Anasayfa / Arşiv / KEŞKE MOBBİNGİN ADINI DAHA ÖNCE BİLSEYDİM…

KEŞKE MOBBİNGİN ADINI DAHA ÖNCE BİLSEYDİM…

KEŞKE MOBBİNGİN ADINI DAHA ÖNCE BİLSEYDİM…

2002 KPSS Sınavının sonuçları açıklanmış, Niğde İli’nde ücra bir ilçede sınıf öğretmeni olarak bir okula atanmıştım. Otobüse bindim, heyecan ve sevinçle ilçeye vardım, okulumun bulunduğu köyde indim.Okul müdürüm İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne gitmişti.Uzun aramalardan sonra bunu öğrenebildim.Niğde’de tanıdığım siyasilere kendimi daha iyi bir yere aldırmak için torpil bile yaptırmaya çalışmıştım,ama olmamıştı.Ama torpil isteğimin faydası olmuştu,okul müdürü beni kendine siyasi olarak yakın tanımış,haberim okula erkenden gitmişti.Okul müdürüne İlçe MEM’de rastladım.Çok hürmetkar bir edayla beni karşıladı,mesai bitimine son 1.5 saat olmasına rağmen alel acele beni arabasıyla okula götürdü,evraklarımı eliyle tamamladı,tekrar ilçeye gittik,işlerimiz 16:50 gibi bitti ve hatta beni yeni okulumdaki yeni mesai arkadaşlarımdan birinin evine bıraktı.Orada çay içmeye,pastalarımızı yemeye başladık.Evine misafir olduğum yeni mesai arkadaşım hanımefendi, orta yaşlı bir öğretmendi.Sohbet arasında bana “Hocam, hayırdır?Müdür bey seninle pek bir ilgilendi,kimseye böyle özel muamele yapmazdı” dedi.Ben de bilmiyorum dedim ama daha hiçbir şeyin farkında değildim.

Dersler başladı, okul açıldı. Ama sınıfım pislik içindeydi. Okulumuzun yeni binası inşaat halindeydi. Ben yandaki 2 odalı binada 4. sınıftaydım. Binanın anahtarı bana verildi, sabahları binayı ben açacaktım. Bu arada okulda yanlış hatırlamıyorsam 10-12 öğretmendik. Ama sabah sadece Ben,5. sınıf öğretmeni, Türkçe öğretmeni ve sosyal bilgiler öğretmeni olmak üzere 4 kişi geliyorduk. Diğerlerinin dersi öğlendi.

Sınıfımın berbat oluşundan okul müdürüne yakındım. Elime fırçayı alıp süpürmeye başladım her sabah. Bu yakınışlarımı mesai arkadaşlarıma da söylüyordum yeri geldikçe. Ama tabi ben dostuma, onlar dostuna derken bu serzenişlerim okul müdürüne sık sık gider oldu. Daha 1 ay yeni olmuştu. Okulda sınıf öğretmenliği mezunu olup ilköğretim birinci kademe derslerine giren iki kişiden biri bendim. Diğerleri işletmeci, dil öğretmeni, kimyacı vb. bakanlığın eski tercihlerindendi. Ben acemiliğimin etkisiyle bunu diğer sınıfların öğretmenlerine de söylüyor, sınıf öğretmenliği mezunu olmayan birinin 1. kademede derse girmesinin hatta öğretmen olmayanın derse girmesinin yanlış olacağını dile getiriyordum. Tabii bu da yine müdür beyin kulağına gidiyormuş. Bu arada planların yapılışı konusunda bilgisizliğimden, bazı planlarım da eksikti. Rehberliğe gelen ilköğretim müfettişi, bunların normal olduğunu, zamanla öğreneceğimi belirtip korkumu yenmişti. Zil yoktu, saatime göre teneffüse çıkıyor, dakikaya göre derse giriyorduk.

Bu arada daha önceki yıllarda 7 öğretmen değiştirmiş 4. sınıftaki öğrencilerime gördükleri fiziksel şiddetin(dayak) yanlış olduğunu bu kısa sürede hep telkin etmiş, onların güvenini kazanmıştım.

