçmişten başlayarak olayın anlatılması davanıza zarar verebilir. Aynı şekilde gereğinden kısa yazılmış, önemli hukuki noktaları atlanmış bir dilekçe de davanıza zarar verebilir. Bu nedenle dilekçenizin özenle hazırlanmasını sağlamak sizin sorumluluğunuzdur. Dilekçe karşı tarafın sayısından bir fazla olacak şekilde düzenlenir ve verilir. Bir avukatın/hukukçunun yardımını almanız yararlı olacaktır.

Avukat Tutmak Zorunlu mudur?
Avukat tutmak zorunlu değildir. Herkes kendisini ilgilendiren konularda dava açmak hakkına sahiptir. Ancak dava açmanın ciddi sonuçlar doğurabileceğini göz önünde tutmanız gerekir. Mali durumunuz avukat tutmaya uygun değilse bulunduğunuz il Barosuna başvurarak “Adli Yardım” kapsamında ücret ödemeksizin avukat atanmasını talep etme hakkına sahip olduğunuzu unutmayınız.

Dava Nasıl Açılır?
Yukarıda maddeler halinde sayılan hususları içeren dilekçenizle ilgili mahkemeye başvurunuz. Mahkeme görevlileri yatırmanız gereken harç tutarını ve vermeniz gereken posta giderini hesaplayarak size bildireceklerdir. Harcı yatırdığınıza dair makbuzu ve gereken tutarda posta pulunu dilekçeniz ile birlikte teslim ettiğinizde davanız açılmıştır. Size teslim edilecek belgede davanızın görüleceği mahkeme (Örneğin; Ankara 2. İdare Mahkemesi) ve davanıza ait “esas numarası” bulunacaktır. Esas numarası davanın açıldığı yıl ve dosyanın o yıl içinde açılan kaçıncı dava olduğunu gösteren iki bölümden oluşmaktadır (Örneğin; 2009/198). Bu aşamadan sonra yapacağınız tüm işlemleri o mahkeme ile ve belirtilen “esas numarası” ile yapmanız gerekir. (Örneğin; Ankara 2. İdare Mahkemesi Esas No:2009/198)

Adresim Değişirse Ne Olur?
Mahkeme sizinle posta aracılığı ile iletişim kuracaktır. Bu nedenle adresiniz değiştiğinde vakit kaybetmeksizin yeni adresinizi bir dilekçe ile mahkemeye vermeniz gerekir. Adresinizde bulunamadığınız takdirde mahkemenin olası taleplerinden haberdar olamayacağınız için bu talepleri yerine getirmeniz mümkün olmayacaktır. Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması halinde, adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresinize, bilinen en son adres olarak tebligat yapılır. Bu adreste hiç oturmamış olsanız veya adresten ayrılmış olsanız bile, tebliğ memuru tebliğ edilecek evrakı, o yerin muhtarı veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir veya memurlarına imza karşılığında teslim eder. Ayrıca teslim edilen yerin adresini ihbarnameye yazarak, bu ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırır. Kapıya yapıştırma tarihi tebliğ tarihi sayılır.

Dava Açtığımda İlgili İşlem Kendiliğinden Durur mu?
Bir hakkınızın ihlal edildiğini düşünerek idare mahkemesine dava açtığınızda idarenin o işlemi durmaz. Bunu mahkemeden ayrıca talep etmeniz gerekir. Mahkeme idarenin o işleminin hukuka açıkça aykırı olduğunu ve telafi edilmesi imkânsız zararlar doğuracağını tespit ederse bu sonuçların doğmasını önleyecek bir tedbir olarak “yürütmenin durdurulması” yoluna gider.

“Yürütmenin Durdurulması” Ne Demektir?
İdarenin dava konusu ettiğiniz işleminin dava sonuçlanıncaya kadar dondurulması anlamına gelir. Örneğin; evinizin yıkılmasına karar verilmişse ve siz bu kararın hukuka aykırı olduğunu düşünüyorsanız idare mahkemesine başvurarak evinizin yıkılmasına dair kararın iptal edilmesini talep edebilirsiniz. Ancak dava sonuçlanıncaya kadar eviniz çoktan yıkılmış olacağı için davayı kazansanız bile adalet yerine gelmiş olmayacaktır. Bu gibi durumlarda dava açarken “yürütmenin durdurulmasını” talep etmeniz gerekir. Dilekçenizin konu kısmına ve talep kısmına mutlaka “yürütmenin durdurulması taleplidir” ibaresini koymanız gerekir.

Örnek.

…………………………. İDARE MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI’NA

‘’Yürütmenin Durdurulması Taleplidir.’’

DAVACI : Adı ve Soyadı ( T.C.No:………. ) Açık adresi.

DAVALI : Milli Eğitim Bakanlığı (İnsan Kaynakları Genel Müdürlüğü)

DAVANIN KONUSU : Davalı idare tarafına ………. Üniversitesinden ……… Enstitüsü den alınan ‘’Ders aşamasında olduğumu ve derslerde %70 devam zorunluluğunu gösteren Öğrenci Belgemi’’ dayanak gösteren ve benim bulunduğum ilde çalışmam gereken süreyi tamamlayarak ve atama şartlarına sahip olarak atama hakkına haiz iken beni bu haktan açık bir şekilde yaralanabileceğimi gösterir dilekçeyle öğrenim gördüğüm ………… İline Öğrenim Özrümden dolayı yer değiştirme işlemimin yapılması istemime karşı, Davalı idarenin 23.08.2012 tarih ve B.08.0.İKG.0.01.03………….. sayılı RED CEVABININ iptali isteminden ibarettir

İPTALİ İSTENİLEN İDARİ İŞLEM: …………. İline Öğrenim Özrümden dolayı yer değiştirme işlemimin yapılması istemime karşı, Davalı idarenin 23.08.2012 tarih ve B.08.0.İKG.0.01.03.00-………….sayılı RED CEVABININ iptali isteminden ibarettir

TEBLİĞ TARİHİ : . 04/09/ /2012

DAVANIN İZAHI : Bakanlığın tayini ile ……….. tarihinde itibaren ………İli/ilçesi ……. İlkokulu’nda ………… olarak görev yapmaktayım. …………… Üniversitesi ……….. Entitüsü ……………….. Öğrencisi olup; ‘’Ders aşamasında olduğumu ve derslerde %70 devam zorunluluğunu gösteren Öğrenci Belgemi’’ dayanak gösteren ve benim bulunduğum ilde çalışmam gereken süreyi tamamlayarak ve atama şartlarına sahip olarak atama hakkına haiz iken beni bu haktan açık bir şekilde yaralanabileceğimi gösterir dilekçeyle öğrenim gördüğüm Malatya İline atamamın yapılması için Davalı İdareye yaptığım başvuru dava konusu işlemle reddedilerek mağduriyetime sebep olunmuştur. Dava konusu işlemde Hukuka uyarlık bulunmamakta olup, iptal edilerek mağduriyetimin giderilmesi hakkaniyet gereğidir. Anayasadan doğan ve Yönetmelikle verilen bir hak kılavuz ile alınmaktadır. ***Normlar Hiyerarşisinde Kılavuzlar yönetmeliklere aykırı olamaz. Milli Eğitim Bakanlığının yeniden yapılandırılması ile ilgili 14.09.2011 tarih ve 652 sayılı Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri hakkındaki Kanunun Hükmünde Kararnamenin 37/3. Maddesinde ;“Öğretmenlerin Bakanlıkça belirlenen hizmet bölge veya alanlarında en az üç eğitim öğretim yılı görev yapması esastır. Bunların yer değiştirme suretiyle atamaları her yıl yapılan atama plan ve programları çerçevesinde eğitim öğretim faaliyetlerini etkilemeyecek şekilde sonuçlandırılır. Bakanlıkça belirlenen özür gruplarına bağlı yer değiştirmeler ise yaz tatillerinde yapılır.”denilmektedir. Bakanlık tarafından belirlenen özür gruplarının ***Ne olduğu; YÖNETMENLİKLE (35.Madde ve 38 Madde ile) belirlenmiştir.

Şöyle ki; 2012 Öğretmenlerin Özür durumuna Bağlı Yer Değiştirme Kılavuzda Öğrenim Özrü sebebi ile yer değişikliği hakkı açık bir şekilde verilmemiştir. Ama 2012 Öğretmenlerin Özür durumuna Bağlı Yer değiştirme Kılavuzu’nun 1. GENEL AÇIKLAMALAR Kısmının 1.19. Maddesi’nin; ‘’Bu kılavuzda yer almayan hususlarda Millî Eğitim Bakanlığı Öğretmenlerinin Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği, diğer ilgili mevzuat ve Bakanlık açıklamaları çerçevesinde işlem yapılacaktır.’’ Zaten anılan kılavuz MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞI ÖĞRETMENLERİNİN ATAMA VE YER DEĞİŞTİRME YÖNETMELİĞİ esas alınarak hazırlanmıştır. Bu yönetmeliğin “Özür Durumuna Bağlı Yer Değiştirmeler” başlıklı 35. Maddesinde “Öğretmenler, sağlık, eş ve öğrenim durumu özürleri nedeniyle özür gereklerinin karşılanabileceği yerlere yer değiştirme isteğinde bulunabilirler. Ancak bu özürler nedeniyle yer değişikliği istekleri, hizmet gerekleri ile özür durumlarının birlikte karşılanması temelinde değerlendirilir.” denilmektedir.

Aynı zamanda; Davalı Bakanlık 2012 Öğretmenlerin Özür durumuna Bağlı Yer Değiştirme Kılavuzda tarafıma öğrenim özründen yararlanma imkanı verilmemiştir. Bu işlem, Uluslararası Hukuka, T.C. Anayasası’na ve Milli Eğitim Bakanlığı Öğretmenlerinin Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliğine aykırıdır.

İNSAN HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ ( 26.MADDESİ)

26. Maddesi’nde ;“Herkes eğitim hakkına sahiptir. Eğitim, en azından ilk ve temel eğitim aşamasında parasızdır. İlköğretim zorunludur. Teknik ve mesleksel eğitim herkese açıktır. Yüksek öğretim, yeteneklerine göre herkese tam bir eşitlikle açık olmalıdır.”

T.C. ANAYASASI: (MADDE 42, MADDE 10)

“Eğitim ve öğrenim hakkı ve ödevi” başlıklı;

MADDE 42– (1) “Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz.”

“Kanun önünde eşitlik” başlıklı;

MADDE 10.– “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.

(Ek fıkra: 7/5/2004-5170/1 md.) Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. (Ek cümle: 7/5/2010-5982/1 md.) Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz.

(Ek fıkra: 7/5/2010-5982/1 md.) Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz.

Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.

Devlet Organları ve İdare Makamları Bütün İşlemlerinde (…)* kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.”

MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI ÖĞRETMENLERİNİN ATAMA VE YER DEĞİŞTİRME YÖNETMENLİĞİNİN ( MADDE 35,MADDE 38)

“Özür durumuna bağlı yer değiştirmeler” başlıklı;

MADDE 35 – (1) “Öğretmenler, sağlık, eş ve öğrenim durumu özürleri nedeniyle özür gereklerinin karşılanabileceği yerlere yer değiştirme isteğinde bulunabilirler.”

“Öğrenim durumu özrü” başlıklı;

MADDE 38 – (1) “Bu Yönetmelikle öngörülen zorunlu çalışma yükümlülüğünü tamamlayan öğretmenlerden; yurt içindeki yüksek öğretim kurumlarında bilimsel hazırlık, yabancı dil hazırlık ve tez dönemi dâhil tezli/tezsiz yüksek lisans veya doktora eğitimine kayıtlı olan öğretmenler, lisansüstü öğrenim gördükleri yükseköğretim kurumlarının bulunduğu yere görev yerlerinin değiştirilmesini isteyebilirler.” şeklinde düzenlenmiştir.

Yukarda belirtilen yasal düzenlemelerde, eğitim-öğrenim hakkı güvence altına alınarak, Öğretmenlere Öğrenim Özrüne Bağlı Yer Değişikliği hakkı getirilmiş iken, Davalı idare tarafından Öğrenim Özründen yer değişikliği ise engellenmiştir. Bu durum Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırılık arz etmektedir.

Öğretmenlerin Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliğine olarak düzenlenen 2012 Öğretmenlerin Özür durumuna Bağlı Yer Değiştirme Kılavuzda dayanılarak haklı başvurum idare tarafından hukuka aykırı olarak reddedilmiştir. Oysa 06.05.2010 tarihli Öğretmenlerin Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliğinin ilgili maddesinde çok açık bir şekilde “Öğretmenler, sağlık, eş ve öğrenim durumu özürleri nedeniyle özür gereklerinin karşılanabileceği yerlere yer değiştirme isteğinde bulunabilirler. Ancak bu özürler nedeniyle yer değişikliği istekleri, hizmet gerekleri ile özür durumlarının birlikte karşılanması temelinde değerlendirilir.” hükmüme yer verilmiştir. Ancak ilgili yönetmelikten sonra çıkarılan ve açıkça yönetmeliğe göre eksik düzenlenen 2012 Öğretmenlerin Özür durumuna Bağlı Yer Değiştirme Kılavuzunda bile 1. GENEL AÇIKLAMALAR Kısmının 1.19. Maddesi’nin; ‘’Bu kılavuzda yer almayan hususlarda Millî Eğitim Bakanlığı Öğretmenlerinin Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği, diğer ilgili mevzuat ve Bakanlık açıklamaları çerçevesinde işlem yapılacaktır.’’ İbaresi bile varken bunu ve ilgili yönetmelik açık ve net bir şekilde belirten tayin istemli dilekçeme bile bu kılavuza dayanılarak haklı başvurum reddedilmiştir.

Bu kadar açık net olan yönetmenlik ve yasal düzenlemelere rağmen benim eğitim özründen yer değişikliğim engellendi. Bu durum Anayasanın Eşitlik İlkesinde aykırılık arz etmektedir. Yapılan bu işlemde İdare, açıkça Anayasanın 42. Maddesi ve MEVCUT Yönetmeliğe aykırı hareket ederek mağduriyetime sebebiyet vermiştir. İdarenin tesis etmiş olduğu bu işlem keyfi hareketinin bir neticesidir. Bu kapsamda işlemin iptali zaruri hale gelmiştir.

Hukuksal olarak İdarece tesis edilen işlemlerin sürekli ,tutarsız ve ani bir şekilde değişmesi, hukuki istikrar ve belirliliği yok ederken, bu değişikliklerin geçmişte tamamlanmış ve/veya kazanılmış haklara geriye dönük olarak uygulanması belirlilik ve istikrarın yanı sıra hukuki güvenliğin de zedelenmesine sebep olmaktadır. Hukuki güvenlik ilkesi, hukuk kurallarında sık sık değişiklikler yapılarak hukuki istikrarı ve belirliliği yok eden kurallar ihdas edilmemesi, geriye yürüyen kuralların kazanılmış haklara dokunmadan bireylerin temel hak ve özgürlüklerini güvence altına alması gerektiğini ifade eder. Henüz mevcut olmayan ve dolayısıyla ilgililerin bilmediği bir dönemde bir idari işlemi uygulamak hukuk güvenliğini sarsar. Hukuki güvenlikten bahsedilebilmesi için öncelikle hukuk kurallarının öngörülebilir olması gerekir. Hukuki güvenlik sadece bireylerin devlet faaliyetlerine duyduğu güveni değil, aynı zamanda yürürlükteki mevzuatın süreceğine duyulan güveni de içerir. Anayasa Mahkemesi’ne göre ise hukuksal güvenlik, yasal ilkelerin getireceklerinin bilinir ve varsayılır olması, bireylerin geleceklerini yasal kuralları incelediklerinde çözebilmeleridir. Hukuki güvenlikten bahsedilebilmesi için öncelikle hukuk kurallarının öngörülebilir olması gerekir. Bu durum hukuk devleti ilkesinin bir gereği olduğu kadar Anayasa’nın 5. maddesiyle devlete yüklenen, vatandaşların refah, huzur ve mutluluk içinde yaşamalarını sağlama, maddi ve manevi varlıklarını geliştirmek için gerekli ortamı hazırlama ödevinin bir sonucudur. Yıllardır verilen bir hak olan Öğrenim Özrü ortada yönetmelikle yapılmış bir düzenleme olmaksızın kılavuz ile eğitim çalışanlarının elinden alınmıştır. Tesis edilen işlem açık ve net olarak hukuka aykırıdır ve iptali gerekmektedir.

Öğretmenlerin daha iyi yetişmeleri, bilgi ve birikimlerini artırmaları ve mesleki kariyerleri açısından yüksek lisansın ne denli önem arz ettiği ortadadır. Oysaki 652 sayılı Milli Eğitim Bakanlığı’nın Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki Kanun Hükmündeki Kararnamede ve Milli Eğitim Bakanlığı Öğretmen Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliğinde yer alan ‘özür grubu’ ifadesi; sağlık, eş ve öğrenim durumu özürlerini kapsamaktadır. Öğretmenlerin daha iyi yetişmeleri, bilgi ve birikimlerini artırmaları ve mesleki kariyerleri açısından yüksek lisansın ne denli önem arz ettiği ortadadır. Böyle bir durumda Anayasanın 42. maddesi ,652 sayılı KHK ve YÖNETMENLİKLE ‘öğrenim durumu özrü’ne yer verilmesine rağmen kılavuzda bu yönde bir hükme yer verilmemesi hak ihlali teşkil etmektedir. Yapılan bu uygulama eğitim özrü sebebi ile yer değiştirme isteyen öğretmenlerin alanlarında ya da alanları dışında kendilerini geliştirmelerinin engellenmesidir. Eğitim ve Öğretimin kalitesinin artırılması için öğretmenlerin lisansüstü öğrenim görmeye teşvik edilmesi gerekli iken bu şekilde bir işlemin yapılması eğitim ve öğretim için var olan bir bakanlığa hiç yakışmamaktadır. Anayasanın 42. maddesinin 1. fıkrasında, “kimsenin eğitim ve öğretim haklarından yoksun bırakılamayacağı” belirtilmektedir. Yönetmelikle verilen bir hak kılavuz ile alınmaktadır. ***Normlar Hiyerarşisinde Kılavuzlar yönetmeliklere aykırı olamaz. Milli Eğitim Bakanlığının yeniden yapılandırılması ile ilgili 14.09.2011 tarih ve 652 sayılı Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri hakkındaki Kanunun Hükmünde Kararnamenin 37/3. Maddesinde “Öğretmenlerin Bakanlıkça belirlenen hizmet bölge veya alanlarında en az üç eğitim öğretim yılı görev yapması esastır. Bunların yer değiştirme suretiyle atamaları her yıl yapılan atama plan ve programları çerçevesinde eğitim öğretim faaliyetlerini etkilemeyecek şekilde sonuçlandırılır. Bakanlıkça belirlenen özür gruplarına bağlı yer değiştirmeler ise yaz tatillerinde yapılır.”denilmektedir. Bakanlık tarafından belirlenen özür gruplarının Ne olduğu; YÖNETMENLİKLE (35.Madde ve 38 Madde) belirlenmiş ve buna dayanarak Kılavuz yayınlanmıştır.

Yukarıda maddelerinden söz edilen Yönetmelik halen yürürlüktedir. O zaman bakanlıkça yönetmelikte var olan düzenlemeye göre hareket etmek zorundadır. Keyfi olarak yönetmeliği görmezden gelmek istediği durumda başvuru hakkı verirken istemediği durumda vermemek Hukuki güven ilkesine aykırılık arz etmektedir.

Davalı idare 2012 Öğretmenlerin Özür Durumuna Bağlı Yer Değiştirme Kılavuzu’na dayanılarak haklı başvurum idare tarafından hukuka aykırı olarak reddedilmiştir. Eksik düzenlenen 2012 Öğretmenlerin Özür durumuna Bağlı Yer Değiştirme Kılavuzunda bile 1. GENEL AÇIKLAMALAR Kısmının 1.19. Maddesi’nin; ‘’Bu kılavuzda yer almayan hususlarda Millî Eğitim Bakanlığı Öğretmenlerinin Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği, diğer ilgili mevzuat ve Bakanlık açıklamaları çerçevesinde işlem yapılacaktır.’’ İbaresi bile varken bunu dilekçemde açık ve net bir şekilde belirttiğim halde başvurum red edilmiştir. Oysa 06.05.2010 tarihli Öğretmenlerin Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliğinin ilgili maddesinde çok açık bir şekilde “Öğretmenler, sağlık, eş ve öğrenim durumu özürleri nedeniyle özür gereklerinin karşılanabileceği yerlere yer değiştirme isteğinde bulunabilirler. Ancak bu özürler nedeniyle yer değişikliği istekleri, hizmet gerekleri ile özür durumlarının birlikte karşılanması temelinde değerlendirilir.” hükmüne yer verilmiştir. HALEN BUGÜN İTİBARİ İLE YÜRÜLÜKTE OLAN (YANİ HAYATTA OLAN) bu yönetmenlik ile Davalı İdare , bu yönetmenlik halen yürürlükteyken ve bu yönetmenliğe dayanarak atama kılavuzları hazırlanırken ve atamalar yapılırken ANAYASANIN EŞİTLİK İLKESİNE ve MEVCUT YÖNETMENLİĞE açıkça aykırı davranmış ve benim bulunduğum ilde çalışmam gereken süreyi tamamlayarak ve atama şartlarına sahip olarak atama hakkına sahip iken beni bu haktan açık bir şekilde mağdur etmiştir. Davalı İdare hem Anayasanın 42. Maddesini, hem İnsan Hakları Sözleşmesini (26.Maddesi) ve en Önemlisi Mevcut Yönetmenliği (35 ve 38. Maddesi’ni) ve aşağıda belirtilen Hukuksal emri de yok saymıştır.

“Kanun önünde eşitlik” başlıklı;(Ek fıkra: 7/5/2010-5982/1 md.)

’’Devlet Organları ve İdare Makamları BÜTÜN İŞLEMLERİNDE (.)* kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.’’ Hukuksal emri dikkate almamıştır.

Kozalist niteliği gereği, hukuk devletinin içinde yer alan tüm Tüm Hukuksal Varlıkların ,her ne şekil olursa olsun bütün davranışlarının hukuka uygun bir sebebe dayalı olması zorunlu olduğundan; Anayasamızın 42. Maddesi ,İnsan hakları sözleşmesi,KHK ve Öğretmen Atama yer değiştirme yönetmenliğinin (35 ve 38. Maddesi) hukuksal ve dinamik bir vücutken bu hukuksal varlıklar yok sayılarak benim bulunduğum ilde çalışmam gereken süreyi tamamlayarak ve atama şartlarına sahip olarak atama hakkına haiz iken beni bu haktan açık bir şekilde mağdur etmiştir , mağdur olduğumdan 2577 Sayılı Yasanın 27. Maddesinin 2 Numaralı Bendi gereğince “idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda gerekçe göstererek yürütmenin durdurulmasına karar verebilirler.” denilmektedir. Ayrıca 27. Maddesinin 4 Numaralı Bendi, “Yürütmenin durdurulması istemli davalarda 16. maddede yazılı süreler kısaltılabileceği gibi, tebliğin memur eliyle yapılmasına da karar verilebilir.” hükmüne amirdir. Dava konusu işlem açıkça hukuka aykırı olduğundan ve söz konusu atama işleminin yapılmaması halinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğacağı aşikâr bulunduğundan dolayı; 27. Maddede aranılan şartların da oluştuğu dikkate alınarak, davalı idarenin savunması alınmaksızın yürütmenin durdurulması kararın verilmesi gerekmektedir.

Yukarıda izah ettiğim nedenlerle işbu davanın açılması zarureti hasıl olmuştur

Takdir Mahkeme’nindir.

HUKUKİ SEBEPLER : T.C. Anayasası ( 42. Maddesi ), İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi( 26. Maddesi), 14.09.2011 tarih ve 652 sayılı Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri hakkındaki KHK, Milli Eğitim Bakanlığı Öğretmenleri Atama ve Yer Değiştirme Yönetmenliği ( 35 Maddesi ve 38 Maddesi ) vs. ilgili tüm yasal mevzuat.

DELİLLER : Hizmet Belgesi, Öğrenim belgesi, 23.08.2012 tarih ve B.08.0.İKG.0.01..03.00-………….. sayılı işlem, MEBBİS’de Başvuru hakkı verilmediğine dair Ekran çıktısı, Milli Eğitim Bakanlığı Öğretmenlerinin Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği, 2012 Öğretmenlerin Özür durumuna Bağlı Yer Değiştirme Kılavuzunun 1. GENEL AÇIKLAMALAR Kısmının 1.19. Maddesi, vs Hukuki deliller.

SONUÇ VE TALEP :
Yukarıda arz ile izahına çalıştığım ve mahkemenin re’sen gözeteceği sair hususlar nedeni ile;

1) Çalıştığım Kurumun İdaresine dilekçe ile başvurarak ve Üniversite Öğrenim belgesini de ibraz ederek Öğrenim Özrümden dolay yer değiştirme işlemimin yapılmasına dair talebime karşı Davalı idarenin 23.08.2012 tarih ve B.08.0.İKG.0.01.03………./………. sayılı RED CEVABININ İPTALİNE ,

2) Tüm yargılama harç ve masrafının karşı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesi hususunda gereğini saygılarımla arz ile talep ederim.

DAVACI

Adı ve Soyadı
İmza

EKLER :

1) İdarenin 23.08.2012 tarih ve B.08.0.İKG.0.01..03……/…… sayılı Red cevaplı işlemi ,

2) Atama talepli dilekçem

3) Öğrenim Belgesi ,

4) Zorunlu çalışma yükümlüsü olmadığıma dair Kişisel Bilgiler Modülünde MEBBİS ekran çıktısı

5) Hizmet Belgesi ,

6) 2012 Öğretmenlerin Özür Durumuna Bağlı Yer Değiştirme Kılavuzu

7) 06.05.2010 tarihli Milli Eğitim Bakanlığı Öğretmenlerinin Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği

Örnek.

……………………İDARE MAHKEMESİ BAŞKANLIĞINA

Yürütmenin Durdurulması Taleplidir-Duruşma İstemlidir

DAVACI :Adı ve Soyadı TC.n-………….açık adresi.

DAVALI :……………….. Belediye Başkanlığı

DAVANIN KONUSU : İptal ve Tam Yargı davası

İPTALİ İSTENİLEN İDARİ İŞLEM: İnşaat ruhsatı talebimizin zımni ret edilmesi.

MÜRACAAT TARİHİ : ../../2012

ZIMNİ RET TARİHİ :../../2012

DAVANIN İZAHI : Davalı idare ile yıllardır süren Hukuk Mücadelemizin nereye varacağını bilemez bir hale geldim.

Davalı idarenin vurdumduymaz, başına buyruk, Hukuku hiçe sayma, vatandaşa eziyet çektirme, Mahkeme kararlarını uygulamama sonucunda mağduriyetimin giderilmesi için Yüce Mahkemenize bir kez daha başvurma durumunda kaldım. Şöyle ki;

1- ../../……. tarihinde davalı idareye, ……… mah. ……. ada ……. parsel taşınmaz üzerine inşaat yapılması için mevzuatın emredici hükümleri doğrultusunda müracaatta bulundum.

2- Evraklarımın ve projelerimin incelenmesi neticesinde herhangi bir eksiliğimin bulunmaması üzerine, PROJELERİM ONAYLANMIŞ, ruhsat düzenlenmiş, ilgili mühendislerden imzaları alınmış, (gerektiğinde mühendisler şahit olarak ifade verebilirler) …….. sıra nolu makbuz ile ruhsat harcı tarafımdan nakden tahsil edilmiş, ancak; Ruhsatım onaylanıp tarafıma verilmemiştir.

3- 3194 sayılı imar Kanunu mad. 22’ye göre ruhsatın nasıl verileceği hüküm altına alınmıştır.

4- İnşaat ruhsat harcının yatırılması o işlemin sonuçlanması anlamındadır, çünkü; herhangi bir eksiklik olsa idi, ruhsat harcı tahsil edilmezdi. “içtihatları birleştirme kurulu kararında, Hukuki sonuçlarını yerine getirmiş olan durumların artık geri dönülmez, vazgeçilmez haklar olduğu, yani kazanılmış hak teşkil ettiği” mevcuttur. Yine Danıştay’ımızın 9.Dairesi bir kararında; ” 3194 sayılı İmar Kanununun 22/1 maddesine göre yapı ruhsatiyesi alabilmek için maddede belirtilen belgelerle birlikte müracaat edilmesi öngörülmüş, açıklanan yasa hükümlerinden, ruhsat alabilmek için ilgili yerlere imar kanunu 22.maddesinde sayılan belgelerle birlikte müracaat edileceği, eklenmesi zorunlu olan bu belgelerin inceleneceği ve uygun görüldüğü takdirde, 2464 sayılı kanunun ek.5 maddesine göre harç yatırıldıktan sonra ruhsat verileceği” mevcuttur.

5- Davalı İdare, ruhsatı vermemek için otopark ücreti yatırmadığımı şifai olarak bana söylemiş, bende söz konusu ada parsel yanında bulunan tüm inşaatlardan otopark ücreti alınmadan ruhsatlar verilmiş olduğunu beyan etmem üzerine, ilgililer hakkında işlemler yapılmış, görevden uzaklaştırılmış, Belediye Başkan yardımcısı benden otopark ile ilgili sorunu halletmemi istemiş, bende mimari projede bodrum katta otopark yerini tefriş ettirerek ……. yılında tekrar ruhsatın verilmesini talep etmiştim.

6- Davalı idare, yine tarafıma herhangi bir eksikliğim veya noksanlığım ile alakalı hiçbir şekilde yazı yazmamış, ruhsatımı düzenleyip vermeme sebebinin bu sefer de ruhsat harcı farkı yatırmadığımı önceki mahkeme dosyalarına verdikleri dilekçelerde belirtmişlerdir. (Halbuki İmar Kanunu mad.29 harç konusunda ne olacağı bellidir.)

7- Davalı idarenin bu kasti davranışları neticesinde Kahramanmaraş 2 Asliye Hukuk Mahkemesine müracaat ederek söz konusu inşaatın ruhsatının verilmesine engel teşkil edecek fiili yada Hukuki bir durumun bulunup bulunmadığı hususunda tespit talebim ile aldığım bilirkişi raporu ve Mahkeme kararı ile davalı idareye ruhsatımın düzenlenip verilmesi için ../../…. gün …………sayılı dilekçe ile müracaatta bulundum.

8- Davalı idare ../../….. gün ve ……. sayılı cevabi yazısında; “..binaya ait projelerin yürürlükte olan yönetmelik hükümlerine uygun hale getirilmesi gerektiği müteaala olunur.” Karar ile RET etmiştir.

9- Davalı idarenin bu ret işlemini ………. 1.İdare Mahkemesine dava açarak ……../……. Esas ……../…… Karar sayılı kararı ile İPTALİNE karar verilmiştir. Bu karar DAVALI İDARENİN TEMYİZ YOLUNA GİTMEMESİ SONUCUNDA KESİNLEŞMİŞTİR.

10- Kesinleşmiş İdare Mahkemesinin bu kararı ile “gerideki haklarımın iadesi yani ruhsatımın düzenlenip verilmesi gerekirken” davalı idare türlü arayışlar içerisine girmiş, aylar sonra ../../…… gün ve …… sayılı mühürleme zabtı düzenlemiş,(mühürleme zabtı tamamen Hukuka aykırı düzenlenmiştir) ../../…… gün ve …….. kayıt nolu dilekçe ile, ortada kesinleşmiş bir İdare Mahkemesi kararı varken ve bu kararı uygulamanız gerekirken tarafıma böyle bir mühürleme zabtı düzenlemeniz Hukuka aykırıdır itirazında bulunmuş, ../../…… gün ve …….. sayılı cevabi yazı ile;”.. bahse konu mühürleme dosyası imar kanunu 42 maddesi ve TCK 184 maddesi gereği işlem yapılması hususunda bir karar alınması için belediye encümenine sevk edilmiştir.” verilmiştir.

11- Davalı İdare, …………… Cumhuriyet Baş Savcılığına TCK 184/1 53. mad. Gereği suç duyurusunda bulunmuş, ……………..3.Asliye Ceza mahkemesi ……../…… Esas ……/…… Karar sayılı kararında; “………….. 1.İdare Mahkemesinin ruhsat vermeme işleminin iptal edildiği, sanığın atılı suçtan CMK 223/2-a maddesi gereğince BERAATİNE kararı” verilmiştir.

12- Davalı idarenin kesinleşmiş ………… 1.İdare Mahkemesinin kararını uygulanmadığından dolayı açtığım tazminat davası ……….. 1.İdare Mahkemesinin …………/…… E: ……/…….Kararı ile manevi tazminata hükmedilmiş, dosya Danıştay 6.Dairesinde olup hala derdesttir.

13- Davalı idareye, …/../……. gün ……… kayıt nolu dilekçe ile Bayındırlık ve iskan Bakanlığının ../../…… gün ……… sayılı yazıların da; “..yargı kararına uyulması anayasal zorunluluktur, uygulamaya dönük bu tür sorunların yaşanmaması için 3194 sayılı imar kanununun 22.maddesi uyarınca, müracaat tarihinden itibaren 15 gün içinde müracaatçıya ilgili bütün eksik ve yanlışların yazı ile bildirilmesi, ruhsatsız ve ruhsata aykırı yapılara hakkında düzenlenecek yapı tatil tutanaklarında, mevzuata aykırılığın ve gerekçelerinin ayrıntılı olarak açıklanması..” gerektiği hususundaki yazı ile müracaat ettim.

14- Davalı idare ../../…….. gün …….. sayılı yazıları ile “..Riyaset makamının ../../….—……. tarih sayılı oluruyla inceleme ve değerlendirme komisyonu oluşturulmuş olup; komisyon incelemesini tamamladıktan sonra ayrıca tarafınıza bildirilecektir.” denmiştir.

15- Davalı idare, ../../……. gün ve ….-……. sayılı yazıları ile “ Bahse konu inşaatın yürürlükteki mevzuat hükümlerine uygun şekilde ruhsatlandırılması gerektiğinden, projelerinin yürürlükteki mevzuata uygun olması koşuluyla,………. yılında TAHSİL EDİLEN YAPI RUHSAT HARCI MÜKTESEP HAK SAYILARAK YAPIYA RUHSAT TANZİMİ YAPILABİLİR.” Denmiştir.

16- Davalı idarenin bu itirafı göstermektedir ki, Ruhsat harcını müktesep hak sayıyor, ancak ruhsat verilmesi talebime,../../……. gün ve …… sayılı müteaala-ret cevabi yazılarında olduğu gibi yine yürürlükteki mevzuata göre projelerin düzenlenmesi gerektiğini beyan ediyor. Davalı idarenin bu tutumunu, bu cevabına, yüce Mahkemenin takdirlerine arz edeceğim ve hatırlatmakta fayda gördüğüm,……….. 1.İdare Mahkemesinin ………./……..gün- E: ………./……. K: Sayılı KESİNLEŞMİŞ KARARI olduğunu belirtmekten başka ne yapabilirim ki.

17- Davalı idarenin, daha önceki ruhsat müracaatıma verdiği “ yürürlükteki mevzuata göre projelerin düzenlemesi halinde ruhsatın verileceği ve bu nedenle müteaala ile ret ettikleri işlemin anılan İdare Mahkemesince İPTAL edildiği bu kararın KESİNLEŞTİĞİ halde” aynı yazıları yazarak tekrar beyan etmesini, yargı kararının nasıl arkasından dolanmak anlamında, yani sen istediğin kadar iptal kararı al, istersen bu karar kesinleşsin, ben bildiğimi yaparım bildiğimden şaşmam düşüncesi değilmidir.

18- Davalı idare, bir vatandaş olarak haklarımı aramam ve verdikleri Müteaala ile RET işlemini İPTAL davası açarak kazanmam ve bu kararın kesinleşmesini içlerine sindirememeleri sonucunda bu sefer../../……. gün ve …….. sayılı yazı ile ../../….. gün/……. tarih sayılı yıkım kararı alındığı tarafıma bildirilmiştir.

19- Bu yıkım kararını yine …………1.İdare Mahkemesine dava açarak ……….günlü ………/……. E: ………/…….. sayılı Kararı ile İPTALİNE kararı verilmiştir. Davalı İdare bu kararı temyiz etmiş Danıştay 6.Dairesi ………/……. Esas ……/…… Karar sayılı kararı ile Mühürleme zabtında yazılı bulunan “Mevcut ruhsatsız binanın Batı cephesinde bulunan K-1 inşaatın betonu dökülmüş vaziyetteyken mühürlenmiştir” yazısını aynı parsel içerisinde başka bir yapı yapılmış gibi algılamış ve kararı bozmuştur. Bu bozma kararına itiraz edilmiş, yine aynı karar verilmiş, akabinde ……….. 1.İdare Mahkemesi 2012/……. E: 2012/…….. K: sayılı kararı ile Danıştay’ın verdiği karar doğrultusunda Yıkım Kararını RET ETMİŞTİR. Aleyhime sonuçlanmıştır. Burada kesinleşmiş kararın uygulanmadığını bu kararın bir nevi hiçbir önemi yokmuş gibi davranıldığını, oluşacak maddi ve manevi zararlarımdan dolayı sayın Hakimlerin de sorumlu olduğunu belirtmekte fayda görüyorum.

20- Danıştay 6.Dairesine yazdığım temyiz dilekçelerimde K-1 inşaatın ayrı bir inşaat olmadığını, onaylanan projede ve harcı alınan işlemde tek blok inşaat olduğunu Kitle nizam K-8 ve K-1 olarak projesinde çizildiğini, Davalı idarenin amacının kesinleşmiş mahkeme kararını uygulamamak adına yaptığı aldatmaca olduğunu belirtmeme rağmen yazılı beyanlarım dikkate alınmamış ve …………..1. İdare Mahkemesi de aynı doğrultuda karar vermiştir.

21- Şimdi Sayın Mahkemeye verdiği kararın nasıl bir yanlış karar olduğunun delili iş bu açılan zımni ret işleminin iptal davasıdır. Çünkü ; davalı idarenin işlemini yani K-1 inşaatı, yüce Mahkeme aynı parsel üzerinde ayrı bir yapı olarak değerlendirmiş olduğundan 12.03.2012 gün ve ……… kayıt nolu dilekçe ile RUHSAT talebinde bulundum.

22- Davalı idare bu talebime cevap vermeyerek zımni ret etmiş olduğundan dolayı, bu zımni ret işleminin iptali ve Yürütmesinin durdurulmasına, …………1.idare Mahkemesinin ../../……. günlü ……/…….. E: ……/……. K: ile ruhsat vermeme işleminin iptal edildiği ve bu kararın Kesinleştiği sabit olduğundan, davalı idarenin tekrardan, projelerin yürürlükteki yönetmeliğe göre düzenlenmesini tekrar isteyemeyeceği, İptal kararının uygulanması için gerideki haklarımın yani onaylanan ve ruhsat harcını tahsil edilen yıl itibariyle ruhsatımın düzenlenerek tarafıma verilmesi hakkında dava açma zaruretim hasıl olmuştur.

HUKUKİ SEBEPLER : İdari Yargılama Usulü Kanunu, vs.

DELİLLER : ……………1.idare Mahkemesinin ../../…….. günlü ………./……..E: ……./K…….. Kesinleşmiş Kararı,Yine ../../…… günlü …………/……… E: ……./…….. Kararı,Yine, ../../…….GÜN/…….. E: ………/………. Kararı, Müracaat dilekçelerim, Davalı kurum kayıtları, 3194 sayılı İmar Kanunu, gerektiğinde her türlü hukuki deliller.

SONUÇ VE İSTEM : Yukarda açıklanan nedenler ve re’sen mahkemece tespit edilecek sair iptal nedenleri ile Davalı idarenin ../../2012 gün ve …………kayıt nolu dilekçeme cevap vermeyerek, açıkça Hukuka, Usul ve Kanuna aykırı olan zımni ret konulu işlemin, İPTALİNE ve YÜRÜTÜLMESİNİN DURDURULMASINA, Davanın duruşmalı olarak yapılmasına, ………. 1.idare Mahkemesinin ../../………. günlü ……./…… E: ………/………. K: ile ruhsat vermeme işleminin, yani projelerin yürürlükteki yönetmeliğe göre düzenlenmesinin istendiği müteaala-ret işleminin iptal edildiği ve bu kararın Kesinleştiği sabit olduğundan, aksi yönde işlem yapılmasını gerektiren iptal kararları sonuçları bakımından, gerideki haklarımın verilerek, yani olumlu işlem yaparak, projeleri onaylanan ve ruhsat harcını müktesep hak sayan davalı idareden tarafıma ruhsatımın düzenlenip verilmesini, yargılama giderlerinin ve ücretin davalı idareye yükletilmesine karar verilmesini saygılarımla arz ve talep ederim. …/ 10/2012

Adı ve Soyadı
iMZA

Örnek.

DANIŞTAY BAŞKANLIĞINA

Sunulmak Üzere

ANKARA İDAREMAHKEMESİ BAŞKANLIĞINA

Yürütmenin Durdurulması Taleplidir.

DAVACI ……. : …….. ( TC.Kimlik No: ….)

ADRES………: …… …..

DAVALI …….. : İçişleri Bakanlığı

ÖĞRENME TARİHİ.. : ../../2012

DAVANIN KONUSU..: İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğünce, 12/11/2010tarihli Bakanlık Oluruna istinaden 05/03/2011 tarihinde yapılan Başpolis Memuruve Kıdemli Başpolis Memuru Rütbelerine Yükselme sınavında başarılı olmam vebaşpolis olarak .. tarihinden itibaren fiilen terfi ettirilmeme rağmen, sınavındayanağı olan Yönetmeliğin geçici 1. Maddesinin Danıştay 12. Dairesinin05/10/2011 tarihli ve 2011/3204 Esas sayılı kararı ile yürütülmesinindurdurulması üzerine, Emniyet Genel Müdürlüğünce 29/11/2011 tarihindeyayımlanan 2011/103 sayılı Genelgeye istinaden yeniden yapılan yerleştirmesonucunda; branş kotası olduğundan bahisle başpolis rütbesine yerleştirilmememedair işlem ile işlemin dayanağı olan 29/11/2011 tarihli ve 2011/103 sayılıGenelgenin ve mezkur genelgeye dayalı olarak yapılan tüm atamaların öncelikleyürütmesinin durdurulmasına müteakiben iptaline ve anılan işlem sebebi ilemahrum kaldığım ve kalacağım tüm mali ve özlük haklarımın işlem tarihiitibariyle işletilecek yasal faizi ile birlikte tarafıma verilmesine kararverilmesi talebimdir.

AÇIKLAMALAR Emniyet Genel Müdürlüğü,Koruma Daire Başkanlığında Dalgıçbranşında polis memuru olarak görev yapmakta iken 05/03/2011 tarihinde yapılanBaşpolis Memuru ve Kıdemli Başpolis Memuru Rütbelerine Yükselme Sınavı sonrasıyerleştirildiğim başpolis rütbesinde halen görev yapmaktayım.

Anılan Sınavın ..tarihinde yapılan ilanında, 10 yıllık hizmet süresi ve 35yaşından gün alanlar için illere göre alınacak başpolis kontenjanları belirlenmiştir…….. İli İçin ise bu grup kontenjanı ……..olarak takdir edilmiştir.Toplam ……katılımcının başvurduğu sınav neticesinde, Yönetmelikte belirlenendiğer parametrelerle ( sicil notu, eğitim durumu, kıdem, ceza) birlikte 68.6olarak tespit edilen yerleştirme puanı ile genel sıralamada …..oldum.Müteakiben de …tarihinde başpolislik rütbesine terfi ettirildim.

Mezkur sınavın dayanağı olan Emniyet Hizmetleri Sınıfı Başpolis Memuru VeKıdemli Başpolis Memuru Rütbelerine Yükselme Esaslarına Dair Yönetmeliğin,”.(1) En az 10 yıl fiilen görev yapmış veya 35 yaşından gün almış polismemurlarının başpolis memurluğu rütbesine yükselmeleri için yapılacak ilk sınavile 24 yıl ve üzeri fiili hizmet süresi bulunan polis memurlarının başpolismemurluğu rütbesine yükselmeleri için yapılacak ilk sınavda, başpolis memurluğurütbesine yükselmeye hak kazananlar; birimler için tespit olunan kontenjan aşılmamak kaydıyla çalıştıkları birimlerde yükselirler.” şeklinde ki Geçici 1.Maddesinin Danıştay 12. Dairesinin 05/10/2011 tarihli ve 2011/3204 Esas sayılıKararı ile

yürütülmesinin durdurulması üzerine, davalı idarece bu kez branş kotasınıöngören 29/11/2011 tarihli ve 2011/103 sayılı Genelge yayımlanmıştır. Anılangenelgeye müsteniden yeniden yerleştirme yapılmış ve … Sitesinde yayımlanan yerleştirme sonucunda da branş kotası gerekçesi ile yerleştirilemediğimi öğrenmem üzerine de işbu davayı açma zarureti hasıl olmuştur.

HUKUKİ SAVUNMAMDIR: İptali talep edilen işlem, aşağıda açıkladığımnedenlerle mevzuata ve hukukun genel prensiplerine ve Danıştay 12. DairesinceYürütmenin Durdurulması yönünde verilen kararın gerekçesine açıkça aykırı olupiptaline karar verilmesi iktiza etmektedir. Şöyle ki;

1)) Yerleştirme işleminde “Branş kotası” getirilmesi, sınavın amacına veruhuna aykırı olduğu gibi, sonucu itibariyle Emniyet hizmetleri Sınıfında kabuledilen hiyerarşik yapı ile de uyuşmamaktadır. Zira, branş kotası getirilmeksuretiyle düşük puan alan yerleşmesine rağmen yüksek puan alan branşı içinbelirlenen kontenjanın çok düşük olması hasebiyle yerleşememiştir. Örnek vermekgerekir ise, 5810 kişi olarak kotası belirlenen Genel Hizmetler branşında görevyapan ve 27,1 puanı olan bir polis baş polis olarak yerleştirildiği halde, halen görev yaptığım …………… branşı olarak belirlendiği için ,,,,,,,,, puanalmama rağmen yerleşemedim.

Sonuç itibariyle, sınav ile ulaşılmak istenen “en başarılı olanlarınatanması” yönündeki evrensel ilke branş kotası getirilmek suretiyle işlemezhale getirilmiş, başka bir ifade ile yarışma esaslarına aykırı olarakbaşarısızlık, davalı idarece ödüllendirilmiştir.

Mevcut durumun kabul edilemez diğer bir yönü ise, en düşük puan ile başpolisrütbesine yükseltilenlerin branşına bakılmaksızın tüm branşlardaki polislerinüstü olduğudur. Kaldı ki, mezkur sınavda halen bulunduğun branş dışındaki birbaşka branş kontenjanında yerleşmek için tercih hakkı da bulunmamaktadır.

2) Branş kotası getirilmesi, Anayasanın “Kanun Önünde Eşitlik ” başlığınıtaşıyan 10. Maddesinin “.Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce,felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanunönünde eşittir.

Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.

Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlikilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.” yolundaki amir hükmüne uygun olmadığı gibi kariyer ve liyakat esaslarına da açıkça aykırı sonuçlardoğurmuştur. Eşit koşullarda yapılan sınav sonucunda yapılacak yerleştirme işleminde bir grup branş için daha yüksek kota belirlemek suretiyle, diğerbranşlarda görev yapan polislerin durumu eşitlik ilkesi ile bağdaşmayacakşekilde ağırlaştırılmıştır. Ayrıca, en iyilerin seçilerek yükseltilmesi amacınahizmet etmesi gereken sınav, branş kotası getirilmek suretiyle amacındanuzaklaştırılmıştır.

