İlhan İŞMAN tarafından yazılmış tüm yazılar

1964 Kayseri Doğumlu. Dokuz Eylül Üniversitesi İ.İ.B.F. İşletme bölümü mezunu. Memuriyet hayatına TRT'de Prodüktör olarak başladı. Sırasıyla, Ulaştırma Bakanlığı Özel Kalem Müdürü, DHMİ Genel Müdür Müşaviri, SGK Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri, SGK'da Organizasyon ve Kurumsal Hizmetler Daire Başkanı, Kurumsal Hizmetler Daire Başkanı, Kurumsal İletişim Daire Başkanı, Kurumsal Tasarım ve Tanıtım Daire Başkanı, Bilişim Hizmetleri Koordinasyon Daire Başkanı olarak görev yaptı. Halen SGK'da Sosyal Güvenlik Uzmanı olarak çalışıyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Çağrı Merkezi ALO 170'in kurucusudur. ALO 170 ile 2012 yılında Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın görevlendirmesi ile Londra ve Lasvegas’da Ülkemizi temsil etti. Alo 170 “En İyi Dış Kaynaklı İş Ortaklığı Kategorisi”nde Londra’da EMEA (Avrupa-Orta Doğu-Afrika) Bölge Birinciliğini; Lasvegas’da Dünya Birinciliğini Ülkemize kazandırdı. Mobbingder İletişim Genel Koordinatörü ve Danışma Kurulu üyesi olarak görev yaptı. Halen derneğin Genel Başkanıdır.

Etik Farkındalığının Artırılması Proje Toplantısına Katıldık.

Mobbing ile Mücadele Derneği olarak “Yerel Yönetimlerde Seçilmiş ve Atanmış Kamu Görevlilerinin Etik Farkındalığının Artırılması Projesi” çerçevesinde proje amaçlarını ve aktivitelerini ve yerel yönetimler konusundaki uygulamaları değerlendirmek amacıyla düzenlenen Etik Platformu toplantısında yer aldık.

30 Mayıs 2019 Perşembe Günü Ankara Sheraton Hotel’de gerçekleştirilen toplantıya Derneğimizi temsilen Genel Başkan İlhan İŞMAN ve Dernek Genel Sekreterimiz aynı zamanda Ar-Ge ve Projeler Genel Koordinatörümüz Mustafa Kemal TOPÇU katıldı.

AB ortaklığında yürütülmeye başlanan Proje ile Ülkemizde yerel yönetimlerin daha kaliteli, şeffaf, vatandaş odaklı ve etik ilkelere uygun hizmet sunmalarının desteklenmesi amaçlanıyor.

Etik platformu, etik stratejilerin oluşturulması, geliştirilmesi, koordinasyonu ve izlenmesine yardımcı olmak ve iyi uygulama örneklerini paylaşmak suretiyle toplumda, kamu kurumlarında ve sivil toplum örgütlerinde etik farkındalığı güçlendirmek ve ilgili kurum ve kuruluşlarla iş birliği yaparak etik kültürün gelişimine katkı sağlamak amacıyla oluşturuldu.

Toplantıda Derneğimizi tanıtarak, dernek faaliyetleri ile bilgiler verdik, işyererinde yaşanan mobbingin önlenmesi için neler yapılması gerektiği konusunda çözüm önerilerimizi paylaştık.

Nice Yüz Yıllara…


Aziz Atatürk

Mobbing ile Mücadele Derneği olarak Bağımsızlık, özgürlük, uygarlık ve refah toplumu olma yolunda hiç yılmadan çalışacağımıza huzurunuzda söz veriyoruz.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin vatandaşı olmaktan her zaman gurur duyuyor, aziz hatıranız önünde saygıyla eğiliyor, minnet, şükran ve saygılarımızı sunuyoruz…

Nice Yüz Yıllara

Ruhun Şadolsun Hüseyin GÜN

MOBBİNG İLE MÜCADELE DERNEĞİ’NİN KURUCU BAŞKANI Kadim dostum canım arkadaşım Hüseyin GÜN’ü vefatının 2.senesinde rahmet ve minnetle yâd ediyor, “4-10 Şubat Mobbing Farkındalığı Haftası”nı ömrünü mobbing ile mücadeleye adamış,bu yolda insan üstü bir gayretle gecesini, gündüzünü mağdurlara destek olmak için harcamış, mücadele adamı Hüseyin GÜN’ün aziz hatırasına ithaf ediyoruz…

Rabbim mekanını cennet eylesin.

YÖNETİM KURULU ADINA
İlhan İŞMAN
Genel Başkan

Anılarla Hüseyin GÜN…

Öğretmenlerimiz ve Mobbing

İlhan İŞMAN
Genel Başkan

Bir kaç gün önce Öğretmenler Gününü kutladık. Ülkemizin dört bir yanında eli öpülesi öğretmenlerimiz için etkinlikler düzenledik. Onlara olan vefa, minnet ve şükran duygularımızı dile getirdik. Bizi bu günlere getiren öğretmenlerimizi saygı ve rahmetle andık. İyiniyet ve temennilerimizi dile getirdik.

Öğretmenlerimizin yaşadığı sıkıntıları, zorlukları, eğitim camiamızın sorunlarını bir gün için deyim yerindeyse görmezden geldik, hep bardağın dolu tarafına odaklandık.

Pekiyi ya bardağın boş tarafı?

Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okullarda psikolojik taciz(mobbing) maalesef olanca şiddetiyle devam etmektedir. Yapılan araştırmalarda öğretmenler arasında psikolojik tacizin çok sık yapıldığı ve yaygın olduğu tespit edilmiştir. Alo 170 verileri de bu gerçeği gözler önüne sermiştir. Milli Eğitim Bakanlığı, Sağlık Bakanlığından sonra en çok Mobbing şikayetinin alındığı ikinci kamu kurumu olarak yer almıştır.

Neden eğitim kurumlarında mobbing yaygındır?

Çoğunlukla Okul idarecileri okullarda deyim yerindeyse krallıklarını ilan etmekte kendilerini bir eğitimci olarak değil, küçük kral ilan ederek, hak, hukuk gözetmeden diğer öğretmenlere karşı acımasızca davranabilmektedir. Okul aile birliğini de zaman zaman işin içine katarak yaşanan mobbing zorbalıkları katmerlenmekte; içinden çıkılamaz bir sorunlar yumağı haline dönüşmektedir. Kurban seçilen öğretmenler maalesef mücadele etmek yerine kaçmayı tercih etmektedir.

Unutulmaması gerekir ki; eğitim-öğretimde aslolan moral seviyesidir. Öğrenci ve öğretmenlerin bilgi alışverişinde maksimum verimlilik moraller iyi olduğunda gerçekleşir. Her öğretmen dersine girdiği sınıfı germek veya üzmek yerine öncelikle ilk birkaç dakika öğrencilere güler yüzle güven verecek davranışlar gösterir. Sınıfı gözleri ile kucaklar ve üzüntülü veya gergin gördüğü öğrencilere hal hatır sorar.

Öğretmen üzüntülü ise öğrenci bundan hemen etkilenir. Yüzü asık, gözleri ağlamaklı bir öğretmen  öğrencilerin dikkatini dağıtır. Sadece üzgün öğretmenin dersinde değil, sonraki  bütün derslerde öğrencilerin morali bozulur ve eğitim verimliliği büyük oranda düşer. Her okul idarecisi şunu bilmelidir ki öğretmen okulun iki asli unsurundan biridir.

Öğretmen yoksa okul da olmaz o okulun idaresi de olmaz. Türkiye’de geçmişten beri okullarda öğretmenlerin çoğu politize olmuştur. Siyasi görüş, dini görüş maalesef öğretmenleri gruplaşmalara itmektedir.

Özellikle son yıllarda memur sendikaları öğretmenler arasında ayrımcılıklara neden olmuş, tutum ve davranışlarıyla neredeyse okul yönetiminin yerine geçmiş, idarecilerin emir ve talimat aldıkları yer haline dönüşmüştür. Hepimizin malumudur ki; öğretmen üyesi olduğu sendikaya göre siyasi kimlik sahibi kabul edilmektedir. İktidar yanlısı sendika üyesi öğretmenler de çoğu zaman diğer öğretmen arkadaşlarına baskın çıkabilmektedirler. Okul idarecileri yerlerini korumak için güçlü sendikalara daha yakın durmakta, neredeyse güçlü sendikanın hiçbir talebi geri çevrilmemektedir.

Öğretmenler sürekli mesai yerine esnek çalışma usulü ile çalışmaktadırlar. Bu da ister istemez mesai boşluğu oluşturmakta ve boş kalan insanın yapacağı tek şey ise başkaları ile uğraşmak olmaktadır. Çoğu zaman Öğretmenler kendilerine yakın gördükleri öğrencileri koruma güdüsü ile öğrenciler üzerinden duygusal  durumlar oluşturabilmektedir. 

Başka öğretmenler bu öğrencilere haksızlık yaptığında veya öyle düşündüklerinde, öğretmenler arasında çatışma Kıvılcımları da başlamaktadır.

Öğretmenlik kutsal bir meslektir. Saygınlık seviyesi en üst düzeyde olmalıdır. Okul idarecileri maalesef öğretmenlere beklenilen saygınlıkta davranmamaktadır.

Her öğretmen saygındır, bunu hak eder. Öğrencilerin gözünde her öğretmen önemli, değerli ve saygındır. Öğretmen de öyle olmak ister. Ancak okul idarecileri öğretmenlerin özgüvene dayalı davranışlarını bir itaatsizlik olarak görmekte, öğretmeni kontrol altına almak için çeşitli haksız davranışlara, kaba yöntemlere başvurabilmektedir.

Öğretmeni herkesin yanında aşağılama, ders saatlerini azaltma, yapacağı etkinlikleri kısıtlama, suç olmayan şeyleri suçmuş gibi göstererek, sudan bahanelerle hakkında soruşturma açma, görevi olmayan işleri vererek süresinden önce tamamlamasını isteme, giyimini, özel hayatını dedikodu masasına yatırma gibi, bir okul idarecisine yakışmayan tutum ve davranışlarla öğretmenlere karşı yıkıcı, sinir bozucu taktiklerle saldırmaktadır.

Öğretmenlerin çoğu bu saldırılar karşısında maalesef sadece acı yaşamakta, yapılanları sineye çekmektedirler. Yine öğretmenlerin bir çoğu Kendisine yapılan haksızlığı, çalışma hayatının olağan uygulamaları olarak kabullenmektedir. Yapılan haksızlığa baş kaldırmak demek artık o çevrede, ilçe milli eğitimin nazarında hatta Bakanlıkta sorunlu öğretmen damgasını yemek demektir.Bu damgalanmayı göze alabilen öğretmenler ise haklı oldukları konularda bile haksızlığa maruz kalmakta bir çoğunun yaptığı haklı şikayet, muhakkiklerin taraflı tutumu ile örtbas edilebilmektedir.

Şikayet eden öğretmen artık o okulun baş belası olarak damgalanmakta, yapılan psikolojik taciz(mobbing) şiddetlenerek uygulanmaktadır. Muhakkiklerin taraflı tutumu karşısında gözü korkutulan öğretmen, bir daha hakkını arayamamakta, bunu gören diğer öğretmenler de sinmekte ve okul idarecileri de çok büyük bir iş yapmış edasıyla, katı, acımasız yönetim tarzlarını uygulamaya devam etmektedirler.

Öğretmenler arasında bir araştırma yapılsa çok büyük oranda antideprasan ilaçları kullandıkları görülecektir.

Okulda yaşanılan sorunlar ister istemez aileye de taşınmaktadır. Öğretmenler arasında yaşanılan mobbing vakaları da az değildir. Mobbingi sadece idarecilerden kaynaklanan sorun olarak görmemek gerekir. Öğretmenler de birbirlerine mobbing yaparak okul mesaisini çekilmez hale getirebilmektedir.

Yapılan araştırmalar göstermiştir ki; her 100 öğretmenden 70’i çalışma hayatı boyunca en az bir kere (en az 3 ay süreli) mobbinge maruz kalmaktadır.

Türkiye genelinde yapılacak kapsamlı bir anketle mobbing sorunu kaynaklı eğitim verimliliği kaybı, öğretmenlerin kullandığı ilaçlar nedeniyle Milli Eğitim Bakanlığı bütçesine getirilen mali külfet, zaman kaybı, öğrencilerin davranışlarına yansıyan şiddet olgusu tespit edilebilir.

Derneğimize gelen şikayetlerin yarısından çoğu öğretmenlerden gelmektedir.

Geleceğimizi emanet ettiğimiz öğretmenlerimizin; kendi meslektaşlarına veya okul idarecilerinin bir başka öğretmene karşı kötü davranmasının, psikolojik taciz uygulamasının önüne geçmek zorundayız.

Şeffaf, adil, demokratik, katılımcı, tarafsız yönetim modelinin uygulanması için, bir devlet adamı olarak sağ duyusuna ve tecrübesine güvendiğimiz Milli Eğitim Bakanımız Sayın Ziya SELÇUK’u “Okullarda Sıfır Mobbing” sloganı ile projeler geliştirmeye davet ediyoruz.

Çocuklarımız hepimizin üzerine titrediği en nadide çiçeklerimizdir. Onların ruh ve beden sağlığını korumak, kollamak nefes almadan sonra ki en önemli önceliğimizdir. Doğaldır ki; onları okula gönderirken emin ellerde olduklarını bilmek, güvenmek isteriz.

Öğretmenlerimizin ruh ve beden sağlığını korumak ve kollamak, onurlu çalışma hakkını gözetmek, deneyimli, birikimli insan kaynağımız olan öğretmenlerimizin verimli, huzurlu ve sağlıklı ortamlarda çalışması için çaba sarf etmek başta Bakanlığımız olmak üzere hepimizin öncelikleri arasında yer almalıdır.

Mobbing ile mücadele derneği olarak Milli Eğitim Bakanlığımıza hem mobbing hem de akran zorbalığı(bullying) konusunda destek vermeye hazır olduğumuzu bildirmek istiyoruz.

BİR KEZ DAHA ÖNEMLE BELİRTMEK İSTERİZ Kİ:
Bir çalışana karşı psikolojik taciz yapan ve yetkisi ve bilgisi olduğu halde bu eylem ve işleme karşı göz yumanlar da psikolojik tacizi (mobbingi) yapanlarla aynı derecede suç işlemiş sayılmaktadır.

SON SÖZ : Unutmamalıyız ki Mobbing milli bir meseledir ve mobbing sonucunda kaybeden bütün toplumdur…

Üniversitelerimiz ve Mobbing

İlhan İŞMAN
Genel Başkan

Ülkemizdeki devlet ve vakıf üniversitelerinde 2017-2018 Eğitim-Öğretim yılı başladı.

Gelin hep birlikte Üniversitelerimizi mercek altına yatıralım ve çeşitli yönleriyle inceleyelim.

Yükseköğretim Kurulunca (YÖK) açıklanan istatistiklere göre, Türkiye’de 2016-2017 öğretim yılında, üniversitelerde 7 milyon 198 bin 987 öğrenci eğitim aldı. Türkiye’de 2015 yılında 156 bin 168 olan akademisyen sayısı 2017 151 bin 763 oldu. Akademisyenlerin 22 bin 535’i profesör, 14 bin 203’ü doçent, 34 bin 652’si yardımcı doçent, 21 bin 423’ü öğretim görevlisi, 9 bin 799’u okutman, 3 bin 774’ü uzman ve 45 bin 321’i araştırma görevlisi olarak çalıştı.

Akademisyenlerin 84 bin 958’i erkek, 66 bin 805’i ise kadınlardan oluştu.

Türkiye’deki üniversite öğrenci sayısı, 2016-2017 öğretim yılında 7 milyon 198 bin 987 olarak gerçekleşti. Öğrencilerden 6 milyon 629 bin 961’i devlet, 554 bin 218’i vakıf üniversitelerinde; 14 bin 808’ü de vakıf meslek yüksekokullarında öğrenimlerine devam ettiler.

Uluslararası yükseköğretim derecelendirme kuruluşu Times Higher Education’ın (THE) verileri, Türkiye’deki üniversitelerin eğitim kalitesinin maalesef son beş yılda geriye gittiğini gözler önüne seriyor.

THE’nın, üniversitelerin eğitim kaliteleri, araştırmaları ve uluslararası tanınmışlıklarını göz önüne alarak oluşturduğu “Dünya Üniversiteleri Sıralaması” raporunda, 2012 yılında ilk 200’de Türkiye’den sadece bir üniversite yer alırken, 2017 yılında yapılan sıralamada ise Türkiye’den ilk 500’e girebilen devlet üniversitesi olmadı. Öyle ki Listenin ilk 500 sırasında Türkiye’den hiçbir üniversite yer almadı.

Boğaziçi Üniversitesi de 2012’den bugüne 200 sıra gerileyerek 500’üncü oldu. 2016-2017 eğitim-öğretim yılında “Devlet Üniversiteleri Sıralaması”nda Türkiye’de birinci olan Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) dünya sıralamasında 550 sıra gerileyerek 800’üncü sırada yer aldı. THE’nin 2017 yılı istatistiklerinde Türkiye’den en yüksek sıralamada yer alan üniversite ise Bilkent Üniversitesi (BÜ) oldu. Vakıf üniversitesi olan BÜ, listeye 400’üncü olarak girebildi.

Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Enformatik Enstitüsü bünyesinde yer alan “URAP Araştırma Laboratuvarı”, tarafından yapılan Türkiye’nin en iyi üniversitesi sıralamasında ODTÜ, Türkiye’nin en iyi üniversitesi olurken, Hacettepe, İstanbul Teknik, İstanbul, Bilkent, Ankara, Gebze Teknik, Ege, Gazi, Boğaziçi, Koç, Sabancı, Erciyes, Atatürk ve Yıldız Teknik üniversiteleri izledi.

Sıralamada, “makale sayısı”, “öğretim üyesi başına düşen makale sayısı”, “atıf sayısı”, “öğretim üyesi başına düşen atıf sayısı”, “toplam bilimsel doküman sayısı”, “öğretim üyesi başına düşen toplam bilimsel doküman sayısı”, “doktora mezun sayısı”, “doktora öğrenci oranı”, “öğretim üyesi başına düşen öğrenci sayısı” olmak üzere, 9 kriter esas alındı.

Türkiye’deki lisans düzeyinde mezun veren 148 üniversiteyi kapsayan çalışmaya göre, ODTÜ 798.01 puanla en iyi üniversite oldu. ODTÜ, geçen yıl ve önceki yıl yapılan sıralamada da yine birinci sırayı almıştı.

Şimdi Gelelim asıl meseleye… Üniversite ve Mobbing.

Yanyana geldiğinde hiç de birbirine yakışmayacak iki kavram olarak gözüküyor. Pekiyi öyle mi?

Elimizde kesin rakamlar olmamakla birlikte Mobbinge maruz kalan akademisyenlerin oranının % 25 olduğu, yani her dört akademisyenden birinin mobbinge maruz kaldığı, bilim adamlarınca dile getiriliyor. (Sert ve Wigley, 2012).

Bu durum kuşkusuz özgür düşüncenin ve bilimin merkezi olması gereken üniversitelerin, özgürlüğüne gölge düşürücü bir durum olarak düşündürücü. Üniversite sektörünün kurumsal yapısı mobbing olaylarının görülmesine ne yazık ki zemin hazırlayabiliyor.

Akademik ortamdaki eğitim seviyesinin yüksekliğine bakarak, mobbingin daha az yaşanması gerektiği beklentisi, teoride gerçekmiş gibi görünüyor. Fakat pratikte bu durumun tamamen tersi olduğunu görüyoruz.

Üniversitelerdeki en popüler mobbing yöntemleri; intihal ile suçlamak, araştırma fonlarını kötüye kullanmakla itham etmek ve öğrencilerle ilişki yaşadığını iddia etmek olarak sıralanabilir.

Yapılan suçlamaların ve dedikoduların artmasına paralel olarak, çoğu zaman idari soruşturma açılmakta, yargı süreci beklenmeden işten atılmaların yaşanması çok karşılaşılan bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır. İntihal, dini ve etnik köken ayrımcılığı ve cinsel taciz gibi suçlamaların toplum nezdinde mağdurun itibarsızlaşmasına neden olarak, yargısız şekilde işten atılması sağlanmaktadır. İtibarını kaybetmiş mağdur; hakkını arayacağı mekanizmaların çoğu zaman hiçbir işe yaramayacağı düşüncesiyle, kaderine razı olmaktadır. Bu durum öyle aşırı durumlara kadar gidebilir ki işten ayrılmak zorunda bırakılan ya da kovulan akademisyenin, başka üniversitelerde iş bulması dahi engellenebilmektedir. Zorba ile öğrencilerin beraber olduğu ve mağdura karşı ortak karalama kampanyaların yapıldığı durumlarda, çoğu zaman öğrencilerin yalancı şahitliği de, mağdurun aleyhine kullanılmaktadır.

Başarılı olmanın bizi bu suçlamalardan koruması beklenemez, aksine yıpratıcı dedikodu ve iftiraların bizi hedef almasına neden olabilir. Başarı ve yüksek performansımız başkalarının kıskançlığı yüzünden hedef olmamıza neden olacaktır.

Hiç kuşku yok ki Üniversitelerde mobbing’in ortadan kaldırılması için, bu suçtan hüküm giyen üniversitelerin teşhir edilmesi, derecelerinin düşürülmesi, kaynaklarının kesilmesi ve akademik terfilerin objektif kriterlere bağlanması gerekir.

Üniversitelerde yaşanan mobbingin nedenlerine baktığımızda hangi kriterler ön plana çıkıyor?

İdeoloji: Türkiye’de ideolojilerin çatıştığı alanlardan biri de üniversitelerdir. Üniversitelerin düşünce ve ifade özgürlüğünün en fazla olması gereken yerler olmasına karşın karşıt görüşe tahammülsüzlük, ideolojik eksende gruplaşmalara yol açmaktadır. İdeolojilerine göre kişiler ötekileştirilmektedir.

Cinsiyet: Üniversitelerde kadına karşı cinsiyet ayrımının olmaması gerekirken, kadınların böyle bir ayrımcılıkla karşı karşıya kalmaları, hem çalışma iklimini hem de psikolojik durumlarını olumsuz etkilemektedir. Başarılı kadınların kıskanılması ve mobbing sürecinde kolay yıldırılabileceği düşüncesi, kadınların duygusal ve fiziksel olarak daha zayıf algılanmasından kaynaklanmaktadır.

Ast-üst ilişkisi: İlki yönetici ve yönetici olmayanların oluşturduğu ast üst, ikincisi ise akademik unvanların ortaya çıkardığı ast üst ilişkileri olmak üzere iki çeşittir. Yöneticiler, kanunlar ve yönetmeliklerde açıkça belirtilmeyen konularda takdir yetkisi kullanırken keyfi uygulamalara girebilmektedir. Kendilerine ideolojik olarak yakın bulduğu kişilere aynı kuralı farklı uygularken, ötekileştirdiği kişilere daha farklı uygulayabilmektedir. Hizmet sürelerinin uzatılması konusundaki uygulamalar bu sorunlara tipik örnek oluşturmaktadır.

-Talep ettiği konferans izinleri, mesleki geziler, araştırma projeleri gibi etkinliklerde bulunmaları engellenmektedir.

-Düzenlemek istedikleri kongre, panel gibi etkinliklere de hiç destek verilmemektedir.

-Fiziki çalışma koşulları zorlaştırılmaktadır. Çalışma odaları, laboratuarları, ameliyathane gibi olanakları ellerinden alınmaktadır.

-Yüksek lisans öğrencileri ve doktora öğrencilerinin tez yazmaları dahi engellenmektedir.

-Kimi zaman da öğrenciler de yıldırılan hocaya karşı kışkırtılmakta, öğretim elemanının özel yaşantısına ilişkin gizli bilgiler öğrencilerle paylaşılmaktadır.

-Sonuçta bizi desteklemeyenler bizden değildir anlayışı ile başka üniversitelere geçmeleri için baskı yapılmaktadır.

Karar süreçleri: Yönetim Kurulu, Fakülte Kurulu, Enstitü Kurulu, Üniversite Senatosu gibi yönetim organlarında muhalefet eden, edebileceği düşünülen, sorgulayan üyeler baskılanmakta, dışlanmakta, istifaya zorlanmakta ve örtülü tehditlerle yıldırılmaktadır

Ders dağılımları: Ders dağılımlarında adalet ve uzmanlık ilkesinden uzaklaşılmaktadır. Yıldırılan kişilerin derslerinin ellerinden alınması veya olması gerekenden daha az ders verilmesine çok sık rastlanmaktadır. Alan dışı derslere girmeye zorlama, girdiği derslerin sürekli başka derslerle değiştirilmesi gibi akademik kurallara uymayan davranışlar sergilenmektedir. Ders saatlerinin keyfiyete göre düzenlenmesi ile bazılarının işi kolaylaştırılmakta, yıldırılmak istenen kişilerde zor durumda bırakılmaktadır.

Menfaat çıkar ilişkileri: Vize ve final sınav gözetmenlikleri, öğrenci danışmanlık görevleri dağıtılırken eşit uygulamalardan uzaklaşılmakta, ötekileştirilen kişilere daha fazla görev verilmektedir.

Akademik Jüriler: Öğretim üyelerinin atanması ve yükseltilmesinde, dosyalarının, yayınlarının incelenmesi sürecinde, doçentlik sınavının ilk aşamasını oluşturan yayın değerlendirmesi ve ikinci aşaması olan sözlü sınav aşamasında görevlendirilen jürilere baskı yapılması, jüri üyelerinin tehdit edilmesi yoluyla yıldırılan kişinin haklarının ve başarısının engellenmesi söz konusudur. Bu yıldırma uygulamaları kimi zaman yıllarca sürmektedir.

Yukarıdaki nedenlere ek olarak Türkiye üniversitelerindeki kadro azlığı nedeniyle rekabetin çok yüksek olması da çok önemli bir diğer etkendir.

Tüm bunlar dikkate alındığında üniversitelerde mobbing sorununun çözümüyle oluşacak ‘adil’ ve ‘demokratik’ ortamın üniversitenin özgürleşmesine ve bilimin gelişmesine büyük katkısı olacaktır.

Üniversitelerde Mobbingin Önlenmesi

Hiç kuşku yok ki; Mobbing olaylarının üniversitelerde önüne geçilebilmesi akademinin daha özgür ve daha yoğun bir şekilde bilim üretebilmesine olanak sağlayacaktır. Akademisyenler sadece kendi işleri olan araştırma ve bilim üretmeye daha rahat ortamlarda çalışarak ulaşacaklardır. Aksine mobbingin yaygınlaştığı bir yükseköğretimin; ne bilime, ne öğrencilere ne de bulunduğu topluma bir faydası olacaktır.

Üniversiteler uyuşmazlıkların çözümünde içinde bulundukları topluma önemli dersler sunabilirler. Akademik çevrelerde çatışmanın önüne geçmek, anlaşmazlıkları ortadan kaldırmak için Alternatif Uyuşmazlık Çözüm Usulleri ortaya konmalıdır.

Uyuşmazlık(çatışma, ihtilaf) inançlar ve davranışlardan kaynaklanan, sosyal hayatın bir gerçeğidir. Hoş olmayan stresli bir ortam yaratsalar da uyuşmazlıklar günlük hayatımızın bir parçasıdır. Bu çatışmalar bazen de organizasyonların hayatta kalmasına, gelişmesine ve ilerlemesine yardımcı olabilirler. Ancak, unutulmamalıdır ki; problemleri gelişip büyük sorunlar yaratmadan önce ortaya koymak daha faydalıdır .

Akademik ortamda her fakülte/yüksek okulun hatta her ana bilim dalının çalışma hayatında farklı uygulamalar içinde hareket ettiklerini görüyoruz. Genelde yanlış bilgilendirme, yanlış anlama; hata yapma ortamına sebep olmakta bunlardan dolayı karışıklıklar ve çatışmalar ortaya çıkmaktadır.

Akademisyenler arasında çıkabilecek uyuşmazlıkların çözümü için gerekli usulleri gösteren açık bir sözleşmeye ihtiyaçları vardır.

Alternatif uyuşmazlık çözüm yolları, çatışmaları en az yoğunluğa indiren ve ortaya çıkacak problemlerde erken uyarı sistemi sağlayan yöntemlerdir . Unutulmamalıdır ki; bu gibi olaylarda yargı yoluna başvurmak daha fazla zaman ve para harcamaya, sonuçların nereye varacağının bilinememesine ve taraflar arasındaki ilişkilere zarar verici sonuçlara neden olabilir. Kısacası, alternatif uyuşmazlık çözüm usulü, çatışma ve uyuşmazlıkların çözümünde yargı yolu dışında başvurulan tarafların isteğine bağlı olarak çalışan bir uyuşmazlık çözüm yoludur.

Alternatif çözüm yolları, uyuşmazlıkların çözümünde taraflara problemleri yüz yüze görüşme, aralarındaki ilişkide aksayan yönleri düzeltme ve geliştirme, problem çözümüne katılma, tarafların çözüm usullerini birlikte tespiti, kararların her iki tarafın katılımı ve anlaşması ile verilmesi ve gerektiğinde üçüncü kişi(ler)den uyuşmazlığın çözümünde taraflara yol göstermesi için yardım alınması gibi önemli avantajlar sağlayacaktır.

Kişilerin samimi ortamlarda problemleri tartışması ve bir çözüme ulaştırması daha sonra çıkabilecek daha büyük sorunları engelleyecektir.

Unutulmamalıdır ki, bunun sağlanabilmesi için öncelikle bu konuda eğitim alınması gerekir. Müzakere, kişiler aralarında iletişim kurulması ile başlar ve karşılıklı olarak anlaşabilecekleri bir sonucun ortaya çıkmasını sağlar. Taraflar bu ilişkide birbirlerine isteklerini ve ihtiyaçlarını anlatırken aynı zamanda kendilerini de eğitmiş olurlar. Böylece kolay halledilemeyecek sanılan problemlerin çözümü sağlanır.

Üçüncü bir kişinin veya kişilerin arabuluculuğu, tarafların daha etkili bir şekilde iletişimini sağlayarak onları ortak bir sonuca ulaştıran yardımı ile problemin çözümünü sağlar. Arabuluculuk, taraflar arasında yanlış anlama veya yanlış hesaplamadan kaynaklanan problemlerin çözümünde başarılı bir çözüm yolu olsa da, bunda başarılı olabilmenin oranı üçüncü kişinin yani arabulucunun bu konudaki kişisel yeteneklerine bağlıdır.

Alternatif çözüm yolları, yüksek öğrenimdeki uyuşmazlıkların çözümünde çok etkili bir potansiyele sahiptir. Taraflara rahat ve kontrollü ortamda daha hızlı ve daha az masraflı çözümler sağlar; çalışma arkadaşları arasında ilişkileri güçlendirir ve tüm taraflar arasında uyuşulabilecek bir uzlaşma temin eder.

Üniversitelerde mobbingin önüne geçmek için neler yapılmalıdır?

-Üniversite içerisinde mobbing bilinçliliği artırılmalı.

-Mobbingi önleyecek yasal düzenlemeler vakit kaybetmeden oluşturulmalı ve güvenilir bir hukuki sürecin işlemesini garanti altına alacak kurumsallaşma yaratılmalıdır.

-Ombudsmanlık mekanizması kurularak, yürütülen idari ve hukuki işlemlerin bağımsız bir mekanizma tarafından takip edilmesi sağlanmalıdır.

-Mobbingten hüküm giymiş üniversiteler ilan edilmeli ve kaynaklarında kısıntıya gidilmelidir.

-Üniversitelerin atama kuralları ve uygulamalarının şeffaflığı sağlanmalı, profesörlüğe ve doçentliğe yükseltme kriterleri her akademisyen için aynı olmalı ve atamalar sırasında keyfilik yaratacak durumların önüne geçilmelidir.

-YÖK kanunu ile çok geniş yetkilere sahip üniversite yöneticilerinin “sorumluluk tutulabilirlik” ilkesi gereği, kararları sorgulanabilmeli ve sınırsız yetki alanlarının mobbing mağdurlarını bir daha mağdur etmemeleri için somut adımlar atılmalıdır.

-Mobbing ile mücadele için kurum içerisinde bağımsız, sivil inisiyatiflerden oluşan birimler kurgulanmalıdır.

SON SÖZ : Herkes Kendisine yakışanı yapar…

Güçlü bir ülke için Mobbingi önlemek zorundayız.

İlhan İŞMAN
İletişim Genel Koordinatörü
Danışma Kurulu Üyesi

Dünya’nın en büyük ekonomileri farklı kriterlere göre sıralanıyor. Bu kriterlerin en başında Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) geliyor. Bir ülkenin ekonomik gücü, o ülke para biriminin değeri, iş gücü piyasası, ticareti, üretimi, tüketimi, ücretleri, vergileri, hükümet kamu politikaları, iç ve dış siyaset politikaları gibi ana göstergeleri ile ölçülüyor. Tabi bunun yanı sıra ekonomik göstergeleri belirleyen bir çok istatistiksel veri de ülkelerin ekonomik düzeyini belirleyen kriterler arasında.

Bir ülkenin ekonomik büyüklüğünü ölçmede kullanılan en önemli istatistiki verileri ana başlıkları ile büyüme rakamları, faiz oranları, enflasyon, işsizlik, bütçe dengesi, cari işlemleri, döviz kurları ve nüfus olarak sıralayabiliriz.

Bu kriterlere göre :

Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) sıralamasına göre şu an Dünya’nın en büyük ekonomisi konumunda. 18 Trilyon 37 Milyar Dolar büyüklüğünde bir ekonomik büyüklüğe sahip. Çin 11 Trilyon 8 Milyar Dolar büyüklük ile ABD’den sonra ikinci sırada.

Euro Bölgesi ülkelerinin toplamı ise Çin’i az bir fark ile geçerek 11 Trilyon 602 Milyar dolar seviyesinde bulunuyor. Euro Bölgesindeki en gelişmiş Avrupa ülkeleri ise sırasıyla Almanya 3.3 Trilyon, İngiltere 2.8 Trilyon, ve Fransa 2.4 Trilyon ile sıralanmakta. Hindistan 2 Trilyon, İtalya 1.8 Trilyon, Brezilya 1.7 Trilyon ve Kanada 1.5 Trilyon ile ilk 10 sırayı oluşturmakta.

Türkiye, GSYH sıralamasında şu an itibariyle 718 Milyar Dolar büyüklüğü ile bu listenin 18. Sırasında bulunuyor. 2023 Hedefimiz ise dünyanın en büyük 10 ülkesi arasına girmek. Tabi ilk 10’a girmek için Türkiye’nin sürekli olarak her yıl üst üste en az %5 ile %7 büyüme sağlaması gerekiyor.

Ülkelerin gelişmişlik düzeyini sadece ekonomik kaynaklarının büyüklüğü belirlemiyor. Bir başka deyişle sadece ekonomik sermaye ile güçlü ülke olunmuyor. Ekonomik sermaye gibi, beşeri ve sosyal sermaye de Ülkelerin gelişmişlik düzeyini belirleyen önemli kriterler arasında yer alıyor.

Beşeri Sermaye; ülkenizdeki İnsanların yetenek, bilgi, görgü ve birikimleri toplamının ekonomik bir değer ifadesidir. Beşeri sermayenin ölçütü ise İnsani Gelişmişlik endeksidir.

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı 2016 yılı rakamlarına göre; Türkiye; Beşeri Sermaye göstergesi olan İnsani Gelişmişlik endeksinde, yüksek insani gelişme kategorisinde yer alıyor ve 188 ülke ve bölge arasında 71. sırada.

Bir de sosyal sermaye kavramı var. Sosyal sermaye; toplumu oluşturan birey, sivil toplum kuruluşları ve kamu kurumları arasındaki koordinasyonu kolaylaştıran ve toplumun üretkenliğini artıran, norm, iletişim ağı ve güvenden oluşan yapı olarak tanımlanıyor. Sosyal Sermayenin göstergesi de Dünya Değerler Araştırması ile belirleniyor. Türkiye’de güven düzeyi oldukça düşük çıkıyor.

Neden düşük çıkıyor dersek, cevabını da kendimiz bulabiliriz.

Çünkü Sosyal sermaye şu kriterlerden oluşuyor. Demokrasi, rüşvet oranı, mahkemelerin bağımsızlığı, grevler, öğrenci hareketleri, protestolar, tutuklu sayısı, hükümete ve sendikalara olan güvenin derecesi, kredi kullanma derecesi, bireysel özgürlük, toplumsal etkinliklere katılım, komşuluk ilişkileri, aile ve arkadaşlık bağlantıları, iş bağlantıları, farklı hayat görüşlerine ve yaşam biçimlerine tolerans gösterme, şiddet oranları, suç oranları, boşanma oranları, intihar oranları, çocukların televizyon izleme oranı, çocuk sağlığı ve eğitim kalitesi ve sivil toplum kuruluşlarının yaygınlık derecesi ve benzeri kriterler.

Bu kriterlerin en önemlisi de güven.

Güven; Bir kişinin, karşı tarafın adil, ahlaka uygun ve öngörülebilir şekilde davranacağına ilişkin dürüstlük ve doğruluğa dayalı bir kavram. Güven, insanların toplumsal hayatta ihtiyaç duyduğu ve elde etmeye çalıştığı en temel duygu.

Sosyal Sermayemizin bir grup vatan haininin alçakça yaptığı son darbe girişiminden sonra, maalesef yerle bir olduğunu söylemek sanırım yanlış olmaz. Güçlü bir ülke demek Ekonomik, Beşeri ve sosyal sermayesi de güçlü olan ülke demektir.

Bu açıklamalardan sonra beşeri sermaye, sosyal sermaye ve mobbing ile ilişkisine geçelim.

Mobbing; duygusal bir saldırıdır. Özel ve kamu işyerlerinde uygulanan ve kişi veya kişiler üzerinde insan onuruyla bağdaşmayan davranışların toplamıdır. Sistematik bir baskı yaratarak, ahlâk dışı bir yaklaşımla, iş performansını ve dayanma gücünü yok edip, kişiyi kendi isteğiyle işten ayrılmaya zorlamak için; düzenli, sürekli ve sistematik olarak yapılan psikolojik taciz davranışları, eylem ve uygulamaların bütünüdür.

Bilerek ya da bilmeyerek yapılan psikolojik taciz, makro düzeyde ülkemizin beşeri ve sosyal sermayesini kemiriyor, yok ediyor. Mikro düzeyde ise çalışanların itibarını ve onurunu zedeliyor. İnsan kaynağımızı tüketiyor. Verimliliğimizi azaltıyor. İnsanımızın sağlığını kaybetmesine neden olarak, çalışma hayatını olumsuz etkiliyor. Bu nedenle Psikolojik tacizin önlenmesi, gerek iş sağlığı ve güvenliği gerekse çalışma barışının geliştirilmesi açısından çok önemlidir.

Mobbingin işyerlerine ve ülkemize verdiği zararlarla ilgili araştırmalar ülkemizde yeterince yapılmamaktadır. Veriler elimizde olmamakla birlikte, Dünya ölçekleri üzerinden fikir sahibi olabiliriz.

Ulusal İşyeri Güvenliği Enstitüsü Raporuna göre, ABD’de işyeri şiddetinin çalışanlara toplam maliyeti 1992 yılında 4 milyar dolardan fazladır.

Avustralya Griffith Üniversitesi Yönetim Bölümünün hazırlamış olduğu rapora göre Avustralya’da mobbing (İşyerinde Psikolojik Taciz) işverenlere yıllık 36 milyar dolara mal olmaktadır.

İngiltere Ticaret Odasının 2000 yılında yapmış olduğu çalışmaya göre mobbing (İşyerinde Psikolojik Taciz) İngiltere endüstrisine her yıl 2 milyar dolar yük getirmektedir.

Dünyada her sene 6 milyon çalışma günü kaybı yaşanmaktadır. (HSEInformation abaout Health and Safety at Work). Bu yaşanan kayıpların sebebi (İşyerinde Psikolojik Taciz) mağdurlarının meslek güvensizliği, iş değişikliği ve uzun çalışma saatleri ve bu zor çalışma koşulları sebebiyle yaşanan çalışma kayıplarıdır. Dünya genelinde stres ve stres ile ilgili olan hastalıkların maliyetine baktığımızda 5 milyar (TUC- Trades Uninon Congresss) dolardan 12 milyar (IPD- Institute of Personnel and Development) dolara yükselen bir grafik karşımıza çıkmaktadır. Bu denli maliyeti olan mobbingin (İşyerinde Psikolojik Taciz) önlenebilmesi için mevzuatta ve uygulamada yapılacak değişikliklerin çalışma hayatına yansıtılması sağlanmalıdır.

Mobbing, çok yaygın ve gittikçe artan bir olgudur. AB ülkelerinde yaygınlık oranları % 2 ile 15 arasında değişmektedir.

İstanbul Kültür Üniversitesi Öğretim Görevlisi Dr. Şaban ÇOBANOĞLU’nun çalışmalarında, Türkiye’deki mobbing mağdurlarının çalışan nüfusun % 20’sini oluşturduğu belirtilmiştir.

Nitekim; Alo 170 Çalışma ve Sosyal Güvenlik İletişim merkezine 2011 – 2016 yılları arasında bilgilenmek ve psikolojik destek istemek için toplam 38.262 adet başvuru yapılmış. Yani her yıl ortalama 7.652 kişi; diğer bir deyişle de günde ortalama 21 kişi MOBBİNG BİLGİLENME VE PSİKOLOJİK DESTEK hattını aramış. Herhalde bu insanlar durup dururken Alo 170’i keyfine aramamışlardır. Durup düşünmemiz gerekiyor.

Mobbing Milli bir meseledir. İnsanlarımızın barış ve huzur dolu iş ortamlarında ülkemiz yararına verimli ve etkin olarak çalışmalarına imkan sağlamalıyız. Mutlaka Onurlu Çalışma hakkını gözetmeliyiz.

Mobbingin, birey üzerinde olduğu kadar kurumlar üzerinde de tahrip edici sonuçları var. İşveren açısından ortaya çıkan hasarlar, öncelikle ekonomik nitelikte. Ancak bunun yanında ağır sosyal sonuçların oluşması da kaçınılmaz. Oysa mobbing, bir kuruma, işletmeye çözümlenmesi mümkün olmayan kalıcı sorunlar yaratıyor ve ödenmesi gereken bedeli son derece ağır oluyor. Çalışma ortamındaki herkes, işyerinde psikolojik tacizi durdurmak için bir şeyler yapmalı ve mücadele etmelidir.

Toplumsal algının netleşmesi için öncelikle mobbing devlet tarafından milli bir politika olarak kabul edilmeli, kamuoyunun gündemine taşınmalıdır. Mobbing davranışlarının neler olduğu, zorbalığın neden kaynaklanabileceği, kişiye, aileye, kuruluşa ve devlete verdiği zararlar, zorbanın kendi kurumuna, kuruluşuna ve ülkeye verdiği zararlar, mobbingden kurtulmak için çözüm yolları, mobbing sürecinde seyircilere düşen görevler, mobbingde aileye düşen görevler, mobbingin beşeri ve sosyal sermayeye verdiği zararlar konusunda eğitimler verilmelidir.

Öncelikle Mobbing kavramı anayasaya mutlaka girmelidir. Kamu ve özel sektördeki mobbingin durdurulması için kapsamlı bir çalışma ile ülkemize has müstakil bir MOBBİNG KANUNU çıkarılmalıdır.

Ülkemizde hukuk yolları tükendiğinde mağdurlar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yolunu tutmakta, bu durum ülkemiz adına maalesef önemli bir prestij kaybını da beraberinde getirmektedir. Halen bildiğimiz üç ayrı mobbing davası Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde görülmektedir. Gerekli tedbirleri alarak, ülkemizin mahkum olmayacağı ve tazminat ödemeyeceği günleri hep birlikte görmeyi yürekten diliyorum.

SON SÖZ : Güçlü bir ülke olmak istiyorsak Mobbingi önlemek zorundayız.

“Mobbing Kanunu” İçin Seferberlik Çağrısı.

İlhan İŞMAN
İletişim Genel Koordinatörü
Danışma Kurulu Üyesi

Ülkemizin yoğun gündemi günden güne değişse de bizim gündemimiz hep Mobbing ile Mücadele…

Bugünlerde mobbing ile yatar, mobbing ile kalkar olduk.

Elbette şikayetçi değiliz.

Mağdurların yaşadıklarını düşündüğümüzde onlara destek olmak, onların dertleriyle dertlenmek, mücadele azmimizi kamçılıyor, bizi de günden güne geliştiriyor.

Derneğimizin kurulduğu 2010 yılından bu güne binlerce mağdura, destek olduk.

Mağdurlara bir taraftan destek sağlarken, diğer taraftan da kısıtlı imkanlarla, kurumsal kapasitemizi geliştirmek için çalışıyor, üye aidatları ve bağışlarla ayakta durmaya çabalıyoruz. Derneğimize yapılan Mobbing Mağduru başvuruları da her geçen gün artarak sürüyor. Herkese yetişemediğimiz için zaman zaman eleştirilsek de çoğu zaman hayır duası aldığımızı düşünüyorum.

Elimizden geldiğince farkındalık ve uzmanlık eğitimleri veriyor, ülkemizin dört bir yanındaki temsilciliklerimiz aracılığıyla, mağdurlara hukuki ve psikolojik destek sağlamaya çalışıyoruz.

Kurucusu olmaktan onur duyduğum Çalışma ve Sosyal Güvenlik İletişim Merkezi ALO 170 vatandaşların; çalışma hayatı ve sosyal güvenlik hakkında her türlü soru, öneri, eleştiri, ihbar, şikâyet, başvuru ve taleplerini alarak, etkin ve hızlı bir biçimde çözüme kavuşturabilmek amacıyla 2008 yılında hizmete girdi.

2011 yılında “İşyerlerinde Psikolojik Tacizin (Mobbing) Önlenmesi” Başbakanlık Genelgesi ile Mobbingin önlenmesi, mobbing ile mücadele edilmesi amacıyla, Mobbing mağdurlarına psikolojik destek ve şikayet hattı olarak çalışma görevi verildi. (ALO 170’in Mobbing ile Mücadele Hattı olmasını TBMM’deki Komisyon toplantılarında dernek olarak biz önermiştik)

ALO 170’e yapılan Mobbing başvuruları da derneğimize yapılan başvurular gibi yıldan yıla artış gösteriyor.

Başvuruların artması bir noktada mobbing farkındalığının arttığının bir belirtisi, ama acı olan tarafı da mobbingin ülkemizde her geçen yıl artış gösteriyor olması.

Bakın sayılar ne diyor…

Alo 170 İletişim merkezine 2011 – 2016 tarihleri arasında bilgilenmek ve psikolojik destek istemek için toplam 38.262 adet başvuru yapılmış.

Yani her yıl ortalama 7.652 kişi; diğer bir deyişle de günde ortalama 21 kişi MOBBİNG BİLGİLENME VE PSİKOLOJİK DESTEK hattını aramış…
(Pekiyi ya Arayamayanlar…)

Yıllara göre baktığımızda 2011 yılında 2.001 adet, 2012 yılında 2.850 adet ile bir önceki yıla göre % 42 artış göstermiş.

2013 yılında 4.870 adet ile bir önceki yıla göre % 71 oranında artış göstermiş.

2014 yılında 6.659 adet ile bir önceki yıla göre % 37 artış göstermiş.

2015 yılında 9.005 adet ile bir önceki yıla göre % 35 oranında artış göstermiş olup 2016 yılında 12.877 adet başvuru ile bir önceki yıla göre % 43 oranında artış göstermiş.

2011 –2016 yılları arasında yapılan toplam 38.262 adet mobbing çağrısının 3.219’u şikayet başvurusuna dönüşmüş.

Başvuruların, % 81’i Özel Sektör çalışanlarından (31.113 adet) ve % 19 oranı ile de Kamu Sektörü çalışanlarından (7.149) gelmiş.

Mobbing hattını arayan 21.922 kişi (% 57) “Erkek”, arayan 16.340 kişi (% 43) ise “Kadın”çalışan…

Kamu ve Özel Sektör’den yapılan başvurularda sektörlerin ve kurumların mobbing karnesini de ortaya koyuyor bu rakamlar.

Kamuda durum böyle pekiyi ya Özel Sektör… İşte Özel Sektörün Mobbing Karnesi…

Kamu ve Özel Sektörün Mobbing karnelerindeki ilk 6 sırayı sizlerle paylaştık.

Rakamlar ortada…
Durum böyle iken, umarız Kamu ve Özel Sektör temsilcilerinin bu konuda söyleyecek sözleri vardır.

Hatırlatmakta fayda var : “Herkes, hukuken tanınmış hak ve hürriyetlerden yararlanmada eşittir.”

Ülkemizde Mobbingin her geçen gün artarak devam ettiğini görmek bizleri üzüyor, derinden yaralıyor. Ama karamsarlığa yer yok… Bu işin de üstesinden geleceğimize yürekten inanıyoruz…

Aslında Mobbing ile Mücadele de kısa denilebilecek bir sürede, Türkiye olarak çok önemli kazanımlar elde ettik. Sivil Toplum Kuruluşlarının ülke ve insanımız açısından Mobbing ile Mücadelenin önemini kavraması ile başlayan süreçte; çalışma hayatındaki paydaşların dikkatini bu alana yöneltmesi, akademisyenlerin konuya daha çok ilgi duyması, bu alandaki araştırma, anket, makale ve kitap sayısının artması, hükümet kanadında “İşyerlerinde Psikolojik Tacizin (Mobbing) Önlenmesi” Başbakanlık Genelgesi’nin yayımlanması çok önemli adımlar oldu.

İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu ve Kamu Denetleme Kurumunun kurulması, AYM’ye bireysel başvuru hakkının getirilmesi, hukuki düzenleme (Borçlar Kanunu Md-417) yapılması, üst düzey yargı organlarının, avukat, hakim ve savcıların mobbing konusuna daha duyarlı yaklaşmaları, medyanın konuyu zaman zaman kamuoyu gündemine taşıması da umut veren çok önemli gelişmeler oldu ülkemiz için.

Mobbing ile Mücadele Derneği olarak; biz de bu süreçleri yakından takip ettik. Bir çoğunda yer aldık, sorumluluk bilinciyle destek olduk, katkı sağladık. Dernek olarak kısa sürede çok önemli başarılara imza attık.

Ancak tüm bu çabalar elbette yeterli değil…

Kamu ve özel sektördeki mobbingin durdurulması için, her gelişmiş ülkede olduğu gibi hiç vakit kaybetmeden, dünyadaki iyi uygulama örneklerini, ülkemizin sosyal ve kültürel birikimlerini ve de bu güne kadar mağdur olmuş kişilerinin deneyimleri ve yaşadıklarını da dikkate alarak, kapsamlı bir çalışma ile ülkemize has müstakil bir MOBBİNG KANUNU’nun çıkarılması çözüm için olmazsa olmazımız…

Başta Sayın Cumhurbaşkanımız ve Başbakanımızın önderliğinde, TBMM çatısı altındaki siyasi partileri, YÖK’ü, Üniversiteleri, Barolar Birliğini, Sendikaları, Konfederasyonları, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğini, TÜSİAD’ı, Sivil Toplum Kuruluşlarını, ulusal ve yerel bütün basın yayın kuruluşlarını bu konuda seferberliğe çağırıyoruz…

Öncelikle birlik, beraberlik ve dayanışma içerisinde, toplumsal uzlaşmayı sağlayarak, birbirimize de güvenerek, tüm zorlukların üstesinden gelebileceğimize yürekten inanıyoruz. Güzel yurdumuzu muasır medeniyetler seviyesine taşıyacak, tüm engelleri aşacak; bilgili, birikimli, yetişmiş insan kaynağımızın ve potansiyelimizin olduğunu düşünüyoruz.

Yeter ki kaynaklarımızı heba etmeyelim… Yeter ki Beşeri Sermaye ve Sosyal Sermayemizi doğru kullanalım.

Ülkemizin geleceğe emin adımlarla ilerleyeceğine yürekten inanıyoruz. Çocuklarımıza iyi bir gelecek bırakmak istiyorsak mobbingi durdurmak zorundayız…

Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN (Dönemin Başbakanı) imzası ile “İşyerlerinde Psikolojik Tacizin (Mobbing) Önlenmesi” Başbakanlık Genelgesi ilk idari düzenleme olarak 3 Mart 2011 yılında yayımlandı. O tarihten bu yana tam 6 yıl geçti. Genelge gereği, o günden bu güne;

– Hangi Kamu kurum ve kuruluşları yönetici ve personellerine kaç mobbing eğitimi verdirdi?

– Bu eğitimleri kimler verdiler?

– Eğitimler amacına ulaştı mı?

– Farkındalık oluştu mu?

– Kurumsal bilinç gelişti mi?

– Kamu kurum ve kuruluşları bu genelgenin gereklerini ne kadar yerine getirdi?

Mobbing ile Mücadele Derneği olarak tüm kamu ve özel sektör kurum ve kuruluşlarını “İşyerlerinde Psikolojik Tacizin (Mobbing) Önlenmesi” Başbakanlık Genelgesi’nin gereklerini yerine getirmeye davet ediyoruz. Farkındalığı geliştirmek ve toplumsal bilinci artırmak amacıyla Kamu ve özel sektör iş yerlerinde daha çok Mobbing eğitimleri vermeye çağırıyoruz.

Yine Genelge gereği; Çalışanların uğradığı psikolojik taciz olaylarını izlemek, değerlendirmek ve önleyici politikalar üretmek üzere Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bünyesinde Devlet Personel Başkanlığı, sivil toplum kuruluşları ve ilgili tarafların katılımıyla kurulan “Psikolojik Tacizle Mücadele Kurulu”nun yeterince çalıştırılmadığını, Mobbingle Mücadele Stratejik Eylem Planında yer alan eylemlerle ilgili yavaş yol alındığını düşünüyoruz.

Bu kurul Görevi gereği;

– Bugüne kadar kaç adet taciz olayını incelemiştir?

– Kaç olayı değerlendirmiştir?

– Ne tür önleyici politikalar geliştirmiştir?

– Faaiyetlerini kamuoyuyla paylaşmış mıdır?

– Raporlarını Hangi ortamda görebiliriz?

Günümüz Kamu Yönetimi anlayışı gereği, şeffaflık ve bilgi edinme kapsamında, kamuoyuyla paylaşılmasında fayda görüyoruz.

Bu vesile ile de çalışma hayatının içinden gelen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımız sayın Jülide SARIEROĞLU’dan Mobbing ile Mücadele konusunda beklentimizin büyük olduğunu belirtmek istiyoruz.

Mobbing ile Mücadele Derneği olarak; ülkemize olan vefa ve sorumluluk borcumuzun bilinciyle; sorunları sürekli konuşarak, sorunun bir parçası olmak yerine, çeşitli platformlarda her fırsatta çözüm önerilerimizi dile getirerek katkı sağlamaya çalışıyoruz.

İyi niyet ve pozitif bir yaklaşımla, Ülkemiz için daha çok katma değer üretmeyi misyon edinen bir Dernek olarak; çalışma barışının korunması ve geliştirilmesini savunuyor, kamuoyu önünde onurlu çalışma hakkı ve Mobbing ile Mücadele için her türlü desteğe hazır olduğumuzu belirtiyoruz.

Dün olduğu gibi bugün de mobbing konusunda üzerimize düşen hak ve yükümlülüklerimizi layıkıyla yerine getirmek için aynı azim, inanç ve kararlılıkla çalışıyoruz, çalışacağız.

Mobbing Milli bir meseledir. Bu illet; (İşyeri Kanseri) deneyimli, birikimli insan kaynağımızı her geçen gün eritiyor, yok ediyor. Bilerek ya da bilmeyerek; “Bindiğimiz dalı kesiyor, kendi ayağımıza sıkıyor, bu ağır bedeli de toplum olarak maalesef birlikte ödüyoruz.” Bu zulmü hep birlikte durdurmak için toplumsal bir ortak akıl gerekiyor.

Hayatını mobbing ile mücadeleye adamış, Kurucu Genel Başkanımız Rahmetli Hüseyin GÜN’ün her defasında söylediği gibi : “Herkesi tarihi köklerimizden gelen örf, adet, gelenek, görenek ve inancımız gereği “insanın insana zülmünü durdurmaya davet ediyoruz”

SON SÖZ :
“Mobbing Kanunu” için herkesi seferberliğe Çağırıyoruz…

AMERİKA’DA MOBBING

İlhan İŞMAN
İetişim Genel Koordinatörü
Danışma Kurulu Üyesi

Mobbing sadece az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerin sorunu değil. Gelişmiş ülkelerde de mobbing çalışma hayatının en önemli sorunlarından biri olarak karşımıza çıkıyor.

29 Ocak 2017 PAZAR günü TRT Radyo-1’de 23.00 haberlerinden sonra canlı olarak yayınlanan “GECENİN İÇİNDEN” programında, Genel Başkanımız Hüseyin GÜN, Genel Başkan Yardımcımız Prof.Dr. Vedat BULUT ile birlikte tüm yönleriyle mobbingi, mobbing ile Mücadele yöntemlerini, mobbing sonucu ortaya çıkan hastalıkları ve Dernek çalışmalarımızı konuştuk.

Öncelikle kamuoyunda Mobbing farkındalığının artırılması ve Derneğimizin tanıtılması adına yaptıkları katkı ve destek için TRT Radyo 1 Gecenin İçinden program ekibine mağdurlar ve üyelerimiz adına teşekkür ediyorum.

Her ne kadar gündemde “Yeni Başkan TRUMP ne yapacak?” sorusu olsa da; programa canlı telefon bağlantısı ile Amerika’dan katılan ve her hafta değişik konularda bilgiler sunan Anadolu Ajansı Eski Muhabiri, Serbest Gazeteci Aysel Ogutal S.’nin bu programdaki konusu; doğal olarak Mobbing oldu. A.B.D. ve Kanada’da mobbing ile ilgili çok çarpıcı bilgiler verdi. Ben de bu bilgileri sizlerle paylaşmak istiyorum.

Amerika’da işyerinde mobbing olayları son zamanlarda hızla artıyor. Amerikan halkının bu konuda çok fazla duyarlı olmaya başladığını görüyoruz.

Yöneticiler, başarılı olmak ve yerlerini korumak için çalışanlar üzerinde yoğun baskı kuruyor. Caydırıcı yasalara rağmen çalışanların büyük bir çoğunluğu bir şekilde mobbinge maruz kalıyor. Bu tür baskılara çoğu zaman üst yönetim tarafından da göz yumuluyor. Çalışan da işini, parasal kaynaklarını kaybetmemek için, mobbinge katlanıyor. Mobbing büyük duygusal yaralanmalara neden oluyor. Aynı kurum içinde, çoğu zaman birden fazla kişi mobbinge maruz kalabiliyor.

Amerika’da en son istatistiklere göre, erkek çalışanlardan %32’si kadınların da %68’i mobbinge maruz kalıyor. ABD ‘de çalışan nüfusun %68’i, Kanada’da ise nüfusun %20 si mobbing şikayetleriyle dava açmış.

Mağdurların %83’ü mobbing sonucu panik atak sahibi oldugunu, %72’si rahatsız edici stres, uyuyamama, kusma, ağlama krizleri, intikam ve öç alma hırsı gibi kendisinde negatif özellikler geliştiğini iddia ederken, yüzde 32’si intiharı düşündüğünü itiraf etmiş.

Mobbing en cok kadınlara uygulanıyor

Mobbing Amerika’da yaygın biçimde, 32 ile 55 yaş arasındaki kadınlara yapılıyor. Bu yaş grubu çalışan kadınlar, çekici, açık sözlü, işyerinde heyecanlı, stratejik kurumsal değişiklikler yapmaya eğilimleri olan, son derece başarılı, yaratıcı ve işkolik olmaları, ezilenlerin haklarını savunmaları, kurumun eksik ve yanlışlarına karşı çalışanları bilinçlendirmeleri, liderlik yapıp haklarını savunmalarına yardımcı olmaları gibi özellikleri nedeniyle mobbinge maruz kalıyorlar.

Zorba Yöneticiler, bu kadın grubunun kendilerine rakip olmalarını engellemek için, pasif görevlere verme, ayrıştırma, tecrit etme, terkedilmiş hissini körükleme, kötüleme, diğer çalışanlar üzerinde düşmanlık hissi yaratma, bir işe yaramıyor duygusu olusturma, kurumdaki yanlışların müsebbibi olarak gosterme, verimliliklerini azaltarak işe yaramama duygusu geliştirme, kimliklerini ve haysiyet duygularını zedeleme gibi mobbing davranışları sergiliyorlar.

Mobbing için 78 yasa 24 kararname

Amerika’da mobbingi tanımlayan ve cezai yaptırımları belirleyen tek bir yasa yok. Mobbing için, ayrımcılık, ırkçılık, taciz, küçümseme, tecrit etme, alay etme, kişilik haklarına saldırı, zorlama, kamu önünde küçük düşürme, anti laik davranış, itaatsizlik, izole etme, kişilik haklarını ezme, kimliğini lekeleme sonucu çalışamaz hale getirme ve mağdurun işten ayrılmasına kadar giden sureci yaratma gibi sorunları kapsayan, farklı şikayetlerle davalar açılıyor.

Ancak, mobbingi oluşturan bütün bu şikayetler, hem eyalet, hem de federal yasalarla belirlendiği için, eyaletlere göre farklılaşan sonuçlar ortaya çıkıyor.

Bir mobbing davası, toplam 78 yasa ve 24 kararname kapsamında incelenip, tartışılıyor. Davalar çekişmeli ve uzun sürüyor. Bütün bu 78 yasa, çalışma ortamındaki mobbingi kurum ve mağdur açısından, her iki yönden de ele aldığı için, duruşmalar uzun sürüyor.

Hem kişiler, hem de kurum zarar görmesin diye duruşmalar, halka kapalı yapılıyor.

Serbest Gazeteci Aysel Ogutal’a verdiği bilgiler ve katkıları için teşekkür ediyoruz.

Az gelişmiş, gelişmekte olan ve gelişmiş ülke; gördüğünüz gibi işyeri kanseri mobbing; insanları, iş ortamlarını, ülkeleri kemirmeye devam ediyor.

İnsanın insana zulmü, sosyal diyalogu ortadan kaldırıyor, çalışma barışını derinden yaralıyor.

SON SÖZ :
–yokmuş gibi kafamızı kuma gömsek de- Mobbing çok önemli bir toplumsal sorun olarak önümüzde duruyor.

İŞYERİ KANSERİ : MOBBİNG


İlhan İŞMAN
İletişim Genel Koordinatörü
Danışma Kurulu Üyesi

21. yüzyılda siyasetten-ekonomiye, şirket yönetiminden-kamu yönetimine, insanlardan-topluma, bilimden-teknolojiye kadar birçok alanda, verimlilik, etkinlik, etkililik ve kalite unsurlarının ön plana çıktığı çok önemli bir değişim ve dönüşüm süreci yaşanıyor.

Sosyal ve kültürel yaşam, bilgi ve iletişim teknolojilerinin sağladığı imkanlarla zenginleşiyor, kültürel etkileşim artıyor ve sosyal yaşamı ilgilendiren kararların alınmasında bireysel katkıların önemi ve rolü belirginleşiyor.

Değişim şüphesiz ki insanlık tarihi kadar eski bir olgu. Yaşadığımız çağın en belirgin özelliklerinden biri de değişimin hızlanması ve çok boyutlu hale gelmesi. Yaşanan değişim, bireyleri olduğu kadar ülkeleri ve kurumları da köklü bir şekilde etkiliyor.

Değişimi zamanında ve doğru bir şekilde algılayarak, kendini yeni koşullara uyarlama becerisi gösteremeyen birey ve kurumlar, değişimin kurbanı haline geliyor ve konumları kötüleşiyor. Diğer yandan değişimi zamanında ve doğru algılayan, sağlıklı tepki gösteren birey ve kurumlar ise, kendi hedefleri ile değişen ortam arasında örtüşen alanları yakalıyor, iyileştirme yolunda bir fırsata dönüştürebiliyorlar.

Dünyada yaşanan bu çok yönlü değişim özellikle yönetim anlayışında ve klasik bürokratik yapılarda köklü bir yeniden yapılanmayı da gündeme getiriyor. Klasik bürokratik anlayış yerini, yönetenlerle yönetilenlerin karşılıklı etkileşimini sağlayan “yönetişim” anlayışına bırakıyor.

Teknolojinin baş döndürücü bir hızda ilerlediği günümüzde artık “Bilgi Toplumu” kavramından söz edilmektedir. Bilgi toplumuna giden yol ise eğitim ve gerekli insan kaynağının planlanması ve yetiştirilmesinden geçiyor. Toplumun tüm kesimlerini, yaşam boyu eğitim yaklaşımı ile bilgi toplumunun gerekli kıldığı yeteneklerle donatmak gerekiyor.

Zaman içerisinde kavramlar artık yerlerini yeni kavramlara bırakıyor.

• İdare etme anlayışından-yönetişime,
• bürokrasi merkezli yapıdan- birey ve toplum merkezli yapıya,
• tek taraflı belirleyicilikten-çok yönlü katılıma,
• gündelik sorunlarla boğuşmaktan-stratejik yönetime,
• girdi odaklılıktan-sonuç odaklılığa,
• aşırı ve hantal bürokrasiden-etkinliğe,
• kapalılık ve gizlilik kültüründen-saydamlığa,
• hiyerarşik ve kurallara dayalı denetimden- performansa ve kamuoyuna dayalı çok aktörlü denetime, hızlı bir geçiş süreci yaşanıyor.

Kamu ve vatandaşın düşünüş ve davranış kalıplarındaki değişim, bir yandan vatandaşın yönetime olan güvenini tazelerken, diğer yandan kamu yönetiminin halka güveni esas alan mekanizmaları oluşturma çabalarını da artırıyor.

Tüm bu değişim ve dönüşümün yaşandığı günümüzde hala bu sürecin farkında olmayan, zorba yöneticilere sesleniyorum.

Lütfen at gözlüklerinizi çıkarın. Çalışma arkadaşlarınız sizinle aynı hedefe yürüyen, çözüm ortaklarınızdır. Size verilen görev yetki ve sorumluluklar siz keyfi kullanın insan onuru ve şerefiyle oynayın diye verilmiyor. Ne var ki ne istersem yaparım ben yaptım oldu demeyin, Onurlu çalışma hakkını gözetin. Bir gün bu keyfiliğin bedelini ağır ödeyeceğinizi bilin.

İşyerinde Psikolojik taciz (Mobbing) işyeri kanseridir. Bindiğiniz dalı kesiyorsunuz. İşyerinize kanser illetini bulaştırdığınızda bedelini de yine siz ödeyeceksiniz.

Beşeri sermayemiz olan insan kaynağını doğru yerde ve zamanda kullanmanız, bilgiye, birikime, liyakata önem vermeniz, insanı israf etmemeniz, yoğun rekabetin yaşandığı küresel dünyada size, bize, işyerinize, kurumlarımıza ve ülkemize önemli avantajlar sağlayacaktır.

Türkiye, artık sizin kafanızı kuma gömdüğünüz yer değil. Mobbing’de (her ne kadar yeterli değilse de) çok önemli mesafeler alındı ve alınmaya da devam ediyor.

Sonra söylemedi demeyin

SON SÖZ:
Değişimi hisset, Dönüşüme ortak ol…

TARİHE NOT DÜŞMEK…


İlhan İŞMAN
İletişim Genel Koordinatörü
Danışma Kurulu Üyesi

Mobbing ile Mücadele Derneği Kurucu Başkanı ve halen Genel Başkanı olan Hüseyin GÜN’le yol arkadaşlığımız, (İnciraltı Atatürk Öğrenci Yurdu ve Dokuz Eylül Üniv. İ.İ.B.F) 1980’li yıllara dayanır. Daha sonraki yıllarda DHMİ’de müşavir olarak bir süre birlikte çalıştık.

İşlerimin yoğunluğu nedeniyle 2010 yılında dernekte kurucu üye olamasam da Mobbing üzerine birlikte çok kafa yormuş, çok konuşmuşuzdur. Başkanımızın Derneğin bu günlere gelmesindeki gayretine, mağdurlara yardım ve destek olmadaki azmine, usanmadan, yılmadan, bitmek tükenmek bilmeyen hukuk mücadelesine, yakından tanık olanlardan biriyim.

Genel Başkanımız yedi yıl gibi kısa bir sürede, insanüstü bir gayretle çok önemli işler yaparak, Türkiye genelinde 20’yi aşan ilde temsilcilikler açarak, mağdurlara destek oldu.

Güven duyulan, çalışanların yalnızım, çaresizim feryadını duyup koşan, etkili bir sivil toplum kuruluşu ortaya çıkardı. Derneğimiz, halen ilk günkü heyecan ve kararlılıkla Mağdurların umut kapısı olmaya devam ediyor.

Ben de bu zorlu süreçte elimden geldiğince kendisine yol arkadaşlığı yapmaya gayret ettim.

SGK’da Alo 170’i kuran kişi olarak, bu çağrı merkezinin mobbing destek hattı olarak çalışması gerektiğini başkanımızla birlikte ortak akılla dile getiren kişilerden biri de ben oldum.

SGK’da Kurumsal İletişim Daire Başkanlığı yaptığım dönemde; 2012 yılında Alo 170 ile “En İyi Dış Kaynaklı İş Ortaklığı” kategorisinde ülkemizi temsilen önce Londra’da EMEA (Avrupa-Orta Doğu-Afrika) bölge birincisi daha sonra da A.B.D. Lasvegas’ta yine aynı kategoride Dünya Birinciliği kazanmak da bana nasip oldu.

Derneğimizin logo ve Kurumsal kimlik çalışmalarını yaptık. 2011 yılı sanki daha dün gibi… Yeni kurulmuş bir dernek olarak o dönemde T.B.M.M.’de “İnsan Hakları Komisyonu”na ve “Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu”na çağrılmamız, milletin meclisi olan bu yüce makamda kabul görmemiz, bizi hem heyecanlandırdı, hem de gururlandırdı.

Yaptığımız sunumlarda Başbakanlık tarafından bir genelge çıkarılması gerektiği, Alo 170 Çağrı Merkezinin Türkiye’de bir ilk olarak Mobbing başvurularını alan, değerlendiren ve işleme koyan, ayrıca mağdurlara psikolojik destek veren bir çağrı merkezi olarak hizmet vermesi, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Devlet Personel Başkanlığı ve sosyal tarafların, işyerlerinde psikolojik tacize yönelik farkındalık yaratmak amacıyla eğitim ve bilgilendirme toplantıları ile seminerler düzenlemeleri yönündeki çözüm önerilerini ilk ortaya atan da bizler olduk.

Dernek olarak ilk günden bugüne; mobbingin mevzuatta yer alması için gayret gösterdik, projeler yürüttük, anketler yaptık, raporlar hazırladık, üniversitelerde, okullarda, sendikalarda eğitimler verdik, binlerce mağdura ulaştık, destek olduk, farkındalığı artırmak, toplumsal bilinci yükseltmek için radyo ve televizyon programları yaptık.

Geriye dönüp baktığımızda Ülkemiz adına, çalışma barışı adına, mağdurlar adına, çok önemli ve değerli hizmetler verdiğimizi düşünüyorum.

Elbette bugüne kadar yapılanları anlatmak bir köşe yazısının boyutlarını kat kat aşacak mahiyette…

Ama şu hususu belirtmeden geçemeyeceğim. Bir mağdura destek olduğunuzda, onun derdiyle dertlendiğinizde, yaşadığınız mutluluk, her şeyin üzerinde ve her şeyden çok daha değerli… Mağdurlardan işittiğimiz “Yalnız değilmişiz, İyi ki varsınız.” sözü de bize verilen en büyük şeref madalyası.

İlk günkü azim, inanç ve kararlılıkla, sizlerin de katkı ve destekleriyle, derneğimizi; kurumsal yapısını güçlendirmiş, daha çok mağdura ulaşan ve sorunlarını çözen, çalışma barışını koruyan, kollayan, yasa yapıcılara önerileriyle katkı sağlayan, “Bu İşyerinde Mobbing Yoktur” sertifikası veren bir konuma ortak akıl ve el birliğiyle taşıyacağımıza yürekten inanıyorum.

Derneğimizde iki dönemdir İletişim Genel Koordinatörü ve bu dönemde de Danışma Kurulu Üyesi olarak iki görevi birlikte yürütüyorum. Meslek hayatımın neredeyse tamamını algı yönetimi ve Kurumsal İletişim üzerine geçirmiş bir kişi olarak belirtmeliyim ki, Ülkemizde mobbing tarihi yazıldığında hiç şüphe yok ki, Ülkemizde ilk olan Mobbing ile Mücadele Derneği ve Ülkemizde Mobbing ile Mücadeleyi sivil toplum kuruluşu olarak ilk başlatan ve bugünlere yılmadan, azimle, inançla, kararlılıkla getiren Kurucu Genel Başkanımız Hüseyin GÜN en önemli kilometre taşı olarak tarihte hak ettiği yeri alacaktır.

Elbette …

Aynası İştir Kişinin Lafa Bakılmaz…

Söz uçar, yazı kalır…

İşte bu yazı da TARİHE NOT DÜŞMEK amacıyla yazılmıştır.