Kategori arşivi: Basından Seçilenler

İş yaşamı bizi öldürüyor mu?

Cecilia Barría
BBC News Mundo

ABD’deki Stanford Üniversitesi’nin İşletme Bölümü’nden Profesör Jeffrey Pfeffer, “iş yaşamı insanları öldürüyor” derken mecazi konuşmuyor.

İş dünyasının en önemli düşünürlerinden sayılan Pfeffer, geçen yıl yayımlanan “Maaş (Çeki) için Ölmek” (Dying for a Paycheck) isimli kitabında modern çalışma hayatı ve uzun çalışma saatlerinin iş ve aile yaşamı arasında çatışma yarattığı, ekonomik güvensizliğe neden olduğu ve kişinin fiziksel sağlığını ve ruh sağlığını olumsuz etkilediğini söylüyor.

Pfeffer kitapta Japonya’nın başkenti Tokyo’da kalp krizinden ölen 42 yaşındaki Kenji Hamada’yı örnek veriyor. Hamada haftada 75 saat çalışırken ofise gelmek için 2 saate yakın yol gidiyordu. 40 gün üst üste çalıştıktan sonra yaşamını yitiren Hamada’nın vakası, Pfeffer’a göre “insani olmayan” çalışma sisteminin bir yansıması ve bu durum, Japonya ile sınırlı da değil.

“Dying for a Paycheck” kitabı

Pfeffer’ın araştırmasına göre ABD’de çalışma hayatındakilerin yüzde 61’i stresin onları hasta ettiğini söylerken, yüzde 7’si ise çalışmaya bağlı nedenlerle hastanelik olduğunu söylüyor.

BBC News Mundo’ya konuşan Pfeffer, ABD’de her yıl 120 bin çalışanın işe bağlı stres sonucu öldüğünü, stresin her yıl Amerikalı iş verenlere 300 milyar dolardan fazla maliyeti olduğunu öne sürüyor.

Yargıtay’dan “mobbing” kriterleri

Mobbing nedeniyle tazminatı hak eden işçi ispat yükümlülüğünü yerine getiremeyince tazminatından oldu.
Yargıtay, “mobbing” olarak bilinen iş yerinde psikolojik tacizle ilgili kriterleri belirledi.

Bir hukuk bürosunda sekreter olarak çalışan kadın, iş sözleşmesinin işverence haksız şekilde feshedildiğini ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatlarının ödenmesi istemiyle dava açtı. Davacı kadın, iş yerinde “mobbinge” maruz kaldığını da ileri sürerek manevi tazminat istedi.

Davaya bakan İstanbul 12. İş Mahkemesi, iş sözleşmesinin işverence haklı neden olmadan feshedildiğine karar vererek, davacının kıdem ve ihbar tazminatına hak kazandığına hükmetti. Yerel mahkeme, davacının görevi dahilinde olmayan işlerde çalıştırılıp mobbinge maruz kaldığı sonucuna vararak, davacıya manevi tazminat ödenmesine de karar verdi.

Kararın temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay 9. Hukuk Dairesine geldi. Daire, yerel mahkemenin kararının bozdu.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin bozma kararında, çağdaş iş hukuku, uluslararası sözleşmelerin ve Avrupa normlarının, işçinin huzur içerisinde işini görmesi, emeğinin karşılığını alması ve çalışma ilişkisinin karşılıklı güvene dayanan tam bir uyum içerisinde olmasını amaçladığı vurgulandı.

ALMAN MAHKEMESİ KARARINA ATIF…

Kararda, iş yerinde psikolojik tacizin, çağdaş hukukun son zamanlarda mahkeme kararlarında ve öğretide dile getirdiği bir hukuki kurum olduğuna işaret edildi.
Alman Federal İş Mahkemesinin mobbingi, “işçilerin birbirine sistematik olarak düşmanlık beslemesi, kasten güçlük çıkarması, eziyet etmesi veya bu eylemlerin işçinin başta işveren olmak üzere amirleri tarafından gerçekleştirilmesi” olarak tanımladığı aktarıldı. Kararda, şunlar kaydedildi:
“Görüleceği üzere işçi, bir taraftan diğer işçiye, diğer taraftan işverene karşı korunmaktadır. İşçinin anlattığı mobbing teşkil eden olayların tutarlık teşkil etmesi, kuvvetli bir emarenin bulunması gerekmektedir. Kişilik hakları ve sağlığın ağır saldırıya uğraması mobbingin varlığının tartışmasız kabulünü doğurur. Öte yandan ispat kurallarının zorlanan sınırları usul hukukunda yeni arayışlara yol açmıştır. ‘Emare’ işte bu anlayışın bir sonucudur. Olayların tipik akışı, tecrübe kuralları göz önüne alındığında verilecek sonuçla ispat gerçekleşir.”

DAVACI KADININ MOBBİNG İDDİALARI

Somut olayda davacının, “işverenin kendisine son yıllarda kötü muamelede bulunduğunu, görevi dahilinde olmayan işlerin yaptırıldığını, aşağılandığını, azarlandığını, hakarete, cinsel içerikli konuşmalara maruz kaldığını” ileri sürdüğü belirtilen kararda, davacının ruhsal sağlığının bozulması nedeniyle manevi tazminat talebinde bulunduğu, davalı işverenin ise iddiaları reddettiği kaydedildi.

Kararda, yerel mahkemenin, “davacının işveren tarafından görevi dahilinde olmayan işlerde çalışması yönünde baskıya maruz kaldığı, bu durumun tanıkların anlatımları ile sağlık raporlarından sabit olduğu” kanısına vardığı aktırıldı.

Yerel mahkemenin, bu gerekçelerle “mobbingi oluşturan eylem, tutum ve davranışların oluş şekli, gelişimi ve özellikleri, mobbinge maruz kalınan süre, tarafların konumu gözetilerek davacıya tazminat ödenmesine hükmettiği” hatırlatıldı.

Davacının, kendisine işyerinde mobbing uygulandığını ileri sürdüğü, ispat yükünün bu iddiayı ileri süren davacıda olduğu belirtilen kararda, ancak somut olayda, tanık beyanları ve dosya kapsamı değerlendirildiğinde davacının mobbing iddiasını ispatlayamadığı sonucuna varıldığı kaydedildi.
Kararda, tanık beyanlarının doğrudan görgü ve bilgiye değil, davacının söylemlerine dayalı olduğu, beyanlarda sistematik bir baskı durumunun da ortaya konmadığı ifade edildi.

Bu durumda mobbingin ispatlandığının kabul edilemeyeceği vurgulanan kararda, tanık beyanlarının kişilik haklarına saldırı eylemini ispatlamada da yetersiz olduğuna, bu konuda dosyada başka somut delilin de bulunmadığına işaret edildi.
Kaynak : Hürriyet

İLO Küresel sözleşmesine Türkiye “Evet” dedi.

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), çalışma hayatında kadınların şiddet ve tacizden korunmasını içeren küresel sözleşmeyi kabul etti

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), çalışma hayatında kadınların şiddet ve tacizden korunmasını içeren küresel sözleşmeyi kabul etti. Bunda kadınların sosyal medyada başlattığı #MeToo (Ben de) kampanyasının da önemli rolü oldu.

ILO’nun 108’inci Uluslararası Çalışma Konferansı’nın son gününde “çalışma hayatında şiddet ve taciz” konusu ele alındı.

10 Haziran’da başlayan konferansta ILO, dünyadaki iş standartlarını belirlemek ve “daha iyi bir iş” için hükümetleri, işverenleri ve işçi örgütlerini bir araya getirdi.

Konferans kapsamında, Çalışma Hayatında Şiddet ve Tacize İlişkin Standart Belirleme Komitesi oluşturuldu. Komitenin çalışmalarıyla son halini alan, çalışma hayatında kadınların şiddet ve tacizden korunmasını içeren küresel sözleşme bugün oylamaya sunuldu.

Türkiye “evet” oyu kullandı
Oylama öncesi ABD lehte oy kullanacağını açıklarken, Rusya çekimser kalacağını duyurdu.

Yapılan oylamada, Çalışma Hayatında Şiddet ve Tacizin Önlenmesi Sözleşmesi’ne delegelerden 439’u “evet”, 7’si “hayır” oyu verip 30’u “çekimser” kalırken, sözleşmeye yönelik tavsiye kararına ise 397’si “evet”, 12’si “hayır” oyu verdi ve 44’ü ise “çekimser” kaldı.

Eşit fırsatlara karşı bir tehdit oluşturuyor
Sözleşme, çalışma hayatında kadına karşı şiddet ve tacizin, “bir insan hakkı ihlali veya istismarı teşkil edebileceğini, eşit fırsatlara karşı bir tehdit oluşturduğunu, kabul edilemez ve iyi işle uyumsuz olduğunu” kabul ediyor.

Sözleşmede, şiddet ve taciz ise “fiziksel, psikolojik, cinsel veya ekonomik zararla sonuçlanacak ya da sonuçlanması muhtemel tehditler ve davranışlar” şeklinde tanımlanıyor.

Metinde ayrıca hükümetlere, çalışma hayatında şiddet ve tacizin önüne geçilebilmesi için “sıfır tolerans” uygulaması hatırlatılıyor.

#MeToo kampanyasının başarısı
Öte yandan, sözleşmenin kabul edilmesinde kadınların günlük yaşamda maruz kaldığı cinsel tacize dikkat çekmeye çalışan sosyal medyadaki #MeToo (Ben de) kampanyası önemli rol oynadı.

ILO Genel Direktörü Guy Ryder, BM Cenevre Ofisi’nde basın mensuplarına, kadınların çalışma hayatında şiddet ve tacizden korunmasında işverenlere büyük görev düştüğünü söyledi.

Ryder, “(Sözleşmedeki) standartlar, herkesin şiddet ve tacizden arındırılmış bir çalışma hayatı hakkı olduğunu kabul ediyor.” ifadesini kullandı.

Sözleşmeyi onaylayan ILO üyesi devletlerin, bunu kendi ulusal yasalarına uyarlaması gerekiyor.

Kanuna Aykırı Sözleşme Hükümleri Geçersizdir

Bir çalışanın işe girerken imzalayacağı sözleşmede “işyerinden ayrılması durumunda tazminat ödenmeyecek” yönünde bir hüküm bulunabilir mi? İşte tüm çalışanların iş hayatında haksızlığa uğramaması ve hak kaybı yaşamaması için bilmesi gerekenler…

Soru:Yeni işe giriyorum. Sözleşmede ‘Personele fazla çalışma için ayrıca fazla çalışma ücreti ödenmeyecektir’ maddesi var. İş sözleşmesine böyle bir hüküm koymaları mümkün mü? Ayrıca işyerinden ayrılmam halinde tazminat ödenmeyeceği yönünde bir hüküm de var.

Cevap:Kanuna aykırı hükümler içeren sözleşmelerin bu hükümleri geçerli değildir. Sözleşmeye ‘Fazla çalışma ücreti ödenmeyecektir’, ‘Tazminat ödenmeyecektir’ şeklinde hükümler konulması halinde, yasaya aykırı olması nedeniyle geçerli olmayacaktır. Bu nedenle korkmanıza ya da dert etmenize gerek yok.

EMEKLİYE TAZMİNAT

Soru:Emekli olarak 5 yıl 7 aydır çalışıyordum, beni çıkardılar. Doğum tarihim 1964. En son 2 bin 825 lira brüt ücret ile çalıştım. Tazminat hakkım var mı? Salih KÖSE

Cevap:5 sene 7 aylık çalışmanız karşılığında alacağınız tazminat 15 bin 800 lira civarındadır. Kıdem tazminatınızdan damga vergisi dışında kesinti yapılamaz.

TOPLU ÖDEME YOK

Soru:Geriye dönük prim ödemesi yapmak mümkün mü? Musa TAŞKIN

Cevap:Maalesef geriye dönük toplu ödeme imkanı bulunmuyor. Çalışıp ay ay prim ödenebiliyor. Bunun istisnası var, o da; askerlik, doğum ve yurt dışı borçlanması.

KAZANÇ ETKİLİ

Soru:Şubat 2019’da emekli dilekçemi verdim. 7976 prim günüm var. 18 yıl 7 ay 25 günü Bağ-Kur, son 3.5 yılı SSK. e-Devlet hesabıma düşen emekli aylık bilgisine göre; 1125 lira aylık bağlanmış durumda. Bu miktarı düşük buluyorum, ne yapmamı önerirsiniz? Hanifi TEMEL

Cevap:Emekli maaşı kazançların toplamına göre belirleniyor. Tüm kazançlarınız asgari ücretten bildirildiyse, maaşınızın düşük olması normal. Ancak buna rağmen düşük buluyorsanız SGK’ya bir dilekçe ile başvurarak, yeniden hesaplama yapılmasını isteyebilirsiniz.

RAPOR FAYDA SAĞLAMAZ

Soru:Yurt dışında yaşıyorum. Türkiye’den emekli oldum, borçlarımı yatırdım. Fakat yüzde 50 raporlu olduğumu bildirmedim. Paranın belli bir yüzdesini geri alma ihtimalim varmı? İzzet ÇINAR

Cevap:Yüzde 50 raporunuzun emeklilik için bir etkisi olmaz. O yüzden bunu bildirmeniz size bir fayda sağlamaz. Zaten emeklilik kararı alınmış, bundan sonra bir değişiklik olmayacağı gibi, size de bir prim ödemesi olmaz.

ÇOCUK İÇİN İŞTEN AYRILANLAR…

Soru:Eşim çalışıyor ancak çocuğumuz olduğunda bırakacak. Tazminat alabilir mi? Gökhan YAVAŞ

Cevap:Çocuğunuz olduğu gerekçesiyle işten ayrılırsa maalesef tazminat alamaz. Ancak ücretsiz izin kullanma hakkı var. Yarım çalışma hakkı var. Hatta çocuk ilköğretim çağına gelene kadar yarım gün çalışıp yarım maaş alma hakkı bulunuyor. Bunlardan faydalanabilirsiniz. Ancak istifa ederse tazminat alamaz.

NE ZAMAN EMEKLİ OLURUM?

Soru:Eşim 01.03.2017’de SSK’lı olarak işe başladı, acaba kaç yaşında emekli olabilir? Ali MAŞA

Cevap:Eşinizin sigorta olduğu tarihe göre şartları 58 yaş ve 7 bin 200 gün olacak. Yani 20 yıl çalışıp prim ödemesi ve şartını doldurması gerekiyor.

Soru:1972 doğumluyum, 2000 sigorta girişliyim. SSK primim 1200 gün. Toplu prim ödeyerek emekli olabilir miyim? Yusuf TAŞLI

Cevap:Maalesef böyle bir imkan bulunmuyor. Çalışıp 7 bin günü tamamlamanız gerekir. Kısmi emeklilik için ise 4500 gün ve 25 yıl gerekir.

Soru: 25.09.1977 doğum tarihim. 28.07.2009 sigorta başlangıcım. 3313 prim ödemem var. Elif PAKYARDIM

Cevap:Emeklilik şartlarınız 58 yaş ve 7200 gün. Priminizi tamamlayıp yaşı bekleyeceksiniz.

Soru:Annemin sigorta başlangıcı 1987. 1.5 yıl sigortalı olarak çalıştı. Şu an 47 yaşında. Geriye kalan primini sigortalı bir işte çalışmadan isteğe bağlı olarak tamamlayabilir mi? Dilek ÇAKIR

Cevap:İsteğe bağlı sigorta ile primlerini tamamlar ancak bu kez SSK değil Bağ-Kur şartlarından emekli olabilir. Yani en az 5400 gün prim gerekir. Yaş şartı da 58 olur. Ancak bir işte çalışıp SSK’lı olursa bu kez 3600 günle kısmi emekli, 5150 günle de tam emekli olur. İsteğe bağlı sigorta için en yakın SGK’ya gidip dilekçe vermeniz yeterlidir.

Soru:1997 sigorta kaydım bulunmakta. Yüzde 40 engelliyim. 2200 gün primim var. Deniz ALPARSAN

Cevap:Eğer yüzde 40 oranında vergi indirimi alırsanız, 17 yıl 3920 gün ile emekli olabilirsiniz. Bu işe girdiğiniz aya göre 18 yıl 4080 güne de çıkabilir. Ancak vergi indirimi alamazsanız 56 yaşından önce emekli olamazsınız.

Soru: 27.09.2002 sigorta girişim ve 4640 prim günüm var. Elif ATILKAN

Cevap:Kısmi emeklilik için gereken 4500 günü doldurmuşsunuz ancak 25 yılın da geçmesi yani 2027 yılı olması lazım. Bu da tek başına yeterli değil, yaşın da 58 olması gerekir.

Kaynak : SGK Rehberi.com

İşte Adalet… 250 bin liralık mobbing cezası

İstanbul 4. İdare Mahkemesi, İstanbul Ticaret Borsası’nda görevli bir memurun açtığı mobbing davasında, Kazım Ö. isimli memura 250 bin TL’lik manevi tazminat ödenmesine hükmetti. Kararda, memurun 7 yıl boyunca ağır bir psikolojik tacize maruz kaldığı kaydedildi. Dava dosyasına göre, kontrol memuru olarak Eminönü’ndeki merkez binada görev yapan Ö., Tuzla’da görevlendirildi. Canlı hayvan şubesinde koyun bekçiliği yapan Ö. halen kapı görevlisi olarak çalışıyor.

KAZIM Ö. 27 Ocak 2003 yılında İstanbul Ticaret Borsası’nda (İSTİB) sözleşmeli personel olarak işe başladı. Kazım Ö. 2007 yılında ise kontrol memuru olarak İSTİB’in Eminönü’ndeki merkez binasında çalışmaya başladı. Ö. ile çalıştığı kurumu arasındaki sancılı süreç ise Ağustos 2010’da yaşanmaya başladı. Anılan dönem, kurum amirlerinden bazıları ile ilgili savcılık bir soruşturma yürüttü. Ö. de anılan soruşturma kapsamında, şüphelilere ilişkin ifade verdi. Anılan ifade sonrası Ö. için de zorlu bir süreç başlamış oldu. Ö., ifadesini verdiği gün kuruma geldiğinde güvenlik görevlileri binaya girişte üst araması yaptı, çalışma masası izni olmadan arandı.

GÜNDE 8 SAATİ YOLDA GEÇİYOR
Çalışma koşulları giderek zorlaşan Ö. daha sonra İSTİB’in Tuzla’da bulunan canlı hayvan ve et şubesinde görevlendirildi. Bahçelievler’de oturan Ö., her sabah işe gitmek için saat 05.00’te kalkmaya başladı. Gidiş gelişte toplam 8 ayrı araç değiştiren Kazım Ö.’nün kimi zaman günde 7-8 saati yolda geçiyor.

KOYUN BEKÇİLİĞİ YAPTI
Halen de Tuzla’da kapıda görev yapan Ö., iki yıl önce 400 bin TL’lik manevi tazminat davası açtı. İstanbul 4. İdare Mahkemesinde açılan davada, Ö., İstanbul Tıp Fakültesinde aldığı ve mobbinge maruz kaldığını gösteren raporu da mahkemeye sundu. Ö. adına mahkemeye sunulan dava dilekçesinde Tuzla’da koyun bekçiliği yaptığını, zaman zaman kendisine temizlik yaptırıldığı kaydedildi. Dava dilekçesinde Ö.’nün yaşadığı sıkıntılar nedeni ile intihar girişiminde bulunduğu kaydedildi.AMİRLERİNE KÜÇÜK

DÜŞÜRÜCÜ SÖZLER SÖYLEDİ
İSTİB adına mahkemeye sunulan savunmada ise özetle “Davalı, çalıştığı kurum hakkında haksız şikâyetlerde bulundu. Amirlerine karşı küçük düşürücü söz ve davranışlarda bulundu. Talep edilen tazminat tutarı fahiş” denildi.

İNSAN HAYSİYETİNİ KIRICI SONUÇLARI VAR
Mahkeme, tarafların savunma ve delillerini topladıktan sonra kararını verdi. Mahkeme, davalı borsanın, Kazım Ö.’ye 250 bin TL manevi tazminat ödemesine hükmetti. Yargılama masraflarını da davalı borsa üzerinde bırakan mahkeme kararında özetle şöyle denildi: “Davalı, ekonomik olarak zor durumda bırakılmak için ikramiye ve yol ücreti ödenmedi. Aşağılanan yalnızlaştırılan davacı eşi ile de sıkıntı yaşadı; intihara kalkıştı. Davacıya çok sayıda disiplin cezası verilmesi idareyi haklı kılmaz. Aksine, bakılan davanın konusunu oluşturan mobbing uygulamasına veri teşkil eder. Davacı 7 yıl süreyle ağır bir psikolojik tacize maruz kaldı. Psikolojik durumu bozulan davacının manevi zararının karşılanması ve insan haysiyetini kırıcı ağır sonuçları olan iş yerinde psikolojik taciz gibi tasarrufların etkin bir şekilde cezalandırılmadı amacıyla 250 bin TL’nin, davalı idare tarafından davacıya ödenmesi benimsenmiştir.”
Kaynak : Hürriyet

Rektör Ömer Çomaklı: Mobbing bir insan hakları ihlalidir.

Mobbing ile Mücadele Derneği yönetimi Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ömer Çomaklı’yı ziyaret etti.

Mobbing ile Mücadele Derneği Erzurum Temsilci Başkanı Jale Alcan ve Yönetim Kurulu Üyeleri Ayhan Türkez, İlim Gödekmerdan, Elif Seda Selçuk, Ayşe Parlak Gürsoy ve Selim Midilliç 4-10 Şubat Mobbing Farkındalığı Haftası sebebiyle Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ömer Çomaklı’yı makamında ziyaret etti.
Mobbing ile Mücadele Derneği Erzurum Temsilci Başkanı Jale Alcan, Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ömer Çomaklı’ya 4-10 Şubat Mobbing Farkındalığı Haftası hakkında bilgi verdi.

Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ömer Çomaklı, Mobbing’in bir insan hakkı ihlali olduğunu ifade ederek, “4-10 Şubat’ın Mobbing Farkındalığı Haftası ilan edilmesinden oldukça memnunum. Biz Atatürk Üniversitesi olarak çalışanlarımıza Mobbing uygulanmaması konusunda oldukça titiz ve dikkatliyiz.

Atatürk Üniversitesi olarak 2017-2018 eğitim öğretim yılında Türkiye’de ilk olarak Mobbing’i seçmeli ders olarak okutmaya karar verdik. Biz Mobbing’i bir insan hakkı ihlali olarak görüyoruz” dedi.

Mobbing ile Mücadele Derneği Erzurum Temsilci Başkanı Jale Alcan ise, “Derneğimiz 2010 yılında genel merkezce Ankara’da kuruldu. Bizler derneğimiz kurulduğu günden berri Türkiye’nin her yerinde Mobbing ile mücadele ediyoruz. Çalışanların Mobbing’e uğramaması için çaba sarf edip elimizden geldikçe yardım etmeye çalışıyoruz. 2010 yılından günümüze kadar şehirlerde Mobbing farkındalık eğitimi vermeye devam ediyoruz. İlk defa bu yıl 4-10 Şubat’ı “Mobbing Farkındalığı Haftası” olarak ilan ettik. Bizler Mobbing ile Mücadele Derneği olarak Atatürk Üniversitesine Mobbing’i seçmeli ders olarak okutmasından dolayı çok teşekkür ediyoruz” şeklinde konuştu

Arabulucuk’da bir yılda 234 bin 327 anlaşma

İşçi-işveren uyuşmazlığında 1 Ocak 2018 itibarıyla zorunlu hale getirilen arabuluculuk uygulamasında, bir yılda 234 bin 327 uyuşmazlık anlaşmayla sonuçlandı. Arabulucuya taşınan uyuşmazlıklarda taraflar en fazla 4 günde anlaştı.

İş Mahkemeleri Kanunu’nun yürürlüğe girmesinin ardından işçi ile işveren uyuşmazlıklarında dava şartı haline getirilen arabuluculuk, 1 Ocak 2018’de uygulanmaya başlandı.

Adliyelerde kurulan arabuluculuk bürolarına, büroların bulunmadığı yerlerde de sulh hukuk mahkemelerinin yazı işleri müdürlüklerine ücretsiz yapılan başvuruların ardından bir yılda 354 bin 333 iş uyuşmazlığı arabuluculara taşındı.

Süreci başlatmakla görevlendirilen arabulucular, tarafları görüşmelere çağırdı. Arabulucuya giden 234 bin 327 uyuşmazlık, anlaşmayla çözüme kavuşturuldu.

Görüşmeler sonrasında çok sayıda işçi tazminatına kavuştu, işten çıkarılan bazı kişiler de işe iade edildi. İşçi ve işverenler tarafından arabulucuya taşınan uyuşmazlıklarda, taraflar en fazla 4 günde anlaştı.

Uyuşmazlıklardan 104 bin 272’sinde ise işçi ve işveren anlaşamadı. 15 bin 734 iş uyuşmazlığında ise arabuluculuk görüşme ve işlemleri sürüyor.

MAHKEMELERİN İŞ YÜKÜNÜ AZALTTI

Öte yandan, arabuluculuk uygulaması iş mahkemelerinin yükünün azalmasını da sağladı. Arabuluculuk ile iş mahkemelerindeki dava sayılarında büyük düşüş yaşandı.

Önceki yıl mahkemelere işçi-işveren uyuşmazlığı nedeniyle 210 bin dava açıldı. Bu rakam, arabuluculuğun zorunlu hale getirilmesiyle 31 Aralık 2018 itibarıyla 92 bin 482 oldu.

Kaynak : Hürriyet

Şeker Gibi Mobbinge Ceza

Bankada İşletme Bankacılığı Portföy Yönetmeni olarak görev yapan Hakan Yusuf Arslan, 2015 yılında banka yöneticileri tarafından, yaptığı görevlendirmeye gitmediği için işten çıkarıldı. Bankanın İzmir Şubesinde çalıştığı dönemde geçici olarak önce aynı bankanın Muğla Şubesi’ne gönderildi. Burada ailesinden uzak, otelde kalarak geçici görevini yerine getirdi. Ancak ailesinden uzakta kalmaya dayanamayan Arslan’ın talebi üzerine bu kez daha uzak yer olan Milas, sonra da Manisa Şubeleri’ne görevlendirmesi yapıldı.

SÜREKLİ YER DEĞİŞİKLİĞİ

Raporlu olduğu zaman yeniden yeri değişen Hakan Yusuf Arslan’a bu kez, bankanın Elazığ Şubesi’nde görev verildiği bildirildi. Manisa Şubesi’ne raporu bittiğinde ve gittiğinde Elazığ Şubesi’ne görevlendirildiğini öğrendiğini belirten Arslan, çalıştığı bankanın şubesine alınmadı. İzmir’de yaşayan ailesini bırakıp Elazığ’a gitmeyi düşünürken banka, Hakan Yusuf Arslan’ın yasal sürede iş başı yapmadığını gerekçe göstererek işten çıkardı.

Yaptığı işte ve çalıştığı şubelerde başarılı çalışma gerçekleştirdiği halde bankanın üst düzey yönetcilerinin kendisine işten ayrılması için mobbing uyguladığını, buna bir süre dayandığını ancak Elazığ Şubesi’ne çıkan tayininin de sadece işten çıkartabilmek için yapıldığını iddia etti.

MOBBİNG İDDİASI

Avukat Cem Demirtaş’ın yardımıyla Hakan Yusuf Arslan, işyerinde kendisine mobbing uygulandığını iddia ederek, Manisa İş Mahkemesi’nde işe iade davası açtı.

Arslan’ın Avukat Cem Demirtaş, müvekkilinin adını açtığı davada, “Çalışma hayatında aktif çalışanlar bir üst amir tarafından tehlikeli olarak görülür ve işten uzaklaştırılmaya çalışılır. Müvekkilim de nasibini almış, kendisine karşı şube müdürü tarafından yapılan baskılar artmış, şube içinde diğer çalışanlar yanında hakarete varan söylemlere kadar varmıştır. Müvekkilimin bu yaşandığı sıkıntılar, onun ve eşinin çocuk sahibi olduğu dönemlere denk gelmiştir. Müvekkilimin kötü niyetli görevlendirmelere rağmen, zamanının çoğunu yollarda geçirerek, otellerde, eşinden ve doğacak çocuğundan ayrı kalarak geçirmiştir. Müvekkilimin kendisine acımasızca yapılan mobbinge rağmen işini bırakmamıştır. En son Elazığ görevlendirmesi daha müvekkilimin raporlu olduğu dönemde kendisine gönderilmiştir. Müvekkilimin adına biz de bu görevlendirmeyi kabul etmediğimizi noter huzurunda banka yöneticilerine ilettik. Ancak onlar yaptıkları görevlendirmeye göre işe gitmeyen müvekkilimin, 3 gün boyuna işe gelmediğin gerekçe göstererek işten çıkardılar.” dedi.

Avukat Demirtaş, hukuk dışı uygulamalar ve mobbing ile müvekkilinin bağışıklık sistemini alt üst edildiğini, müvekkilinin tedavi desteği almaya başladığını belirterek, “Müvekkilimin kendisine uygulanan mobbingin azalmasını, yok olmasını beklerken her geçen gün artan baskı ve işten çıkarma sonunda kendisine sadece 6 günlük çalışma ücreti ödendi.” dedi.

KARAR VERİLDİ
Manisa İş Mahkemesi, hem bankanın yasal olmayan işten çıkarmasını hem de uygulanan baskıdan dolayı Hakan Yusuf Arslan’ı davasında haklı bularak, işe iadesine karar verdi. Bankanın İş Mahkemesi’nin kararına yaptığı itiraz değerlendiren İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi’de, yerel mahkemenin kararını onayladı.

Avukat Cem Demirtaş, işe iade kararı aldıktan sonra banka hukukçularıyla görüştüklerini ve yeniden işe dönmek, aynı sorunları yaşamak istemeyen müvekkilinin, yasal haklarını alarak işten yarılmayı tercih ettiğini belirterek, “Günümüz iş hayatında çalışan üzerinde gizli ve açık mobbing olaylarında büyük artış var. İşverenler, yasal haklarını ödememek adına, işçi üzerinde baskı kurup, onu istifa etme yoluna yönlendirmeye çalışıyorlar. Ancak mahkemeler, gördüğü baskıyı, mobbing ve haksızlığa karşı dava açan,, davasının ispatlayan işçinin yanında. ” dedi.

Haber Kaynağı:İzmirli bankacının mobbing zaferi!

Toplu İşten Çıkarmalar Yasal mı?

Avukat Hibe Gökalp, çeşitli nedenlerle ortaya çıkan ekonomik darboğaz sırasında işçi ve işveren arasındaki hukuki sürecin titizlikle yürütülmesi gerektiğini söyledi.

Avukat Gökalp, İHA’yu bu konuda çeşitli açıklamalarda bulundu.
işten çıkarma, işe iade davası, ekonomik darboğaz nedeniyle işten çıkarma, uygulanabilecek tasarruf tedbirleri konularında önemli bilgiler verdi.

İşletmelerin mevcut yasal ve idari imkanları en verimli şekilde kullanarak, sıkıntılı süreci atlatmaya çalışacaklarını belirten Gökalp, “Özellikle iş hukuku, işverenler tarafından verimli, planlı ve belirli bir süreç dahilinde kullanırlarsa, ağır istihdam maliyeti düşecek, işveren bu süreçte rahatlayacaktır” dedi.
Kısır döngünün işverenleri mecburen işçi çıkarma konusunda karar almaya itebileceğini kaydeden Gökalp, işyerinde işçilerin özlük dosyaları ve işten çıkarılma süreçlerinin titizlikle yürütülmesi gerektiğini belirtti. Gökalp, ekonomik kriz nedeniyle sözleşme fesihlerinin her işyerinde farklılık gösterebileceğini belirterek, “Sebeplerin geçerli sebepler olup olmadığı her işyerine göre ayrı ayrı değerlendirilir. Her işyeri açısından şartlar farklıdır. Fesihin son çare olma ilkesinden hareketle, fesih öncesinde ve sonrasında en az 3’er aylık dönemlerde yeni işçi alındı mı, işyerinde fazla mesai yapılıyor mu, mali tablolar nasıl, işçiye farklı bir iş verilemez miydi, işten çıkarılacak işçi neye göre belirlendi, başka tasarruf tedbirleri denendi mi? Gibi sorular cevap aranır” diye konuştu.

“İşveren toplu işçi çıkarma hakkını sınırsız şekilde kullanamaz”
Toplu işçi çıkarma, ancak ekonomik, teknolojik, yapısal ve benzeri gibi ’işletme, işyeri veya işin gerekleri sonucu’ yapılıyorsa mümkün olduğunu söyleyen Gökalp, “Toplu işçi çıkarma iki nedenle gerçekleşebilir. İşyerinde faaliyet devam ederken iş gücü azalması, işyerinin kapatılması. Toplu işçi çıkarma en az 30 gün önceden Çalışma Genel Müdürlüğü’ne yazılı şekilde bildirim yöntemiyle yapılır” ifadelerini kullandı.

Kaynak: Milliyet

Yargıtay’dan işverene: İşçinin çekmecesi aranamaz

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, istirahatli bir çalışanın masa ve çekmecesinin işverence aranamayacağına hükmetti.

Bir banka çalışanı kişi, İzmir 1. İş Mahkemesi’ne müracaat ederek işveren yetkililerinin kendisine yönelik mobbing uygulandığını öne sürüp maddi ve manevi tazminat talebinde bulundu.

İstirahatli olduğu dönemde masa ve çekmecesinin işveren yetkililerince aranmasının kişilik haklarına saldırı niteliğinde olduğunu söyleyen davacı bankacı, gördüğü psikolojik baskı sebebiyle Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden aldığı raporu da mahkemeye sundu. Tarafları dinleyen İzmir 1. İş Mahkemesi, davacının çalışma ortamında iş yeri yetkilileri tarafından psikolojik baskıya maruz bırakıldığına hükmetti. Yargılama sürecinde alınan doktor raporuyla bu baskıların devam ettiği süreçte acı ve elem yaşadığı ayrıca davacının psikolojik yapısında bozulma oluştuğu gerekçesi ile eylemin ağırlık derecesi gözetilerek davanın kısmen kabulüne karar veren mahkeme, 5 bin TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline hükmetti. Davalı işverenin temyiz müracaatı üzerine dosyayı yeniden inceleyen Yargıtay, mahkeme kararını bozdu.

“Mobbing psikolojik bir terördür”

Mahkeme, ilk kararında direnince devreye bu kez Yargıtay Hukuk Genel Kurulu girdi. Kurul, emsal bir karara imza attı. Psikolojik tacizin (mobbing); iş yerinde diğer çalışanlar veya işverenler tarafından tekrarlanan saldırılar şeklinde uygulanan bir çeşit psikolojik terör olduğuna hükmetti. Kararda, “Davacının istirahatli olduğu bir dönemde masasındaki çekmecelerinin aranması üzerinde de durulmalıdır.

Genel olarak işçinin iş yerinde kullanımına özgülenen ofis, masa, dolap gibi alanların işveren tarafından aranması, işçinin özel yaşamına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır. Söz konusu alanların aranması bir hukuka uygunluk sebebine dayanmalıdır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Peev-Bulgaristan kararında; başvurucunun ofisindeki masa çekmecelerini ve dosya dolaplarını da kapsayan bir aramanın özel yaşama bir müdahale olarak kabulü gerektiği sonucuna varmıştır. Bunun bir istisnası iş yeri personel yönetmeliğidir. Somut olayda davalı işveren tarafından ibraz edilen Personel Yönetmeliği’ndeki, ‘Çalışanlara, tarafından tahsis edilen masa, dolap, etajer ve benzeri demirbaş üstünde/içinde sadece çalışma konuları ile ilgili dokümantasyon, kitap, dergi gibi materyelleri muhafaza etmeleri; kendilerine ait şahsi eşyalarını hiçbir şekilde bu ortamda bulundurmamaları esastır. Yönetim, söz konusu dolap, masa ve etajerleri gerekli görmesi halinde açtırma ve inceleme hakkına sahiptir’ düzenlemesi bulunmaktadır. Söz konusu yönetmeliğin bu hükmü iş yeri düzenine dair olup davalı işveren tarafından davacı işçinin masa çekmecelerinin aranmayacağı yönünde gizliliğe dair makul bir beklenti oluşturmayacağı açıktır. Davacı işçinin hedef alınarak uzun bir süreye yayılan ve sistematik hâl alan psikolojik taciz niteliğindeki davranışlara maruz kaldığı sonucuna varılmıştır.

Davacı işçiye yönelik bu baskıların varlığına dair güçlü olgular karşısında, davalı işveren ise davacıya psikolojik baskı uygulanmadığını ispat edememiştir. Hâl böyle olunca, mahkemece, davacıya yönelik davranışların psikolojik taciz olduğu belirtilerek verilen direnme kararı isabetlidir. Öte yandan hüküm altına alınan manevi tazminat miktarının, eylemin ağırlığı dikkate alındığında makul olduğu sonucuna varılmıştır. Davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ‘karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere’ onanmasına oy birliği ile karar verilmiştir” denildi.

Kaynak: Star Gazetesi