3) Diğer taraftan, sınavın dayanağı olan Emniyet Hizmetleri Sınıfı BaşpolisMemuru Ve Kıdemli Başpolis Memuru Rütbelerine Yükselme Esaslarına DairYönetmeliğin tanımlar başlıklı 4üncü maddesinin (f) bendinde, Branş, EmniyetTeşkilatındaki görevlerin yerine getirilebilmesi amacıyla oluşturulan özelyetenek, teknik bilgi ve beceri gerektiren özel hizmet alanları olaraktanımlanmıştır. Görüldüğü üzere özel yetenek, bilgi ve beceri,

branşların belirlenmesinde kriter olarak dikkate alınmıştır. Hal böyleolunca, daha nitelikli ve özel şartları taşıyan polislerin görev yaptığıbranşlara özgü olarak daha az sayıda kontenjan belirlenmesi, bu branşlardagörev yapan polislerin başpolis rütbesine yükseltilmelerini dolaylı olarakengellemiştir. Başka bir ifade ile bu kez de nitelikli olmak cezalandırılmıştır.

4) Diğer taraftan, bu durum, Hukuk devletinin gereklerinden biri olan ve”kişilerin gelecekle ilgili plan, düşünce ve kararlarında var olan hukukkurallarına güvenerek hareket etmelerinin hukuken korunmasıdır” şeklinde ifadeedilen Hukuksal güvenlik ilkesi ile de bağdaşmadığı gibi, Anayasanın 5.maddesinin, ” Devlet, vatandaşların refahı huzur ve mutluluk içindeyaşamalarını sağlama, maddi ve manevi varlıklarını geliştirmek için gerekliortamı hazırlama hazırlar ” şeklindeki hükmüne de açıkça aykırılıkoluşturmaktadır. Zira, dava konusu işlem ile kariyer ve liyakat ilkelerine göreyükselebileceğim yönündeki haklı beklentim bertaraf edilmiştir.

Yukarıda açıklandığı üzere, dava konusu işlem açıkça hukuka aykırı olduğugibi, halen başpolis rütbesinde görev yapmam ve bu işlem sebebi ile rütbemingeri alınması söz konusu olacağından işlemin yürütmesinin durdurulmasına dakarar verilmesi gerekmektedir.

NETİCE ve TALEP: Yukarıda izah olunan ve resen nazara alınabilecek olansebepler muvacehesinde; Emniyet Genel Müdürlüğünce 29/11/2011 tarihinde yayımlanan 2011/103 sayılı Genelgeye istinaden yeniden yapılan yerleştirme sonucunda; branş kotası olduğundan bahisle baş polis rütbesine yerleştirilmememedair işlem ile işlemin dayanağı olan 29/11/2011 tarihli ve 2011/103 sayılı Genelgenin ve mezkur genelgeye dayalı olarak yapılan tüm atamaların öncelikle yürütmesinin durdurulmasına müteakiben iptaline ve anılan işlem sebebi ilemahrum kaldığım ve kalacağım tüm mali ve özlük haklarımın işlem tarihi itibariyle işletilecek yasal faizi ile birlikte tarafıma ödenmesine ve yargılama giderlerinin davalı idare üzerinde bırakılmasına karar verilmesiniarz ve talep ederim…/../2012

DAVACI
Adı ve Soyadı
iMZA

 

İDARİ YARGILAMA USULÜNDE KANUN YOLLARI SONUCUNDA VERİLEN KARARLAR

İlk derece mahkemelerinin verdikleri ara kararlara, görev itirazı üzerine verilen görevsizlik kararlarına ya da yürütmenin durdurulması talepleri hakkında verilen kararlara karşı kanun yollarına başvurulamaz. Yargı kararlarının değişmezlik kuvvet ve niteliğine “kesin hüküm” denilmektedir.

Kesin hüküm şekli ve maddi olmak üzere ikiye ayrılır. Şekli anlamda kesin hükmün amacı bir davanın sona ermesine hizmet etmektir. Bir hükmün şekli anlamda kesinlik kazanabilmesi için mutlaka esasa ilişkin bir karar olması gerekmez. Usul ve şekle ilişkin kararlar da şekli anlamda kesinlik kazanma niteliğine sahiptir. Şekli anlamda kesinliğin sonuçları; bu karara karşı normal yasa yollarına gidilemez. Şekli anlamda kesinlik maddi anlamda kesinliğin ön şartıdır. Yani hüküm şekli anlamda kesinleşmeden maddi anlamda kesinleşemez. Maddi anlamda kesinlik, şekli anlamda kesinlik kazanmış kararlara tanınan kanuni kesinlik vasfıdır.

İdari yargıda kesin hükmün bazı istisnaları bulunmaktadır. Bunlar: Açıklama, yanlışlıkların düzeltilmesi, kararın düzeltilmesi ve yargılamanın yenilenmesidir. Yanlışlıkların düzeltilmesi yalnızca maddi hataların düzeltilmesi için başvurulacak bir yol olduğundan ve hukuki yanlışlıkların düzeltilmesi için kullanılamayacağından; ve açıklama da yargılama neticesinde verilen kararın açık ve anlaşılır olmaması durumunda taraflardan her birinin kararın açıklanması ve aykırılığın giderilmesine hususunda mahkemeye talep yöneltmesine ilişkin olduğundan, İdari Yargılama Usulünde Kanun Yolları kapsamında ele alınması doğru olmayacaktır.

Yukarıda izah edilen nedenlerle, kesin hükme ulaşma çabası doğrultusunda ve bir o kadar da kesin hükmün elde edilmesi sürecini uzatan mahkemelerin kararlarına karşı gidilecek kanun yolları sonucunda verilen kararları sırasıyla, temyiz, itiraz, kanun yararına itiraz, kararın düzeltilmesi ve yargılamanın yenilenmesi başlıklarıyla ele alacağız. Konunun kolay izahı ve hatırlatma açısından kanun yollarının kısa tanımı ve özellikleri üzerinde durulduktan sonra, kanun yolları sonucunda verilecek kararları ve sonuçlarını belirteceğiz.

TEMYİZ KANUN YOLU SONUCUNDA VERİLEN KARARLAR

A. Genel olarak Temyiz:

Olağan kanun yollarından olan temyiz, ilk derece mahkemeleri tarafından verilen nihai kararların üst mahkeme tarafından hukuka uygunluk bakımından denetlenmesidir. İYUK md. 46-50 arasında düzenlenen temyiz, itirazdan farklı olarak işin maddi yönü ile ilgilenmemekte, aksine sadece hukuki yönden kararları irdelemektedir. İdare mahkemesinin ve Danıştay dairesinin nihai kararları, kararda bir hukuk kuralının yanlış uygulanması durumunda temyiz edilebilecek ve ilk derece mahkemesinin kararı sadece hukuka uygunluk bakımından inceleme konusu yapılacaktır. Temyiz merci temyiz ve cevap dilekçelerinde ileri sürülen temyiz sebepleri ile bağlı olmamasına rağmen, yeni bilgi ve belge araştırması, olay ve delil araştırması yapamaz ve ancak dosya üzerinden inceleme yapabilir. Dosya üzerinden yaptığı inceleme sonucunda, tarafların ileri sürmediği bir temyiz nedeni bulursa, bozma kararı verecektir.

İlk derece mahkemelerinin bütün kararlarına karşı temyiz yolu açık değildir ve bu kararların temyiz edilebilmeleri için bir takım şartlarınvarlığı gerekmektedir. İdari yargının görevli olduğu konularda davanın görev ve yetki yönünden reddedilerek dosyanın görevli veya yetkili mahkemeye gönderilmesi, kanun hükmü uyarınca temyiz edilemeyecek kararlardandır.

B. Temyiz İncelemesi:

Danıştay dava daireleri ile idare mahkemelerinin nihai kararlarına karşı tebliğ tarihini izleyen otuz gün içinde Danıştay’da temyiz yoluna başvurulması gerekmektedir. Kararı veren Danıştay dairesi veya mahkeme, temyiz dilekçesine karşı cevap dilekçesi verildikten sonra veya cevap süresi geçtikten sonra, dosyayı Danıştay’a veya Kurula gönderir. Temyiz süresi geçtikten sonra yapılan temyiz başvuruları, kararı temyiz edilen yargı yerince ‘süre aşımı’ nedeniyle reddedilir. İlk derece yargı yeri kararlarından olan temyiz isteminin süreden reddine ilişkin kararlar ile temyiz isteminde bulunulmamış sayılmasına ilişkin kararlara karşı yedi gün içinde temyiz yoluna başvurulabilir (İYUK m. 48/6).

Danıştay’a gelen dosyalar, ilk inceleme yapılabilmesi için bir tetkik hakimine verilir (DK m. 62). İlk incelemede bir sakatlık bulunmazsa, ilgili daire ya da kurulca temyiz isteminin yerinde olup olmadığı karara bağlanır. Ön inceleme aşamasında eksiklik tespit edilen bazı durumlarda, özellikle süreye ilişkin hususlarda dosya ilk derece mahkemesine gönderilmeyerek, karar temyiz yeri tarafından verilir. Sakatlık varsa başvuru reddedilir.

C. Temyiz İncelemesi Sonucu Verilebilecek Kararlar ve Sonuçları:

Temyiz yeri olan Danıştay, temyiz incelemesi neticesinde bozma, onama, düzelterek onama ve kısmen onama, kısmen bozma kararlarından birini vermek durumundadır.

1. Bozma Kararları:
Danıştay tetkik hakimi tarafından yapılan inceleme sonucunda ön koşullar yönünden bir eksiklik görülmediği takdirde, ilk derece mahkemesinin kararında bozma sebeplerinin bulunup bulunmadığı karara bağlanır (İYUK m. 49). Bozma sebeplerinin bulunması halinde karar bozularak dosya ilk derece mahkemesine geri gönderilir. Temyiz mercii, ileri sürülen temyiz sebepleri ile bağlı değildir. İleri sürülmeyen bir temyiz sebebinin bulunması halinde de karar bozulur. Kararın bozulması icraya konulmuş olan ilk derece mahkemesinin kararının icrasını kendiliğinden durdurur. İlk derece yargı yeri, bozma sınırları içinde dosyayı öncelikli işlerin önüne alarak inceler ve yeniden bir karar verir (İYUK m. 49/3). Ancak bunun için bozma kararının taraflara tebliğ edilmesi gerekir. Aleyhine hüküm verilen taraf tebliği izleyen günden itibaren on beş gün içinde karar düzeltme yoluna başvurabilir. Bu durumda ilk derece mahkemesinin karar düzeltme başvurusunun sonucunu beklemesi gerekmektedir. Karar düzeltme yoluna başvurulmaması ya da başvurulsa bile bu başvurunun reddi durumunda ilk derece mahkemesi Danıştay kararı doğrultusunda dosyayı öncelikli olarak inceleyerek davanın esası hakkında yeniden bir karar verir. İlk derece mahkemesi bozma kararı üzerine, kararını verirken iki farklı şekilde hareket edebilir.

İlk derece mahkemesinin bozmaya uymayarak eski kararında ısrar edip ‘direnme kararı’ vermesi mümkündür. Bu durumda, ilk derece mahkemesinin direnme kararı da temyiz edilebilir. Direnme kararının temyiz incelemesi Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulunda yapılır. Bu kurul Danıştay dairesinin bozma kararını uygun bulursa, mahkemenin direnme kararını bozar. Aksi halde idare mahkemesinin kararını onaylar. Danıştay daireleri ve mahkemeler, Dava Daireleri Kurulunun kararlarına uymak zorundadırlar (İYUK m. 49/4).

İlk derece mahkemesinin temyiz incelemesi sonucunda verilen bozma kararına uyma kararı vermesi de mümkündür.

2. Onama Kararları:

Yapılan inceleme sonucunda temyiz sebeplerinden hiçbiri mevcut değilse temyiz istemi reddedilirve temyiz edilen karar onanır. Bu kararla birlikte ilk derece mahkemesinin kararı kesinleşmiş olur. Bu karara karşı ancak İYUK m. 54 uyarınca kararın düzeltilmesi yoluna gidilebilir.

3. Düzelterek Onama Kararları:

Temyiz incelemesi sonunda karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkünse, karar düzeltilerek onanır (İYUK m. 49/2). HMK uyarınca; kararda tespit edilen sakatlık sadece rakam-yazım hatası gibi maddi yanlışlıktan ibaret ise kararı bozup mahkemeye göndermek yerine, kararın düzeltilerek onanması yoluna gidilir. Aynı şekilde, HMK son uyarınca hükmün sonucu esas bakımından usul ve kanuna uygun olmakla beraber gerekçesi doğru değilse, temyiz yerinin, gerekçeyi düzelterek onama kararı vermesi uygun olacaktır.

4. Kısmen Onama ve Kısmen Bozma Kararları:

Temyiz incelemesi sırasında, uyuşmazlığın Danıştay’ın görevine girdiği anlaşılırsa, Danıştay davayı esastan karara bağlar. Danıştay’da kararın kısmen onanması ve kısmen bozulması da mümkündür. Ancak kararın kesinleşen kısmının, Danıştay kararında belirtilmesi gerekir (İYUK m. 49/5). Onanan kısım kesinleşmiş olur. İlk derece mahkemesi bozulan kısım bakımından yeni bir karar verir.

İTİRAZ KANUN YOLU SONUCUNDA VERİLEN KARARLAR

A. Genel Olarak İtiraz:

İdare mahkemesinin İYUK m. 45’te sayma yolu ile belirttiği konular hakkında verdikleri kararlar ile tek hakimle verdikleri kararlara karşı kanunda aksine hüküm bulunsa bile mahkemenin bulunduğu yargı çerçevesindeki Bölge İdare Mahkemesine itiraz edilecektir. İYUK m. 45/2’de “idare ve vergi mahkemelerinin yukarıdaki fıkra uyarınca verdikleri nihai kararlara karşı…” ifadesinden, ister uyuşmazlığı esastan çözen, isterse usuli nedenlerle mahkemenin işten elini çekmesi sonucunu doğuran nihai kararlara karşı itiraz yoluna gidilebileceği görülmektedir. Ara karar niteliğinde olan kararlara karşı itiraz yoluna gidilemez.

İtiraz temyizin şekil ve usulüne tabidir. Bu nedenle itiraza konu olabilecek kararlarda; süre, itiraz başvurusunun yapılması, itiraz dilekçesinin şekli, itiraz aşamasında duruşma yapılması ve itiraz sebepleri bakımından itiraz ile temyiz arasında herhangi bir fark bulunmamaktadır. Aradaki fark, itiraz ya da temyize konu kararın bozulması halinde itiraz ya da temyiz merciinin yetkilerinin kapsamıbakımındandır.

İtiraz süresi, kararın taraflara tebliğinden itibaren otuz gündür. İYUK m. 48/3 hükmünden hareketle, karara süresinde itiraz etmemiş olan taraf otuz gün içerisinde vereceği cevap dilekçesiyle karşı itiraz talebinde bulunabilir. İYUK m. 48/6 uyarınca, itiraz dilekçesini verirken gerekli harç ve giderlerin tamamını ödemeyen tarafa, kararı veren mahkeme tarafından on beş gün içinde eksikliklerin tamamlanması bildirilir. Bu süre içerisinde itiraz eden taraf harç ve giderleri tamamlamadığı takdirde mahkeme tarafından kararın temyiz edilmemiş sayılmasına karar verilir. İtirazın otuz günlük süre geçtikten sonra yapılması halinde de kararı veren mahkeme itiraz isteminin reddine karar verecektir. Bu kararlara karşı tebliğ tarihini izleyen günden itibaren yedi gün içerisinde itiraz yoluna başvurulabilir.

B. İtiraz İncelemesi:

İtiraz incelemesinde ek bir araştırma yapılmadan ihtilaf çözülebilecek durumda ise Bölge İdare Mahkemesi kural olarak dosya üzerinden inceleme yapar ve işin esası hakkında karar verir. Dosyayı ilk derece mahkemesine göndermez. İtiraz konusu karardaki ihtilaf, dosyadan anlaşılacak nitelikte değilse, resen araştırma ilkesi uyarınca Bölge İdare Mahkemesi gerekli inceleme ve araştırmaları bizzat kendisi yapar ve işin esası hakkında yeniden karar verir ve dosyayı ilk derece mahkemesine göndermez. İYUK m. 20’de Danıştay ile idare mahkemelerinin bakmakta oldukları davalara ait her çeşit incelemeyi kendilerinden yapacakları ifade edilmiştir. Bu iki durum açısından, temyiz ile itiraz incelemesi arasında önemli bir fark bulunmaktadır: Temyiz incelemesi sonunda karar bozulduğunda dosya ilgili mahkemeye ya da daireye geri gönderilirken, itiraz incelemesi sonunda karar bozulduğunda dosya ilgili mahkemeye geri gönderilmeyip işin esası hakkında da Bölge İdare Mahkemesince karar verilmektedir.

C. İtirazın Sonuçları:
Bölge İdare Mahkemesi, itiraz başvurusu sonucunda ilk derece mahkemesi tarafından verilen kararı yerinde bulursa kararı onar. Kararı yerinde bulmayarak bozması halinde işin esası hakkında kendisi karar verir. İtiraz konusu karardaki uyuşmazlık dosya kapsamından anlaşılabilecek nitelikte değilse Bölge İdare Mahkemesi gerekli inceleme ve tahkikatı kendisi yaparak işin esası hakkında yeniden bir karar verir. Bununla beraber, ilk inceleme üzerine verilen kararlara karşı yapılan itirazı haklı görür veya davayı mahkemenin görevinde bulmazsa kararı bozarak dosyayı yeniden bir karar verilmek üzere görevli ve yetkili mahkemeye gönderir.

İYUK m. 45/5 uyarınca, Bölge İdare Mahkemesinin kararları kesindir, bu kararlara karşı temyiz yoluna başvurulamaz(İYUK m. 45/5). İtiraz yolunda temyiz yolundan farklı olarak, ilk derece mahkemelerinin Bölge İdare Mahkemeleri tarafından verilen kararlara karşı önceki kararlarında ‘direnme’ imkanı bulunmamaktadır.

İYUK m. 53/1 ve m. 54/1 uyarınca Bölge İdare Mahkemesinin itiraz üzerine verdikleri kararlar hakkında ‘Yargılamanın Yenilenmesi’ ve ‘Kararın Düzeltilmesi’ kanun yollarına gidilebilecektir.

KANUN YARARINA TEMYİZ KANUN YOLU SONUCUNDA VERİLEN KARARLAR

A. Genel Olarak Kanun Yararına Temyiz:

İYUK m. 51’e göre, kanun yararına temyiz; Bölge İdare Mahkemesi kararları ile İdare Mahkemelerince veya Danıştay’ca ilk derece mahkemesi olarak verilip temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlara karşı Danıştay Başsavcısının ilgili bakanlıkların göstereceği lüzum üzerine veya kendiliğinden başvurabileceği özel bir temyiz yoludur. İlk derece mahkemesi kararının üst mahkemece gözden geçirilmesi amacı güdülmektedir. Bölge İdaresi mahkemesinin kararları kesin olup, temyiz edilemediğinden, bu kararların hepsi hakkında ve temyiz talebinin süreden reddedilmesi hallerinde de kanun yararına temyiz yoluna gidilebilir. Kanun yararına temyiz, kesinleşmiş kararlara karşı bir başvuru yolu olduğu için olağanüstü bir kanun yoludur ve kesinleşmemiş kararlar için kanun yararına temyiz başvurusu yapılamaz.

Kanun yararına temyiz belli bir süre ile sınırlandırılmamıştır.

B. Kanun Yararına Temyiz Sonucunda Verilen Kararlar:

Danıştay’da temyizen incelenmiş olan mahkeme kararları ile henüz taraflara tebliğ edilmemiş veya tebliğ edilmekle birlikte temyiz süresi geçmemiş kararlar için kanun yararına temyiz yoluna başvurulamaz. Ayrıca idare mahkemesinin tek hakimle verdiği kararlar, itiraz yoluna gidilmeden kesinleşmiş olsa bile kanun yararına temyiz edilemeyecektir. Bu kararlar bakımından, kanun yararına temyiz, ancak itiraz konusu yapılıp, Bölge İdare Mahkemesi tarafından onanması halinde Bölge İdare Mahkemesi kararları olmaları itibariyle söz konusu olabileceklerdir.

Kanun yararına temyiz yoluna başvurulabilmesi için iki şartın bir arada bulunması gerekmektedir. Bunlardan birincisi; kanun yararına temyiz yoluna başvurulacak kararın temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş olmasıdır. İkinci şart ise, temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen kararın yürürlükteki hukuka aykırı olmasıdır. Soyut hukuk kurallarına aykırılık her zaman kanun yararına temyiz nedeni değildir, karar yürürlükteki hukuka, mevcut hukuk düzenine aykırı olmalıdır.

Kanun yararına temyizin doğurduğu sonuçlara bakacak olursak; kanun yararına temyiz kararları üzerine ilgili mahkeme tarafından verilecek bir karar veya yapılacak bir işlem bulunmamaktadır. Dosya ilgili mahkeme tarafından yeniden ele alınmadığından, mahkemenin bozmaya uygun olarak yeni bir karar vermesi söz konusu olmayacaktır. Kanun yararına temyiz usulü, hukuki bir denetim olduğundan inceleme neticesinde verilecek bozma kararı tarafların hukuki durumunu etkilemez. Bozmaya konu kararın kesin hüküm niteliği devam eder. Amaç yanlış bir yargısal içtihadın yerleşmesini önlemektir. Diğer bir sonuç olarak, kanun yararına temyiz yolunda yürütmenin durdurulması istenemez, talep neticesinde verilen kararlar karar düzeltmesine ve yargılamanın yenilenmesine konu olamaz.

Başsavcının temyiz isteği yerinde görülürse,kanun yararına bozma kararı verilir . Temyiz yerinin kararı kısmen bozması da mümkündür. Bu gibi bozma kararları, daha önce kesinleşmiş bulunan mahkeme veya Danıştay kararlarının hukuki sonuçlarını ortadan kaldırmaz (İYUK m. 51/2). Bu kararlar Resmi Gazete’de yayımlanır.

KARARIN DÜZELTİLMESİ KANUN YOLU SONUCUNDA VERİLEN KARARLAR

A. Genel Olarak Kararın Düzeltilmesi:

İdari yargıda kararın düzeltilmesi, temyiz ya da itiraz mercilerinin temyiz ya da itiraz başvuruları üzerine verdikleri kararların kanunda belirtilen nedenlerden dolayı aynı mercilerce bir kez daha gözden geçirilmesini sağlayan olağan bir kanun yoludur. Karar düzeltme sebepleri İYUK m. 54’te tahdidi olarak sayılmıştır. Bunların dışında kalan bir nedenle düzeltme talebinde bulunulamaz.

B. Kararın Düzeltilmesi İncelemesi:

Karar düzeltme talebi üzerine, öncelikle istemin kabul edilip edilmeyeceği hakkında, bir ön inceleme yapılır. Sakatlık olmadığı takdirde karar düzeltme sebepleri bakımından inceleme yapılacaktır. Düzeltme istemleri üzerine yapılan ilk incelemede eksiklikler tespit edilirse, esasa geçilmeden düzeltme istemi reddedilir.

Düzeltme istemi ön şartlar yönünden kabul edilirse,düzeltme nedenlerinin bulunup bulunmadığı incelenir. Düzeltme nedenleri yoksa veya ileri sürülen nedenler, kanundaki nedenlere dayanmıyorsa, talep reddedilir. İleri sürülen nedenler varsa, eski karar kaldırılır ve dosya yeniden incelenerek karara bağlanır. Düzeltme isteminde bulunulmuş olması kararın yürütülmesini, durdurmaz. Fakat taraflardan birinin istemi üzerine Danıştay yürütmenin durdurulmasına karar verebilir. Düzeltme kararına karşı düzeltme isteminde bulunulamaz (İYUK m. 54/1).

Danıştay ve Bölge İdare Mahkemeleri, karar düzeltme isteminde ileri sürülen sebeplerle bağlıdırlar (İYUK m. 54/2).

Karar düzeltme incelemesinde, temyiz incelemesinden farklı olarak, yargı yerleri, tarafların ileri sürmüş olduğu karar düzeltme sebepleri ile bağlıdırlar, bu kapsamda inceleme yaparlar ve karar verirler. Tarafların ileri sürmedikleri sebepleri kendiliğinden araştıramazlar .

Karar düzeltme talebinin kabulü halinde yargı yeri şu ihtimaller dahilinde karar verebilir :

1.İtiraz ya da temyiz kararı üzerinde düzeltme: Karar düzeltme incelemesi sonunda, temyiz ya da itiraz üzerine verilen kararın kendisinde bir sakatlık tespit edilirse, bu karar düzeltilir.
2.İlk derece mahkemesinin kararında düzeltme: Karar düzeltme istemini esastan kabul eden yargı yeri, ilk derece mahkemesinin kararında bir değişiklik yapılması kanısına varırsa şu şekillerde karar verir:
3. Bozma Kararı: Temyiz ya da itiraz üzerine yapılan incelemede onanmış olan karar bu defa bozulur. Yani yargı yeri onama kararını kaldırır.
4. Onama Kararı: Yargı yeri daha önce vermiş olduğu bozma kararını kaldırarak onama kararı verebilir.

Temyiz üzerine verilen kararlara karşı, sadece bir kez karar düzeltme isteminde bulunulabilir. Düzeltme isteminde bulunma süresi on beş gündür (İYUK m. 54/1).

YARGILAMANIN YENİLENMESİ KANUN YOLU SONUCUNDA VERİLEN KARARLAR

Kanunda tahdidi olarak sayılmış sebeplere dayanılarak esas hükmün kaldırılmasını ya da davanın yeniden incelenmesini sağlayan olağanüstü kanun yoluna yargılamanın yenilenmesi denir. Kararın düzeltilmesi ile yargılamanın yenilenmesi arasındaki en önemli fark; karar düzeltme yolu iradi bir hatanın, yargılamanın yenilenmesi ise irade dışı oluşan hataların düzeltilmesini sağlamaktadır.

Yargılamanın yenilenmesi istemi, kural olarak esas kararı vermiş mahkemece karara bağlanır (İYUK m. 53/3). Yargılamanın yenilenmesi istemi, kanunda belirtilen nedenlere dayanmıyorsa istemin reddine; dayanıyorsa istemin kabulüne karar verilir. Yargılamanın yenilenmesi isteminin reddinin temyiz edilebilmesi Danıştay tarafından kabul edilmiştir ; İstemin kabulüne karar verildiği takdirde, mahkeme davaya yeniden bakar.

SONUÇ

Sadece idare hukuku açısından değil, adli yargı kapsamında da temel amaç, kesin hükme ulaşmaktır. Bu bağlamda dava yolunda atılan adımların bir kısmı bize haklarımızı temin etmede hizmet ederken, bir kısmı da bu sürecin uzamasına sebep olmasıyla davanın sonucunun kesinleşmesine engel olmaktadır. Bu bağlamda ‘İdari Yargılama Usulünde Kanun Yolları Sonucunda Verilen Kararlar’ı incelerken bir takım eksikliklerle karşılaşmış bulunmaktayız.

İtiraz müessesi açısından, kanunda “İtiraz” ismi kullanılmış olmasına rağmen karşımıza bir tür temyiz yolu olarak çıkmaktadır. Zaten itiraz kanunda temyiz yoluna benzetilerek düzenlenmiştir. Ülkemizde yirmi sekiz farklı Bölge İdare Mahkemesi bulunmaktadır. Bu mahkemeler hali hazırda kendi aralarında içtihat birliğine varmış değillerdir. Aynı ya da benzer konulara ilişkin farklı kararlar verilmesi, idare yargı sistemi açısından içtihat birliğinin sağlanmasını engellemektedir. Kanaatimizce temyiz yolunda öngörülmüş olan ilk derece mahkemesinin eski kararında direnme hakkının itiraz yolunda öngörülmemiş olması, idari yargılama usulü açısından büyük bir eksikliktir. Bölge İdare Mahkemesi kararlarına karşı ilk derece mahkemelerine direnme imkanının tanınması ve direnme kararlarının Danıştay’ın ilgili dairesince incelenerek karara bağlanmasıyla, içtihat birliğinin sağlanması yoluna gidilmelidir.

İtiraz incelemesinin temyize tabi olmamasına rağmen kanun yararına temyiz kapsamına alınmış olması, normalde temyiz dışı olan Bölge İdare Mahkemesi kararlarının kanuna açık aykırılığı halinde bir üst değerlendirmenin yapılması ile sonraki kararlara yön verilmek istenmesi, kanaatimizce isabetli bir tercih olmuştur.

İYUK m.51’in başlığı “kanun yararına bozma”dır. Bozma, temyiz talebinin sonucunda gerçekleştiğinden madde başlığının “kanun yararına temyiz” olarak değiştirilmesi gerektiği kanaatindeyiz.[/size]

 

İDARE MAHKEMELERİNDE AÇILAN İPTAL VE TAMYARGI (TAZMİNAT) DAVALARINDA DAVA DİLEKÇELERİNİN HUKUKİ VE ŞEKLİ YAPISI ÜZERİNE BİR İNCELEME

GİRİŞ:

Ülkemizin yargı sistemi gerek öğretide gerek uygulamada çift yargı sistemi olarak adlandırılan bir yapıya sahiptir. Ülkemiz sisteminde yargı Adli ve İdari Yargı olarak ikiye ayrılmaktadır. İdari yargı idarenin işlem ve eylemlerinin hukuka uygunluğunun yargısal denetimini yapmaktadır. Bu noktadan, idare karşısında zayıf konumda olan kişilerin idarenin hukuka aykırı işlem ve eylemlerinden korunması görevini en geniş ölçüde idari yargı mercileri sağlamaktadır. Bu noktadan kişiler için idareler karşısında en geniş manada koruma ve hukuki güvence sağlayan idari yargı mercilerine dava açılması konusu en büyük öneme haiz konuların başında gelmektedir. Daha dava açılması aşamasında başlayan usulü ve esasa ilişkin hatalar büyük hak kayıplarına neden olabilecek nitelikler taşımaktadır. Bu noktadan idari yargı makamlarında ve idari yargı makamları içinde genel görevli mahkeme olan idare mahkemelerinde dava açılması usulünün ayrıntılı ve hataya mahal bırakmayacak şekilde bilinmesinin önemi büyüktür. İdare mahkemelerinde yazılı yargılama usulü ilkesi geçerlidir. Bu noktadan idare mahkemelerinde sözlü başvuru ile dava açılması hukuken mümkün değildir. Yazılı yargılama ilkesinin geçerli olduğu idare mahkemelerinde kişiler davalarını yazılı dilekçeler ile açarlar. Dava dilekçelerinin, mevzuatta belirlenen belirli bir şekli ve içeriği taşıması hukuki bir zorunluluktur. Bu bağlamada mevzuatın aradığı şekli ve içeriksel şartı taşımayan dava dilekçeleriyle dava açılması durumunun belli bazı yaptırımları vardır. Bu yaptırımlardan bazıları o kadar ağırdır ki en son halkada davanın reddedilmesi sonucunu doğurabilecek sonuçlar taşırlar. Öyleyse dava dilekçelerinin nasıl olması gerektiğinin bilinmesi idare mahkemelerinde dava açacak olan kişilerin öncelikle bilmesi gereken bir konu olarak karşımıza çıkar. Bu çalışmamızda böylesine önemli konuyu irdeleyerek idare mahkemelerinde dava açmak isteyen kişilere ışık tutmak istedik.

İDARE MAHKEMELERİNDE AÇILACAK DAVALARDA DAVA DİLEKÇELERİNİN ŞEKLİ YAPISI;

İdare mahkemelerinde yazılı yargılama ilkesinin geçerli olduğunu yukarıda belirttik, bu bağlamda davanın mutlaka yazılı bir dilekçe ile açılması gereklidir. Yazının kullanılacağı meteryalin kağıt olmasının gerekliliği izahtan varestedir. Bu kapsamda cd. vb. meteryalin kullanıldığı elektronik ortamda yazılmış dilekçeler ile şu an için dava açılması mümkün değildir. Yazının mutlaka en azından mürekkepli kalemle olması gerekmektedir. Kurşun kalemle yazılan dilekçeler ile dava açılması uygulamada görülmeyen ve kabul edilmeyen bir durumdur. Uygulamada en fazla kabul gören ve karşılaşılan bilgisayar ortamında yazılan ve çıktı cihazlarından çıkartılarak üretilen dava dilekçeleriyle dava açılması durumudur. Dava dilekçesinin kağıt ortamında ve en azından mürekkepli kalemle yazılması gerektiğini belirttikten sonra dava dilekçesinde bulunması gereken şekli ve esasa ilişkin hususları irdelemeye geçebiliriz.

1-) DAVA DİLEKÇESİNİN BAŞLIĞI;

Dava dilekçesinde hangi yerdeki idare mahkemesinde dava açılacak ise o yer idare mahkemesi başkanlığına hitap eden başlığın kullanılması gerekmektedir. Eğer o yerde bir tane idare mahkemesi varsa sadece o yer idare mahkemesi başkanlığına hitap eden başlığın, birden fazla idare mahkemesi varsa nöbetçi idare mahkemesi başkanlığına hitap eden başlığın kullanılması gerekmektedir. Örneğin; Bir tane idare mahkemesi bulunan Denizli İli’nde başlığın: “DENİZLİ İDARE MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI’NA”, şeklinde yazılması gerekmekte iken, 4 tane idare mahkemesi bulunan İzmir İli’nde ise: “İZMİR NÖBETÇİ İDARE MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI’NA”, şeklinde başlık kullanılması gerekmektedir. Eğer başka bir yerdeki idare mahkemesinden dava dilekçesi gönderilecek ise başlık şu şekilde olmalıdır: “DENİZLİ İDARE MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI’NA Gönderilmek Üzere İZMİR NÖBETÇİ İDARE MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI’NA”, şeklinde olmalıdır. Aynı şekilde asliye hukuk mahkemesi kanalıyla idare mahkemesine gönderilecek dava dilekçesi şu şekilde olmalıdır: “DENİZLİ İDARE MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI’NA Gönderilme Üzere ACIPAYAM ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ HAKİMLİĞİ’NE”, şeklinde başlık kullanılmalıdır.

2-) TARAFLAR;

2a-) Davacı;

İdare mahkemelerinde açılan davalarda dava dilekçesinde tarafların, varsa vekillerin ya da temsilcilerinin adları ve adreslerinin yazılması zorunludur. Eğer davacı gerçek kişi ise ad ve soyadının tam ve doğru bir şekilde yazılması şarttır. Ayrıca davacının vekili, yani avukatı yoksa açık adresini tam ve doğru bir şekilde yazması gereklidir. Bununla beraber davacının avukatı olsa bile kendi açık adresini yazmasını engelleyen ve yasaklayan bir durum bulunmamaktadır. Ancak davacının avukatı varsa dava ile ilgili tebligatların mutlaka davacının vekili olan avukatın iş adresine yapılması hukuken zorunludur. Bu noktadan avukat marifetiyle takip edilen davalarda avukatın adı soyadı yazıldıktan sonra avukatın işyeri adresinin açık, tam ve doğru bir şekilde yazılması ve dilekçenin vekil olan avukat tarafından imza edilmesi gerekmektedir. Ayrıca asil tarafından vekil olan avukata verilen noter tasdikli vekaletin dava dilekçesine eklenmesi de gereklidir. Eğer davacı velayet altında reşit olmayan kişi konumunda ise dava dilekçesine davacı olarak kendi ad ve soyadı yazıldıktan sonra velisi olan kişinin de veli sıfatı belirtilerek adının yazılması ve dava dilekçesinin mutlaka velisi tarafından imza edilmesi gerekmektedir. Burada anlatılan durum vesayet altına alınmış olan kişi için de geçerlidir. Her durumda veli ve vasilerin temsiliyle açılan davalarda adres olarak veli veya vasinin açık adresinin yazılması ve dava ile ilgili tebliğlerin bunların açık adreslerine yapılması hukuken zorunludur, aksi takdirde yapılan tebliğ usulsüz olacaktır. Ayrıca idare mahkemelerinde kamu kurum ve kuruluşlarının da menfaatleri bulunmak kaydıyla dava açabilmeleri mümkündür. Bu noktadan bir kamu kurumu, davacı konumunda olacak ise dava dilekçesinde kamu kurumunun adının tam ve doğru bir şekilde yazılması ve dava dilekçesinin kamu kurumunu temsil eden yöneticisi tarafından imza edilmesi gerekmektedir. Örneğin; belediyenin davacı olduğu bir davada davacı olarak belediyenin adının doğru bir şekilde yazılması ve dava dilekçesinin belediye başkanı tarafından imzalanması şarttır. Eğer belediye tarafından avukat tutulacak ise avukata belediye adına vekaletin belediye başkanı tarafından verilmesi gerekmektedir. Kanunen bir zorunluluk olmasa da davacıların kimlik numaralarını dava dilekçesine yazmaları uygulamada şart koşulan bir durumdur. Ancak kanuni dayanağı olmadığından kimlik numaralarının yazılmamasının herhangi bir yaptırımı bulunmamaktadır.

2b-) Davalı İdare;

İdare mahkemelerinde açılan davalarda davalı konumunda bulunan taraf her zaman idaredir. Bu noktadan idare mahkemelerinde gerçek ve özel hukuk tüzel kişilerine karşı dava açılması hukuken mümkün değildir. Dava dilekçesinde davalı idarenin adının yazılması zorunludur. Ancak, söz konusu bu durumu iptal ve tamyargı (tazminat) davaları açısından ikiye ayırarak incelemek gerekmektedir. Hernekadar dava dilekçesinde davalı konumunda bulunan idarenin adının yazılmasının şart olduğunu belirttik ise de, iptal davalarında davalı idarenin adının yazılmamış olmasının bir yaptırımı bulunmamaktadır. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 15/1-c maddesine göre, iptal davalarında dava dilekçesinde davalı idare yanlış gösterilmiş ya da hiç gösterilmeksizin dava açılmış ise, mahkeme tarafından doğru davalı idarenin bulunması ve tebliğin ona yapılması kanuni bir zorunluluktur. Bu noktadan iptal davalarında gerçek davalı idareyi bulmak mahkeme tarafından re’sen yapılacak işlerdendir. Tamyargı (tazminat) davalarında ise, davalı idarenin mutlaka gösterilmesi gerekmektedir. Yanlış davalı idare adı yazılarak ya da hiçbir davalı idare belirtmeksizin açılan tamyargı (tazminat) davalarında, gerçek hasmın mahkeme tarafından re’sen bulunması ve ona göre hasmın düzeltilmesi konusunda, uygulamada tam bir fikir birliği bulunmamaktadır. Bu noktadan idare mahkemelerinde açılan tamyargı (tazminat) davalarında mutlaka davalı idarenin belirtilmesi ve bu belirtme yapılırken doğru davalı idarenin bulunması davacıya düşen bir ödevdir. Zira bunun yapılmaması veya yanlış yapılması hak kayıplarına neden olabilecek usulü bir eksiklik olarak karşımıza çıkabilir.

3-) DAVANIN KONUSU;

Dava konusu edilen idari işlemin veya eylemin ne olduğunun davanın konusu kısmında belirtilmesi zorunludur. Söz konusu bu durumu ikiye ayırarak incelemekte fayda bulunmaktadır.

3a-) İptal davalarında; İptali istenilen işlemin ne olduğunun açıkça belirtilmesi gerekmektedir. Hemen hemen her idari işlemin tarihi, sayısı ve tesis eden makamın adı bulunmaktadır. Bu noktadan iptal davalarında iptali istenilen idari işlemin tarihi, sayısı ve hangi makam tarafından tesis edildiğinin açık ve net bir şekilde, hatasız olarak yazılması gerekmektedir.

Örneğin; “… İli, … İlçesi Belediyesinde itfaiye memuru olarak görev yaparken geçirmiş olduğum disiplin soruşturması neticesinde 18.07.2009 gün ve 459 sayılı …….. Belediye Başkanlığı işlemiyle hakkımda tesis olunan 1/8 oranında aylıktan kesme cezasının iptali istemidir.”, şeklinde açık ve net olarak iptali istenilen dava konusu idari işlemin kuşkuya yer bırakmayacak şekilde yazılmış olması gerekmektedir.

3b-) Tamyargı (tazminat) davalarında; Söz konusu bu durumu ikiye ayırarak irdelemekte fayda bulunmaktadır.

3b1-) İdari işlemden kaynaklanan tamyargı (tazminat) davalarında; İdare mahkemelerinde, idarenin idari işleminden dolayı hakkının zayi olduğunu iddia eden kişiler, dilerlerse idari işlemin iptalini önceden açacakları iptal davası ile istedikten ve söz konusu idari işlem mahkeme tarafından iptal edildikten sonra süresi içinde tamyargı (tazminat) davası açabilecekleri gibi, idari işlemin iptalini istemeden doğrudan doğruya tamyargı (tazminat) davası da açabilirler, bu durumda hangi idari işlemden dolayı hak kaybına uğranıldığının açıkça belirtilmesi ve söz konusu işlemden dolayı maddi ve varsa manevi zararın ne kadar olduğunun açıkça ve meblağ olarak belirtilmesi gerekmektedir. Örneğin işyeri kapatılan bir kişi, dilerse işyeri kapatma işlemine karşı iptal davası açtıktan ve söz konusu işlem mahkeme tarafından iptal edildikten sonra söz konusu işlemden dolayı uğranıldığı iddia olunan maddi zararın tazmini için dava açabileceği gibi söz konusu işleme karşı iptal davası açmadan doğrudan doğruya tamyargı (tazminat) davası da açabilir. İdari işlemden dolayı tamyargı (tazminat) davası açacak olan kişilerin iptal davası açmadan direk tamyargı (tazminat) davası açmasını engelleyen hukuki bir durum olmamakla birlikte, idari işlemin iptalini açacağı iptal davası ile sağlaması tamyargı (tazminat) davasını açmadan önce yapması gereken bir ön koşul olarak düşünülebilir. Zira idari işlem nedeniyle açılacak tamyargı (tazminat) davalarında, idari işlemin hukuka aykırı olduğunun ispat edilmesi tamyargı (tazminat) davasının kazanılabilmesi için zorunlu bir unsurdur. Bu noktadan idari işlemden dolayı hakkının ihlal edildiğini düşünen kişi öncelikle söz konusu işlemin iptalini istemeli ve söz konusu işlem iptal edildikten sonra süresi içinde tamyargı (tazminat) davasını açmalıdır. Bunun yanında idari işlemden dolayı zarara uğradığını düşünen kişi aynı davada söz konusu idari işlemin iptali ile birlikte tamyargı (tazminat) davasını aynı dava dilekçesinde birleştirebilir. Öğretide ve uygulamada söz konusu bu duruma iptal+tamyargı (tazminat) davası adı verilmektedir. Her durumda, idari işlem sebebiyle açılacak tamyargı (tazminat) davasında, hangi idari işlemden dolayı tazminat davası açıldığı, önceden söz konusu işlemin iptali istemiyle dava açılıp açılmadığı, dava açılmış ise söz konusu davada iptal kararı verilip verilmediği, verildi ise söz konusu iptal kararının tarih ve sayısı, iptal+tamyargı davası açılıyor ise iptali istenilen işlemin ne olduğu ile beraber uğranıldığı iddia olunan maddi ve manevi zararın meblağ olarak açık ve net olarak belirtilmesi gerekmektedir.

3b2-) İdarenin eyleminden kaynaklanan tazminat davalarında; Hangi idarenin hangi eyleminden ne şekilde zarar görüldüğü, söz konusu eylemden doğan zarardan ne zaman haberdar olunduğu, söz konusu zararın tazmin edilmesi için dilekçeyle davalı idareye başvurulup vurulmadığı, başvuruldu ise hangi tarihte başvurulduğu ve idarenin başvuruya ne şekilde ve hangi tarihte cevap verdiği ve son olarak istenilen maddi ve manevi tazminatın meblağ olarak ne kadar olduğu hususlarının açık ve net bir şekilde belirtilmesi gerekmektedir. İdareye meblağ belirtilerek yapılan başvuru sonrası açılan davalarda aynı miktarın tazminat olarak istenmesi zorunludur. Ancak idareye başvuruda istenilenden farklı olarak eksik meblağlı dava açılabilir ancak idareden istenilenden fazla meblağlı tazminat davası açılması hukuken mümkün değildir.

4-) TEBLİĞ TARİHİ;

İdare mahkemelerinde açılan iptal davalarında iptali istenilen işlemin hangi tarihte tebliğ edildiğinin belirtilmesi zorunludur. 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Yasası’nın 7/1. maddesinde: “Dava açma süresi, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştay’da ve idare mahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gündür.”, kuralı hükme bağlanmıştır. Bu çerçevede idare mahkemelerinde dava açmanın belli bir süresi bulunmaktadır ve genel dava açma süresi 60 (altmış) gündür. Hak düşürücü süre olarak tanımlanabilecek olan dava açma süresine davacı tarafından çok dikkat edilmesi gerekmektedir. Süresinde açılmayan bir davanın esasına girilerek hukuki inceleme yapılması mümkün değildir. Dava açma süresi tebliğ edilen işlemlerde tebliğ günü sayılmayarak ve ertesi gün birinci gün sayılarak hesaplanmalıdır. Aynı şekilde ilan edilen işlemlerde ilan edilen günden sonraki birinci gün dava açma süresinin başladığı gündür. Tebliğ ve ilan olunmayan ancak davacı tarafından muttali (haberdar) olunan idari işlemlerde de dava açma süresinin başladığı ilk gün işleme muttali (haberdar) olunduğu günden sonraki ilk gündür. Hafta sonları ve tatiller dava açma süresinin hesabına dahildir, ancak dava açma süresinin son günü tatil gününe denk gelmişse, dava açma süresi tatil gününü takip eden ilk mesai günü akşamına kadardır. Dava açma süresinin son günü adli tatil günlerinden birine denk gelmişse dava açma süresi adli tatil bitimini izleyen günden itibaren 7 gün uzar. Tüm bunların dışında, davanın süresinde açılıp açılmadığı hususu taraflar tarafından ileri sürülecek bir def-i değildir, idare mahkemelerinde dava açma süresinin mahiyeti hukuken itiraz olarak düşünülebilir. Davalı idare her zaman ve davanın her aşamasında davanın süresinde açılmadığı itirazında bulunabilir. Mahkeme de davanın her aşamasında davanın süresinde açılıp açılmadığını re’sen araştırabilir. Bu noktadan, davanın süresinde açılıp açılmadığının en kolay ve çabuk yoldan irdelenmesinin yolu iptali istenilen işlemin hangi tarihte tebliğ edildiği hususunun dava dilekçesinde yazılmasıdır. Eğer, dava konusu edilen ve iptali istenilen idari işlem tebliğ edilmemiş ise ve ancak söz konusu işleme tebliğ olunmadığı halde muttali (haberdar) olunmuş ise muttali (haberdar) olunduğu tarihin yazılması gerekmektedir. Bu durumda, dava açma süresi iptali istenilen işleme muttali (haberdar) olunduğu tarihten itibaren başlayacaktır. Bunun yanında ilan edilen ve kişilere tebliğ edilmeyen işlemlere karşı ilan tarihinden itibaren dava açılması gerekmektedir. Örneğin bir yönetmeliğin iptali istemiyle açılacak davada süre, söz konusu yönetmeliğin ilan edildiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Bu kapsamda gerek bireysel gerek genel düzenleyici nitelikte olan işlemlerin iptali istemiyle açılan davalarda özel duruma ve işin mahiyetine göre söz konusu işlemin tebliğ, ilan veya muttali olunduğu tarihin dava dilekçesinde belirtilmesi gerekmektedir.

Tamyargı (tazminat) davalarında ise; İşlem nedeniyle açılan tamyargı (tazminat) davalarında, zarara uğranıldığı iddia olunan işlemin tebliğ, ilan veya muttali (haberdar) olunduğu tarihin yazılması gerekmektedir. İdarenin haksız eyleminden zarar görüldüğü iddiasıyla açılan tamyargı davalarında ise, zarar veren eylemin gerçekleştiği tarihin, zararın öğrenildiği tarihin, söz konusu zararın tazmini istemiyle idareye hangi tarihte başvurulduğunun ve idarenin hangi tarihte cevap verdiği ve söz konusu cevaba hangi tarihte tebliğ olunduğunun, dava dilekçesinde belirtilmesi gerekmektedir. İdarenin eyleminden dolayı zarar görüldüğü iddiasıyla açılan davalarda mecburi idari başvuru yolu olarak öngörülen bu yola doktrinde önkarar müessesi denilmektedir. Kişilerin idarenin eyleminden zarar gördüğü gerekçesiyle tamyargı (tazminat) davası açmadan önce mutlaka söz konusu tazminat bedelinin ödenmesi istemiyle idareye başvurmaları gerekmektedir.

5-) OLAYLAR;

İdare mahkemelerinde dava dilekçesinde tüm bu yukarıda anlatılanlar doğru biçimde belirtildikten sonra, dava konusu edilen işlem ya da eylemin neden hukuka aykırı olduğunun gerçeklere bağlı kalınarak öyküsel bir tarzda anlatılması gerekmektedir. idare mahkemelerinde, re’sen araştırma ilkesi geçerli olduğundan mahkeme tarafların iddia ve anlatımları ile bağlı olmamakla birlikte, davacının söz konusu işlemin ya da eylemin neden hukuka aykırı olduğunu ayrıntılı bir şekilde hikaye etmesi, kendi lehinde olan delilleri ve olguları açıklaması, açmış olduğu davayı kazanabilmesine yardım edecek en önemli yöntemlerin başında gelmektedir. Bu çerçevede, bir idari işlemin iptali isteniyorsa, söz konusu işlemin neden haksız ve hukuka aykırı olduğu, neden iptal edilmesi gerektiği hususlarının anlatılması gerekmektedir. İdarenin eyleminden dolayı açılan tamyargı (tazminat) davalarında ise, idarenin hangi eyleminden ne şekilde zarar görüldüğü, idarenin kusurunun bulunup bulunmadığı, kusursuz sorumluluk ilkesi gereğince dava açılmış ise; buna ilişkin durum ve olayların anlatılması, zarar veren eylemle gerçekleşen zarar arasındaki illiyet bağının ortaya konulması ve en son olarak da gerçekleşen maddi ve manevi zararın miktarının ne kadar olduğu ve bu meblağa nasıl ulaşıldığının belirtilmesi gerekmektedir.

6-) SONUÇ VE İSTEM;

Dava dilekçesinde olaylar kısmı anlatıldıktan sonra dava dilekçesinin en son kısmında mahkemeden istenilenin ne olduğunun açık ve net bir şekilde belirtilmesi gerekmektedir. Davanın konusu kısmında istenilen şeyin ne olduğu belirtilmiş idi, ancak sonuç ve istem kısmında davanın konusu kısmının tekrar edilmesi ve mahkemeden istenilenin ne olduğunun ortaya konulması kanuni bir zorunluluktur. Bu kapsamda davanın konusu ile sonuç ve istem kısmının birbirliyle çelişmemesi gerekmektedir. Sonuç ve istem kısmında, eğer açılan iptal davası ise iptali istenilen işlemin tarih, sayısı ve hangi kurum tarafından tesis edildiğinin belirtilmesi ve söz konusu işlemin iptalinin istenildiğinin açıkça vurgulanması gerekmektedir. Ancak, uygulamada çok nadiren de olsa açılan bazı iptal davalarında dava konusu işlemin iptalinin istenmediği, bu durumun dışında başka şeylerin istenildiği görülmektedir. Örneğin; işlemin yoklukla malul olduğu ve yok hükmünde olduğuna karar verilmesi, işlemin kaldırılması, işlemin değiştirilmesi, işlemin kısmen iptal edilmesi gibi istemlerde bulunulduğuna, rastlanılmaktadır. Ancak, iptal istemi dışında isteklerde bulunulmasının davayı riske sokan yönleri bulunduğu unutulmamalıdır. Hukuka aykırı olduğuna inanılan bir idari işlemin hüküm ifade eder olmaktan çıkarılmasının en kesin ve güvenilir yolu açılan davada söz konusu işlemin iptal edilmesinin istenmesidir. Zira, bir idari işlemin iptalinin değil de kaldırılmasının istenildiği bazı durumlarda mahkemeler tarafından dilekçenin reddine karar verildiğine rastlanılabilmektedir. İdarenin haksız olduğuna inanılan eyleminden dolayı uğranıldığı iddia olunan zararın tazmini amacıyla açılan tamyargı (tazminat) davalarında ise, idarenin hangi tarihteki eylemiyle zarar görüldüğü belirtilmeli ve tazmin edilmesi istenilen meblağ miktar olarak açıkça yazılmalıdır. İdare mahkemelerinde manevi tazminata hükmedilmesinin istenmesi hukuken mümkündür. Tamyargı (tazminat) davalarında faize de hükmedilmesi isteniliyorsa bu hususun da açıkça belirtilmesi gerekmektedir. Davacı faiz istemezse mahkeme tarafından re’sen söz konusu tazminata faiz uygulanması mümkün değildir. Söz konusu faizin hangi tarihten itibaren işlemeye başlayacağı konusunda gerek uygulamada gerek doktrinde görüş birliği bulunmamaktadır. Bu noktadan en iyi çözüm, zarar verici eylemin gerçekleştiği tarihten itibaren faizin yürütülmesinin istenilmesidir. Ancak, uygulamada idareye başvuru tarihinden ya da dava açma tarihinden itibaren faize hükmedildiği de görülmektedir. İstenilecek olan faiz yasal faizdir. Tüm bunların dışında idare mahkemelerinde terditli tamyargı (tazminat) davası açmak hukuken mümkün değildir. Fazlaya ilişkin hakların saklı tutularak dava açılması yolu idari yargılamada uygulanması fiilen olanaksız olan bir durum olarak karşımıza çıkar. Zira ilk dava ile belli bir meblağda tazminat istenildikten ve bu dava neticelendikten sonra, zararının daha fazla olduğunun öğrenilmesi durumunda açılacak olan ikinci davada dava açma süresi çoktan geçirilmiş olacaktır. Bu noktadan fazlaya ilişkin hakların saklı tutularak terditli tamyargı (tazminat) davası açılması idare mahkemelerinde hukuken ve fiilen olanaksızdır. Tüm bunların dışında idari yargıda davanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağı vardır. Bu noktadan dava dilekçesi hazırlandıktan ve mahkemeye sunulduktan sonra dava konusu edilen idari işlemin değiştirilmesi veya ikinci bir idari işlemin de iptalinin istenilmesi mümkün değildir. Tamyargı (tazminat) davalarında ise tazmini istenilen meblağın değiştirilmesi veya arttırılması hukuken mümkün değildir.

7-) HUKUKİ SEBELER;

İdare mahkemesinde iptal davası açılması halinde, iptali istenilen idari işlemin hangi yasal düzenlemelere aykırı olduğunun bu bölümde belirtilmesi gereklidir. Ancak söz konusu bu kısmın başlık olarak açılmasının zorunluluğu yoktur. Mahkeme tarafından davada uygulanacak olan yasal düzenlemelerin hangisi olduğunun re’sen araştırılması gerekmektedir. İdarenin haksız eyleminden kaynaklanan tamyargı (tazminat) davaları içinde aynı durum geçerlidir. Uygulamada en çok kullanılan format: “Anayasa, İdari Yargılama Usulü Yasası ve ilgili mevzuat”, şeklinde kullanılan formattır.

😎 DELİLLER VE EKLER;

Dava dilekçesi yukarıda aktarılan şekilde oluşturulduktan sonra dava dilekçesinin son kısmına dayanılan delilerin neler olduğunun belirtilmesi faydalı olacaktır. Bunun dışında dava dilekçesine eklenen bilgi ve belgelerin teselsül edecek şekilde neler olduğunun “EKLER” başlığı altında belirtilmesi davacının faydasınadır.

9-) İMZA;

Eğer davacının vekili veya temsilcisi bulunmuyorsa dava dilekçesinin en alt kısmını kendisi imzalamalıdır, davacının avukat olan bir vekili bulunuyorsa dava dilekçesi avukat tarafından, kanuni veya atanmış temsilcisi (veli veya vasi) bulunuyor ise dava dilekçesinin bunlar tarafından imzalanması zorunludur. Uygulamada birden fazlayı aşan dava dilekçelerinin son sayfası imzalanmakla birlikte her bir sayfanın altının ayrı ayrı imzalanması daha doğru bir yöntemdir.

10-) DİĞER HUSUSLAR;

Yukarıda açıklanan hususlara dikkat edilerek hazırlanan dava dilekçesiyle dava açılması fiilen mümkün hale geldikten sonra, hukuken dava açılabilmesi için dava dilekçesinin yasada belirtilen ilgili yerlere sunulması zorunludur. İdare mahkemesinde dava açmanın en genel yolu dava açılacak olan idare mahkemesine şahsen başvurarak dava açılması yoludur. Davanın açılabilmesi için öncelikle dava harçları ve posta gideri yatırılmalıdır. Ancak hukuken davanın açılmış sayılması için dava dilekçesinin mahkeme kaleminde bulunan esas defterine kaydedilmesi gerekmektedir. Bunların dışında başka yerdeki bir idare mahkemesinden ilgili idare mahkemesine gönderilmek üzere, asliye hukuk mahkemesinden ilgili idare mahkemesine gönderilmek üzere, konsolosluklardan ilgili idare mahkemesine gönderilmek üzere dava açılması mümkündür. Bu şekillerden biri kullanılarak dava açıldıktan sonra, mahkeme tarafından yapılacak ilk iş söz konusu davada dava dilekçesinin ilk incelemesinin yapılmasıdır. Dava dilekçesinin İlk incelemesi mahkeme başkanı tarafından bizzat yapabileceği gibi görevlendireceği bir üye tarafından da yapılabilir. İlk incelemenin dava açıldıktan itibaren 15 gün içinde yapılması yasal bir zorunluluktur. Bütün bunların dışında iptal davalarında dava konusu edilen işlemin yürütmesinin durdurulması isteniyorsa, dava dilekçesinde yürütmenin durdurulmasının istendiğinin belirtilmesi gerekmektedir. Yürütmenin durdurulması istemi ayrıca harca tabidir. Ayrıca duruşma yapılması isteniyorsa bunun da açıkça yazılması gerekmektedir. Aksi takdirde mahkeme aksi bir karar vermedikçe dava dosya üzerinden görülecek ve duruşma yapılmadan dava yürümeye devam edecektir. Ayrıca davada vekil olarak avukat tutulmuşsa, avukata verilen vekaletnamenin de dava dilekçesine eklenmesi gerekmektedir. Bunun gibi veli ya da vasi marifetiyle yürütülen davalarda, söz konusu temsili gösteren belge ve bilgilerin de dava dilekçesine eklenmesi zorunludur. Özel hukuk tüzel kişileri (şirketler, kooperatifler, dernek veya vakıflar vb.) tarafından açılan davalarda özel hukuk tüzel kişisini temsil etmeye yetkili olan kişi veya kişilerin kimlerden oluştuğunu ispat belgelerin eklenmesi ve dava dilekçesinin bunlar tarafından imzalanması gerekmektedir. Özel hukuk tüzel kişisini bir avukat vekaleten temsil ediyorsa, söz konusu vekaletin özel hukuk tüzel kişisini temsile yetkili kişi veya kişiler tarafından verilmesi ve dava dilekçesine aynı şekilde özel hukuk tüzel kişisini temsile yetkili kişi veya kişilerin kimler olduğunu gösteren belgelerin eklenmesi gereklidir. Avukata verilen ve dava dilekçesine eklenen vekaletnameye mutlaka baro pulu yapıştırılmış olması zorunludur.

11-) SONUÇ;

Bu çalışmamızda, idare mahkemelerinde açılan davalarda dava dilekçesinin nasıl olması gerektiği konusuna ışık tutmaya çalıştık. Dava dilekçelerinin mevzuatın aradığı şekli ve esasa ilişkin şartları taşıması hak kayıplarının önlenmesi ve adaletin hızlı bir şekilde tecelli etmesinin en önemli unsurlarından biridir. Uygulamada mevzuatın aradığı şekilde tanzim edilmeyen dava dilekçelerinin kullanıldığı ve bunun sonucu olarak dava dilekçelerinin reddedildiği duruma çok sık rastlanılmaktadır. Söz konusu bu durum ise davanın açılış aşamasında davanın uzamasına aynı hatanın bir kere daha tekrarı halinde ise davanın açılış aşamasında davanın esastan reddedilmesine sebep olmaktadır.

12-) DAVA DİLEKÇESİ ÖRNEKLERİ ;

1-) İptal davası dilekçe örneği;

…………………….. İLİ İDARE MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI’NA

DAVACI : … …

VEKİLİ : Avukat … …

ADRES : …

DAVALI : ……… İlçesi Belediye Başkanlığı

DAVANIN KONUSU : … İli, … İlçesi Belediyesi’nde zabıta memuru olarak görev yapan müvekkilimin bu görevinden alınıp … plaka sayılı çöp kamyonun şoförü olarak görevlendirilmesine ilişkin 18.07.2009 gün ve 456 sayılı … Belediye Başkanlığı işleminin iptali ve öncelikle yürütmesinin durdurulması istemidir.

TEBLİĞ TARİHİ : 28.07.2009

OLAYLAR : Müvekkilim … İli, … İlçesi Belediye Başkanlığı’nda 1999 yılından beri zabıta memuru olarak görev yapmaktadır. Asıl kadrosu zabıta memurluğudur. Söz konusu bu görevi başarıyla ve layıkıyla bu güne kadar yapmakta olan müvekkilim dava konusu işlemle 06 … plaka sayılı çöp kamyonun şoförü olarak görevlendirilmiştir. Şoför kadrosunda olmayan müvekkilime bu görevin verilmesi hukuka aykırıdır. Davalı idare siyasi saiklerle dava konusu işlemi tesis etmiştir. Davalı idarenin amacı müvekkilimi istifa etmeye zorlamaktır. Müvekkilim görevi boyunca hiçbir soruşturma geçirmemiş ve disiplin cezası almamıştır. Bu güne kadar aldığı siciller yüksek puanlı olup, orta düzeyde dahi değildir. Yukarıda aktarılan gerekçelerle hukuka aykırılığı açık olan dava konusu işlemin iptali gereklidir.

HUKUKİ SEBEPLER: İdari Yargılama Usulü Yasası ve ilgili tüm mevzuat.

SONUÇ VE İSTEM (NETİCE-İ TALEP) : Açıklanan nedenlerle, … İli, … İlçesi Belediyesi’nde zabıta memuru olarak görev yapan müvekkilimin bu görevinden alınıp … plaka sayılı çöp kamyonun şoförü olarak görevlendirilmesine ilişkin 18.07.2009 gün ve 456 sayılı … Belediye Başkanlığı işleminin iptali ve öncelikle yürütmesinin durdurulması yönünde karar verilmesini, yargılama giderleri ile ücreti vekaletin davalı idareye yükletilmesini bil vekale arz ve talep ederim. ../../…..

DAVACI
Adı ve Soyadı
İmza.

EKLER:
1-) Dava konusu işlemin örneği,
2-) Vekaletname,
3-) Emsal İdare Mahkemesi ve Danıştay kararları örnekleri.

2-) İdarenin haksız eyleminden dolayı açılan tamyargı (tazminat) davası dilekçe örneği;

………………………… İLİ İDARE MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI’NA

SUNULMAK ÜZERE … İLİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ HAKİMLİĞİ’NE

Duruşma istemlidir.

DAVACI : … …

ADRES : … …

DAVALI : … İLÇE BELEDİYESİ

DAVANIN KONUSU : ……… Belediyesi tarafından 01.01.2009 tarihinde yapılan yol çalışması sırasında iş makinesi kepçesinin evimin duvarına vurmasından kaynaklanan 10.000,00-TL maddi zararımın idareye başvuru tarihi olan 02.05.2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tarafıma tazminen ödenmesine karar verilmesi istemidir.

TEBLİĞ TARİHİ : İdarenin haksız eyleminin oluş tarihi 01.01.2009, öğrenme tarihim 03.01.2009, söz konusu zararımın idare tarafından tazmin edilmesi istemiyle yapmış olduğum başvuru tarihi 02.05.2009, başvurumun reddedildiği ve bana tebliğ olunduğu tarih 05.06.2009 tarihidir.

OLAYLAR : Davalı … Belediyesi tarafından 01.01.2009 tarihinde yapılan yol çalışması sırasında iş makinesinin kepçesi evimin duvarına vurarak yıkılmasına ve hasara neden olmuştur. Davalı idarenin yol çalışması sırasında dikkatsiz ve kusurlu hareket edildiği ortadadır. Gerekli dikkat ve özen gösterilmiş olsaydı böyle bir zarara uğramayacaktım. Zararın akabinde evimin duvarını tamir ettirdim ve söz konusu tamir masrafları 10.000,00-TL tuttu. Evimin tamiri sırasında yapmış olduğum masraflar karşılığında faturalar aldım, faturalar dava dilekçeme eklidir. Söz konusu zararımın tazmin edilmesi amacıyla davalı idareye başvurdum başvurum reddedildi ve söz konusu ret kararı tarafıma 05.06.2009 tarihinde tebliğ edilmiştir. Davalı idare yol çalışması sırasında gereken özeni ve dikkati göstermiş olsaydı böyle bir kaza meydana gelmeyecekti. Söz konusu kazanın ve bu kaza nedeniyle evimde maddi zararın meydana gelmiş olması idarenin hizmeti sunarken kusurlu hareket ettiğini ve hizmet kusuru bulunduğunu göstermektedir. İdarenin Hukuki sorumluluğu mevcuttur. Tüm bu nedenlerle idarenin haksız eyleminden uğramış olduğum 10.000,00-TL maddi zararımın davalı idareye başvuru tarihim olan 02.05.2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi gerekmektedir.

SONUÇ VE İSTEM (NETİCE-İ TALEP) : Yukarıda ayrıntılı olarak açıklanan nedenlerle … Belediyesi tarafından 01.01.2009 tarihinde yapılan yol çalışması sırasında iş makinesi kepçesinin evimin duvarına vurmasından kaynaklanan 10.000,00-TL maddi zararımın idareye başvuru tarihi olan 02.05.2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle tarafıma tazminen ödenmesine karar verilmesini, yargılama giderlerinin davalı idareye yükletilmesini, yargılamanın duruşmalı yapılmasını, saygılarımla arz ve talep ederim. ../../….

HUKUKİ SEBEPLER: İdari Yargılama Usulü Yasası ve ilgili tüm mevzuat.

DAVACI
Adı ve Soyadı
İmza

EKLER:
1-) Yapmış olduğum masrafı gösteren faturaların örnekleri,
2-) Zarar gören evime ait tapu senedi örneği.

 YÜRÜTMENİN DURDURULMASI KARARI NASIL ALINIR.

1. İptal davası açılır

2. Bu dava dilekçesinde ya da daha sonra aynı davaya konulmak üzere ayrı yeni bir dilekçe ile yürütmenin durudurlamıs talebi yapılır.

3. Mahkeme, İdari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkansız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda gerekçe göstererek yürütmenin durdurulmasına karar verilebilir.

4. Mahkemece yürütmenin durdurulması istemi reddedilirse bu karara karşı yapılan itiraz üzerine Bölge idare mahkemesi veya Danıştay da yürütmenin durdurlmasına karar verebilir.

Yürütmenin durdurulması, idari yargıda açılacak iptal davalarında mahkemenin nihai karar vermesinden önce tedbir niteliğinde verilen bir karardır. İdari yargıdaki yürütmenin durdurulması kararı ile adli yargıdaki ihtiyati tedbir kararı sazı yönden ortak nitelik taşısalar da idari yargıya has özellikler taşır. 2577 sayılı Yasanın 27. maddesinde düzenlenmiştir. İdari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkansız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda gerekçe göstererek yürütmenin durdurulmasına karar verilebilir. Bu karara yürütmeyi durdurma kararı denir.

Yürütmeyi durdurma kararı aksi bir karar ile kaldırılıncaya kadar davanın sonuna kadar geçerlidir. Sonuçta dava ret kararı verilirse yürütmenin durdurulması kararı hukuki sonucunu yitirir. Bir de dosyanın işlemden kaldırılması halinde aynı sonuç doğar.

Yürütmeyi durdurula talebi ancak iptal davasında yapılır. Başlıbaşına bir dava türü değildir. Yani doğrudan iptal isteği olmaksızın yürütmeyi durdurma davası yoktur.

YÜRÜTMENİN DURDURULMASI:

Madde 27 – (Değişik madde: 10/06/1994 – 4001/12 md.)

1. Danıştayda veya idari mahkemelerde dava açılması dava edilen idari işlemin yürütülmesini durdurmaz.

2. Danıştay veya idari mahkemeler, idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkansız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda gerekçe göstererek yürütmenin durdurulmasına karar verebilirler.

3. Vergi mahkemelerinde, vergi uyuşmazlıklarından doğan davaların açılması, tarh edilen vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümlerin ve bunların zam ve cezalarının dava konusu edilen bölümünün tahsil işlemlerini durdurur. Ancak, 26 ncı maddenin 3 üncü fıkrasına göre işlemden kaldırılan vergi davası dosyalarında tahsil işlemi devam eder. Bu şekilde işlemden kaldırılan dosyanın yeniden işleme konulması ile ihtirazi kayıtla verilen beyannameler üzerine yapılan işlemlerle tahsilat işlemlerinden dolayı açılan davalar, tahsil işlemini durdurmaz. Bunlar hakkında yürütmenin durdurulması istenebilir.

4. Yürütmenin durdurulması istemli davalarda 16 ncı maddede yazılı süreler kısaltılabileceği gibi, tebliğin memur eliyle yapılmasına da karar verilebilir.

5. Yürütmenin durdurulması kararları teminat karşılığında verilir; ancak, durumun gereklerine göre teminat aranmayabilir. Taraflar arasında teminata ilişkin olarak çıkan anlaşmazlıklar, yürütmenin durdurulması hakkında karar veren daire, mahkeme veya hakim tarafından çözümlenir. İdareden ve adli yardımdan faydalanan kimselerden teminat alınmaz.

6. Yürütmenin durdurulması istemleri hakkında verilen kararlar; Danıştay dava dairelerince verilmişse konusuna göre İdari veya Vergi Dava Daireleri Genel Kurullarına, bölge idare mahkemesi kararlarına karşı en yakın bölge idare mahkemesine, idare ve vergi mahkemeleri ile tek hakim tarafından verilen kararlara karşı bölge idare mahkemesine, çalışmaya ara verme süresi içinde ise idare ve vergi mahkemeleri tarafından verilen kararlara en yakın nöbetçi mahkemeye veya kararı veren hakimin katılmadığı nöbetçi mahkemeye, kararın tebliğini izleyen günden itibaren yedi gün içinde bir defaya mahsus olmak üzere itiraz edilebilir. İtiraz edilen merciler, dosyanın kendisine gelişinden itibaren yedi gün içinde karar vermek zorundadır. İtiraz üzerine verilen kararlar kesindir.

7. Yürütmenin durdurulması kararı verilen dava dosyaları öncelikle incelenir ve karara bağlanır.

Yürütmeni durdurulması kararı en geç otuz gün içinde uygulanır. bu hususta 2577 sayılı Kanunun 28. maddesi aşağıdaki şekildedir.

KARARLARIN SONUÇLARI:

Madde 28 – 1 . (Değişik bent: 10/06/1994 – 4001/13 md.) Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez. Ancak, haciz veya ihtiyati haciz uygulamaları ile ilgili davalarda verilen kararlar hakkında, bu kararların kesinleşmesinden sonra idarece işlem tesis edilir.

2. (Değişik bent: 10/06/1994 – 4001/13 md.) Tam yargı davaları hakkındaki kararlardan belli bir miktarı içerenler genel hükümler dairesinde infaz ve icra olunur.

3. Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemeleri kararlarına göre işlem tesis edilmeyen veya eylemde bulunulmayan hallerde idare aleyhine Danıştay ve ilgili idari mahkemede maddi ve manevi tazminat davası açılabilir.

4. Mahkeme kararlarının (otuz) gün içinde kamu görevlilerince kasten yerine getirilmemesi halinde ilgili, idare aleyhine dava açabileceği gibi, kararı yerine getirmeyen kamu görevlisi aleyhine de tazminat davası açılabilir.

5. Vergi uyuşmazlıklarına ilişkin mahkeme kararlarının idareye tebliğinden sonra bu kararlara göre tespit edilecek vergi, resim, harçlar ve benzeri mali yükümler ile zam ve cezaların miktarı ilgili idarece mükellefe bildirilir.

6. Tazminat ve vergi davalarında kararın idareye tebliğinden itibaren infazın gecikmesi sebebiyle idarece kanuni gecikme faizi ödenir.

 

DOKUZ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ MOBBİNG BİRİMİ İŞLEYİŞ USUL VE ESASLARI

DOKUZ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ MOBBİNG BİRİMİ İŞLEYİŞ USUL VE ESASLARI

Amaç ve kapsam
MADDE 1 – İşbu usul ve esaslar, Dokuz Eylül Üniversitesi öğrencileri , akademik ve idarî personeli ile ilgili mobbing vakalarının saptanması, tanımlanması ve çözümlenmesine dair Üniversite bünyesinde oluşturulan Mobbing Biriminin çalışmalarına ilişkin kural ve yöntemleri belirlemek üzere düzenlenmiştir.

Dayanak
MADDE 2 – İşbu esaslar, 19.03.2011 tarih ve 27879 sayılı Resmî Gazetede yayınlanan 2011/2 sayılı Başbakanlık Genelgesi ile 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 14 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.

Tanımlar
MADDE 3 – İşbu usul ve esaslarda yer alan;
a) Üniversite: Dokuz Eylül Üniversitesini,
b) Mobbing: Dokuz Eylül Üniversitesi’nde görev yapan akademik ve idari personelin, öğrenim gören öğrencilerin, kişiliğini, onurunu ve toplumsal itibarını olumsuz yönde etkileyen, aile ve sosyal yaşamını tehdit eden, bireyin yaratıcılığını ve iş performansını azaltan, psikolojik ve fiziksel sağlığının bozulmasında etkili olan, psikolojik taciz vakalarını,
c) Karşı taraf :Üniversitede sistematik olarak psikolojik taciz uygulayan kişiyi,
d) Mağdur: Üniversitede sistematik olarak psikolojik tacize maruz kalan kişiyi,
e) Uzlaştırıcı: Mobbinge uğradığını düşünerek şikâyette bulunan kişi/kişiler ile ilgili diğer kişi/kişileri uzlaştırma görevi yapan kişiyi,
f) Mobbing Komisyonu: Mobbing vakalarını değerlendirerek karara bağlayan komisyonu, ifade eder.

Mobbing Birim Sekreteryası
MADDE 4 – Birimin Sekreterya işlemleri Hukuk Müşavirliğince yürütülecektir.

MADDE 5 – Mobbing Birim Sekreteryasının görevleri şunlardır:
a)Başvuruları kabul etmek.
b)Yapılan başvuruların ön değerlendirmesini yaparak, Komisyona havale edilip edilmeyeceğine karar vermek.
c) Komisyona iletilmeyecek başvurular hakkında başvuru sahibine gerekçeli bilgi vermek.
d) Komisyonun toplantılarına ilişkin sekreterya hizmetlerini yürütmek.
e) Üniversitesindeki mobbing vakalarına ilişkin istatistik tutmak.

Mobbing Komisyonunun Oluşumu
MADDE 6-Komisyon, Rektör tarafından görevlendirilen bir Rektör Yardımcısı ile üniversite öğretim üyeleri arasından seçilen 2 üye olmak üzere toplam 3 kişiden oluşur. Rektör yardımcısı komisyona başkanlık eder.Komisyon, başkanın çağrısı üzerine üye tam sayısı ile toplanır ve oy çokluğu ile karar alır.

Mobbing Komisyonunun Görevleri
MADDE 7 – Mobbing Komisyonunun görev ve yetkileri şunlardır:
a) Mobbing Birim Sekreteryasınca işleyiş usul ve esasları doğrultusunda yapılan ön değerlendirme sonucu komisyona havale edilen, mobbing vakalarını değerlendirerek karara bağlamak.
b) Tarafları uzlaştırmaya çalışmak.
c) Üniversitede mobbing vakalarının önlenmesi için tavsiyede bulunmak.
d) Üniversitede ve toplumda mobbing ile mücadele konusunda farkındalık yaratmak amacıyla çalışmalar yürütmek.

Şikayetlerin Alınması
MADDE 8 – Dokuz Eylül Üniversitesinde görevli akademik ve idarî personel ile öğrenimini sürdüren öğrencilerden mobbinge uğradığını düşünenler şikâyetlerini, internet portalında yer alan “Dokuz Eylül Üniversitesi Mobbing Birimi
Başvuru Formu (Form 1)”nu doldurarak, Mobbing Birim Sekreteryasının e-posta adresine gönderir. Şikâyet sahibinin, talebi hâlinde, adı gizli tutulur.

Şikâyetlerin Ön Değerlendirmesi
MADDE 9 – Mobbing Birim Sekreteryası, Mobbing Birimine başvuran kişilerin yaşadığı vakalarını bir ön değerlendirmeye tâbi tutarak başvurunun komisyona iletilip iletilmeyeceğine karar verir ve sonucu başvurana bildirir.

Mobbing Davranışları
MADDE 10 – Dokuz Eylül Üniversitesinde görevli akademik ve idarî personel ile öğrenimini sürdüren öğrencilerin;
– Yaptığı tüm önerilerin reddedilmesi, yanıtsız bırakılması, hiç yapılmamış gibi davranılması,
– Toplantılardan ve sosyal faaliyetlerden haberdar edilmemesi,
– Dışlanması, dışarıda bırakılması,
– Ötekileştirilmesi,
– Ders verme hakkının elinden alınması,
– Oturacağı oda, kullanacağı alet ve teçhizat, laboratuar, atölye verilmemesi,
– Yeteneklerinin altında işler verilerek küçümsenmesi,
– Gerçekleştirilmesi imkânsız işleri yapmasının istenmesi,
– Verilen görevlerin abartılı bir şekilde kontrol edilmesi,
– Performansı etkileyecek bilgilerin saklanması,
– Akademik ilerleme ve görevde yükseltilmenin sistematik olarak engellenmesi,
– Cinsiyet ayrımı yapılması,
– Siyasî ve dinî görüşünden dolayı psikolojik baskı yapılması,
– Sürekli azarlanması,
– Hakaret ve alaylara maruz bırakılması,
– Kişinin iş performansının haksız olarak yerilmesi,
– İşten atılmayla tehdit edilmesi,
– Sınıfın huzurunda alenî olarak öğrencinin azarlanması (öğrencinin itibarına saldırı),
– Öğrencinin yetenekleriyle alay edilmesi,
– Öğrenciye gözdağı verilmesi,
– Öğrencinin gerekli olan meslekî bilgilerden bireysel olarak mahrum edilmesi ve benzeri davranışlar mobbing davranışları olarak kabul edilir.

Komisyon Değerlendirmesi
MADDE 11 – (1) Mobbing Birimine gönderilen mobbingle ilgili sorun ve şikâyetler Komisyon tarafından incelemeye alınarak değerlendirilir.
(2) Komisyon, kendisine sunulan bilgi ve belgeleri ayrıntılarıyla inceler, gerek duyduğu takdirde mağduru, karşı tarafı , konu ile ilgili birim yöneticisi,uzman psikolog ve ilgili diğer kişileri çağırarak dinler. Komisyon gerek gördüğünde incelenen olayı alt komisyonlara ve bilirkişiye gönderebilir.
(3) Komisyon inceleme sonucunda mobbinge uğradığını düşünerek şikâyette bulunan kişilere yardımcı olmak üzere bir uzlaştırıcı görevlendirebilir. Komisyon tarafından görevlendirilen uzlaştırıcı, taraflarla ve konu ile ilgili diğer kişi/kişiler ile görüşme yaparak uzlaştırma yoluyla sorunu çözmeye çalışır. Konu ile ilgili olarak görevlendirilen uzlaştırıcı, tarafları uzlaştırma veya uzlaştıramama durumunda sonucu Mobbing Komisyonuna sunar.
(4) Mobbing Komisyonu yapmış olduğu değerlendirme sonucunda alacağı kararı bir rapor halinde rektöre sunar.

Çeşitli ve Son Hükümler Yürürlük
MADDE 12 – (1) İşbu usul ve esaslar, üniversite yönetim kurulunda kabul edildiği
tarihte yürürlüğe girer.
Yürütme
MADDE 13 – İşbu usul ve esasları Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörü yürütür.