Anasayfa / Arşiv / HAK BENİM HAKKIM DEĞİL Mİ?

HAK BENİM HAKKIM DEĞİL Mİ?


Kerime YILDIZ

Gözünüzün önüne bir kamu kurumun konferans salonunu getirin. Çalışanlar oturmuşlar. Ön sıralarda yöneticiler… İçlerinden birisi, kurumun yeni genel müdürü. Kürsüde ise eski genel müdür. Makamların da hayat gibi gelip geçici olduğunu söylüyor. Müspet bir konuşma yapmaya çalışıyor ama, suratı asık. Sanki yüzündeki çizgiler bir iki günde artmış. Saçlarında siyah kalmamış. İnsan üzülünce başındaki pigment bir kaç dakikada ölür, saç bembeyaz olurmuş. Saçın ağarmasının da bir asaleti olmalı. Mesela Sefiller’ deki Jean Valjean örneği gibi. Kendisinin yerine başkasının suçlanmasına seyirci kalıp kalmayacağı sahnede öyle bir muhasebe yapar ki saçlar bembeyaz olur. Artık böyle onurlu insanlar kitap sayfaları arasında hapsoldu.

Neyse asıl konumuza dönelim. Sabık müdür bir şeyler geveliyor. Sanki asıl konuya gelmek için cesaret toplamaya çalışıyor. Sonunda hakkı olmayan o cesareti, salondaki bazı gözlerde buluyor. Bilmiyor ki o gözler kendisinden öncekilere de öyle baktı, kendisinden sonrakilere de öyle bakacak. ” Hakkınızı helal edin” diyor nihayet. ” Helal olsun ” diyor, o bazı göz sahiplerinin dilleri. Yüksek sesle söylüyorlar ki tesirli olsun. Fakat üşüyor sabık müdür. Hatta buz kesiyor. Zira konuşmayan, sadece, bu ibretli komediyi seyreden gözler, dağlardan kopup gelen bir çığa dönüşüp onu altına alıyor. Ya da her biri bir kıvılcım gönderip buz tutmuş yüreğini, sıcak suya düşmüş buz kalıbı gibi çatlatıyor.  ” Size zulmettim. Üzgünüm” dese acaba yumuşarlar mı? İmkânsız gibi görünüyor. Hem o zaman, bile bile yaptığını kabul etmiş olur. Yapmak ayrı, yaptım demek ayrı. Şansını bir kere daha deniyor. Sözlerini bitirip kürsüden inerken ” Siz yine de helal edin” diyor. Yani büyüklük siz de kalsın. Her zaman küçük gördüğü insanlara, sadece kendine layık gördüğü bir sıfatı hediye etmeye kalkıyor.

Cevap, zaten helal etmiş kişilerden geliyor. Diğer taraftan “tık” yok. İçlerinden birisi bağırmak istiyor. “Bizim devletin, milletin hakkını helal etmeye hakkımız yok.” diye.  Zaten bu malumun ilamı olacağından yapmıyor. Sabık müdür, omuzlarında, nasıl taşıyacağını bilmediği bir yükle çıkıp gidiyor.” Helal olsun”cular da peşinden çıkıp arabasına kadar uğurluyor. Sonrası malum. Karısını defneden adam misali, yeni müdüre çapkın bakışlar atmaya başlıyorlar. Sessiz kalabalık seyretmeye devam ediyor.

Bu hikâyenin hiçbir kurum ve kişi ile alakası yoktur, tamamen hayal mahsulüdür.

Peki, tamamen hayal mahsulü olan bu kurumun sorunu nedir? Hayal mahsulü olan çalışanlara göre sorunlar şöyle:

Kurumun en önemli sorunu “adalet”  ile irtibatının kesik olmasıdır. Şüphesiz yöneticiler adaletsizlik yapayım diye gelmediler. Ancak her dönemin bir öncekinin rövanşı olması ve politize olmuş gruplar arasındaki meselelerin kan davasına dönüşmesi yöneticileri çaresiz bırakıp, kendilerine yakın gruplar ile iş tutup, diğerlerini yok farz etmelerine sebep oldu.

Etkin ve güçlü kıldıkları insanların diğerlerine ne tür psikolojik taciz(mobbing) yaptıklarını ise bilmedikleri gibi bilmek de istemediler. Hakim gruplar kendi aralarındaki bu ifsad olmuşluğu, işe yeni başlayanlara veya başka kurumlardan gelenlere de yansıtıp, “Aldım, verdim, ben seni yendim” oyunundaki gibi adam kapmacaya döndürdüler. Hatta, bazıları ileriye gidip yeni gelenlere “Roma’ya gelen Roma’nın kurallarına uyar. Tarafını seç” deme cesaretini gösterdiler. Bunlar genellikle itaat kültüründen gelen insanlar. Bunlara uyanlar da öyle. Haklarını yemeyelim bazıları salağı oynuyor.

Guguk kuşu filmimdeki Kızılderili gibi sağır ve dilsizi oynuyorlar. Fakat, “Kusura bakmayın burası devlet dairesi, babanızın çiftliği değil” diyenin vay haline. Her iki taraf ( veya üç taraf) birleşip ortak hedef yapıyorlar. Çünkü tarafsız olan kişi, onların kendisini iyi hissetmemesine sebep oluyor. Liderlerinin otoritesi sarsılıyor. Tebaasının ise korkak veya yalaka olduğu ortaya çıkıyor. İtaatten sonraki ikinci kural ise kabiliyetini göstermemek. Çünkü bu sefer de vazgeçilmez adam olma oyunları bozuluyor. En basit iş en mühim iş gösterilip, işi yapan Türkiye’deki sayılı insanlar sınıfına giriyor.

Çizilmek istemeyen elemanlar bunu dairede ve daire dışında böyle anlatıyor. Diyelim ki itaatsiz elemanın kabiliyeti belli oldu. İhtiyaçtan ya da kendiliğinden. Pasifize etme ve karalama kampanyası başlıyor. Tacizciler şiddetini arttırırken, sisteme boyun eğmiş olanlar ” Sen de şöyle şöyle yap” diye uysallık nasihati veriyorlar. Tacizci tatmin olmadığı zaman sıranın onlara da geleceğini unutarak. sakince direnebilirseniz ne ala. Yok üzülür, sinirlenir ve tepki verirseniz hazırda beklettikleri menfur sıfatları bir bir yapıştırıyorlar.

Bu tiyatro oynanırken idareciler ne yapıyor? Seyrediyor. Bön bön bakıyor. En kötüsü ise ” işte işyeri böyle yönetilir” diye reklamını yapıp, terfi bekliyor. Allah’ın da bir hesabı olduğunu unutarak……

Adalet ve vicdan kavramlarını göz ardı ederek yöneticilik yapanların, Allah rızası için helallik almaya hakkı yoktur. Zaten onlar, ancak çıkarları için helallik ister.

Hakkında mobbing

-Haber İlginizi Çekebilir

Kanuna Aykırı Sözleşme Hükümleri Geçersizdir

Bir çalışanın işe girerken imzalayacağı sözleşmede “işyerinden ayrılması durumunda tazminat ödenmeyecek” yönünde bir hüküm bulunabilir …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir