Kategori arşivi: Makaleler

Bir de Çocukların Gözüyle Bakabilsek

Çocuklar dünyaya, hayata, olaylara en saf ve objektif şekilde bakarlar. Pek geçmişleri olmadığı için zihinlerinde henüz ön yargılar olmamıştır. Ön yargılar oluşmadığı için geleceğe dair endişeler de beslemezler. Onlar an’a odaklandıkları için mutlu olurlar. Geçmişin gölgesi geleceği karartmadığı için hayata daha aydınlık gözle bakarlar.

“Kral çıplak” hikayesi aslında ön kabullerle kirlenen zihnimizle gerçeği göremeyeceğimiz üzerinedir.

Kurnaz terzi, giyime çok düşkün olan Krala eşsiz bir elbise dikip “Bu elbiseyi ancak akıllılar görür cahiller göremez” demiş.

Kendini cahil göstermemek ve menfaat elde etmek için çıplak olan krala övgüler dizen halkın arasında bir çocuk haykırmış:

“Kral çıplak”

Amerikanın efsane başkanlarından Abraham Lincoln’un çok çirkin bir yüzü varmış. Başkanlık seçim kampanyasına başladığı ilk gün küçük bir kız çocuğu yanına gelmiş. “Lincoln Amca bu yüzle seçimi kazanamazsın. Sakal ve bıyık bıraksan, yüzün daha güzel görünür” demiş.

Lincoln bu öneriyi çok mantıklı bularak sakal ve bıyık bırakmış ve yüzünün tüm çirkinliği görünmez olmuş. Abraham Lincoln’un tüm resimleri ve heykellerinde sakal ve bıyıklıdır, çirkinlik pek hissedilmez.

Lincoln başkan olduktan sonra küçük kıza mektup yazmış. Özetle şöyle demiş: “Tavsiyen işe yaradı”

Bir gün bir arkadaşımla üniversitede hocalık yapan birinin seminerine katılmıştık. Daha sonra bu kişi siyasete atıldı ve ekranda sürekli boy gösterdi.

Seminere arkadaşım ana sınıfına giden küçük çocuğuyla birlikte gelmişti.

Seminerden sonra hoca, ben, arkadaşım ve çocuğu ile birlikte oturup çay içtik. Bu arada semineri veren üniversite hocası çocuğa dönerek sordu: “Delikanlı konuşmamı beğendin mi?”

Çocuk bütün safiyetiyle şöyle dedi. “ Önünde mikrofon vardı ama niye bağırarak konuşuyordun onu anlayamadım.”

Hoca bozulmuş ama bir şey diyememişti. Erişkinler menfaat, hoş görünme saikiyle iltifat edebilirdi. Ama çocuğun bu tür bir kaygısı yoktu.

Benim kızım henüz ilkokula gitmiyordu. Elimde okuduğum kitabın kapağındaki resmi göstererek sordu “Baba bu ne?” Toplumsal Hayvan” isimli kitabın kapağında hayvan insan karışımı bir desen vardı.

Ben biraz da eğitim amaçlı olarak “Kızım, kötü insanlar işte böyle hayvan gibi olurlar” dedim. Kızım şaşırmıştı. Bana dedi ki:“İyi ama baba, hayvanlar hiç kötülük yapmaz ki”

Düşündüm, çok doğru söylüyordu. Kötülük insanlara mahsustu. Kızımın o sözünden yola çıkarak “Hayvanlığın Âlemi Var” isimli kitabı yazdım.

Ben şimdi merak ediyorum . Acaba siyaset adamlarımız Abraham Lincoln’dan ilham alarak, hallerini bir çocuğa sorsalar, kim bilir çirkinliklerini kapatacak nasıl bir tavsiye ile karşılaşırlardı?

(20 Kasım, BM Genel Kurulu Çocuk Hakları Bildirgesini kabul ettiği 1959’daki tarihtir. Bu nedenle Uluslararası Çocuk Günü her yıl 20 Kasım’da kutlanıyor. Çocuklardan öğreneceğimiz çok şey var. )

Mutsuz musun ?

BİRLİKTE ZAMAN GEÇİRDİĞİN BEŞ KİŞİYE BAK!


Ameɾikalı giɾişimci, yazaɾ ve motivasyon konuşmacısı Jim Rohn (1930-2009) bize kim olduğumuzu “İnsan, birlikte en çok zaman geçirdiği beş kişinin ortalamasıdır.” Sözüyle açıklık getirir.

En çok zaman geçirdiğimiz beş kişiye bakalım. Bu kişilerin özellikleri bizim nasıl bir insan olduğumuz konusunda ip uçları verir. Aynı zamanda kendimizi geliştirmek ve mutlu olmak için nasıl bir yol izleyeceğimiz konusunda bize veri sağlar.

En çok zaman geçirdiğimiz beş kişi;
– Kendileriyle barışık insanlar mı?
– Olaylara bakışları olumlu ve iyimser mi?
– Bizim başarılarımızdan hoşlanırlar mı yoksa kıskanırlar mı?
– Bizim hayat kalitemize zenginlik katıyorlar mı?
– Bizi motive eden insanlar mı yoksa şevkimizi kıran insanlar mı?
– Yanlarında bulunduğumuzda ruh halimiz güvenli, rahat, neşeli mi yoksa kötümser, karamsar mı?
– Hayatın zorluklarına karşı mizahi bir bakış açıları var mı?
– Yoksa hayattaki engelleri hep tatsız bir sorun olarak mı görüyorlar.

Çevrenizdeki bu kişiler sizi karamsarlığa, kötümserliğe sürüklüyor, neşenizi gölgeliyorsa yapacağınız iki şey var. Eğer bu kişiler hayatınızda zorunlu olarak görüşmeniz gereken kişiler ise onun düşünce ve davranışlarından etkilenmemeyi prensip edinmelisiniz. Eğer bu kişilerle görüşmeniz zorunlu değilse iletişiminizi asgariye indirmelisiniz.

Jim Rohn yine “Bulunduğun yer seni memnun etmiyorsa, yerini değiştir. Ağaç değilsin.” Der. Bunları yapmıyorsanız, halinizden şikayet etmemelisiniz. Çünkü siz de öyle bir insansınız.

Unutmayalım ki, bir Alman Atasözünde denildiği gibi “Karga ile dost olan güvercinin tüyleri beyaz kalır ama kalbi kararır.”

SAHİ KADIN NEYDİ?

Peygamber Efendimiz savaşa giderken kendilerine katılmak üzere gelen bir gencin annesinin olduğunu öğrenince O gence şöyle buyurmuştur “Sen git annene hizmet et! Cennet annelerin ayakları altındadır.”

Büyük İkilem

Kadını yok olan bir ülkenin geleceği olamaz.. İnsanlığın anası yok ediliyor… Değerlerimiz yok ediliyor!

Yozlaşan gelecek

Karanlık ve yok edilen gelecek….

Anneye hizmet etmenin, diğer bütün görevlerden daha üstün olduğunu bildiğimiz halde tüketim toplumu kültürüne ayak uydurarak saygıyı, sevgiyi, hizmeti AVM’lerde arar olduk. Şehit annelerinin ellerinde gizlediği cennet kokularına saygıyla dokunmak, sarılıp öpmek yerine ellerine tutuşturulan hediyelerle idrak ettik. 8 Mart Dünya kadınlar günü veya anneler sevgililer gününü bir kutlamadan ibaret sandık. Oysa 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ABD’nin New York eyaletinde çalışma şartlarının iyileştirilmesi için mücadele veren 120 emekçi kadının, fabrikada yanarak can verdiği gündü. Bu acıyı kadınlara armağan ettiler; tören etkinliklerle bayram gibi kutlamaya başladık(!)

Kutlu -Hediye(li) gelecek…

Dokundular….Şiddet  ile kadına, tacizle körpecik bedenlere, ‘’ ama istismara uygun giyinmişti’’ denilen kızlara,  ağzı süt kokan masum bebelere  dokundular. Vicdansızca yargıladılar, ezdiler eleştirdiler, bezdirdiler. Övüp baş tacı etmediler, az evlendi çok boşadılar. İşyerinde gerek fizyolojik ve gerekse psikolojik şiddet ile yıldırdılar, bedenlerimize, ruhlarımıza, gururumuza ve kadınlık onurumuza dokundular;

Dokunmatik gelecek….

Sevdiler ….Televizyonda, gazetede, internette, işyerinde ve reklamlarda… Caddede sarışını, dudağını, bacağını vücudunun kıvrımlarını sevdiler;

Sevgili gelecek…

Baktılar kadına. Sinemada, defilede sahnede, panolarda… Barbie bebek biblo gibi baktılar.. Gözlerine de baktılar fakat gözlerindeki hüznü göremediler.

Öpülesi o kınalı eller, örgülü saçlar kanla yıkanırken defalarca; dayakla, küfürle, kezzapla, yumrukla moraran yüzleri görmediler ya da gördüklerinde çok GEÇ olmuştu. Ne sığınma evlerinde, ne baba ocağında güvende değillerdi. Şiddet her yerde kadını buluyor, ecel ensesinde dolaşıyordu. Onlarca kadın evsiz-işsiz, sakat kaldı ya öldürüldü ya intihar etti. Günlerini görmüştü kadınlar;

Görgülü gelecek…

Kurtuluş savaşında Halide Edip Adıvar, Nezahat Onbaşı, Şerife Bacı, Kara Fatma, Halime Çavuş, Tayyar Rahmiye, Erzurum’da Nene Hatun… Kadın her savaşta Türk erkeği ile omuz omuza yan yanaydı.  Üç adım geriden yürütmeye çalıştılar.

Türkiye’de kadınlar 5 Aralık 1934’te milletvekilliği 1930’de belediyelerde ve 1933’ten itibaren muhtarlıklarda seçme ve seçilme hakkı elde ettiler ancak siyasi mitinglerde genel başkan konuşurken fonda, seçim listelerinde sonda yer aldılar. Evde, mutfakta,  işte okulda unuttular. İşveren-iş gören statülerinde cinsiyet ayrımına uğradılar

Kadınlığını, unuttu oralı bile olmadılar

Unutulan gelecek….

Hayal- Hayal Kırıklığı

Fedakâr, cefakâr vefalı kadın Sustu! Bazen namusu bazen evladı için

Sustular, susturuldular… Söyleyecek çok şeyi vardı. Kırıldı kızdı, üzüldü, âşık oldu,  ihanete uğradı. Sorgulayamadı, engellendi, berdele, namus cinayetine, törelere, kürtaja sustu. Çocuk gelindiler…

Kaderine küstü; Babasına erkek kardeşine yahut kocasına, hayallerine küstü…

Fedakâr vefalı kadın, safa süremedi

Suskun  gelecek…..

Sürgün gelecek

Şiddet(li) Kutlu gelecek….

Cefakâr gelecek…

Sahi, 8 Mart’ta Neyi Kutluyor, Hediye için Nereye Koşuyoruz?

Mart-2018

Jale Özerzurumlu ALCAN

Kamu Görevlileri Etik Kurulu’nun Daveti ile Toplantıya Katıldık

Kamu Görevlileri Etik Kurulu;  Bankacılık Sektöründe yaşanan Mobbing olayları nedeniyle Derneğimizi; yaptığı başvuruyu görüşmek üzere Türkiye Bankalar Birliği ile birlikte  6 Aralık 2017 tarihinde saat 14.00’de etik kurulu toplantısına davet etti.

Kamu Görevlileri Etik Kurulu Başkanı Köksal TOPTAN başkanlığında yapılan toplantıya kurul üyeleri, Asım AYKAN, Selçuk HONDU, Ahmet KARAYİĞİT, Ömer Faruk DOĞAN, Prof. Dr. A. Haluk DURSUN, Ahmet DEMİROK, Ziyaeddin AKBULUT, Prof. Dr. Ramazan KAPLAN, Prof. Dr. M. Fatih UŞAN ve İbrahim BURKAY katıldılar.

Toplantıda Türkiye Bankalar Birliği adına Genel Sekreter Dr. Ekrem Keskin katılırken, Genel Başkanımız Prof.Dr. Vedat Bulut’un Ankara dışındaki görevi nedeniyle Derneğimizi temsilen İletişim Genel Koordinatörü İlhan İşman ve Ar-ge ve Proje Genel Koordinatörü Dr. Mustafa Kemal Topçu katıldı. Toplantıda Başbakanlık Uzmanları da hazır bulundu.

Kurul Başkanı Köksal Toptan toplantı açış konuşmasında Kamu Görevlileri Etik Kurulunun kuruluş amacı, görev, yetki ve sorumluluklarından söz ederek, “Bugün kurul gündemimizin konusu Mobbing ile Mücadele Derneği tarafından kurulumuza yapılan şikayet olduğunu” belirtti. İlk sözü Derneğimize vererek gündem konusu olan şikayet ile ilgili bilgilendirme yapmamızı istedi.

İlhan İşman söz alarak öncelikle davet ve duyarlılığı nedeniyle Köksal TOPTAN’a tüm mağdurlar adına teşekkür ederek söze başladı. Derneğin kuruluş amacı ve faaliyetlerini anlatan İşman, Mobbing ile ilgili bilgilendirmeler yaparak, şikayetlerin TBMM, CİMER, BİMER, ALO 170, Kamu Denetçiliği Kurumu, İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu aracılığıyla yapıldığını, şikayetlerin son olarak maalesef şikayet edilen kişi ve kuruma gittiğini ve doğal olarak bu kişi ve kurumların şikayeti böyle bir olay yokmuş gibi göstererek gereğini yapmadıklarını, sonrasında mobbingin artarak devam ettiğini ve mağdurun daha da çok mağdur edildiğini, mobbingin sonucunun ya intihar ya da cinayete kadar gittiğini belirterek acil önlemler alınması gerektiğini bildirdi. Dernek olarak mobbingin önlenmesi konusunda her türlü desteğe ve katkıya hazır olduklarını söyledi. Bankacılık Sektöründe derneğe yapılan Mobbing başvurularını, mağdurların ağzından dile getiren İşman, Bankacılık Sektörü ile ilgili ALO 170 istatistiklerinden örnekler verdi.

 

Türkiye Bankalar Birliği adına söz alan Genel Sekreter Dr. Ekrem Keskin de sektörün katılım bankaları hariç, 200 bin çalışanı olduğunu, çalışma şartları ile ilgili BDDK onaylı olarak Türkiye Bankalar Birliğinin etik kuralları bulunduğunu bildirerek bu kurallar hakkında bilgi verdi. Kendilerine yapılan başvuruların genellikle yargı aşamasından sonra gelen başvurular olduğunu ve bu başvurular için işlem yapamadıklarını, kendilerine son üç yıl içerisinde 12 adet şikayet başvurusu yapıldığını ve şikayetlerle ilgili işlem yapıldığını söyledi.

Ar-ge ve Proje Genel Koordinatörü Dr. Mustafa Kemal Topçu da “çalışma Ortamında Mobbinge yol açan başlıca örgütsel ve yönetsel nedenlerden en önemlisinin kötü yönetim olduğunu adillik, sorumluluk, hesap verilirlik ve saydamlık olmayışının mobbinge neden olduğunu söyledi. Çalışma barışının sağlanması ve sürdürülebilir olması için psikolojik sermayenin güçlendirilmesi gerektiğini söyleyen Topçu; mobbing farkındalık seminerleri düzenlenmesi ve insan kaynakları birimlerinde çalışanların, işgören temsilcilerinin, işveren temsilcilerinin temel analiz uzmanlık eğitimi almasının mobbingin ortadan kaldırılması için önemli katkı sağlayacağını belirtti.

Daha sonra sıra ile söz alan Etik Kurul üyeleri de özetle; ALO 170 rakamları ile Bankalar Birliği rakamları arasında ciddi farkların olduğunu bu durumun araştırılarak gerekli önlemlerin alınmasını istediler. Eskisi kadar olmasa da zaman zaman mesai saatleri dışında da Bankaların kapılarının kilitli ama içeride ışıkların yandığını, çalışanların olduğunu dile getirdiler. Bankaların günlük hayatımızın bir parçası olduğunu dile getiren üyeler, sistemin iyi kurgulanmasının mobbingin önlenmesine katkı sağlayacağını belirttiler. Bankacılık Sektörünün ülke kalkınmasına hizmet eden ve katma değer üreten önemli bir sektör olduğunu BDDK, Türkiye Bankalar Birliği  ve Mobbing ile Mücadele Derneğinin bu konuda ortak akılla, sistemdeki aksaklıkların giderilmesi adına çözümler üretilebilmesi  için birlikte çalışma yapılmasını istediler.

Kamu Çalışanları Etik Kurulu Başkanı Koksal TOPTAN kapanış konuşmasında bu fikir alışverişinin bu sorunun çözümünde ortak akılla önemli katkılar sağlayacağına inandığını belirterek toplantıya katılan taraflara teşekkür etti.

 

Poliste İntihar

Hakan ÖZEN’in Ulusal Ajans’ta yer alan Köşe Yazısı

Turgutlu’da görev yapmakta olan Polis memurunun kendi beylik tabancasıyla intihar etmesinin ardından Manisa Merkez’de TEM’de çalışan ve mesleğinin henüz baharında olan Polis Memuru Atilla Baz yine intihar sonucu hayatına son verdi. Üst üste gelen intihar vakaları ve onun öncesinde sürekli olarak gündeme getirilen mobbing uygulamaları iddiaları, fiziksel ve psikolojik bunalıma sürükleyen aşırı çalışma saatleri Emniyet Teşkilatı’nda neler oluyor sorusunu bir kez daha gündeme getirdi.

Kamu Denetçiliği Kurumunun raporuna göre polis memurlarına verilen ek görevler hariç haftalık ortalama 50 saatin üzerinde çalıştığı tespiti yapıldı. Çalışma saati açısından Manisa’da şu an 12 saat uygulaması yürütülüyor. Tabi buna ek görev olarak sayılan maç, konser, yürüyüş ve benzeri olaylar eklendiğinde 12 saat 15-16 saate kadar uzayabiliyor.

Çalışma koşulları ve psikolojisi açısından mesai saati en fazla 8 saat olması gerekirken bu saatin yaklaşık 2 katına kadar daha artması beraberinde istenmeyen sorun ve sonuçları da getiriyor. Yine yapılan bir araştırma neticesinde Türkiye’de intihar vakaları açısından en fazla intihar eden meslek gurubu olarak yine Polisler birinci sırada gözüküyor.

Polisler aşırı çalışma koşullarından dert yanarken Emniyet amirleri de 15 Temmuz’u gerekçe göstererek ellerindeki personel sayısının yeterli olmayışını, mecburi durum olarak aşırı çalışma saatiyle karşılaşıldığını belirtiyorlar.

 

Yazının Tamamı için tıklayın

Kaynak : Ulusal Ajans

 

Öğretmenlerimiz ve Mobbing

İlhan İŞMAN
Genel Başkan

Bir kaç gün önce Öğretmenler Gününü kutladık. Ülkemizin dört bir yanında eli öpülesi öğretmenlerimiz için etkinlikler düzenledik. Onlara olan vefa, minnet ve şükran duygularımızı dile getirdik. Bizi bu günlere getiren öğretmenlerimizi saygı ve rahmetle andık. İyiniyet ve temennilerimizi dile getirdik.

Öğretmenlerimizin yaşadığı sıkıntıları, zorlukları, eğitim camiamızın sorunlarını bir gün için deyim yerindeyse görmezden geldik, hep bardağın dolu tarafına odaklandık.

Pekiyi ya bardağın boş tarafı?

Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okullarda psikolojik taciz(mobbing) maalesef olanca şiddetiyle devam etmektedir. Yapılan araştırmalarda öğretmenler arasında psikolojik tacizin çok sık yapıldığı ve yaygın olduğu tespit edilmiştir. Alo 170 verileri de bu gerçeği gözler önüne sermiştir. Milli Eğitim Bakanlığı, Sağlık Bakanlığından sonra en çok Mobbing şikayetinin alındığı ikinci kamu kurumu olarak yer almıştır.

Neden eğitim kurumlarında mobbing yaygındır?

Çoğunlukla Okul idarecileri okullarda deyim yerindeyse krallıklarını ilan etmekte kendilerini bir eğitimci olarak değil, küçük kral ilan ederek, hak, hukuk gözetmeden diğer öğretmenlere karşı acımasızca davranabilmektedir. Okul aile birliğini de zaman zaman işin içine katarak yaşanan mobbing zorbalıkları katmerlenmekte; içinden çıkılamaz bir sorunlar yumağı haline dönüşmektedir. Kurban seçilen öğretmenler maalesef mücadele etmek yerine kaçmayı tercih etmektedir.

Unutulmaması gerekir ki; eğitim-öğretimde aslolan moral seviyesidir. Öğrenci ve öğretmenlerin bilgi alışverişinde maksimum verimlilik moraller iyi olduğunda gerçekleşir. Her öğretmen dersine girdiği sınıfı germek veya üzmek yerine öncelikle ilk birkaç dakika öğrencilere güler yüzle güven verecek davranışlar gösterir. Sınıfı gözleri ile kucaklar ve üzüntülü veya gergin gördüğü öğrencilere hal hatır sorar.

Öğretmen üzüntülü ise öğrenci bundan hemen etkilenir. Yüzü asık, gözleri ağlamaklı bir öğretmen  öğrencilerin dikkatini dağıtır. Sadece üzgün öğretmenin dersinde değil, sonraki  bütün derslerde öğrencilerin morali bozulur ve eğitim verimliliği büyük oranda düşer. Her okul idarecisi şunu bilmelidir ki öğretmen okulun iki asli unsurundan biridir.

Öğretmen yoksa okul da olmaz o okulun idaresi de olmaz. Türkiye’de geçmişten beri okullarda öğretmenlerin çoğu politize olmuştur. Siyasi görüş, dini görüş maalesef öğretmenleri gruplaşmalara itmektedir.

Özellikle son yıllarda memur sendikaları öğretmenler arasında ayrımcılıklara neden olmuş, tutum ve davranışlarıyla neredeyse okul yönetiminin yerine geçmiş, idarecilerin emir ve talimat aldıkları yer haline dönüşmüştür. Hepimizin malumudur ki; öğretmen üyesi olduğu sendikaya göre siyasi kimlik sahibi kabul edilmektedir. İktidar yanlısı sendika üyesi öğretmenler de çoğu zaman diğer öğretmen arkadaşlarına baskın çıkabilmektedirler. Okul idarecileri yerlerini korumak için güçlü sendikalara daha yakın durmakta, neredeyse güçlü sendikanın hiçbir talebi geri çevrilmemektedir.

Öğretmenler sürekli mesai yerine esnek çalışma usulü ile çalışmaktadırlar. Bu da ister istemez mesai boşluğu oluşturmakta ve boş kalan insanın yapacağı tek şey ise başkaları ile uğraşmak olmaktadır. Çoğu zaman Öğretmenler kendilerine yakın gördükleri öğrencileri koruma güdüsü ile öğrenciler üzerinden duygusal  durumlar oluşturabilmektedir. 

Başka öğretmenler bu öğrencilere haksızlık yaptığında veya öyle düşündüklerinde, öğretmenler arasında çatışma Kıvılcımları da başlamaktadır.

Öğretmenlik kutsal bir meslektir. Saygınlık seviyesi en üst düzeyde olmalıdır. Okul idarecileri maalesef öğretmenlere beklenilen saygınlıkta davranmamaktadır.

Her öğretmen saygındır, bunu hak eder. Öğrencilerin gözünde her öğretmen önemli, değerli ve saygındır. Öğretmen de öyle olmak ister. Ancak okul idarecileri öğretmenlerin özgüvene dayalı davranışlarını bir itaatsizlik olarak görmekte, öğretmeni kontrol altına almak için çeşitli haksız davranışlara, kaba yöntemlere başvurabilmektedir.

Öğretmeni herkesin yanında aşağılama, ders saatlerini azaltma, yapacağı etkinlikleri kısıtlama, suç olmayan şeyleri suçmuş gibi göstererek, sudan bahanelerle hakkında soruşturma açma, görevi olmayan işleri vererek süresinden önce tamamlamasını isteme, giyimini, özel hayatını dedikodu masasına yatırma gibi, bir okul idarecisine yakışmayan tutum ve davranışlarla öğretmenlere karşı yıkıcı, sinir bozucu taktiklerle saldırmaktadır.

Öğretmenlerin çoğu bu saldırılar karşısında maalesef sadece acı yaşamakta, yapılanları sineye çekmektedirler. Yine öğretmenlerin bir çoğu Kendisine yapılan haksızlığı, çalışma hayatının olağan uygulamaları olarak kabullenmektedir. Yapılan haksızlığa baş kaldırmak demek artık o çevrede, ilçe milli eğitimin nazarında hatta Bakanlıkta sorunlu öğretmen damgasını yemek demektir.Bu damgalanmayı göze alabilen öğretmenler ise haklı oldukları konularda bile haksızlığa maruz kalmakta bir çoğunun yaptığı haklı şikayet, muhakkiklerin taraflı tutumu ile örtbas edilebilmektedir.

Şikayet eden öğretmen artık o okulun baş belası olarak damgalanmakta, yapılan psikolojik taciz(mobbing) şiddetlenerek uygulanmaktadır. Muhakkiklerin taraflı tutumu karşısında gözü korkutulan öğretmen, bir daha hakkını arayamamakta, bunu gören diğer öğretmenler de sinmekte ve okul idarecileri de çok büyük bir iş yapmış edasıyla, katı, acımasız yönetim tarzlarını uygulamaya devam etmektedirler.

Öğretmenler arasında bir araştırma yapılsa çok büyük oranda antideprasan ilaçları kullandıkları görülecektir.

Okulda yaşanılan sorunlar ister istemez aileye de taşınmaktadır. Öğretmenler arasında yaşanılan mobbing vakaları da az değildir. Mobbingi sadece idarecilerden kaynaklanan sorun olarak görmemek gerekir. Öğretmenler de birbirlerine mobbing yaparak okul mesaisini çekilmez hale getirebilmektedir.

Yapılan araştırmalar göstermiştir ki; her 100 öğretmenden 70’i çalışma hayatı boyunca en az bir kere (en az 3 ay süreli) mobbinge maruz kalmaktadır.

Türkiye genelinde yapılacak kapsamlı bir anketle mobbing sorunu kaynaklı eğitim verimliliği kaybı, öğretmenlerin kullandığı ilaçlar nedeniyle Milli Eğitim Bakanlığı bütçesine getirilen mali külfet, zaman kaybı, öğrencilerin davranışlarına yansıyan şiddet olgusu tespit edilebilir.

Derneğimize gelen şikayetlerin yarısından çoğu öğretmenlerden gelmektedir.

Geleceğimizi emanet ettiğimiz öğretmenlerimizin; kendi meslektaşlarına veya okul idarecilerinin bir başka öğretmene karşı kötü davranmasının, psikolojik taciz uygulamasının önüne geçmek zorundayız.

Şeffaf, adil, demokratik, katılımcı, tarafsız yönetim modelinin uygulanması için, bir devlet adamı olarak sağ duyusuna ve tecrübesine güvendiğimiz Milli Eğitim Bakanımız Sayın Ziya SELÇUK’u “Okullarda Sıfır Mobbing” sloganı ile projeler geliştirmeye davet ediyoruz.

Çocuklarımız hepimizin üzerine titrediği en nadide çiçeklerimizdir. Onların ruh ve beden sağlığını korumak, kollamak nefes almadan sonra ki en önemli önceliğimizdir. Doğaldır ki; onları okula gönderirken emin ellerde olduklarını bilmek, güvenmek isteriz.

Öğretmenlerimizin ruh ve beden sağlığını korumak ve kollamak, onurlu çalışma hakkını gözetmek, deneyimli, birikimli insan kaynağımız olan öğretmenlerimizin verimli, huzurlu ve sağlıklı ortamlarda çalışması için çaba sarf etmek başta Bakanlığımız olmak üzere hepimizin öncelikleri arasında yer almalıdır.

Mobbing ile mücadele derneği olarak Milli Eğitim Bakanlığımıza hem mobbing hem de akran zorbalığı(bullying) konusunda destek vermeye hazır olduğumuzu bildirmek istiyoruz.

BİR KEZ DAHA ÖNEMLE BELİRTMEK İSTERİZ Kİ:
Bir çalışana karşı psikolojik taciz yapan ve yetkisi ve bilgisi olduğu halde bu eylem ve işleme karşı göz yumanlar da psikolojik tacizi (mobbingi) yapanlarla aynı derecede suç işlemiş sayılmaktadır.

SON SÖZ : Unutmamalıyız ki Mobbing milli bir meseledir ve mobbing sonucunda kaybeden bütün toplumdur…

Mobbing Mücadelemiz


Dr. Hicran ATATANIR

Mobbing, günlük yaşantımızda daha sık işittiğimiz kavramlardan biri haline geldi. Bazılarımızın çalışma hayatını kâbusa çeviren bu sorunla belki hiç karşılaşmadık, belki de yaşadıklarımızın bir Mobbing vakası olduğunun hiç farkına varamadık. Belki de tam da bu nedenle mücadele etmemiz gereken sorunun ne olduğuna, neden önemli olduğuna dair farkındalığımız yeterince gelişemedi. Ya da ancak mağduru olduğumuz zaman mobbingin yıkıcı etkileri ile yüzleştik ve mücadelemizde bir başımıza kaldık.

Mobbingle Mücadele Derneği “yalnız değilsiniz” sloganı ile mobbing ile mücadele etmek ve verilen mücadelelere profesyonel düzeyde destek vermek üzere kuruldu. Ancak kuşkusuz mobbing yalnızca bireysel ya da sivil inisiyatif ile çözülebilecek bir sorun yumağı değil. Derneğin web sayfasında yer alan çeşitli makalelerde de okuyacağınız üzere çok temel hukuki düzenlemelerin yanı sıra bu düzenlemelerin acilen hayata geçirilmesine, bu konuda kamusal aktörlerin fiili olarak sorumluluk almasına ve hep birlikte bir yol haritası çizilmesine ihtiyaç var.

Mobbing ile olan haklı mücadelesinde hiç kimsenin yalnız kalmaması kanımca biraz da böylesi önemli bir amaçla kurulmuş derneğin de mücadelesinde yalnız bırakılmamasına bağlı. Çeşitli araştırmalar bize gerek mobbing uygulayan kişinin gerek mağdurun gerekse mobbinge tanık olan kişilerin psikolojik özelliklerinin, çatışmaların yönetilememesinin, örgütsel ve yönetsel sorunlarla baş edilememesinin mobbing nedenlerinden yalnızca belli başlıları olduğunu göstermekte. Ayrımcılık yapma ve ötekileştirme gibi farklılıkları eşitsizliklere dönüştürmeye güdümlü bir anlayıştan gelen psikolojik taciz davranışları ise sosyal ve kültürel bağlam içerisinde nedenleri aranması gereken ve mobbing davranışlarına da düşünsel zemin oluşturan; sosyopsikolojik olarak çok daha derinlemesine incelenmesi gereken nedenler. Çok genel olarak ve bireysel farklılıklar göz ardı ederek denebilir ki belki de bu bağlam, mağdurların mobbinge boyun eğme, tanık olan kişilerin ise sessiz kalma davranış
örüntüsünü de belirleyen sosyolojik bir olgu.

Kuşkusuz işyerleri de toplumdaki güç ilişkilerinden ve bu ilişkilere göre biçimlenen sosyal dengelerden bağışık alanlar değil. Bu nedenledir ki mobbinge karşı atılacak adımlar doğası gereği ve zorunlu olarak toplumsal bir mücadelenin parçasıdır.

Günlük yaşamda sık kullandığımız “yapanın yanına kar kalması” ifadesinin de özetlediği gibi mobbing, uygulayanın yanına kar kalıyor ve mağdurlar baş edemedikleri zorbalar nedeniyle işlerinden oluyor, işyerlerini değiştirmek ya da yeniden ve yeniden iş aramak zorunda kalıyorlar ise çalışma yaşamımızdaki etik değer ve davranış normları üzerinde yeniden düşünmemiz gerekiyor. Sanırım mücadele tam da bu ahlak anlayışının sorgulanması ve doğruya hep birlikte ulaşma irademiz ile başlıyor.

Herşeyden önce işyerinde yaşanılan her çatışmanın, anlaşmazlığın, maruz kalınan şiddet, kaba davranışlar ya da cinsel tacizin mobbing olup olmadığının ayırdında olmamız gerekiyor. Mobbing vakalarında sergilenen psikolojik taciz davranışlarının daha çok araç olduğunun, geniş bir zamana yayılarak sistematik olarak uygulandığının bilincinde olmamız gerekiyor. Mobbing gibi sistematik
olarak sürdürülen bir süreç ile mücadelede atılacak adımların da sistematik ve bütüncül bir yaklaşım içerisinde yönetilmesi önem arz ediyor.

Üzerinde çok konuşmadığımız bazı konuları biraz daha gün yüzüne çıkarmamız gerekiyor. Çalışmaları ile öne çıkan ve işinde başarılı olan insanları çekememe ve gölgeleme sık gözlemlediğimiz ya da deneyimlediğimiz bir davranış mıdır? “Doğru söyleyenin dokuz köyden kovulduğu” bir toplumda dürüst olmak ve dürüst kalabilmek cesaret meselesi midir? Çalışılan işyerinde yapılan yanlışları dile getirmek, yanlış uygulamalara karşı direnmek mobbing mağduru olmak için haklı
gerekçeler midir? Bir işte ya da belli bir birimde çalışmaya devam edebilmek sessiz kabullenişimizin sağladığı kazanç mıdır? Mobbing uygulayan kişilerin acımasızlığını sahip olduğu unvan ya da işgal ettiği makamlar haklı kılabilir mi? …

Galiba mobbingle mücadelede bu ve benzeri sorulara yakın çevremizi ya da kendimizi gözlemleyerek vereceğimiz samimi cevaplar ile yol alabiliriz. Tüketim toplumu döngüsü içinde kiramızı ya da borçlarımızı ödemek, taksitlerimizi aksatmamak ve pek tabi ki yemek, içmek, okumak, gezmek… kısaca yaşamak için para kazanmak zorunda olan bireyleriz. Çocuklarımızı kimseye muhtaç olmayacakları, kendi ayakları üzerinde durabilecekleri bir geleceğe hazırlamak için çabalıyoruz. Bunlar ve belki daha farklı faktörler bize ekmek parasından daha fazlasını kazanmaya, en azından çalışma yaşamında kalmaya zorlayan rasyonel nedenler. Görüyoruz ki mobbing sonucunda işine son verilen ya da işinden ayrılmak zorunda kalan kişiler haklarındaki olumsuz nitelendirmeleri vebalı bir hastalık taşıyormuşçasına yüklenmek durumunda kalıyorlar. Kötü huylu, asi ya da işe yaramaz olduklarına dair etiketler hem bu değerli insanlara, hem ailelerine hem de toplumumuza ağır bedeller ödetiyor.

Çalışma yaşamında kendisini başkasına beğendirme ihtiyacı içinde olmadan, yüksek bir özgüvenle, hoşgörü ile hem kendimizin hem de başkalarının davranış ve duygularını gözlemleyerek, birbirimizi dengeleyerek, suçlayıcı olmadan ve kişiler ya da olaylardan ziyade düşüncelerle uğraşarak dürüst ve çalışkan bireyler olarak yer alabiliriz. Her bireyin onur ve haysiyetine saygı duymayı öğrenebiliriz.

Nitekim mobbing davranışları aşırı derecede ilgi ya da övgü açlığı çeken, başkalarının niyetlerinden aşırı kuşku duyan ve kendi eksikliklerini saklamak için sürekli olarak çevresindekileri yargılayan ve aşağılayan tutumlar ile ortaya çıkan bir süreç. Bu bağlamda mobbinge karşı verilecek mücadele ile mobbing uygulayan kişiye rağmen ve onun için de verildiği ölçüde insanı kazanmak ve çalışma barışını sağlamak mümkün olabilir.

Mobbingle mücadele iş yerlerinde dayanışmaya dayalı örgüt kültürünün güçlenmesi üzerinde etkili olacağı gibi ve katı hiyerarşi, dengeli olmayan yetki ve sorumluluk dağılımı, ücret adaletsizlikleri, sağlıksız iletişim, rol belirsizlikleri, yoğun ve stresli çalışma ortamı gibi çalışma barışını ve verimliliği etkileyen sorunların tespit edilip giderilmesine ve örgüt ikliminin gelişmesine de imkân sağlayacaktır.

Kuşkusuz çok daha temelde yatan sorun işler bir şekilde yolunda gittiği sürece mobbing vakalarının varlığı ya da yokluğu ile ilgilenmeyen, tabiri caiz ise oralı dahi olmayan yönetici profilidir. Bu yöneticiler bilerek ya da bilmeyerek mobbing davranışlarının devam etmesine ve örgütsel ilişkilere yön vermesine ortam hazırlarlar. Bu anlamda vardiyalı çalışma sisteminin uygulandığı, yüksek hiyerarşinin hâkim olduğu işyerlerinde olduğu kadar iş güvencesinin olmadığı, kayıt dışı istihdamın ve geçici çalışmanın yaygın olduğu işyerlerinde de mobbing davranışlarına kör ve sağır kalınması bu sorunun sıklığı ve yaygınlığı üzerinde etkili olur.

Özet olarak mobbing olgusunun ve yaygınlığının toplumun sosyal, ekonomik,kültürel ve ahlaki norm ve değerleri ile doğrudan ilgili olduğunu ve pek tabi üretim ve bölüşüm ilişkilerinin doğasının zorunlu bir yansıması olduğunu söyleyebiliriz.

Kuşkusuz mobbing ile mücadele mobbing davranışlarının sergilenmesine ortam hazırlayan temel faktörlerin, adaletsiz ve eşitsiz uygulamaların farkında olunması ve ortadan kaldırılması ile başlamalıdır. İnsanların mobbing mağduruna dönüşme riskini bertaraf edebilmek belki mümkün olmayabilir ancak bu riski kontrol altına alabilmek ve bir mağduriyet oluşmadan dur diyebilmek hepimizin elinde.

Üniversitelerimiz ve Mobbing

İlhan İŞMAN
Genel Başkan

Ülkemizdeki devlet ve vakıf üniversitelerinde 2017-2018 Eğitim-Öğretim yılı başladı.

Gelin hep birlikte Üniversitelerimizi mercek altına yatıralım ve çeşitli yönleriyle inceleyelim.

Yükseköğretim Kurulunca (YÖK) açıklanan istatistiklere göre, Türkiye’de 2016-2017 öğretim yılında, üniversitelerde 7 milyon 198 bin 987 öğrenci eğitim aldı. Türkiye’de 2015 yılında 156 bin 168 olan akademisyen sayısı 2017 151 bin 763 oldu. Akademisyenlerin 22 bin 535’i profesör, 14 bin 203’ü doçent, 34 bin 652’si yardımcı doçent, 21 bin 423’ü öğretim görevlisi, 9 bin 799’u okutman, 3 bin 774’ü uzman ve 45 bin 321’i araştırma görevlisi olarak çalıştı.

Akademisyenlerin 84 bin 958’i erkek, 66 bin 805’i ise kadınlardan oluştu.

Türkiye’deki üniversite öğrenci sayısı, 2016-2017 öğretim yılında 7 milyon 198 bin 987 olarak gerçekleşti. Öğrencilerden 6 milyon 629 bin 961’i devlet, 554 bin 218’i vakıf üniversitelerinde; 14 bin 808’ü de vakıf meslek yüksekokullarında öğrenimlerine devam ettiler.

Uluslararası yükseköğretim derecelendirme kuruluşu Times Higher Education’ın (THE) verileri, Türkiye’deki üniversitelerin eğitim kalitesinin maalesef son beş yılda geriye gittiğini gözler önüne seriyor.

THE’nın, üniversitelerin eğitim kaliteleri, araştırmaları ve uluslararası tanınmışlıklarını göz önüne alarak oluşturduğu “Dünya Üniversiteleri Sıralaması” raporunda, 2012 yılında ilk 200’de Türkiye’den sadece bir üniversite yer alırken, 2017 yılında yapılan sıralamada ise Türkiye’den ilk 500’e girebilen devlet üniversitesi olmadı. Öyle ki Listenin ilk 500 sırasında Türkiye’den hiçbir üniversite yer almadı.

Boğaziçi Üniversitesi de 2012’den bugüne 200 sıra gerileyerek 500’üncü oldu. 2016-2017 eğitim-öğretim yılında “Devlet Üniversiteleri Sıralaması”nda Türkiye’de birinci olan Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) dünya sıralamasında 550 sıra gerileyerek 800’üncü sırada yer aldı. THE’nin 2017 yılı istatistiklerinde Türkiye’den en yüksek sıralamada yer alan üniversite ise Bilkent Üniversitesi (BÜ) oldu. Vakıf üniversitesi olan BÜ, listeye 400’üncü olarak girebildi.

Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Enformatik Enstitüsü bünyesinde yer alan “URAP Araştırma Laboratuvarı”, tarafından yapılan Türkiye’nin en iyi üniversitesi sıralamasında ODTÜ, Türkiye’nin en iyi üniversitesi olurken, Hacettepe, İstanbul Teknik, İstanbul, Bilkent, Ankara, Gebze Teknik, Ege, Gazi, Boğaziçi, Koç, Sabancı, Erciyes, Atatürk ve Yıldız Teknik üniversiteleri izledi.

Sıralamada, “makale sayısı”, “öğretim üyesi başına düşen makale sayısı”, “atıf sayısı”, “öğretim üyesi başına düşen atıf sayısı”, “toplam bilimsel doküman sayısı”, “öğretim üyesi başına düşen toplam bilimsel doküman sayısı”, “doktora mezun sayısı”, “doktora öğrenci oranı”, “öğretim üyesi başına düşen öğrenci sayısı” olmak üzere, 9 kriter esas alındı.

Türkiye’deki lisans düzeyinde mezun veren 148 üniversiteyi kapsayan çalışmaya göre, ODTÜ 798.01 puanla en iyi üniversite oldu. ODTÜ, geçen yıl ve önceki yıl yapılan sıralamada da yine birinci sırayı almıştı.

Şimdi Gelelim asıl meseleye… Üniversite ve Mobbing.

Yanyana geldiğinde hiç de birbirine yakışmayacak iki kavram olarak gözüküyor. Pekiyi öyle mi?

Elimizde kesin rakamlar olmamakla birlikte Mobbinge maruz kalan akademisyenlerin oranının % 25 olduğu, yani her dört akademisyenden birinin mobbinge maruz kaldığı, bilim adamlarınca dile getiriliyor. (Sert ve Wigley, 2012).

Bu durum kuşkusuz özgür düşüncenin ve bilimin merkezi olması gereken üniversitelerin, özgürlüğüne gölge düşürücü bir durum olarak düşündürücü. Üniversite sektörünün kurumsal yapısı mobbing olaylarının görülmesine ne yazık ki zemin hazırlayabiliyor.

Akademik ortamdaki eğitim seviyesinin yüksekliğine bakarak, mobbingin daha az yaşanması gerektiği beklentisi, teoride gerçekmiş gibi görünüyor. Fakat pratikte bu durumun tamamen tersi olduğunu görüyoruz.

Üniversitelerdeki en popüler mobbing yöntemleri; intihal ile suçlamak, araştırma fonlarını kötüye kullanmakla itham etmek ve öğrencilerle ilişki yaşadığını iddia etmek olarak sıralanabilir.

Yapılan suçlamaların ve dedikoduların artmasına paralel olarak, çoğu zaman idari soruşturma açılmakta, yargı süreci beklenmeden işten atılmaların yaşanması çok karşılaşılan bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır. İntihal, dini ve etnik köken ayrımcılığı ve cinsel taciz gibi suçlamaların toplum nezdinde mağdurun itibarsızlaşmasına neden olarak, yargısız şekilde işten atılması sağlanmaktadır. İtibarını kaybetmiş mağdur; hakkını arayacağı mekanizmaların çoğu zaman hiçbir işe yaramayacağı düşüncesiyle, kaderine razı olmaktadır. Bu durum öyle aşırı durumlara kadar gidebilir ki işten ayrılmak zorunda bırakılan ya da kovulan akademisyenin, başka üniversitelerde iş bulması dahi engellenebilmektedir. Zorba ile öğrencilerin beraber olduğu ve mağdura karşı ortak karalama kampanyaların yapıldığı durumlarda, çoğu zaman öğrencilerin yalancı şahitliği de, mağdurun aleyhine kullanılmaktadır.

Başarılı olmanın bizi bu suçlamalardan koruması beklenemez, aksine yıpratıcı dedikodu ve iftiraların bizi hedef almasına neden olabilir. Başarı ve yüksek performansımız başkalarının kıskançlığı yüzünden hedef olmamıza neden olacaktır.

Hiç kuşku yok ki Üniversitelerde mobbing’in ortadan kaldırılması için, bu suçtan hüküm giyen üniversitelerin teşhir edilmesi, derecelerinin düşürülmesi, kaynaklarının kesilmesi ve akademik terfilerin objektif kriterlere bağlanması gerekir.

Üniversitelerde yaşanan mobbingin nedenlerine baktığımızda hangi kriterler ön plana çıkıyor?

İdeoloji: Türkiye’de ideolojilerin çatıştığı alanlardan biri de üniversitelerdir. Üniversitelerin düşünce ve ifade özgürlüğünün en fazla olması gereken yerler olmasına karşın karşıt görüşe tahammülsüzlük, ideolojik eksende gruplaşmalara yol açmaktadır. İdeolojilerine göre kişiler ötekileştirilmektedir.

Cinsiyet: Üniversitelerde kadına karşı cinsiyet ayrımının olmaması gerekirken, kadınların böyle bir ayrımcılıkla karşı karşıya kalmaları, hem çalışma iklimini hem de psikolojik durumlarını olumsuz etkilemektedir. Başarılı kadınların kıskanılması ve mobbing sürecinde kolay yıldırılabileceği düşüncesi, kadınların duygusal ve fiziksel olarak daha zayıf algılanmasından kaynaklanmaktadır.

Ast-üst ilişkisi: İlki yönetici ve yönetici olmayanların oluşturduğu ast üst, ikincisi ise akademik unvanların ortaya çıkardığı ast üst ilişkileri olmak üzere iki çeşittir. Yöneticiler, kanunlar ve yönetmeliklerde açıkça belirtilmeyen konularda takdir yetkisi kullanırken keyfi uygulamalara girebilmektedir. Kendilerine ideolojik olarak yakın bulduğu kişilere aynı kuralı farklı uygularken, ötekileştirdiği kişilere daha farklı uygulayabilmektedir. Hizmet sürelerinin uzatılması konusundaki uygulamalar bu sorunlara tipik örnek oluşturmaktadır.

-Talep ettiği konferans izinleri, mesleki geziler, araştırma projeleri gibi etkinliklerde bulunmaları engellenmektedir.

-Düzenlemek istedikleri kongre, panel gibi etkinliklere de hiç destek verilmemektedir.

-Fiziki çalışma koşulları zorlaştırılmaktadır. Çalışma odaları, laboratuarları, ameliyathane gibi olanakları ellerinden alınmaktadır.

-Yüksek lisans öğrencileri ve doktora öğrencilerinin tez yazmaları dahi engellenmektedir.

-Kimi zaman da öğrenciler de yıldırılan hocaya karşı kışkırtılmakta, öğretim elemanının özel yaşantısına ilişkin gizli bilgiler öğrencilerle paylaşılmaktadır.

-Sonuçta bizi desteklemeyenler bizden değildir anlayışı ile başka üniversitelere geçmeleri için baskı yapılmaktadır.

Karar süreçleri: Yönetim Kurulu, Fakülte Kurulu, Enstitü Kurulu, Üniversite Senatosu gibi yönetim organlarında muhalefet eden, edebileceği düşünülen, sorgulayan üyeler baskılanmakta, dışlanmakta, istifaya zorlanmakta ve örtülü tehditlerle yıldırılmaktadır

Ders dağılımları: Ders dağılımlarında adalet ve uzmanlık ilkesinden uzaklaşılmaktadır. Yıldırılan kişilerin derslerinin ellerinden alınması veya olması gerekenden daha az ders verilmesine çok sık rastlanmaktadır. Alan dışı derslere girmeye zorlama, girdiği derslerin sürekli başka derslerle değiştirilmesi gibi akademik kurallara uymayan davranışlar sergilenmektedir. Ders saatlerinin keyfiyete göre düzenlenmesi ile bazılarının işi kolaylaştırılmakta, yıldırılmak istenen kişilerde zor durumda bırakılmaktadır.

Menfaat çıkar ilişkileri: Vize ve final sınav gözetmenlikleri, öğrenci danışmanlık görevleri dağıtılırken eşit uygulamalardan uzaklaşılmakta, ötekileştirilen kişilere daha fazla görev verilmektedir.

Akademik Jüriler: Öğretim üyelerinin atanması ve yükseltilmesinde, dosyalarının, yayınlarının incelenmesi sürecinde, doçentlik sınavının ilk aşamasını oluşturan yayın değerlendirmesi ve ikinci aşaması olan sözlü sınav aşamasında görevlendirilen jürilere baskı yapılması, jüri üyelerinin tehdit edilmesi yoluyla yıldırılan kişinin haklarının ve başarısının engellenmesi söz konusudur. Bu yıldırma uygulamaları kimi zaman yıllarca sürmektedir.

Yukarıdaki nedenlere ek olarak Türkiye üniversitelerindeki kadro azlığı nedeniyle rekabetin çok yüksek olması da çok önemli bir diğer etkendir.

Tüm bunlar dikkate alındığında üniversitelerde mobbing sorununun çözümüyle oluşacak ‘adil’ ve ‘demokratik’ ortamın üniversitenin özgürleşmesine ve bilimin gelişmesine büyük katkısı olacaktır.

Üniversitelerde Mobbingin Önlenmesi

Hiç kuşku yok ki; Mobbing olaylarının üniversitelerde önüne geçilebilmesi akademinin daha özgür ve daha yoğun bir şekilde bilim üretebilmesine olanak sağlayacaktır. Akademisyenler sadece kendi işleri olan araştırma ve bilim üretmeye daha rahat ortamlarda çalışarak ulaşacaklardır. Aksine mobbingin yaygınlaştığı bir yükseköğretimin; ne bilime, ne öğrencilere ne de bulunduğu topluma bir faydası olacaktır.

Üniversiteler uyuşmazlıkların çözümünde içinde bulundukları topluma önemli dersler sunabilirler. Akademik çevrelerde çatışmanın önüne geçmek, anlaşmazlıkları ortadan kaldırmak için Alternatif Uyuşmazlık Çözüm Usulleri ortaya konmalıdır.

Uyuşmazlık(çatışma, ihtilaf) inançlar ve davranışlardan kaynaklanan, sosyal hayatın bir gerçeğidir. Hoş olmayan stresli bir ortam yaratsalar da uyuşmazlıklar günlük hayatımızın bir parçasıdır. Bu çatışmalar bazen de organizasyonların hayatta kalmasına, gelişmesine ve ilerlemesine yardımcı olabilirler. Ancak, unutulmamalıdır ki; problemleri gelişip büyük sorunlar yaratmadan önce ortaya koymak daha faydalıdır .

Akademik ortamda her fakülte/yüksek okulun hatta her ana bilim dalının çalışma hayatında farklı uygulamalar içinde hareket ettiklerini görüyoruz. Genelde yanlış bilgilendirme, yanlış anlama; hata yapma ortamına sebep olmakta bunlardan dolayı karışıklıklar ve çatışmalar ortaya çıkmaktadır.

Akademisyenler arasında çıkabilecek uyuşmazlıkların çözümü için gerekli usulleri gösteren açık bir sözleşmeye ihtiyaçları vardır.

Alternatif uyuşmazlık çözüm yolları, çatışmaları en az yoğunluğa indiren ve ortaya çıkacak problemlerde erken uyarı sistemi sağlayan yöntemlerdir . Unutulmamalıdır ki; bu gibi olaylarda yargı yoluna başvurmak daha fazla zaman ve para harcamaya, sonuçların nereye varacağının bilinememesine ve taraflar arasındaki ilişkilere zarar verici sonuçlara neden olabilir. Kısacası, alternatif uyuşmazlık çözüm usulü, çatışma ve uyuşmazlıkların çözümünde yargı yolu dışında başvurulan tarafların isteğine bağlı olarak çalışan bir uyuşmazlık çözüm yoludur.

Alternatif çözüm yolları, uyuşmazlıkların çözümünde taraflara problemleri yüz yüze görüşme, aralarındaki ilişkide aksayan yönleri düzeltme ve geliştirme, problem çözümüne katılma, tarafların çözüm usullerini birlikte tespiti, kararların her iki tarafın katılımı ve anlaşması ile verilmesi ve gerektiğinde üçüncü kişi(ler)den uyuşmazlığın çözümünde taraflara yol göstermesi için yardım alınması gibi önemli avantajlar sağlayacaktır.

Kişilerin samimi ortamlarda problemleri tartışması ve bir çözüme ulaştırması daha sonra çıkabilecek daha büyük sorunları engelleyecektir.

Unutulmamalıdır ki, bunun sağlanabilmesi için öncelikle bu konuda eğitim alınması gerekir. Müzakere, kişiler aralarında iletişim kurulması ile başlar ve karşılıklı olarak anlaşabilecekleri bir sonucun ortaya çıkmasını sağlar. Taraflar bu ilişkide birbirlerine isteklerini ve ihtiyaçlarını anlatırken aynı zamanda kendilerini de eğitmiş olurlar. Böylece kolay halledilemeyecek sanılan problemlerin çözümü sağlanır.

Üçüncü bir kişinin veya kişilerin arabuluculuğu, tarafların daha etkili bir şekilde iletişimini sağlayarak onları ortak bir sonuca ulaştıran yardımı ile problemin çözümünü sağlar. Arabuluculuk, taraflar arasında yanlış anlama veya yanlış hesaplamadan kaynaklanan problemlerin çözümünde başarılı bir çözüm yolu olsa da, bunda başarılı olabilmenin oranı üçüncü kişinin yani arabulucunun bu konudaki kişisel yeteneklerine bağlıdır.

Alternatif çözüm yolları, yüksek öğrenimdeki uyuşmazlıkların çözümünde çok etkili bir potansiyele sahiptir. Taraflara rahat ve kontrollü ortamda daha hızlı ve daha az masraflı çözümler sağlar; çalışma arkadaşları arasında ilişkileri güçlendirir ve tüm taraflar arasında uyuşulabilecek bir uzlaşma temin eder.

Üniversitelerde mobbingin önüne geçmek için neler yapılmalıdır?

-Üniversite içerisinde mobbing bilinçliliği artırılmalı.

-Mobbingi önleyecek yasal düzenlemeler vakit kaybetmeden oluşturulmalı ve güvenilir bir hukuki sürecin işlemesini garanti altına alacak kurumsallaşma yaratılmalıdır.

-Ombudsmanlık mekanizması kurularak, yürütülen idari ve hukuki işlemlerin bağımsız bir mekanizma tarafından takip edilmesi sağlanmalıdır.

-Mobbingten hüküm giymiş üniversiteler ilan edilmeli ve kaynaklarında kısıntıya gidilmelidir.

-Üniversitelerin atama kuralları ve uygulamalarının şeffaflığı sağlanmalı, profesörlüğe ve doçentliğe yükseltme kriterleri her akademisyen için aynı olmalı ve atamalar sırasında keyfilik yaratacak durumların önüne geçilmelidir.

-YÖK kanunu ile çok geniş yetkilere sahip üniversite yöneticilerinin “sorumluluk tutulabilirlik” ilkesi gereği, kararları sorgulanabilmeli ve sınırsız yetki alanlarının mobbing mağdurlarını bir daha mağdur etmemeleri için somut adımlar atılmalıdır.

-Mobbing ile mücadele için kurum içerisinde bağımsız, sivil inisiyatiflerden oluşan birimler kurgulanmalıdır.

SON SÖZ : Herkes Kendisine yakışanı yapar…

Kadınlar da zorba olabiliyor!

Son yıllarda lugatımıza giren fakat özünde çokta içeriğini bilmediğimiz bir kavram mobbing. Mobbing nedir? Kimlere uygulanır? Bununla nasıl mücadele edilir? Bu sorulara yanıt almak için mobbing ile Mücadele Derneği Doğu Anadolu Temsilci Başkanı jale Alcan’ın kapısını çaldık. Göreve geldiği günden beri onlarca mobbing mağdurunu kurtaran, gece gündüz demeden mağdurların sorunlarına çözüm arayan Alcan ile Doğu’da yaşanan mobbing sorununu konuştuk, biz sorduk Alcan yanıtladı.

Dilerseniz öncelikle mobbing nedir? Buradan başlayalım.

Türk Dil Kurumu’na göre bezdiri, yıldırı, taciz ancak bizim derneğimize göre gelişmiş bir tanım veriyoruz. Bir grup insanın, bir kimseye veya başka bir gruba psikolojik şiddet, baskı, kuşatma, taciz, rahatsız etme, ekonomik ve sosyal baskı veya sıkıntı vermenin tamamına biz mobbing diyoruz.

Türkiye Mobbing Derneği ile ne zaman tanıştı?

Bizim derneğimiz 2010 yılında Ankara’da kuruldu. Kurucu Genel Başkanımızı rahmetle anıyorum. Hüseyin Gün aslında bir mobbing mağdurudur. Bürokrattı ama mobbing mağduru bir insandı. 4 şubat 2017 günü kendisini ebediyete uğurladık. Takdiri ilahi 57 yaşında kalp krizi sonucu hayata veda etti. Asıl kurucumuz oydu.


Doğu’da mobbing oranı nedir? Kimler mobbing mağduru?

Derneğimiz özel sektör, kamu kuruluşlarından mobbing mağduru başvuruları alıyor. Doğu Anadolu ve özellikle Erzurum’da çok fazla mobbing mağduru var. Hatırlarsınız hafızalarda hala tazedir. Kars’ta bir sosyolog 2014 yılında gördüğü mobbing sonucu cinnet geçirdi ve 5 çalışma arkadaşını öldürüp sonrada kendi kafasına sıkarak intihar etti. Bayburt Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Gökhan Budak. Üniversitedeki lojmanının balkonundan atlayarak intihar etti. Erzincan Üniversitesinin Rektörü Prof. Dr. Erdoğan Büyükkasap, kendi evinde ölü bulundu. Ne yazık ki Doğu’daki bir çok ilimizde ulusal basına yansıyan buna benzer çok ağır mobbing vakaları var. Doğu illerinin tamamına biz bakıyoruz ve çok sayıda mobbing mağduru müracaatımız var.

Mağdurlar sizlere nasıl ulaşıyor, müracaatını hangi yolla yapıyor?

Mağdurlar bize www.mobbing.org.tr adresine ulaşıyor. Bu adrese başvuranlar için bir başvuru anketi doldurulur. Bu anket bilimsel bir ankettir. Bu anket sonucunda yöneticiler tarafından o kişinin bir mobbing mağduru olup olmadığı anlaşılır. Biz bununla yetinmeyiz, eğer mağdurun bulunduğu kentte temsilcimiz var ise hemen, yok ise 24 saat içinde ilgili temsilcimiz mağdura bizzat ulaşır. Veriler toplanır, mağdurun durumuna bakılır.

Peki, neler mobbinge giriyor, bunun teşhisi nasıl konuyor?

Elbette her şey mobbing değildir. Bakın bizim sayfamızı her gün binlerce insan ziyaret ediyor. 2016 verilerine göre derneğimize başvuran ve mobbing gördüğü anlaşılan 21 bin kişinin sorunu çözüme kavuşmuştur. 2017 istatistikleri henüz açıklanmadı. Bir kişiye ya da bir gruba yapılan baskının mobbing olabilmesi için bir süre geçmesi lazım. Yani en az 2 hafta en fazla 6 ay aynı tavırlara maruz kalması lazım. Örnek verecek olursak en fazla mobbing müracaatı aldığımız sektörlerden biri basın sektörü. Yöneticinin bir muhabire ya da bir çalışana o anlık sinirlenmesi ve bir ifade kullanması mobbing değildir. Neden basın sektöründen örnek veriyorum? İş stresinin en fazla yaşandığı meslek gruplarından biri olduğu için. İş stresinden kaynaklanan sorunlar mobbing değildir. Mobbing olabilmesi için sürekli olması lazım. Mağdur ile yüz yüze gelindiğinde tüm bu kriterler incelenir. Eğer gerçekten mobbing varsa mağdur bu nedenle bir takım psikolojik arazlara yakalanmış ise önce bir psikolog belki bir psikyatri muayenesinden geçiririz. Çünkü mobbing bir psiko-terör eylemidir.

Türkçe karşılığı olan mobbing bir insan hakları ihlalidir. İntiharlara sebebiyet veriyor, aile temelinin bozulması boşanmalara neden oluyor. Depresyonlara sebep oluyor, iş kayıplarına sebep veriyor. Kişinin iş yerine gelmesine engel oluyor. Bu nedenle biz mobbing uygulayana zorba, mobbinge maruz kalana mağdur diyoruz. Biz bunlara maruz kalanlar için eğer antidepresan kullanımına başlanmış ise bu konuyu yargıya dahi taşıyoruz ve avukatlarımız devreye giriyor. Ortada bir hak mahrumiyeti var mı? Haklarını alabilmiş mi? Haksız bir disiplin cezası uygulanmış mı? Döner sermayesini alabilmiş mi? Tüm bunlar inceden incele ele alınır.

Neden mobbing uygulanıyor, bunların derdi ne, mobbinge sebep ne?

Örneğin cinsiyet, din, ırk, yaş, dil, hemşericilik, etnisite, çok fazla iş disiplini. İşine son derece bağlı olan insanların çoğu mobbing mağduru. Mağduru oluşturan sebeplerin yanında mobbingi uygulayan zorbayı, zorba yapan nedenlerde var. Mesela kıskançlık, kötü yöneticilik, fırsatçılık, çıkarcılık, farklı siyasi görüş farklı görüş. Kamuda iş tüzüğünü belirleyen bazı maddeler var, 657 gibi. İşte bunları bilemeyen kişiler zorba oluyor ve mobbing uyguluyor.

Dernek olarak hangi alanlara bakıyorsunuz? Özel sektör, kamuda ya da aile içi şiddet hangisi sizin alanınızda?

Aslında sık sık muhatap kaldığımız soru bu, ailece içinde mobbing. Bir kere aile içinde mobbing olmaz. Niye çünkü mobbingin olması için mutlaka bir iş yerinde olmanız lazım. İş görenle muhatabını bağlayan bir durumdur. Ailece içindeki şiddet olur, mobbing olmaz. Oda yargının alanına girer. Şunu da belirtmekte fayda görüyorum. Bize FETÖ mağduruyum, FETÖ tarafından mobbinge uğradım diye başvurular oluyor. Biz bu müracaatları almıyoruz. Bu bizim işimiz değil, terör olayları yargının işini.

Mobbing’in türleri neler?

2010 yılında kurulduğumuzda kurum ve kuruluşlarda yukarıdan aşağıya doğru seyreden bir mobbing vardı. Yani üsttün asta yaptığına sıkça rastlıyorduk. Fakat son yıllarda durum değişti, bu kez alttan yukarı bir mobbing söz konusu olmaya başladı. Çalışan amirine mobbing yapıyor. Birde yatay mobbing var. Aynı iş gören her iki memurun birbirine uyguladığı mobbing. Aşağıdan yukarıya doğru yapılan mobbingin artışına neden olan etkenler var. Eğitim seviyesi arttıkça istihdam alanları genişliyor. İş yerlerinde adam kayırmacılık, sınavsız ve mülakatsız işe alınma yani torpile ile gelen üsttün altını kabul etmemesi veya tam tersi. İşini iyi yapan yöneticiyi bile elemine etme, dışlama zaten mobbingin temeli budur.

Dernek olarak yaptırımınız nedir?

Mobbing ile Mücadele Derneği, mobbing ile örgütlü olarak mücadele ediyor. Biz bir sivil toplum kuruluşuyuz ama bağımsız bir STK’yız. On bir ilde il temsilcilerimiz var, bu sayı giderek de artıyor. Biz aynı zamanda kurum ve kuruluşlara mobbing farkındalık eğitimleri veriyoruz. Mağdurların çoğu mobbingin olup olmadığını anlayamıyor. Bana yapılan herkese yapılıyor zannediyor. Veya bunun bir suç olduğunu bilmiyor. Oysa mobbing iş kanununa, borçlar kanununa ve medeni kanuna göre suçtur. Neden suç? Çünkü çalışanın akıl ve ruh sağlığını korumak o kurumun görevi olduğu ama bunu koruyamadığı için suç. Dernek olarak bir elçilik görevimiz var. Hukuki mecralara intikal etmeden kurumun yetkilisi ile ya da bakanlıkla ya da TBMM İnsan Hakları Komisyonuna müracaat ederek bu durumu çözmeye çalışıyoruz. Bu konuda ciddi başarılar elde ettik. Başta Kamu Denetçiliği Kurumu olmak üzere bu ve benzeri kurumlarla da iş birliği içindeyiz.

Bakın eğer mobbing varsa tazminatta var. Çünkü bu yolla sağlığını kaybedenler var. Türkiye’de bizim derneğimiz aracılığı ile çok sayıda tazminat kazanan mağdurlarımız var. Biz zorbayı tazminata mahkum edemiyoruz ama konuyu yargıya taşıyoruz ve mağdura yardımcı oluyoruz. Ve şunu net söylüyorum; Mobbing yapan zorbanın bir daha bu göreve gelmesi bir daha mümkün değil.

Gizlilik karinesine ne kadar riayet ediyorsunuz?

Çok önemli bir konu bu. Bizim için gizlilik zaten esastır. Ne kurum, ne zorba, ne de mağdur asla deşifre edilemez.

Erkekler mi yoksa kadınlar mı daha fazla mobbing mağduru?

Dernek olarak mobbing müracaatları alırken bir takım istatistiki çalışmalar da yaptık. Yıllara göre oranlar değişiyor. 2014-15 yıllarında kadınlar erkeklere oranla daha fazla mobbing mağduruydu. 2016 da bu oran eşitlendi. Kadın yöneticilerde mobbing uyguluyor ve zorba olabiliyor.

Birde mobbingin üniversitelerde seçmeli ders olma durumu var. Bu konuda ne söylemek istersiniz?

2015 yılında Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK) üniversitelerde ‘Toplumsal Cinsiyet Eşitliliği’ dersini zorunlu, mobbingin seçmeli ders olarak verilmesi kararını almıştı. Bu kararı Kocaeli Üniversitesi uygulamaya soktu. Bu karara ilişkin Mobbing ile Mücadele Derneği olarak Atatürk Üniversitesi’ne başvuruda bulunduk. Sevinerek söylemek isterim ki Üniversite Senatosu tüm fakültelerde bu dersin seçmeni ders olmasının kararını verdi. Türkiye’de bu kararı uygulayan ikinci üniversite olduk. Başta YÖK Başkanı Sayın Yekta Saraç’a Sayın Rektörümüz Ömer Çomaklı’ya ve bu kararı alan senatoya çok teşekkür ederim.

Bullying var, bu nedir?

Başkalarını etkilemek için iş yerinde veya okul ortamında uygulanan akran baskısı, arkadaş zorbalığıdır. Sözlü taciz, fiziksel baskı ve bir olay hakkında kişiyi isteği dışında zorlamak olarak ortaya çıkar. Hedef alınan kurbanlar cinsiyet, dil, ırk, din vb… konularda baskıya maruz bırakılır. Bullying davranışına maruz kalan kişiler muhataplarının kaba- dayı- davranışlarıyla karşılaşırlar. Bullying okulda zorbalık ve işyerinde de akran istismarı olarak nitelendirilebilir.

Bullying, iş yerlerinde, dini kurumlarda, askeriyede, akademik kurumlarda, göç alan bölgelerde, yetiştirme yurtlarında, huzur evlerinde, Siber alanlarda ve engelli bireylerin yaşam alanlarında sıklıkla ortaya çıkabilmektedir. Milli Eğitim Bakanlığı’na başvuracağız, okullarda, yurtlarda, dini kurumlarda ve siber alanlarında her alanda eğitim verilmesini isteyeceğiz. Mobbing biliniyor ama bullying bilinmiyor. Akran zorbalığı ile madde kullanımı şu an yüzde 49.98. Şimdi bir anne bonzai denen maddeyi görse tanıyabilir mi? Çocuklar sigara ya da madde kullanımı ailede gördüğü için yapmıyor. Aksine akran zorbalığı ile bu işlere meylediyor. Tıpkı cinsel taciz gibi. Yani tüm kötü olaylar akran zorbalığı ile ortaya çıkıyor. Bizim mücadele alanımızda bullying de var. Çünkü aynı nedenler bullying de de var. Geleceğimizi emanet edeceğimiz çocuklarımıza sahip çıkmalıyız.

www.gazetepusula.net