Turgay ÖZTÜRK tarafından yazılmış tüm yazılar

1965 yılında Fethiye Üzümlü’de doğdu.1982 yılında Fethiye Lisesinden,1986 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi İktisat ve İdari Bilimler Fakültesi (İzmir) İşletme Bölümünden mezun oldu.1989 yılında Dokuz Eylül Üniversitesinde İşletme Yüksek Lisans yaptı. Halen Dokuz Eylül Üniversitesinde işletme anabilim dalında Doktora yapmakta olan Turgay ÖZTÜRK 28 yıl finans sektöründe banka ve yatırım şirketlerinde Yatırım Uzmanı ve Yönetici olarak çalıştı. 2014 yerel seçimlerinde Fethiye Belediye Meclis üyeliğine seçildi.Halen Mecliste Katip Üye ile Plan ve Bütçe Komisyonu üyesi olarak görevine devam etmekte olan Turgay ÖZTÜRK evli ve iki çocuk babasıdır.

BİR BAŞKADIR ÖZEL SEKTÖRÜN MOBBİNGİ


Turgay ÖZTÜRK

Yurtdışında yapılan bazı araştırmalar ve yurt içindeki konuyla ilgilenen kişiler genellikle mobbingin kar amacı gütmeyen kurum ve kuruluşlarda  yaşandığını söylemektedirler. Bu kuruluşlarda mobbing vakalarının yaygın olduğuna kuşku yok ancak Dünya’da ve  Türkiye’de özel sektörde mobbing tahminlerin üzerinde bir yer tutmaktadır. Çalışma Bakanı Çelik  bir soru önergesine verdiği cevapta mobbing ile ilgili olarak açtıkları  Alo 170 hattını 2 yıl içinde 5890 kişinin aradığını ve bunun %67 sinin özel sektör,%33’ünün ise Kamu sektöründen olduğunu açıklamıştır.

Kamu sektöründe çalışanların özlük hakları yasalar, tebliğler, yönergelerle kesin olarak belirlendiği halde özel sektörde iş kanunlarının aksine  şirketten şirkete, patrondan patrona veya yöneticiden yöneticiye farklı uygulamalar görülmektedir. Kim daha otoriter ise, kim küçük dağları ben yarattım, büyükleri babam diyorsa  o kadar güzel mobbing uygulaması yapabiliyor.

Kim  sahip olduğu pozisyonunu  hasbelkader  elde ettiyse yada babasının teslim ettiği şirketi en Türkiye’de  başka hiç kimsenin kendisinden daha iyi yönetemeyeceğini düşünüyorsa, çalışanların kendisinin köleleri olduğunu, istediğini işe alıp istemediğini işten atabileceğini, üstelik kendince bezdirip kaçırmayı düşündüğü çalışanına annesinin soyundan sülalesine ağzındaki  inci taneleri  birer birer dökülürken ağzından çıkan baloncukların(!) inciler etrafında oluşturduğu gökkuşağının bütün renklerini görmek mümkünse.

Bunlar tecrübeyle sabit. Özel sektörde yirmi yedi yılını tamamlamış, çoğunluğu finans sektörü olmak üzere farklı sektörlerde masanın önünde, arkasında, hiyerarşinin bilumum seviyelerinde bulunmuş biri olarak söylüyorum. Özel sektör patronlarının bazıları mobbingin  kelime anlamını  bilmeseler de uyguladıkları metodun mobbing olduğunu, çalışanları bezdirip kaçırmak için uyguladıkları yöntemin   kıdem tazminatı, ihbar tazminatı vb sosyal hakları ödemeyerek şirketinde sağlayacağı finansal yarar kadar, iş hayatında bu kadar yaygınlaşacağını, sadece çalışanın bezdirip kaçırılmasıyla sonuçlanmadığını, intiharlara sebep olduğunu , ailelerin dağılmasına, mutsuzluklara hatta kendi iş yerinde yada yönettiği şirkette verimsizliklere neden olduğunu anlayabilselerdi emin olun mobbing yada yerine geçecek bütün kelimelerin patentini alırlardı.

Özel sektörde çalışan bir arkadaşım, Türkiye’de tanınırlığı yüksek bir şirketin uyguladığı yöntemi söylediğinde şok geçirmiştim. Holding bünyesindeki bu şirkette çalışanların bir bölümü pirim usulü çalıştığı gerekçesi ile kıdem tazminatı haklarının bulunmadığını, her yıl birkaç personelin  yönetici tarafından çağrılıp bunun sözlü olarak tebliğ edildiği, kıdem tazminatının aslında hesaplanıp tahakkukunun yapılacağını, personelin banka hesabına havale yapılıp formalitenin tamamlanmasından sonra kıdem tazminatını bankadan personel tarafından  çekilip şirkete dönen personelin elinden o parayı açıktan iade aldıklarını, bunu yapmayanlar ile yola devam edemeyeceklerini söylemişler ve bunu uygulamışlardı. Başka bir yerde iş bulamama korkusu ile birçok personelin bu yönteme boyun eğdiğini, patronun kıdem tazminatını hem gider yazarak daha az vergi ödediğini hem de açıktan aldığı nakdi cebine atarak çifte kavrulmuş lokum tadında bir başarı elde ettiğini , diğer personelin de bu psikolojik baskı altında ne yapacağını bilemediğini anlatmıştı.

Yine özel sektörde  kendi alanında  üst sıralarda  yer alan güzide bir şirket patronu, şirketinde bazı sorunlar olması ve bunu düzeltmek amacıyla uzun araştırmalar sonunda referansları da iyi olan bir personeli transfer etmek üzere görüşmeye karar veriyor. Transfer etmek üzere görüşülen personel çalışma hayatında uzun yıllar geçirmiş büyükşehirde yaşayan birisi. Görüşmelerde dostumuz patrona taleplerini bildiriyor, patron beklentilerini söylüyor , birkaç görüşmeden sonra mutabakat sağlanıyor. Patron transfer ettiği yöneticiye  kendi şirketine gelmesi için şirketinin bulunduğu Anadolu kasabasında ev kirası vereceğini, şirketin sıfır araba alarak tahsis edeceğini, maaşı anlaştıkları gibi olacağını söylüyor. Personel ise patrona, özel sektörde bordroların düşük hazırlanıp bir kısım maaşın açıktan ödenmesinin yaygın bir uygulama olduğunu  ancak kendisinin bunu kabul edemeyeceğini söylüyor. Patron bunu da kabul ediyor ve el sıkışıyorlar.

Personel ile şirket arasında yapılan sözlü mutabakatı yazılı hale getiriyorlar belli süreli sözleşmeyi  taraflar imzaladıktan sonra  işe başlıyor.  Personel işe koyuluyor, şirketin baştan aşağıya analizini yapıp patrona sunuyor. Patron bundan pek hoşnut değil, çünkü doğruları duymak canını sıkıyor. Patrona sunulan reçeteyi gözardı ediyor, geçmiş alışkanlıklarındaki gibi yöneticisine danışmadan kararlar veriyor. Yöneticisi odasında çalışırken onu by-pas yaparak  zaman zaman yöneticisinin altındaki personel ile iş yürütüyor. Aradan aylar geçtiği halde yöneticisine mütevazi bir daire bile bulamıyor ve sorduğunda “ arkadaşlar arıyorlar” diyor. Bunu gören yönetici dostumuz  çocuklarının okula başlama zamanının yaklaştığını, bir an önce ev bulması gerektiğini düşünerek bir ev buluyor. Patron ne de olsa bir iş adamı, bu firma onlarca yıldır faaliyette patron nasıl olsa ev kirasını verir düşüncesi ile sorun etmiyor. Aylar sonra patronuna ev kirasını hatırlatıyor. Patron pis pis gülerek bu kadar ev kirası ödeyemeyeceklerini, ancak söz konusu kiranın yüzde yetmişbeşini verebileceğini söylüyor. Yönetici çaresiz kabul ediyor, üzerini ben tamamlarım diye düşünüyor ve işlerine devam ediyor. Bir üre sonra patron yöneticisine tahsis ettiği aracın üzerinde yakıt alımı ilgili taşıt taşıma sisteminde değişiklik yapıyor, bunu şirketin e-mailinden gören yönetici bir anlam veremiyor ve beklemeye koyuluyor.

İşin kokusu birkaç gün içinde çıkıyor. Bir akşamüzeri mesai çıkışında patron ayak üzeri çıkış kapısının önünde araçtaki özel eşyalarını almasını, aracın kendisine lazım olduğunu söylüyor. Aracın anahtarını alıp diğer bir personele veriyor. Yöneticinin tavırlarından rahatsız olup bir araç temin ediyor ve daha sonra bu aracı daha eski bir araç ile değiştiriyor. Bunlar yetersiz kalıyor ve yöneticisi ile konuşmadan mali müşavirini arayıp yöneticisinin SGK primlerinin ödendiği rakamın üçte birine düşürülmesini söylüyor. Maaş aynı fakat SGK primlerinin matrahını üçte birine düşürdüğü için maaşın üçte ikisini açıktan ödüyor. Ardından iki yöneticisini yanına çağırıp sektördeki krizden dolayı altı aylık süre ile % 25 indirim yapacağını, bu süre sonunda yeniden görüşebileceklerini,  kabul etmezler ise gitmeleri halinde gönül koymayacağını söylüyor. Yönetici maalesef kabul etmek zorunda kalıyor. Şirketin patronu kendince farklı düşünceler içinde yöneticisine bazen küsüyor, şirketin ofisine birkaç gün hiç uğramıyor. İmza işleri için bulunduğu şirket dışındaki bir noktaya evraklar ile birlikte gelmesini söylüyor.

Patron şirketine  yönetici değil sanki ofis boy istihdam etmiş.  Telefonda kafasına takılan bir konuda ağzına geleni söylüyor, özellikle kendisinin yanında gövde gösterisi yapabileceği birileri varsa ses tonunu daha da yükseltiyor. O kadar ki yöneticisi şirketinin çözümlenmesi gereken problemlerini çözmek üzere gittiği ortamlarda telefon açıp ağzına geldiği gibi konuşarak personelinin moralini bozuyor, motivasyonu düşüyor.   Personelin odasına kamera yerleştirmiş ve dişlerin çürüklerini görebilecek kadar zoom yaparak sürekli odayı izliyor, bilgisayarına takip programı yerleştirtiyor ve yapılan işleri, girilen programları görmeye çalışıyor. Anlamsız  ve yersiz iş isteklerinde bulunuyor. Müthiş bir paranoya içinde, kendine ve başkalarına hiç güveni yok. Personeli üzerine korku salmış, herkesi sindirmiş şirkette olumsuz bir iklim sürüyor.

Madur yönetici kendi maddi sıkıntıları içinde boğuşurken patronuna  ev kirasını tekrar hatırlattığında ödemeyeceğini söylüyor. İşten çıkartmayacağını ancak gitmek isterse gönül koymayacağını tekrar söylüyor. Yöneticisi yaptıkları yazılı sözleşmeye neden uymadığını, satıcı firmalarla sözleşmenizde değişiklik yapabiliyormusunuz? Bankalar ile sözleşmenizi kafanız göre uygulayamıyorum diyebiliyormusunuz? Sorularını sorunca patron “onlar ile karıştırmayalım” diyor. Yani işin özeti, ben seni bezdirip göndermeye çalışıyorum, alacaklarını ödemem, sen çek git benden beş kuruş alamazsın diyor. Bunun için yöneticinin zaman zaman kişiliğine saldırıyor, diğer personele mobbing uygulamadığı için eleştiriyor, zaman zaman dışlıyor, onuruyla oynuyor.

Sonuç olarak patronsahip olduğu kurumsal gücü astına yönelik olarak gerçekleştirdiği  Düşey Psikolojik Tacizi uyguluyor. Hakaret, küçümseme, tehdit etme, maaşını düşürme, SGK prim ödemesini düşürme, kirasını ödememe, kameralar ve bilgisayar ile kontrol, ajanlar aracılığıyla takip, habersiz olarak yöneticinin bilmesi gereken konularda by- pass, altındaki aracı alma vb yöntemleri uyguluyor. Dengesiz davranışlar sergiliyor, güven vermiyor. Özel sektördeki bu dostumuz piyasada rahat iş bulabilecek pozisyonda birisi olmasına rağmen sözleşmenin yerine getirilmemesini, evini , ailesini taşıyarak geldiği kasabada okula başlayan  ve adaptasyon sorunları yaşayan çocuklarını düşünerek ve mobbingci patronunun arkasından başaramadı gitti karalamasına maruz kalmamak için , mobbingciyi başarılı kılmamak için birbuçuk yıldır süren tacizlere karşın işten ayrılmıyor.

Bu psikolojik tacize ne kadar daha dayanabileceğini bilmiyor, çaresiz işine devam ediyor. Patronuna güvenerek ettiği masrafları alamıyor. Elindeki sözleşmesi yasa tanımaz patronu karşısında şimdilik bir işe yaramıyor. Dostumuz arafta kalmış durumda. Ayrılsa mı  kalsa mı? Yaptığı masraflara mı , Çocuklarının yaşadığı sıkıntılara mı ,kendi maruz kaldığı mobbinge mi yansın? 

Bu da özel sektörde yaşanan mobing örneklerinden birisi. Madur kime gitsin? Üstüne şikayet edemez çünkü tek üstü var o da mobbingci patronu. Geriye bir tek yol kalıyor, yasal yollara başvurmak. Adaleti bulacağını bilse bir dakika bile düşünmeyecek ama bu konuda endişeli. Bu da özel sektörün mobbingi.

ARACI KURUMLARDA MOBBING


Turgay ÖZTÜRK

1985 yılında İMKB (İstanbul Menkul Kıymetler Borsası) kurulmuş ve 3 Ocak 1986’ da borsa komisyoncuları ile aracılık işlemlerine başlanmıştı. Komisyoncuların tüzel kişiliğe dönüştürülmesi kararından sonra 1990 yılında aracı kurumlar kurulmuş ve bu noktadan itibaren aracı kurumlar finansal piyasaların en önemli aktörlerinden biri olarak sermaye piyasasında yerini almışlardı.

Aracı kurumların sahipleri ve çalışanları yeni bir sektör oluşumu nedeniyle farklı sektörlerden gelmekteydi. Seksenli yılların bankerlik şirketlerinde çalışanlar çoğunlukta olmak üzere, bankacılıktan, kamu kurumlarından, özel sektörün farklı alanlarından, kapalı çarşı tüccarından, borsa yatırımcısına , sokakta tezgah üstünde hisse senedi alım satımı yapana kadar pek çok kişi   aracı kurum kurdu yada satın aldı. Kısacası doksanlı yıllarda sermaye piyasasının temeli atılırken, yeterli sayıda konunun uzmanı bulunmamaktaydı. Sektöre bir nebze aşina olanlar, bir şekilde borsada işlem yapma deneyimi olan yatırımcılar, kuyumcuda çalışan tezgahtarlar, kapalı çarşı esnafı, döviz işlemiyle uğraşanlar, ana doludaki tüccar yada esnaflar ve kapalı çarşı ile bağlantısı olan yatırımcılar, kısa sürede çok para kazanmak isteyen bilumum uzman(!)  çalışan olarak sektöre girdiler.

Böylece aracı kurumların yönetim ve organizasyonlarında farklı sektörlerden gelmiş (diş hekimi, mühendis, kimyager, futbolcu, bankacı, avukat, ziraat mühendisi, edebiyatçı, sosyolog, psikolog, felsefeci, öğretmen, halkla ilişkiler uzmanı, inşaatçı, kumaşçı, yüncü, kuyumcu, oto galericisi, güzellik uzmanı vb.) pek çok kişi ekonomi ile ilgili alt yapıları olmaksızın şirket sahibi, yönetici ya da sektör personeli oldular. Bir kısmı da  bazı aracı kurumların acentesi olarak faaliyete başladılar.

Derme biçimde oluşan sektörde aracı kurumlar çalışmalarına başladı. Faaliyetler hızlandı, sektör hızla büyürken  vahşi bir rekabet başladı.Yatırımcı sayısı arttı, yeni şirketler halka açıldı,bireysel yatırımcıların yanında kurumsal yatırımcılar sektöre girmeye başladı.Aracı kurumalar ile bankalar arasında yaşanan  haksız rekabet yüzünden bankaların da aracı kurum kurarak borsa işlemlerini ayrı tüzel kişilik olarak  sürdürmelerine karar verildi. Ancak rekabetin banka aracı kurumları lehine sürmesine engel olamadı. Rekabet ve finansal krizler aracı kurumlara zaman zaman sıkıntılar yaşattı. Sektör şu anki düzeye ulaşana kadar birçok badireler atlattı. Birçok aracı kurum ya el değiştirdi ya da birkaç aracı kurum birden bazı aracı kurumlar tarafından satın alındı. Ekonomi alanında uzman olmayan pek çok çalışan doğal olarak eliminasyona uğradı. Sektörde ayakta kalmaya çalışan aracı kurum çalışanları zaman zaman zorbalarla karşılaştılar, birçok psikolojik tacize(mobbing) uğradılar.

Doksanlı yılların başlarında, bir sektör çalışanının anlattıkları sektörde yaşananlara örnek oluşturması açısından çok ilginçti. Psikolojik taciz olayı vardı ve bu yapılanın adı henüz o tarihlerde konulmamıştı. Aracı kurum çalışanının mobbing diye tanımlanan psikolojik tacize maruz kaldığını yıllar sonra öğrendik.

Söz konusu olay bir aracı kurum sahibinin, kurumunun şube müdürü olan eski bankacıya işi bıraktırabilmek için neler yapıldığına ilişkin bir örnekti. Patron hafta sonlarında personeli sürekli toplantılara çağırıp, adeta mahkeme duruşma salonunda sorgulanıyormuş gibi saatlerce sorguya çeker, bütün konuşmaları yazılı hale getirir, tek tek görüşmeye aldığı personeli üzerinde baskı oluştururdu. Zaman zaman personele ” sen,  falanca yerde şirket sırrı ile ilgili konuşma yapmışsın “ diyerek blöf yapar, ben sizleri hafta sonları bile takip ediyorum derdi. Her personel ile bire bir görüşmede şube müdürünün yetersizliğini anlatmalarını beklerdi.” Çalışanlar yolcu biz hancıyız “ diyerek personele göz dağı verir, sürekli baskı altında tutardı. Bu süreç aylarca sürdü. Müdürü küçük düşürücü davranışlar sergiler, alay ederdi. İmzalar müdür beye kasten attırılmaz, başka yetkiliye attırılarak müdürün işyerindeki birçok işlemden haberdar olmasını engellerdi. Bu taciz yaklaşık altı ay kadar sürdü, sonunda müdür istifa etmek zorunda kaldı. Patronun bu psikolojik tacizi,yıldırma politikası  sürerken şirketin üst yönetimindeki  kişiler de patrona yaranmak uğruna  taciz konusunda ellerinden geleni yapmaktaydı.Şube müdürünün işe aldığı en yakın arkadaşı da müdürü sırtından hançerlemişti ve patronun emeline ulaşması için  üst yönetime yardım etmekteydi. Bu baskının, tacizin nedeni daha sonra anlaşıldı. Patron, ne sektör ne de yöneticilik konusunda hiçbir deneyimi olmayan kendi yakın akrabasını işe başlatmıştı. Hem de şube müdürü olarak! İstifa eden müdür işten ayrılırken şirket yönetimi hakkında sitemkar bir  konuşma yaptı ve gitti.Bir sonraki hafta sonu toplantısında patron:  “ ayrılan müdürün cebine yasadışı bir madde koydurur  onun hayatını bitirtiririm ” gibi  sözlerle hem seviyeyi  iyice düşürmüş hem de kalan personele tehditlerine devam etmişti…

Bu yaşanmış bir olaydı. Bir müdürün işten çıkarılması için her türlü baskı,taciz yapılırken bir yandan çalışanlar sürekli tehdit altında tutulmaktaydı. Müdürün istifa etmesi için hem onuruyla oynanmış hem de psikolojik olarak sıkıntılar yaşamasına neden olmuştu. Bunu gören şirketin en iyi personelinden biri bir karar almıştı: “Bu firmada çalışılmaz, en kısa zamanda ayrılmalıyım”.Nitekim öyle de yaptı ve en kısa zamanda daha kurumsal bir kuruma geçti. Patron yaptığı baskılar sonucunda değerli çalışanlarını kaybetmeye başladı. Şirketinde müşterileri tutamadı. Verimlilik ve karlılık azaldığı gibi güvene dayalı sektör olan sermaye piyasasında yatırımcılarının güveni de sarsıldı.

Bu sektörde yaşanan ne ilk ne de son olaydı. Risk ve stres altında bulunan aracı kurum çalışanları bu örnekte olduğu gibi yüzlerce psikolojik tacize ve zorbalığa maruz kalmışlardı. Bu konuda yaşanmış başka örneklere daha sonraki yazılarımızda yer vermeye çalışacağım.

 

BANKACILAR MOBBINGE MARUZ KALIRLAR MI?


Turgay ÖZTÜRK

Ülkemizde seçkin mesleklerden biri olarak kabul edilen bankacılık, gerçekten de övgüyü hak edecek bir düzeye ulaşmıştır. Hizmet kalitesi, geldiği teknolojik düzey, kalifiye işgücü ve karlılık ile dünyada birçok ileri ülkeden bile daha iyi seviyelerde olduğu genel kabul görmektedir.

Bankacılık bugünkü düzeyine gelene kadar birçok sıkıntılı dönemler yaşadı.1994 yılında önemli kriz atlattı ve üç banka bir gecede battı. Yüzlerce çalışan işsiz kaldı. Batan bankaların tasfiyesi büyük bankalardan bazılarına verildi. Görevlendirilen bankaların yöneticileri, tasfiye sürecinde emirleri altına giren kapanan bankaların personeline mobbingin şahını yaşattılar, kapanmış banka personeli sıfatıyla suçlu muamelesi gördüler.

Bu sıkıntılı günleri atlatan bankacılık sektörü; 2001 yılına geldiğinde 1980′ lerdeki Banker krizinden sonraki en sıkıntılı döneme girdi. Bu kez binlerce bankacı işsiz kaldı. Onlarca banka; kimi yönetim hataları, kimi patron hataları, kimi de sistemin yapılandırılmasındaki sorunlardan dolayı devrildi. Bazı gruplar kendi bünyesindeki bankaları konsolide ederken, bazı bankalara da BDDK tarafından el konuldu. Daha sonra birçok bankayı bünyesine katan gruplar iki binli yılların ikinci yarısından itibaren yabancılara satıldı. Kamu bankaları herhangi baskıya maruz kalmazken özel bankalar ya küçülme yolunu tercih ettiler, ya yabancı ortak aldılar ya da tamamen yabancılara satıldılar.

Bütün bu süreç esnasında birçok banka mensubu sıkıntılı bir döneme girdi. Mobbing uygulamaları ayyuka çıktı. Vahşi bir rekabet başladı. Rekabet bankaların getirdikleri yeniliklerden daha çok mevcut pastanın paylaşılması yarışında yaşandı. Rekabetin sonucunda fatura yine çalışan personele çıktı. Eski usul bankacılık bitti. Tecrübe ve liyakat ikinci plana düştü. Öncelikle personelin yaşı, fiziki görüntüsü ve sosyal ilişkileri daha önemli hale geldi! Bankacılık eski bilinen kariyer mesleğinden günübirlik pazarlama faaliyetlerinin ön plana çıktığı bir sektör haline dönüştü. Değişik birimlere ve şubelere yüksek hedefler verildi. Yüksek hedefi alan orta ve alt düzey yöneticiler mevcut hedefleri astlarına daha da yükselterek dağıttılar ki birim ya da şubesi verilen hedefi kolayca yakalasın. İnsanüstü çalışmalar beklendi. Bunu yaparken bir yandan da personele yüksek primler vaat edildi. Hedefi birçok mensubun yakalayamacağı baştan belli olmasına rağmen bilinçli olarak yüksek belirlendi. Sevilmeyen personelin uzaklaştırılmasını kolaylaştırmak için bazı yöneticiler ve eş düzeyde çalışanlar dayanışma haline geçerek kendi hedeflerini tutturma; diğer personeli yalnızlaştırma yoluna gittiler. Yalnızlaşan personel mobbing ile tanışmış oldu. Stresli çalışma günleri başladı. Hedefi yakalayan dayanışma içindeki personel şakalaşarak, eğlenerek, işlerini yürütmeye; hedefine ulaşamayan personeli de aşağılamaya, hakarete psikolojik tacize başladılar. Mobbinge uğrayan çalışanın verimi gittikçe düştü,”Hedefe ulaşmak için her yol mubahtır.”  edasıyla işlerini yapan zorba (mobbingci) personel, yıllardan beri birlikte çalıştıkları arkadaşlarını gözden çıkardılar. Bu durumdaki personel psikolojik sorunlar yaşamaya başladı, sağlığını kaybetti. Bir yandan verilen yüksek hedefler, bir yandan uygulanan yıldırma politikaları terfi sınavlarına girmeye hazırlanan personelin başarısız sonuçlar almalarına neden oldu. Bu da mobbingciler için bulunmaz fırsattı.

Sözüm ona başarılı personeli teşvik etmek amacı ile ve yeni ödüllendirme uygulamaları getirdiler. Çalışanlara yüksek prim ve pazarlanan her ürüne parça başı prim önerdiler. Bankalar aralarındaki rekabetin daha katısını kendi personeli arasında başlattılar. Aylık, üç aylık, yıllık gibi dönemler halinde hedefler gözden geçirildi. Hedefler zaman zaman revize edildi. Hedefi tutturan, vaat edilen prim düzeyine ulaşan personele bile farklı politikalar uygulayarak prim ödemekten kaçmanın değişik yollarını buldular. Yok efendim personel kişisel başarı elde etse de şubenin genel durumu başarısızmış, ortalama hedefler yakalanamamış ya da kendi bireysel hedefi yakalayanlar olduysa da çapraz ürünler pazarlaması düşük düzeyde kalmış, mevduat hedefleri tuttuysa da kredi hedefleri tutturulamamış, karlılık düşük kalmış vb…gibi gerekçelerle ya primler ödenmedi ya da az bir ödemeyle geçiştirildi.

Bu arada hedefini dürüstçe tutturabilen ya da üst yöneticilerine yaranmak için personeli arasında ayrımcılık yapan, küçük bir grupla dayanışma içinde birimini bir dönem için başarılı kılan yöneticiler için henüz iş bitmemişti. Hedef rakamları geçen dönemde zor bela yakalanabildiyse yeni dönemde hedefler daha da yükseltilmeli, çıta daha da yükseklere konulmalıydı. Bazen de çok başarılı yönetici ve personel mevcut başarılarını tekrarlamak için yeni birimlere veya yeni semt ya da uzak şehirlere atanmalıydı. Tanımadıkları yerlerde aynı başarıyı tekrarlamaları istenmekteydi. Üst yönetimine yaranmak, kısa süreli başarılarının kendilerinin bankada iş garantisi olarak görüp, personeline veya çalışma arkadaşına mobbing uygulayanlar kendileri de mağdur olarak mobbing ile tanışmaya başlayacaklardı.

FİNANSAL PİYASALAR VE MOBBİNG


Turgay ÖZTÜRK

Bilindiği üzere, son yıllarda yoğun olarak karşımıza çıkan mobbing (psikolojik taciz) kavramı ile ilgili gelişmiş ülkelerde birtakım kanunlar, düzenlemeler, mahkeme kararlarından haberdardık. Ülkemizde bu konuda bugüne kadar herhangi bir hukuki düzenlemeye tanık olmamıştık. Mobbing konusunda daha etkin mücadele yapılması gereği gittikçe önem kazanmakta ve bunun için toplumun bilinçlendirilmesi yanında hukuki düzenlemelerin de yapılması gerekmekteydi. Türkiye birçok alanda yeni gelişmeleri geç takip eden bir ülke konumundaydı. Ancak Mobbing konusunda bunun tam aksini yaptı. Mobbing olgusuna karşı adeta savaş açtı. Birçok ülkeden daha hızlı davrandı.

Bu köşede sizlere genel mobbing olaylarından daha çok; finansal piyasalarda mobbing konusunu ele alacağız. Mobbing ile para ve sermaye piyasalarının ne ilgisi var diyebilirsiniz. Ne kadar ilgisi olduğunu anlamak için isterseniz önce para ve sermaye piyasalarının boyutlarını, ne kadar geniş bir kitleyi ilgilendirmekte olduğunu inceleyelim.

Tasarruf sahipleri yatırımlarını para piyasalarında, sermaye piyasalarında ya da spekülatif alanlarda değerlendirme yolunu seçerler. Daha değişik bir anlatımla tasarruf sahipleri(fon arzedenler) ile fonu kullananlar arasında bir akım olmakta ve bu akımın olabilmesi için;

Birtakım finansal araçlara; (para, mevduat, hisse senetleri, borçlanma araçları,katılma intifa senetleri, kar ve zarar ortaklığı belgeleri, banka bonoları ve banka garantili bonolar, finansman bonoları, kıymetli maden bonoları, varlığa dayalı menkul kıymetler, gayrimenkul sertifikaları, yabancı sermaye piyasası araçları, ipoteğe dayalı menkul kıymetler, varantlar, varlık teminatlı menkul kıymetler, kira sertifikaları, vadeli işlem kontratları ve diğer menkul değerlerin hepsi) ,

Finansal Araçların tasarruf sahibi ile kullanıcı arasında değişimini sağlayan Sermaye Piyasası Kurumları’ na (Aracı Kurumlar, Merkezi Kayıt Kuruluşu,Yatırım Ortaklıkları, Portföy Yönetim faaliyetleri,Girişim Sermayesi Yatırım ortaklıkları, Gayrimenkul Yatırım Ortaklıkları,Yatırım Ortaklıkları,Yatırım Fonları,Derecelendirme Kuruluşları, Vadeli İşlemar Aracılık Şirketleri) ,

Tüm yatırım araçlarının alım satımın gerçekleştirildiği borsalara (Menkul Kıymet Borsaları, Borsa Dışı Teşkilatlanmış Piyasalar, Kıymetli Maden Borsaları, Vadeli İşlem ve Opsiyon Borsalarına),

Tüm bu piyasaların sağlıklı işleyişini sağlamak üzere hukuki bir ortama ve düzenleyici otoriteye (Sermaye Piyasası Kurulu,Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu) gereksinim duyulmaktadır. İşte tüm bu sayılan kurum ve kuruluşlarda çalışmakta olan, banko elemanından veznedarına, yatırım uzmanından dealerına, araştırma uzmanından brokerına, portföy yöneticisinden yatırım danışmanına, müşteri temsilcisinden iç kontrol elemanına, hukçusundan müfettişine, şefinden müdürüne, takas elemanından muhasebecisine, asistandan bilgi işlem teknisyenine, arşiv memurundan genel müdürüne kadar hem kamu sektöründe hem de özel sektörde geniş bir çalışan kitlesini ilgilendirmektedir.

İş hayatının birçok sektöründe olduğu gibi finans sektöründe de pek çok mobbing maduruna rastlamaktayız. Çünkü işin içinde yaşam kavgası var. İnsanlar işlerini kaybetmemek pahasına çok şeyden ödün vermek zorundalar. Sektör çalışanlarına sahip çıkacak herhangi bir meslek örgütleri yok. Yaşanan global yada yerel krizlerde ilk etkilenen sektörlerden birinde çalışıyorlar. Krizde ilk kapının önüne koyulacaklar listesinde en başlarda yer alıyorlar. Sektörde yaşanan vahşi rekabet mobbingin en güçlüsünü getiriyor onların karşısına. Düzenleyici otoritenin şirket yönetimlerine ve çalışanlarına, üst yöneticilerinin astlarına, zaman zaman astların üstlerine uyguladıkları mobbing çalışanları bezdiriyor. Bazen hayatına son vermeye bazen de bir müşterisi tarafından tehdit edilmeye yada hayatına kasdedilmeye kadar varanlar olduğu biliniyor.

Sonuçta mobbinge maruz kalan finansal piyasalar çalışanı korku ve stres altında işini yapmaya çalışıyor, hayatından beziyor, verimliliği düşüyor. Hatalı kararlar vererek, yatırımcının da çalıştığı kurumun da zarara uğramasına neden olabiliyor. Güvene dayalı bir sektör olan sermaye piyasalarında, etik kuralların dışına çıkılmasına ve nihayetinde tüm sektörün karalanmasına ve zarar görmesine kadar gidiyor.

İş hayatında karşılaştığımız mobbing olayları buzağı gibiydi ve mücadele edilmeliydi. “Örgütlü toplum güçlü toplum ” düşüncesinden hareketle bir STK oluşturma ihtiyacı vardı. Tüm bunları görerek ” Mobbing ile Mücadele Derneği “ni kuran ve çalışmalarını dernek çatısı altında devam ettirmekte olan Hüseyin Gün başta olmak üzere , derneğin kuruluşundan etkin duruma gelmesine kadar katkıları olan tüm üyeleri ve destek verenleri yürekten kutluyorum.