Galiba mesleğimin ya 1 ya da 1.5’uncu ayındaydım. Sınıfıma okul müdürü teftişe geldi. Öğrencilerim malum daha önce çok “öğretmen” değiştirdiğinden ve bu “öğretmenlerin” neredeyse tamamı eleman sıkıntısından dolayı “sebzeci, işçi” vb. “lise mezunu” kişiler olduklarından çocuklar daha dört işlem, okuma vb. neredeyse bilmiyorlardı. Okul müdürü çocuklarla konuştu, beni beğenip beğenmediklerini, sevip sevmediklerini sordu, sohbet bitti.”Sınıfın duvarının kenarlarına beton hatlarla çizilmiş tahtaya” bölme işlemi sorusu yazdı, Cemal isimli öğrencimi tahtaya kaldırdı,ve sordu.Cemal çarpmayı tam bilmediğinden soruyu çözemedi.Cemal ŞAK! diye bir tokat yedi, oturdu yerine. Cemalin yüzünde el izi çıkmış, yüzü morarmıştı.

Ardından Şaküreyi çağırdı müdür bey.Tabii çocuklar okul müdürünün ne psikopat olduğunu biliyorlar.Hepsi tahtada tir tir titriyor.Bu arada Cemal’in tokadıyla tüm çocukların yüzü en arka sıranın yanında duran bana döndü.Acaba öğretmen ne yapacak?Müdüre kızacak mı?Hani öğretmenimiz dayağa karşıydı? imalarıyla dolu tüm küçücük gözler benim üzerimdeydi.

Şaküre’ye sordu: “Kızım 6 kere 7 kaç?

Şaküre zaten hem Cemalden dolayı, hem de müdürün eski tutumlarından çok korkmuştu. Bilse de o korkuyla hatırlaması mümkün değildi.

Okul müdürü Şaküre’ye bir tokat vurdu,

Şaküre:

-Öğretmenim söyleyeceğim ama aklıma gelmiyor diyerek ağlamaya başladı.

Müdür:

-Ağlama kız!

diye bağırarak Şaküre’nin saçının topuzundan tuttu.Şaküre’nin saçlarından yukarı kaldırmıştı.

-Kaç kızım!?

-Öğretmenim söyleyeceğim(Ağlayarak)

-Kaç kızım!?

-Öğretmenim unuttum(Şaküre kendi elleriyle saçını tutan okul müdürünün elini canı yandığından tutarak)

Fark ettim ki Şaküre’nin ayakları neredeyse yerden kesilmiş,saçından havaya kaldırılmıştı.Sonra müdür,o vaziyette şaküre’nin kafasını tahtaya vurmaya başladı.

-Kaç kız?

-Öğretmenim söyleyeceğim.

Ben artık çıldırmak üzereydim ve patladım.

-Müdür Bey, çocuk bölmeyi böyle mi öğrenecek?(Ben bu duruma rağmen sesimi yükseltmemiş, sakince söylemiştim)

Okul müdürü üzerime yürüdü,

“Ne diyon lan sen? Lan senin defterini dürerim!” dedi. Bütün çocuklara “çıkın lan dışarı” dedi, çocukları kovdu, çocuklar korkudan 3-4 saniyede sınıfı boşalttılar, kaçtılar.

Ben de kendimi kaybettim, birbirimizin yakasını tutmuştuk. Vursam mı vurmasam mı karar verememiştim. Ama o öfkem boşalmalıydı. Bana ders veya günlük planlarımı sordu.

Yok! dedim.

Önünü ilikle! dedi,

İliklemiyorum! dedim

Vurmalıydım ama daha stajyerdim, hayallerim vardı. Meslekte daha 1.ayımdaydım ve mevzuattan hiçbir şey bilmiyordum. Meslekten atılmaktan korkuyordum.

Kendimi tuttum ama sinirden gözlerim dolmuştu. Arkama döndüm, ağlayacaktım ama ağlamamalıydım. Gözyaşlarımı görmemeliydi.

Yürü lan! Savunmanı alacağım! dedi.

Ben o öfkeyle kendinden önce odasına gittim.

Olayın vahametini fark etmişti. Beni teskine çalıştı.Okulun köy okulu olduğunu,çocukların dayağa alışkın olduğunu,dövmezsek eğitim veremeyeceğimizi bana anlattı.Ben sakinmiş gibi davranıp dinledim,arabasıyla beni ilçeye bıraktı.Hafta başında ilçe milli eğitim müdürüne gittim,durumu anlattım.İlçe müdürü önüme kağıt uzattı,al olanları yaz,ben onun defterini düreyim,zaten çok şikayet geliyor dedi.Ben de daha yeni olduğumu,göze batmamam gerektiğini söyledim ama sözlü olarak şikayetimi bildirdim.Bu arada danıştığım herkes aman müdürlerle uğraşılmaz,müfettişler onlardan yana olur diye beni teskine çalışıyorlardı.Aradan zaman geçti,beni stajyer olduğum için olmadık işlere çağırıyor,evrak işleri yaptırıyordu.Normalde buna yetkisi vardı ancak bunu bana inat yaptırıyordu.Diğer stajyerlere böyle hiçbir görev yoktu.

Kış geldi, sobalar yanmaya başladı. Yine sınıfı öğrencilerimle biz temizliyorduk. Hizmetlimiz de diğer sınıflarla meşguldü. Diğer bütün sobaların kovaları hazırlanıyor, yanıyor ama ben ve sabah gelen 5. sınıfların sobalarına bakan olmuyordu.İlçeden bize kocaman bir bütün çam kökü,odun olarak gönderilmişti.Sabah ilk ders kovamı dolduruyor,hatta diğer öğretmen ilgilenmediğinden 5. sınıfın kovasını da dolduruyor,odunu da koca kökten kırıyordum.Kökün bir ucunda ben,diğer ucunda hizmetli beraber odun kırıyorduk.Hizmetli bana

-Mıksin Hoca(Muhsin Hoca) sen de bu işlerden annıyon haaa diyor,dalga geçiyordu.Bazen bu durumu okul müdürü yukarıdan camdan izliyordu.Hizmetliye dalga geçerek

-Tahsin Abi,hocaya odun kırdırıyorsun ayıp yavv diyor,alay ediyordu.

Hizmetli de

-Müdürüm, okumuş adamın kırdığı odun daha çok yanarmış deyip gırgıra devam ediyordu.

Böylece bir kış geçti. Bu arada her defasında, yeri geldiğinde okul müdürü beni ufak ufak uyarıp,”stajyerliğin kalkmaz, görevden atılırsın” imasında bulunuyordu.
İlçedeki bir esnaf dükkanında iş dışında sohbet ederken de seçim arefesi, milletvekili adayının adını söylememe karşı” Memur siyaset yapmaz!diyerek küçük düşürmüştü,bunu aynı yerdeki dükkanda da sık sık yapıyordu.

İkinci dönemde okul binası inşaatı bitti, yeni  sınıfa geçtik. Kömür yoktu,tezekler,odun idare ediyorduk.Teftişe müfettiş geldi,dersimi dinledi,iş eğitimi dersiydi galiba.Ben bahçe aletlerini anlatacaktım.Daha sonra çocuklara taa birinci dönem başında yaptığım yazılı sorularından soru bulup sordu.Atom nedir?

Nuri: Öğretmenim maddenin en küçük parçası, yapıtaşıdır dedi.Önce cevap veremez demiştim ama şimdi o kadar mutluydum ki.Demek ki öğretmenlik buydu.Bu mutluluk içindi her şey.Diğer öğrenciler sırayla,derken, kaynaştırmalı öğrencim Mustafa bile canavar olmuştu.Müfettişi adeta yiyeceklerdi cevaplarıyla.Müfettiş de güldü ve öğrencilerin kendisini sıkıştırdığını anladı,duruma son verdi.

Tam da ders bitmişti. Bana;

“Öğretmenim,çok iyi öğretmen olursun,hep böyle devam et”   dedi,tebrik etti.Çıkarken,ben de çok heyecanlanmıştım,ayağına bastım,ayakkabısı çıktı,özür diledim,güldü ve gitti.

Ardından bir süre sonra teftiş notları geldi.Müfettiş bana 90 vermişti. Ufak ufak tartışmalarla bir yıl böylece sona erdi.Yıl sonunda da her yeri geldiğinde okul müdürü beni uyduruk sebeplerle uyarmaya devam ediyordu.

Bu arada en başından beri samimi olduğu eski öğretmenlerle muhabbetleri inanılmazdı. Ama bize ne okulla ilgili bir şeyden haber veriliyor,ne de yanımızda konuşuluyordu.

Yıl bitti, tatil ve tatil dönüşü okula döndük. Seminer dönemi başlamak üzereydi. Arkadaşlar bana geçici görevlendirildiğimi ima ediyorlardı.Ben inanmadım,ağabeyimin düğünü için izin aldım,gittim ve döndüğümde kabus gerçek olmuştu.

Sevilmeyen iki kişi,ben ve bir yıl önceki bahsettiğim 5. sınıf öğretmeni için ayrı kasabalara geçici görevlendirme çıkmıştı.Benim sınıfım 5. sınıftı,aslında okulda öğretmen ihtiyacı da vardı ve bu uygulama ihtiyaç varken uygulanabilirdi,ama boşta zaten bir öğretmen vardı.İki hafta sonra bu durum resmi olarak bana tebliğ edildi,bu arada 1. sınıf için 38 öğrenci kaydolmuştu.İlçeye gittim,Milli Eğitim Müdürü ile görüştüm,durumu izah ettim.İlçe Milli Eğitim Müdürü(Yeni gelmişti)durumu sordu,soruşturdu ve benim görevlendirme kağıdımı önümde yırtarak bana “rahat ol ben arkandayım” dedi.Ben okula döndüğümde yeni bir sürpriz vardı,askerden dönen eski öğretmenlerden bir beyefendiye benim ilk göz ağrım,emeğim, sınıfım verilmişti.Ben görevlendirilmediğim için de bana 1. sınıf düşmüştü.Bu arada stajyerliğim kalkmış,müfettiş 90,okul müdürü 80 vererek 85 ortalama ile asil memur olmuştum.(Kanunen teftiş notunu okul müdürü en fazla +-10 puan verebilir,benim müdürüm -10 olanı tercih etmişti.)

Artık dayanacak gücüm kalmadı ve resmi şikâyette bulundum. Bu arada kendimi korumak için Kaymakam’a da aynı dilekçeyi gösterip durumu izah ettim. Kaymakam bana aynen şunu dedi:

“Hocam ne var bunda biz de okulda az dayak yemedik.”

Anladım ki zor durumdaydım.

Ama dilekçem Niğde’ye varmıştı. Bizim müdür bey de durumu yani soruşturma açılacağını 1 ay sonra öğrenmiş, beni odasına çağırdı,”Kürşat” dedi,”her şeye bir set çekelim, son verelim.Artık aramızda bir dostluk olsun,küslüğü bitirelim.Yarın müfettişler gelecek,senden isteğim,aramızda husumet olmadığı,barıştığımızı söylemendir” dedi.Ben gerçekten o dönemde müdürle küs değildim.Hatta birinci sınıfta işime devam ediyordum ve sene başındaki olayları unutur gibi olmuş,hatta şikayet dilekçemi bile unutmuştum, tamam dedim.Müfettişler geldi,bana olayları sordular,çocuklara sormuşlar,çocuklar da kamera kaydı gibi anlatmışlar, ben de olanları anlattım.Soruşturma esnasında müfettişin biri bana siyasi bir imayla aynı düşüncede olduğumuzu,müdürle de aynı düşüncelerimiz olduğunu,birbirimizi savunmamız gerektiğini belirtti.Soruşturma tamamlandı,hemen kısa süre sonra müdür ve hizmetli benim iddia ettiğim 11 suçtan 11’inden de kusurlu ve suçlu bulunarak 3’er gün maaş kesimi cezası aldılar.Aslında ben şikayet dilekçemde iddialarımın her satırının suç olduğunun farkında değildim ama olan her şeyi aynen yazmıştım.Bu arada olaylar,durumlar vs. derken ben depresyona girdim ve 2003-2004 ders yılı başından itibaren psikiyatriste gitmeye başladım,depresyon teşhisiyle tedaviye başladım.Bu olaylardan sonra neredeyse 1. dönemin sonuna yaklaşmıştık.Aldığım ilaçlar çok ağırdı ve doğal olarak benim performansımı çok düşürmüştü.Sürekli sarhoş gibi ve uykuluydum.İlaçların yan etkisiyle çok öfkeliydim de.Hatta sınıfta uyuyor,kafamı kaldıramıyordum.Çünkü geceleri uyanıyor,sabah 4’ten sonra hiç uyuyamıyordum.Doğal olarak diğer 1. sınıf öğretmeninin(Zümre) sınıfına göre çok geride kalmıştım.Onlar okuma fişlerinden hecelere geçmiş,ben hala ilk fişlerdeydim.Sınıf defterini de artık doldurmuyordum bile.Sınıfta sürekli geziniyor,çocuklara yazı ödevi verip sınıf içinde volta atıyordum.Bu arada fiziki zorluklarla mücadele de devam ediyordu.

Okula yeni bir müdür gelmişti. Bizim eski zorba müdür normalde müdürlüğe vekâleten baktığından o da kadrosuna, müdür yardımcılığına döndü. Birgün sınıfıma malum zorba müdürüm geldi ve teftişte sınıf defterimin son 20 gündür doldurulmadığını nöbetçi öğretmene tutanakla tespit ettirdi. Bu arada gerçekten çok geride kalan sınıfımın durumu da tespit edilmiş oldu. Yaklaşık 2004 başlarıydı, ben normal teftiş olacağını öğrendim ama eksiklerimden dolayı askerden önce son 40 gün rapor aldım ve açıkça kaçtım.

Askere gittim,Bingöl’de bir mezraya öğretmen asker olarak(Yd.Sb.Ögr.)atandım,okulda tektim.Mezra ana yola 7 km,oradan Bingöl’e 30 km.idi.Yani saat 15:00’da okulu kapatır kapatmaz veya 20 dk. erken çıksam dahi Bingöl İl MEM’e saat 5’te zor yetişiyor,kapıdaki polise yalvar yakar valilik binasının içindeki Bingöl  İl MEM’e gidip resmi evraklarımı alıyordum.Yaz tatiline yakın bir zaman evrak dolabımda soruşturma öncesi savunmamın alınması için resmi yazı vardı.Savunmamı yapıp gönderdim,ardından yaz tatiline memleketim Aksaray’a döndüm.Yazın Niğde İl Mem’den müfettişler beni aradı,soruşturma için ifademe gerek olduğunu söylediler,ben de bütün saflığımla koşa koşa Niğde’ye gidip ifademi verdim.(İfademi alamasalar soruşturma düşecekti).Bingöl’e döndüğümde yine Bingöl İl MEM’deki dolabımda bana gelen ceza yazısını gördüm.İtiraz ettim,avukata verdim,Bölge İdare Mahkemesine gitti,dava haksız olduğum gerekçesiyle reddedildi,3 günlük aylıktan kesme cezam onanmış oldu.Tesadüfen 2005 yılında sicil affı geldi ve hemen kısa süre sonra cezam silindi.Ama ben artık ne adalete,ne öğretmenliğin kutsallığına inanır olmuştum.Ayriyeten meslekten tiksinir,bütün öğretmenlerden nefret eder olmuştum.

Bingöl dönüşü aynı kurumda göreve başladım, aynı zamanda Konya’da Yönetim-Organizasyon alanında yüksek lisans eğitimime başladım. Yaz tatilinde öğrenim özründen tayin istedim ve Konya İli’nde Ilgın İlçesi Çavuşcugöl Atatürk İlköğretim Okulu’na atandım.

Hayretler içindeydim. Yeni okul müdürüm Hayati Kutluk çok kibardı. Bana yemek ısmarladı, okula götürdü, her şey çok güzel ve iyi niyetliydi. Kendisi bir sendikada yoğun faaliyet içindeydi. Tam bir ağabey, bir babaydı. Şaşırdım. Bir süre çalıştıktan sonra merakımdan sordum.”Müdürüm, siz çok anlayışlısınız, benim hakkımı kendi hakkınızdan önce tuttuğunuzu görüyorum, böyle müdürlük olur mu” dedim. O da “tabii ki, benim öğretmenim ezilmemeli, hakkını aramalı” dedi. Alışmıştım müdürün zorba oluşuna, insan görünümünde olup insan olmayışına. Aslında yeni müdürüm Hayati Kutluk, sadece öğretmene yakışanı, insana yakışanı yapıyordu.

Ben öğretmenliğe ilk defa işte o okulda başladım. İlk defa derdim öğrencilerimdi. Sobamız kırık, döküktü. Okul 40-50 yıllıktı. Ama ben sarayda görev yapıyordum. Hatta tuvaletimiz yoktu. Erkek öğrenciler yakındaki evlerine, kızlar da karşıdaki nakış kursunun tuvaletine gidiyorlardı. Karar verildi, okul müdürü köylülerle tuvalet inşaatı yapmaya başladı.

Bir gün baktım ki inşaat harcı okul müdürümün kafasında. Kendimden utandım ve diğer gün eski elbiselerimle hemen işe başladım.1 ay hiç ders işlemedik. Bayan arkadaşlarımız bize yemek, çay yaptılar, biz de tuvalet inşaatı. Tabii Hayati Müdürüm bu inşaata 6 ay önce başlamıştı.Yani biz birkaç arkadaş son bir ay işe koyulduk.Sonunda WC’miz bitti.Hatta bir bölümdeki girişte son fayansı yapıştırma işini yetiştiremedik,Konya Ilgın İlçe Milli Eğitim Müdürü’ne “Müdürüm size bıraktık bu son parçayı da” dedik.Müdür Bey,(İlçe Müdürü)fotoğraflar eşliğinde son harcı ve parçayı koydu ve tuvaletimizin hizmete açılışını yapmış olduk 🙂  İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü bizlere teşekkür belgesi verdi.Gerçekten hak ederek aldığım bir belgeydi.Orada 3,5 yıl çalıştım.Doya doya öğretmenlik yaptım.Sonra Ankara’da bir ilçedeki bir okula tayin olundum.

Keşke bu günki bilgilerim o zaman olsaydı. Keşke kanunlar elverseydi de zorba müdüre şimdi bile olsa hesabını sorabilseydim. Keşke mobbing hakkında bildiklerimi 2-3 yıl önce öğrensem ve bu anlattıklarım zaman aşımına uğramayacak olsaydı. Keşke… Keşke… Derken ben bu keşkelerle benim. Öğretmen olmak gerçekten çok zor bir iş. Özellikle de çok kutsal bir meslek.İnsan öğretmen olunca, Yunus Emre’nin,Mevlana’nın gerçeği bulmak için çektikleri ulvi sıkıntıların hepsini bu meslekte çekip evliya oluyor.İşte insan yetiştirmek gibi büyük bir erdem dışında, bu sebeple de çok kutsal bir meslek.

Şimdi nerede miyim?

Hikayemi okumaya baştan başlayın…

Mobbing Derneğine ve Başkanı Sayın Hüseyin Gün Beyefendi’ye bu yazıyı yazdığım tarihte daha tanışalı 2 gün olmasına ve daha dernek hakkında hiç birşey bilmememe rağmen,zorbalarla savaş konusunda verdikleri cesaretten dolayı çok teşekkür ediyorum.

Muhsin Kürşat ÖRDEK

 

              Hüseyin Bey,bu yazı ilk görev yerimde yaşadığım mobbing vakasının hikayesidir.Web sayfanızda örnek olay olsun diye yazdım.Değerlendirme size aittir.Ancak sakıncası yoksa, yayınlanırsa memnun olurum.İsmimin açıklanması “memurun dernek faaliyetlerine katılması” açısından kanunen beni zor durumda bırakmayacaksa ismim de açıklanabilir..Saygılarımla

Hakkında mobbing

-Haber İlginizi Çekebilir

Kanuna Aykırı Sözleşme Hükümleri Geçersizdir

Bir çalışanın işe girerken imzalayacağı sözleşmede “işyerinden ayrılması durumunda tazminat ödenmeyecek” yönünde bir hüküm bulunabilir …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir