Anasayfa / Arşiv / BASIN ACIKLAMASI – DANISTAY KARARLARI

BASIN ACIKLAMASI – DANISTAY KARARLARI

Karar Tarihi

BEŞİNCİ DAİRE

1997

2030

1994

7834

09/10/1997

KARAR METNİ

DAVACININ YASAYLA BELİRTİLEN NİTELİKLERE SAHİP OLMADAN KAZANDIĞI PSİ-

KOLOG ÜNVANININ GERİ ALINMASINA İLİŞKİN İŞLEMDE HUKUKA AYKIRILIK BU-

LUNMADIĞI HK.<

Davacı, psikolog ünvanlı kadroda görev yapmakta iken bitirdiği

okul itibariyle bu ünvanı kullanamayacağından bahisle “Laboratuvar

Teknisyeni” ünvanlı kadroya atanmasına ilişkin 2.3.1992 günlü işlemin

iptali istemiyle dava açmıştır.

Ankara 2. İdare Mahkemesinin … günlü, 1994/454 sayılı kara-

rıyla; yabancı ve yerli doktrin ve içtihatlara göre yokluk, butlan, a-

çık kanunsuzluk ve ilgilinin hile ve gerçek dışı beyanına dayanılarak

tesis edilen işlemleri idarelerin, süre kaydına bağlı olmaksızın her

zaman geri alabileceği, diğer hukuka aykırı idari işlemlerin dava açma

süresi içinde geri alınabileceği, bu sürenin geçmiş olması durumunda

iyiniyetli kişileri korumak bağlamında yanlış idari işlemlerden dolayı

kişi yararına hak veya korunması gereken yerleşmiş bir durumun doğaca-

ğı ve işlemin idare için kesinleşmiş sayılacağının kabul edildiği; o-

layda davacıya 10.8.1981 tarihinde verilen “Psikolog” ünvanının, bi-

tirdiği okul nedeniyle bu ünvanı kullanamayacağından bahisle aradan on

yılı aşkın bir zaman geçtikten sonra alınarak Laboratuvar Teknisyeni

ünvanının verilmesinde yokluk, butlan, açık kanunsuzluk durumunun bu-

lunmadığı, davacının hile ve gerçek dışı beyanının olmadığı hususu da

gözönünde bulundurulduğunda hukuka uyarlık görülmediği gerekçesiyle

dava konusu işlem iptal edilmiştir.

Davalı idare; usul ve hukuka aykırı olduğunu iddia ettiği İdare

Mahkemesi kararının temyizen incelenerek bozulmasını istemektedir.

Davacının Ankara Üniversitesi Eğitim Fakültesi “Eğitimde Psiko-

lojik Hizmetler” bölümünden mezun olarak 14.4.1978 tarihinde TCDD An-

kara Hastanesinde “Laboratuvar Teknisyeni” ünvanı ile göreve başladı-

ğı, 10.12.1980 tarihinde aynı bölümde yüksek lisansı bitirmesi üzerine

10.8.1981 günlü, 6384 sayılı onayla “Psikolog” ünvanlı kadroya atandı-

ğı, 1992 yılında tereddüte düşülerek Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı-

na sorulduğu ve Yürütme Kurulunun 1.3.1991 tarihli toplantısında alı-

nan karar uyarınca ilgililerin “Rehber Öğretmen” ünvanını kullanabile-

ceği “Psikolog” ünvanını kullanamayacağının Yükseköğretim Kurulu Baş-

kanlığınca bildirilmesi üzerine dava konusu işlemle 10.8.1981 tarihli

ve 6384 sayılı görev değişimi modeli işlemden kaldırılarak ilgiliye

15.7.1989 tarihinden itibaren uygulanan ek göstergelerin iptal edildi-

ği ve 15.2.1992 tarihinden geçerli olarak “Laboratuvar Teknisyeni” ün-

vanına göre belirlenecek kadro aylığı üzerinden ödeme yapılmasının ka-

rarlaştırıldığı, davacı tarafından da işlemin psikolog ünvanının geri

alınmasına ilişkin kısmının iptali istemiyle bakılan davanın açıldığı

dosyanın incelenmesinden anlaşılmaktadır.

Danıştay Sekizinci Dairesinin … günlü, 1990/372 sayılı kara-

rında da vurgulandığı gibi, Eğitim Fakülteleri ve Eğitim Bilimleri Fa-

külteleri Eğitimci, Edebiyat ve Fen Fakültelerinin Psikoloji bölümleri

ise Psikolog yetiştirmekte ve dolayısıyla bu fakülteler farklı meslek

dallarında eğitim yapmakta olup, Eğitim Fakülteleri ile Eğitim Bilim-

leri Fakültelerinin Eğitimde Psikolojik Hizmetler bölümünde öğrencile-

rin, Psikolojinin temel uzmanlık ve alt dallarından biri olan eğitim-

sel psikoloji dalında uygulamacı ve uzman olarak eğitildiklerinin an-

laşıldığı, bu nedenle bu bölümü bitenlerin eğitim psikoloğu oldukları

ve kendilerine bu ünvanın verilebileceği düşünülebilirse de psikoloji-

nin temel uzmanlık dalları ile bütün alt dallarını kapsar biçimde eği-

tim görmediklerinden psikolog ünvanı verilemeyeceği açıktır.

Olayda davacının nitelikleri taşımamasına rağmen 10.8.1981 ta-

rihinde psikolog ünvanlı kadroya atandığı ancak daha sonra hatalı iş-

lem tesis ettiğini anlayan idarenin 1992 yılında 1981 tarihli oluru

işlemden kaldırdığı, İdare Mahkemesince de, Danıştay İçtihatları Bir-

leştirme Kurulunun E:1968/8, K:1973/14 sayılı kararı doğrultusunda de-

ğerlendirme yapılarak, verildiği tarihten itibaren üzerinden on yılı

aşkın bir süre geçen ve davacı yararına korunması gereken bir hak o-

luşturarak kesinleşen “Psikolog” ünvanının davacıdan geri alınamayaca-

ğı sonucuna varılarak iptal kararı verildiği anlaşılmaktadır.

Bu durumda hukuka aykırı bir işlemin aradan belirli bir zaman

geçtiği takdirde ilgililer lehine kazanılmış hak doğurup doğurmayacağı

hususunun irdelenmesi uyuşmazlığın çözümü için zorunlu görülmektedir.

Anayasa’nın 2 nci maddesinde Cumhuriyetin nitelikleri arasında

gösterilen “hukuk devleti” ilkesi devlet ya da millet adına yetki kul-

lanan tüm organ, kuruluş ve birimlerin de bu ilke içinde hareket etme-

lerini zorunlu kılmakta; bu bağlamda yürütme organı ve idarenin tüm

işlem ve eylemlerini hukuka uygun olarak kurması ve yapması gerekmek-

tedir. Kamu hizmetlerinin yürütülmesinde ve yasalarla verilen görevle-

rin yerine getirilmesinde idarenin kamu yararı amacına ulaşılabilmesi-

nin ancak bu koşullarla olanaklı olduğu açıktır. Bu nokta esas alına-

rak değerlendirme yapıldığında, kural olarak, idarenin işlemlerindeki

hukuka aykırılıkları düzeltmek, bu tür işlemlerle ortaya çıkan hukuk

ihlallerini ortadan kaldırarak hukuka uygun bir düzeni sağlamak zorun-

da olduğu ortaya çıkmaktadır. Genel kural böyle olmakla birlikte, hu-

kuka aykırı bir işlemin uygulanması suretiyle elde edilen bazı kaza-

nımların bir yandan zaman içinde bu yolla idarede sağlanmış olan is-

tikrarın ve kamu düzeninin bozulmaması amacı ile, öte yandan belli bir

süre kesintisiz uygulanmak suretiyle ilgili kişinin statüsünün ayrıl-

maz bir parçası haline dönüşmüş olduğu hususu gözönüne alınarak, yargı

kararları ile korunduğu da bir gerçektir. Nitekim Danıştay İçtihatları

Birleştirme Kurulu’nun 26.9.1952 tarih ve 1952/244 sayılı kararıyla,

“Kanunsuz bir yükselme işleminden sonra, aynı memur hakkında kanuna

uygun çeşitli yükselmeler yapıldığı takdirde, idare tarafından kanun-

suz yükselmenin artık geri alınmasının uygun görülemeyeceği” ve

22.12.1973 tarih ve 1973/14 sayılı kararıyla, “İdarenin, yokluk, açık

hata, memurun gerçek dışı beyanı veya hilesi hallerinde, süre aranmak-

sızın kanunsuz terfi veya intibaka dayanarak ödediği meblağı her zaman

geri alabileceği, ancak belirtilen istisnalar dışında kalan hatalı ö-

demelerin istirdadının, hatalı ödemenin ilk yapıldığı tarihten başla-

mak üzere 90 gün içinde kabil olduğu ve 90 günlük süre geçtikten sonra

istirdat edilemeyeceği”ne karar verilerek sakat bir işlemin, bundan

yararlanan lehine kazanılmış bir hak doğurmasa da, bunun kişiler için

doğurduğu subjektif etki ve sonuçlarının korunması gerektiği sonucuna

varılmıştır.

Ancak söz konusu İçtihadı Birleştirme Kurulu Kararları ile sağ-

lanan korunmanın da kamu yararı ve kamu düzeni ile sınırlı olduğunu;

idarede istikrar ilkesi esas alınarak sağlanan bu korumanın, kamu dü-

zenini ve bunun sonucu olarak kamu yararını ihlal eden, bozan bir so-

nuca ulaştığında artık sürdürülmesinin olanaklı olmadığını; korumanın,

hukuka aykırı işlemin düzeltildiği tarihe kadar ilgili kişi için do-

ğurduğu kişisel kazanımlarla sınırlı kalacağını kabul etmek gerekmek-

tedir. Daha açık bir anlatımla hukuka aykırı bir idari işlemle elde e-

dilen statü ve bu statüye dayanılarak yapılan işlem ve eylemler kamuya

yönelik etki ve sonuçlar doğuruyorsa bu statü korunmayacak; ancak ida-

rece hatalı işlem düzeltilinceye kadar ilgili kişinin bu statü nede-

niyle elde ettiği kişisel kazanımlara da dokunulamayacaktır. Çok kısa

deyimle kanuna aykırı işlemle elde edilen yetkiler sürdürülmeyecek,

sadece kişisel kazanımları korunacaktır. Örneğin tıp fakültesini bi-

tirmenin doktorluk yapmanın önkoşulu olduğu objektif hukuk kurallarıy-

la düzenlendiğine göre, tıp fakültesini bitirmediği halde hukuka aykı-

rı işlemlerle bu görevi yapmasına izin verilen kişinin, aradan belirli

bir zaman geçtikten sonra bu görevin kendisi için kazanılmış hak teş-

kil ettiğini kabul etmenin mümkün olmadığı açıklanmasına gerek olmaya-

cak kadar açıktır.

İdare Mahkemesince İçtihatları Birleştirme Kurulu’nun ilgili

kararından hareketle aradan uzun bir zaman geçtikten sonra “psikolog”

ünvanının ilgili lehine kazanılmış hak teşkil ettiği sonucuna varılmış

olmasında hukuki isabet yok ise de, işlemin düzeltildiği tarihe kadar

davacı lehine oluşan kazanımların geri alınamayacağı, örneğin 1952

yılı İçtihadı Birleştirme Kurulu Kararı uyarınca kendisine psikolog

unvanı verilmesi nedeniyle memuriyete giriş derecesine 657 sayılı Ka-

nunun 36/A-5 maddesi uyarınca bir derece eklenmiş olması halinde bu

giriş derecesine dayanan düzeltme tarihindeki kazanılmış hak aylık de-

recesine dokunulamayacağı açıktır.

Belirtilen durum karşısında, davacının yasayla belirtilen nite-

liklere sahip olmadan kazandığı psikolog ünvanının geri alınmasına i-

lişkin işlemde hukuka aykırılık, aksi yöndeki İdare Mahkemesi kararın-

da da hukuki isabet görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, davalı idarenin temyiz isteminin kabulüy-

le Ankara 2. İdare Mahkemesince verilen … günlü, 1994/454 sayılı ka-

rarın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinin 1/b.

fıkrası uyarınca bozulmasına, aynı maddenin 3622 sayılı Kanunla deği-

şik 3. fıkrası gereğince ve yukarıda belirtilen hususlar da gözetile-

rek yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın adıgeçen Mahkemeye gön-

derilmesine, karar verildi. (MT/NÇ)

*-*

BŞ/SE

Dairesi

Karar Yılı

Karar No

Esas Yılı

Esas No

Karar Tarihi

SEKİZİNCİ DAİRE

1998

1123

1996

1009

24/03/1998

KARAR METNİ

HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ REHBERLİK VE PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK BÖLÜMÜ ME-

ZUNLARININ “REHBER ÖĞRETMEN” UNVANINI KULLANABİLECEKLERİ HK.<

Hacettepe Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık bölümü me-

zunu olan davacı tarafından, Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Bölü-

mü mezunlarının “Rehber öğretmen” unvanını kullanabileceklerine iliş-

kin davalı idarenin … gün ve … sayılı kararının iptali ile Eğitim-

de Psikolojik Hizmetler bölümü mezunlarının sahip olduğu Psikolog ün-

vanından ve elde ettikleri haklardan yararlandırılması istemidir.

2547 sayılı Yükseköğretim Kurulu Yasasının 43.maddesinin (b)

bendinde, “aynı meslek ve bilim dallarında eğitim-öğretim yapan üni-

versitelerde eğitim süresi ve yıl içindeki değerlendirme esasları ba-

kımından eşdeğer olması ve öğretimden sonra kazanılan ünvanların aynı

ve elde edilen hakların eşdeğer sayılması konusunun Üniversitelerarası

Kurulun önerisi üzerine, öğretmen yetiştiren birimler için belirtilen

esasların saptanması Milli Eğitim Bakanlığı ile de işbirliği yapıla-

rak, Yükseköğretim Kurulunca düzenlenir” kuralı yer almıştır.

26.8.1988 gün ve 22 sayılı Üniversitelerarası Kurul kararıyla,

yukarıda anılan yasa maddesi uyarınca Eğitimde Psikolojik Hizmetler,

Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık gibi programlardan mezun olanlara

“psikolog” ünvanı verilmemesine önerildiği konunun Yükseköğretim Yü-

rütme Kurulunun 15.9.1988 tarihli toplantısında görüşülerek,

88.46.1192 (a) sayılı kararla bu önerinin kabul edildiği anlaşılmış-

tır.

Yükseköğretim Yürütme Kurulunun … tarihli toplantısında alı-

nan kararla da, Eğitim Fakültesi ile Eğitim Bilimleri Fakültelerinin,

Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Programından mezun olanların “Reh-

ber Öğretmen” ünvanı kullanmalarının uygun olduğu sonucuna varılmış-

tır.

Davacı tarafından, Üniversitelerarası Kurulun 25.9.1989 gün ve

30 sayılı kararı ile Eğitimde Psikolojik Hizmetler Bölümü mezunlarının

“Psikolog” olarak kabul edildiği öne sürülmekte ise de; bu kararın be-

lirtilen hususta Yükseköğretim Kuruluna öneri kararı niteliğinde olma-

sı, nitekim bu önerinin Yükseköğretim Kurulunun … günlü toplantısın-

da kabul edilmeyip reddedilmiş olması karşısında sonuca etkili bulun-

mamıştır.

Öte yandan Kurulun … sayılı kararı ile; ancak Fen ve Fen Ede-

biyat Fakültesinin Psikoloji bölümlerini bitirenlere Psikolog ünvanı

verilmesine karar verilmiştir.

Edebiyat veya Fen-Edebiyat Fakülteleri, psikolog olarak hizmet

verebilecek psikoloji formasyonuna sahip, bu bilim alanında derinleş-

miş, bilimsel araştırma yapabilecek ve bu alanda psikolog olarak hiz-

met verebilecek şekilde eleman yetiştirmekte, Eğitimde Psikolojik Hiz-

metler ile Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık programları ise, öğren-

cinin eğitim öğretim sırasında karşılaştığı çeşitli öğrenme ve uyum

zorluklarını gidermesine yardımcı olabilecek, eğitim kurumlarında

gençlere kişisel sorunlarının çözümlenmesinde danışmanlık yapabilecek,

bu gençlerin sosyo -psikolojik ve öğrenim sorunları üzerinde araştırma

yapabilecek uzman kişileri yetiştirmekte, dolayısıyla bu fakültelerde

farklı müfredat uygulanıp farklı meslek dallarında eğitim yapılmakta-

dır.

Bu durumda, Eğitimde Psikolojik Hizmetler dalını bitirenler,

Psikolojinin temel uzmanlık alanları ile bütün alt dallarını kapsar

biçimde eğitim görmediklerinden, bunlara “Psikolog” ünvanı verilmeyip

“Rehber Öğretmen” ünvanı verilmesinde isabetsizlik görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle davanın reddine karar verildi. (MT/ES)

06-04-2011 ·

6

NiSAN 2011 GÜNÜ TBMM GENEL KURULUNDA (Mesleğimizin yüz karası Türk Psikologlar Derneğinin desteğiyle) KABUL EDiLEN ve CUMHURBAŞKANIMIZ ABDULLAH GÜL’ÜN ONAYLAMAYACAĞINI DÜŞÜNDÜĞÜMÜZ YASAYLA “PSiKOLOGLUK” MESLEĞi YOK SAYILMIŞ ve HUKUK DIŞILIK HUKUKMUŞ GİBİ DAYATILMAYA ÇALIŞILMIŞTIR…

17 NİSAN 2011 PAZAR GÜNÜ,

Saat: 14.00’de

ANKARA’DA

SAĞLIK BAKANLIĞI YANINDA

ABDi iPEKÇİ PARKINDA

EN AZ 1000 PSİKOLOG

1 YÜREK OLUP

ANAYASAYA AYKIRI, HUKUK DIŞI BU KANUNU PROTESTO EDECEKTİR..

   PSİKOLOG ve PSİKOLOJİ ÖĞRENCİSİ ARKADAŞIM UYUMA!!!

         MESLEĞİNE ve ONURUNA SAHİP ÇIK

OLUŞTURULACAK ORTAK METNE KONU BAŞLIĞI EKLEMEK iSTEYEN SENDiKALAR, GRUPLAR  YA DA DİĞER FİKRİ KATKILAR İÇİN İLETİŞİM;

e-mail:

binpsikologbiryurek@yahoo.com

FAKS: 0312 431 90 01

GSM:  0544 620 91 55  (Psk. Nedim Yüksel Çakır)

Facebook’taki Gruplar:

 Genç Psikologlar Birliği, Alternatif Psikolog Girişimi, Tüm Psikologlar Derneği

TBMM Sağlık Komisyonunda yıllardır yasal zemine kavuşmak isteyen Psikologları da kapsayan bir kanun (441 sayılı) üzerinde görüşüldü. Maalesef kanunun için hem Psikologları mağdur edici hem de anayasa ve yasalara aykırı ibareler bulunmaktadır.

Halen Genel Kurula inip kabul edilmek üzere olan bu yasa teklifi ciddi marazlar taşımaktadır. Öncelikle bu yasa teklifiyle Psikoloji mezunu olanların görev yapmaları imkânsız hale getirilirken, psikoloji mezunu olmayanlara da akademik kariyerle Klinik Psikolog olma yolu açılmış olmaktadır.

Biz, Psikoloji lisans mezunları ya da Klinik Psikoloji alanda yüksek lisans (üniversitelerdeki Klinik yüksek lisans programındaki kontenjan adaletsizliliği yüzünden) yapamamış ve başka alanlarda yüksek lisans yapmış Psikoloji mezunları olarak ASLA KLİNİK YÜKSEK LİSANS YAPMAYA KARŞI DEĞİLİZ; ancak her yıl bu programı açmış üniversitelerin 5- 10 kişinin kabul ettiği yüksek lisans programlarına katılmak da neredeyse imkânsızdır. (Mesela; Hacettepe ve Ankara Üniversiteleri Klinik yüksek lisans programlarına geçen sene 5’er kişi almışlardır, bu yasayla bağlantılı olarak lütfen düşünün kaç kişi klinik psikolog unvanı alabilir ve hastanelerde görev yapabilir)

Üstelik akademik kariyer tek başına sahada (hastanelerde, kliniklerde) çalışmak içinde yeterli olmamalıdır. Ayrıca, bir grup akademisyen kontrolündeki Türk Psikologlar derneği (TPD) fahiş fiyatlarla lisans mezunlarına sertifikalar vermektedir (Ağustos 2010’da sağlık Bakanlığı Sağlık Eğitimi Genel Müdürlüğü tarafından yayınlanan yönetmelikle bunun önüne geçilmesi için ilk adım atılsa da mevcut durum halen devam etmektedir).

Bizim önerimiz; tıpkı Avrupa’da olduğu gibi Klinik Psikolog unvanı almak için sadece akademik kariyer aranmamalı Sağlık Bakanlığının 2 seneye yayılmış Hizmet içi eğitimleriyle de bu yapılabilmelidir. (Avrupa’da Psikologların serbest olarak çalışma hakkı elde etmek için 3 yıl fakülte artı 2 yıl yüksek lisans veya karşılığı ders saati kadar hizmet için eğitim artı 1 yıl da süpervizyon yapmaları gerekir; 3+2+1. Kaynak: EFPA)

Psikolojik Rehber Danışmanlara da akademik unvanla Klinik Psikolog unvanı verilmek istenmesi de oldukça vahim bir durumdur. Sadece isim benzerliğinden dolayı başka bir meslekle, bir diğer mesleği özdeşleştiremeyiz. Eğitimimiz ve aldığımız derslerimiz farklıdır. Üstelik bu konuda Danıştay’ın apaçık kararları varken, yasayla uygulanmak istenmesi Hukukun çiğnenmesidir. (-I- Sekizinci Daire, Karar Yılı: 1990, Karar No: 372, Esas Yılı: 1989, Esas No: 302, Karar Yılı: 14/03/1990. –II- Sekizinci Daire, Karar Yılı: 1998, Karar No: 1123, Esas Yılı: 1996, Esas No: 1009, Karar No: 24.03.1998, gibi pek çok karar var, aşğıda bu kararların tam metinleri mevcuttur.)

Üstelik bugün bazı vakıf üniversitelerinde Su Ürünleri ve Coğrafya Bölümlerini bitirmiş kişilere de Klinik Yüksek Lisans diploması da verilerek PSiKOLOG unvanı verilerek adeta bir cinayet işlenmektedir (Bir Coğrafya Öğretmeni 2 yıl yüksek lisans yapan Klinik Psikolog oluyor; ama 4 yıl okuyan Psikoloji mezunu Psikolog kabul edilmiyor). Bu kanundan sonra Vakıf (özel) üniversitelerin iştahları daha da kabaracak bir anda fahiş fiyatlarla Klinik Yüksek Lisans programları açacaklardır.

Ben, bugün ceza hukuku alanında yüksek lisans yapsam, doktora yapsam bana Hukuk Fakültesi mezunu olmadan bana “Avukatlık Ruhsatnamesi” verilemeyeceği gibi, Psikoloji mezunu olmayanlarında Klinik Yüksek Lisans yapmaları ile “Psikolog” unvanı almaları ve çalışmaları da kabul edilemez. Ama gelin görün ki, sadece akademisyen sultası altında olan Türk Psikologlar Derneği (TPD) bizim haklarımızı savunmak çok, kendi statükolarını koruma peşindedirler. Örneğin, bugün TPD Başkanı Nedret Hanım bile Psikoloji mezunu değildir (Sosyoloji mezunudur).

Bu tanıma göre psikolog ve psikolojik danışman aynı statüde yer almaktadır ve aralarında bir fark görülmemektedir. Oysaki Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık bölümü üniversitelerin Eğitim Fakültesi’nde yer almakta ve bu fakültelerin amacı öğretmen yetiştirmektir. “Psikolog” ve “Psikolojik danışman” meslekleri farklı eğitimlere tabi ve ayrı mesleklerdir.

Ülkemizde 1970’li yıllarda (Mühendislik) ve 1990’lı yıllarda (Tarih, Coğrafya gibi) bazı bölümler 5 yıl eğitim yaparak mezunlarına yüksek lisansla okulu bitirme imkânı tanımıştır. Bizim bölümümüzde bu da uygulanabilir; Psikoloji bölümleri 5 yıl yapılır ve mezun olanlar yüksek lisans yapmış olarak mezun olmuş olurlar.

Bu yasa taslağıyla, Psikoloji mezunları kelimenin tam anlamıyla meslek unvanına sahip olmaktan çıkartarak birer teknisyene dönüştürülmek istenmektedir ve bu yasa başta Anayasanın başta eşitlik ilkesi olmak üzere pek çok maddesine de aykırıdır. Bugün 4 yıl okuyan mühendislik yapabiliyor, 4 yıl okuyan savcılık, hâkimlik yapabiliyor ama bizim bu hakkımız elimizden alınıyor. Bu yasa tasarısıyla diğer meslek gruplarının lisans eğitimleri yeterli görülürken, psikoloji mezunları yetersizlikle itham edilmektedir. Fizyoterapist lisans mezunu, odyometrist lisans mezunu, diyetisyen lisans mezunu v.b. olarak yeterli görülürken, Sağlık Bakanlığı’nda çalışacak olan psikologda yüksek lisans şartı aranmaktadır. Bu da anayasanın eşitlik ilkesine aykırıdır

Kamu personeli atamalarında hiçbir kadro için yüksek lisans şartı aranmazken, Sağlık Bakanlığı’nda çalışacak psikologlar için bu şart getirilmek istenmektedir. Devlet Personel Başkanlığının 09/ 05 / 2007- 8128 tarih sayılı mütalaasında; Nitelik Kod Kılavuzunda öğrenime ilişkin koşullar Yükseköğretim Kurulu Kararlarında belirtildiği üzere unvanların Lisans seviyesinde kazanılacağı, lisansüstü öğrenimlerin ise bu unvanların değiştirilemeyeceği dikkate alınarak lisans, önlisans ve ortaöğretim olarak belirlenmiştir. Psikoloji dışındaki diğer alanların “klinik psikolog” unvanı almaları bu düzenlemeye aykırıdır.

-Psk. Nedim Yüksel ÇAKIR

T.C.

DANIŞTAY

5. DAİRE

E. 1996/1234

K. 1998/239

T. 5.2.1998

• İPTAL DAVASI ( Davacının Bir Derece Verilmesi İçin Yaptığı Başvurunun Reddi ve Teknik Hizmetler Sınıfından Genel İdare Hizmetleri Sınıfına Geçirilmesine İlişkin İşlem )

• DERECE EKLENMESİ ( Dört Yıl Süreli Yükseköğrenimi Bitirenlerden Mühendis Sıfatını Alanların Derece ve Kademelerine Bir Derece Eklenmesi )

• MESLEK ÜNVANI ALMA ( O Meslekle İlgili Lisans Eğitimi Yapmakla Mümkün Olması )

• LİSANS EĞİTİMİ ( Bir Meslek ve Bu Mesleğin Ünvanını Alabilmenin Ancak O Meslekle İlgili Lisans Eğitimini Almakla Mümkün Olması )

• MASTER ÖĞRENİMİ ( Belirli Bir Konuda Uzmanlaşmanın İlk Basamağını Oluşturması-Ancak Kişilere Bu Eğitime Göre Bir Meslek veya Meslek Ünvanı Sağlamaması )

• YÜKSEK LİSANS ÖĞRENİMİ ( Belirli Bir Konuda Uzmanlaşmanın İlk Basamağını Oluşturması-Ancak Kişilere Bu Eğitime Göre Bir Meslek veya Meslek Ünvanı Sağlamaması )

• YÜKSEK MÜHENDİS ÜNVANI ALMA ( Bir Mühendislik Alanında Lisans Diplomasına Sahip Olanların Yüksek Lisans Öğrenimi Yapmaları Halinde Bunun Mümkün Olması )

• KADEME İLERLEMESİNİN KANUNSUZ OLMASI ( Aynı Memur Hakkında Kanuna Uygun Çeşitli Yükselmeler Yapılması-İdare Tarafından Kanunsuz Yükselmenin Geri Alınamaması )

• KANUNSUZ YÜKSELME HALİ ( Aynı Memur Hakkında Kanuna Uygun Çeşitli Yükselmeler Yapılması-İdare Tarafından Kanunsuz Yükselmenin Geri Alınamaması )

• STATÜNÜN HUKUKA AYKIRI BİR İŞLEMLE ELDE EDİLMESİ ( İdarece Hata Düzeltilinceye Kadar Kişinin Elde Ettiği Kazanımların Geri İstenememesi )

657/m.36 

2547/m.3,43 

3458/m.1

ÖZET : Dört yıl süreli yüksek öğrenimi bitirenlerden yüksek mühendis, mühendis sıfatını almış olanlar öğrenimlerine göre tespit edilen giriş derece ve kademelerine bir derece eklenmek suretiyle bulunacak derece ve kademelerden hizmete alınırlar.

Ülkemizde bir meslek ve bu mesleğin unvanını alabilmenin, ancak o meslekle ilgili lisans eğitimi yapmakla mümkün olacağında kuşkuya yer bulunmamaktadır. Diğer bir deyişle, bir meslek veya meslek unvanını ancak lisans öğretimi sağlayabilmektedir. Buna karşılık master ( yüksek lisans ) öğrenimi, belirli bir konuda uzmanlaşmanın ilk basamağını oluşturmakta; ancak, kişilere bu eğitime göre bir meslek veya mesleki unvan sağlamamaktadır.

Ancak bir mühendislik alanında lisans diplomasına sahip olanlar, yüksek lisans öğrenimi yapmaları halinde yüksek mühendis unvanını kullanabilirler.

Kanunsuz bir yükselme işleminden sonra, aynı memur hakkında kanuna uygun çeşitli yükselmeler yapıldığı takdirde, idare tarafından kanunsuz yükselmenin artık geri alınması uygun değildir. İdare, yokluk, açık hata, memurun gerçek dışı beyanı veya hilesi hallerinde, süre aranmaksızın kanunsuz terfi veya intibaka dayanarak ödediği meblağı her zaman geri alabilir. Ancak belirtilen istisnalar dışında kalan hatalı ödemelerin istirdadı, hatalı ödemenin ilk yapıldığı tarihten başlamak üzere 90 gün içinde kabil olup, 90 günlük süre geçtikten sonra istirdat edilemez. Sakat bir işlem, bundan yararlanan lehine kazanılmış bir hak doğurmasa da, bunun kişiler için doğurduğu sübjektif etki ve sonuçlarının korunması gerekir.

Hukuka aykırı bir idari işlemle elde edilen statü ve bu statüye dayanılarak yapılan işlem ve eylemler kamuya yönelik etki ve sonuçlar doğuruyorsa bu statü korunmayacak: ancak idarece hatalı işlem düzeltilinceye kadar ilgili kişinin bu statü nedeniyle elde ettiği kişisel kazanımlara da dokunulamayacaktır. Çok kısa deyimle, kanuna aykırı işlemle elde edilen yetkiler sürdürülmeyecek, sadece kişisel kazanımları korunacaktır.

İstemin Özeti : İşletme fakültesi mezunu olup Endüstri mühendisliği dalında yüksek lisansını tamamlayan ve TEAŞ Genel Müdürlüğü … Termik Santralı İşletme Müdürlüğünde Başmühendis olarak görev yapan davacı, kendisine 657 sayılı Yasanın 36/A-2. maddesi uyarınca 1 derece verilmesi için yaptığı başvurunun reddine ve teknik hizmetler sınıfından genel idare hizmetleri sınıfına geçirilmesine ilişkin 10.4.1996 günlü, 531 sayılı genel müdürlük olurunu içeren 17.4.1996 günlü, 1035 sayılı TEAŞ Genel Müdürlüğü işleminin ve bu işlemin dayanağı olan Maliye Bakanlığı Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğünün 27.3.1996 günlü, 5048 sayılı işlemi ile Yükseköğretim Kurulu Başkanlığının 1.3.1996 günlü, 3464 sayılı işleminin iptalini ve bu işlemler nedeniyle yoksun kaldığı parasal ve özlük haklarının yasal faiziyle birlikte tazminine hükmedilmesini istemektedir.

Maliye Bakanlığının Savunmasının Özeti : TEAŞ Genel Müdürlüğünün 3.1.1996 günlü, 50 sayılı yazısıyla, davacının 657 sayılı Yasada mühendis unvanına sahip personel için öngörülen 1 dereceden yararlandırılıp yararlandırılmayacağı hususunda idarelerinden görüş sorulduğu; anılan konuda tereddüte düşülmesi üzerine ilgilinin görmüş olduğu öğrenim itibariyle mühendis unvanına sahip olup olmadığı hususunda 5.2.1996 günlü, 1837 sayılı yazı ile Yükseköğretim Kurulu Başkanlığından görüş sorulduğu: anılan başkanlıktan gönderilen 1.3.1996 günlü, 3464 sayılı cevabi yazıda, unvanların lisans öğrenimleri ile belirlendiği, bu nedenle adı geçenin mühendis unvanını kullanmasının uygun görülmediğinin ve böylece davacının mühendis unvanına sahip olmadığının belirtildiği: durumun, 27.3.1996 günlü, 5048 sayılı yazıyla TEAŞ Genel Müdürlüğüne bildirildiği; gördüğü öğrenim itibariyle mühendislik unvanına sahip olmayan davacının, sehven atandığı başmühendislik görevinden alınarak, öğrenim durumuna uygun bir göreve atanmasına ilişkin işlemde mevzuata aykırılık bulunmadığı; belirtilen nedenlerle davanın reddi gerektiği yolundadır.

Yükseköğretim Kurulu Başkanlığının Savunmasının Özeti : Kurulun işleminin idari davaya konu olabilecek kesin ve yürütülmesi zorunlu bir işlem niteliğini taşımadığı, bu nedenle davalı konumundan çıkarılmasına karar verilmesi gerektiği; öte yandan, mesleki unvanlarda lisans esasının geçerli olduğu, dava konusu olayda ise davacının lisans öğrenimi mühendislik lisans öğrenimine dayanmadığından, adı geçenin yüksek lisans öğrenimi sonucunda endüstri yüksek mühendisi unvanını kullanmasına olanak bulunmadığı; belirtilen nedenlerle davanın reddi gerektiği savunulmuştur.

TEAŞ Genel Müdürlüğünün Savunmasının Özeti : Y.Ö.K. Başkanlığının 1.3.1996 günlü, 3464 sayılı yazısı dikkate alındığında, davacının lisans öğrenimi görmeden kullandığı mühendislik unvanının adı geçen için kazanılmış hak oluşturmayacağı; öte yandan, davacıya 1986 yılında mühendis kadrosunun verildiği, ancak 657 sayılı Yasa uyarınca adı geçene 1 derece verilmediği: ilgiliye verilen 1 kademenin ise, yüksek lisansı bitirmesi üzerine ve 657 sayılı Yasanın 36/A-9. maddesine göre verildiği: işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı; belirtilen nedenlerle davanın reddi gerektiği savunulmuştur.

Danıştay Tetkik Hakimi : Mehmet Aydın

Düşüncesi: 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 3. maddesinin ( s ), bendiyle ( t/1 ), bendinde yer alan hükümlerle, 3458 sayılı, Mühendislik ve Mimarlık Hakkında Kanunun 1/a. ve 657 sayılı Yasanın 36/A-2. maddelerinde yer alan hükümler karşısında; mühendislik dalında lisans öğrenimi yapmadığı açık olan davacının, endüstri mühendisliği dalında yüksek lisans öğrenimini tamamlamış olması adı geçene mühendis unvanını kazandırmayacağından, ilgilinin, 657 sayılı Yasanın 36/A 2. maddesinden yararlandırılmaması ve T.H.S.’nda Başmühendis kadrosundan alınarak G.İ.H.S.’nda Başuzman kadrosuna atanması yolunda tesis edilen işlemde hukuka aykırılık bulunmadığından, davanın bu kısmının reddine hükmedilmesi gerektiği düşünülmüştür.

Buna karşılık, davacının mühendislik kadrosuna atanmasında ve bunun sonucu olarak idarece tesis edilen diğer işlemlerde davacının herhangi bir gerçek dışı beyanının veya hilesinin bulunmadığı dosyadan anlaşılmış olup; hatalı işlemin düzeltildiği 10.4.1996 tarihine kadar davacı lehine oluşan kazanımların geri alınması Danıştay içtihatları Birleştirme Kurulunun 22.12.1973 günlü, K:1973/14 sayılı kararına aykırı olduğundan, Maliye Bakanlığının 27.3.1996 günlü, 5048 sayılı işleminin “davacıya yapılan fazla ödemenin kendisinden tahsil edilmesi” yolundaki kısmının iptaline hükmedilmesi gerektiği düşünülmüştür.

Danıştay Savcısı: Günay Erden

Düşüncesi : 1978 yılında … Üniversitesi İşletme Fakültesi

Üretim Yönetimi bölümünden mezun olup 1986 yılında … Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Endüstri Mühendisliği dalında yüksek lisans öğrenimini tamamlamasından sonra 1.12.1986 tarihinde TEAŞ Genel Müdürlüğü … İş Makineleri ve Montaj Teçhizatı Bakımı Merkezi Müdürlüğünde mühendis kadrosunda görevlendirilen, 23.11.1988 tarihinde sözleşmeli statüye geçirilen, 16.9.1993 tarihinden itibaren … İşletme ve Tesis Müdürlüğüne mühendis olarak nakledilen, 28.2.1995 tarihinde başmühendisliğe yükseltilen davacı, 657 sayılı Yasanın 36. maddesinin Ortak Hükümler Bölümünün A-2 bendi uyarınca bir derece verilmesi için yaptığı başvurusunun reddine ve teknik hizmetler sınıfından genel idare hizmetleri sınıfına geçirilmesine ilişkin 17.4.1996 günlü ve 1035 sayılı TEAŞ Genel Müdürlüğü işleminin ve bu işlemin dayanağı olan Maliye Bakanlığı Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğünün 27.3.1996 günlü, 5048 sayılı işlemi ile Yüksek Öğretim Kurulu Başkanlığının 1.3.1996 günlü 3464 sayılı işleminin: 1986 yılından itibaren mühendis unvanı ile görev yaptığından bu unvanın kazanılmış hakkı olduğunu, geri alınamayacağını, … Üniversitesi İşletme Fakültesi Üretim Bölümünün teknik bir bölüm olması nedeniyle endüstri mühendisliği bölümüne sınavla alınarak yüksek lisans yaptığım, endüstri mühendisi unvanıyla Makine Mühendisleri Odasına kaydedildiğini, unvanların lisans öğrenimlerine göre belirleneceği yolundaki Üniversitelerarası Kurul kararı 1989 yılında alındığından, 1986 yılında verilen mühendis unvanının bu karara göre geri alınamayacağını ileri sürerek iptalini istemektedir.

Dava konusu uyuşmazlık işletme fakültesi üretim yönetimi bölümünden mezun olduktan sonra … Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Endüstri Mühendisliği dalında yüksek lisans Öğrenimini tamamlayan davacının, mühendis unvanını kazanıp kazanamayacağına ilişkin bulunmaktadır.

3458 sayılı Mühendislik ve Mimarlık Hakkında Kanun hükümlerine göre, ancak mühendislik lisans diploması bulunanların mühendis unvanını kazanmaları olanaklıdır.

Öte yandan: 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanununun 3. maddesinin ( s ) bendinde, lisan öğreniminin ortaöğretime dayalı en az sekiz yan yıllık bir program kapsayan yükseköğretim olduğu. ( t ) bendinin ( T ) alt bendinde ise yüksek lisansın ( bilim uzmanlığı, yüksek mühendislik, yüksek mimarlık, master ) bir lisans öğrenimine dayalı eğitim-öğretim ve araştırmanın sonuçlarını ortaya koymayı amaçlayan bir yüksek öğretim olduğu öngörülmüştür.

Sözü edilen hükümlere göre, mesleki unvanları kazanmak, ancak o meslekle ilgili lisans eğitimini yapmakla mümkündür.

Bir başka anlatımla, bir meslek unvanını lisans öğretimi sağlamakta, master öğrenimi ise belirli bir konuda uzmanlaşmanın ilk basamağını oluşturmakta, ancak kişilere bu eğitime göre bir meslek ve mesleki bir unvan sağlamamaktadır.

Bu çerçevede bir mühendislik alanında lisans diplomasına sahip olanlar, yüksek lisans öğrenimini yapmaları halinde yüksek mühendis unvanını kullanabileceklerdir.

Dava konusu olayda da, 2547 sayılı Kanunun 43. maddesinin ( b ) bendi hükmü uyarınca, Üniversitelerarası Kurulca unvanların lisans kademesinde verileceğine karar verilmiştir.

Belirtilen bu nedenlerle mühendislik dalında lisans öğrenimi bulunmayan davacının endüstri mühendisliği dalında yüksek lisans öğrenimini tamamlaması mühendislik unvanını kazandırmayacağından, mühendislik unvanının ve mühendislik unvan nedeniyle verilen derecenin geri alınmasına ilişkin işlemle, bu işlemin dayanağı olan işlemlerde hukuka aykırılık görülmemiştir.

Davacı her ne kadar 1986 yılında verilen mühendislik unvanının kazanılmış hakkı olduğunu, geri alınamayacağını ileri sürmekte ise de hukuka aykırı olarak verilen bu unvan kazanılmış hak doğurmayacağından bu iddiası yerinde bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, yasal dayanaktan yoksun davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Beşinci ve Sekizinci Dairelerince 2575 sayılı Danıştay Kanununa 3619 sayılı Kanunun 10. maddesiyle eklenen ek-1. madde gereğince yapılan müşterek toplantıda işin gereği düşünüldü:

KARAR : Davalı idarelerden Yükseköğretim Kurulu Başkanlığının usule ilişkin itirazı yerinde görülmeyerek uyuşmazlığın esasına geçildi:

İşletme fakültesi mezunu olup endüstri mühendisliği dalında yüksek lisansını tamamlayan ve TEAŞ Genel Müdürlüğü … Termik Santrali İşletme Müdürlüğünde Başmühendis olarak görev yapan davacı, kendisine 657 sayılı Yasanın 36/A-2. maddesi uyarınca 1 derece verilmesi için yaptığı başvurunun reddine ve Teknik Hizmetler Sınıfından Genel İdare Hizmetleri Sınıfına geçirilmesine ilişkin 10.4.1996 günlü, 531 sayılı Genel Müdürlük Olurunu içeren 17.4.1996 günlü, 1035 sayılı TEAŞ Genel Müdürlüğü işleminin ve bu işlemin dayanağı olan Maliye Bakanlığı Bütçe, ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğünün 27.3.1996 günlü, 5048 sayılı istemi ile Yükseköğretim Kurulu Başkanlığının 1.3.1996 günlü, 3464 sayılı işleminin; 10.4.1986 tarihinde … Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsünde yüksek lisans öğrenimini tamamlayarak endüstri mühendisliği unvanına ve bu unvanın hak ve yetkilerine sahip olduğunu: 1986’dan bu yana 10 yıldır mühendis-başmühendis unvan ve kadrosuyla görev yaptığını; bu süredeki özlük ve derece intibak işlemlerinin yapıldığını ve bu kadro ve unvanın kendisi için artık kazanılmış hak olduğunu: endüstri mühendisliği unvanına hak kazandığının, kendisine verileri diploma/belge ile de sabit olduğunu; … Üniversitesi İşletme Fakültesi Üretim Yönetimi bölümünün son derece teknik bir bölüm olup bu bölümün öğretim programının mühendislik fakültesinin programıyla aynı olduğunu: Endüstri Mühendisliğinden mezun olması üzerine T.M.M.O.B. Makine Mühendisleri Odasına Endüstri Mühendisi olarak üye kaydının yapıldığını ve bu kaydının halen sürdüğünü; öte yandan, Üniversitelerarası Kurul Kararının 1989 tarihli olduğunu, kendisinin ise bu karardan çok daha önce mühendisliğe atandığını, bu nedenle söz konusu kararın kendisi hakkında uygulanamayacağını öne sürerek iptalini ve bu işlemler nedeniyle yoksun kaldığı parasal ve özlük haklarının yasal faiziyle birlikte tazminine hükmedilmesini istemektedir.

Olayda, davacının, … Üniversitesi İşletme Fakültesi Üretim Yönetimi Bölümünden 23.10.1978 tarihinde mezun olduğu: 20.6.1979 tarihinde T.E.K. Muhasebe Dairesi Başkanlığı emrinde muhasebe memuru olarak göreve başladığı; memuriyette iken 10.4.1986 tarihinde … Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsünü bitirerek yüksek lisans diploması aldığı; bunun üzerine 1.12.1986 tarihinde Genel İdare Hizmetleri Sınıfından Teknik Hizmetler Sınıfına geçirilerek mühendis kadrosuna atandığı ve 657 sayılı Yasanın 36/A-9. maddesi uyarınca 1 kademe aldığı; daha sonra da 22.2.1995 tarihinde başmühendisliğe yükseltildiği; bu görevde iken, 21.9.1995 günlü dilekçesiyle 657 sayılı Yasanın 36/A-2. maddesi uyarınca kendisine 1 derece verilmesi için çalıştığı kuruma yaptığı başvurunun reddedildiği ve Teknik Hizmetler Sınıfında başmühendislik kadrosundan alınarak Genel İdare Hizmetleri Sınıfında Başuzman kadrosuna atamasının yapıldığı; bakılan davanın da bunun üzerine açıldığı dosyanın incelenmesinden anlaşılmıştır.

657 sayılı Devlet Memurları Kanununun ( davacının kendisi hakkında uygulanmasını istediği ) 36. maddesinin A/2. fıkrasında, dört yıl süreli yüksek öğrenimi bitirenlerden yüksek mühendis, mühendis … sıfatını almış olanların …. öğrenimlerine göre tespit edilen giriş derece ve kademelerine bir derece eklenmek suretiyle bulunacak derece ve kademelerden hizmete alınacakları hükme bağlanmıştır.

Öte yandan, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 3. maddesinin ( s ), bendinde, lisans öğreniminin ortaöğretime dayalı, en az sekiz yarı yıllık bir programı kapsayan bir yükseköğretim olduğuna işaret edilmiş; ( t ), bendinin ( 1 ) nolu alt bendinde de, “Yüksek Lisans: ( Bilim uzmanlığı, yüksek mühendislik, yüksek mimarlık, master ): Bir lisans öğrenimine dayalı, eğitim-öğretim ve araştırmanın sonuçlarını ortaya koymayı amaçlayan bir yükseköğretimdir” hükmüne yer verilmiştir. Aynı yasanın “Lisans Düzeyinde Öğretim” başlığını taşıyan 43. maddesinin ( b ), bendinde ise aynı meslek ve bilim dallarında eğitim-öğretim yapan üniversitelerde, eğitim-öğretim metod, kapsam, öğretim süresi ve yıl içindeki değerlendirme esasları bakımından eşdeğer olması ve öğrenimden sonra kazanılan unvanların aynı ve elde edilen hakların eşdeğer sayılması hususunun Üniversitelerarası Kurulun önerisi üzerine Yükseköğretim Kurulunca düzenleneceği hükme bağlanmıştır.

3458 sayılı Mühendislik ve Mimarlık Hakkında Kanunun 1. maddesinin ( a ), bendinde de Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde mühendis unvan ve yetkisi ile sanat icra etmek isteyenlerin, mühendislik tahsilini gösteren Türk yüksek mekteplerinden verilen diplomaya sahip olmaları koşulu getirilmiştir.

Yukarıda sözü edilen mevzuat hükümleri birlikte değerlendirildiğinde; ülkemizde bir meslek ve bu mesleğin unvanını alabilmenin, ancak o meslekle ilgili lisans eğitimi yapmakla mümkün olacağında kuşkuya yer bulunmamaktadır. Diğer bir deyişle, bir meslek veya meslek unvanını ancak lisans öğretimi sağlayabilmektedir.

Buna karşılık master ( yüksek lisans ) öğrenimi, söz konusu bent hükmünde de belirtildiği gibi belirli bir konuda uzmanlaşmanın ilk basamağını oluşturmakta; ancak, kişilere bu eğitime göre bir meslek veya mesleki unvan sağlamamaktadır.

Bu durumda, dava konusu olaya bu açıdan bakıldığında, ancak bir mühendislik alanında lisans diplomasına sahip olanların, yüksek lisans öğrenimi yapmaları halinde yüksek mühendis unvanını kullanabilecekleri sonucu ortaya çıkmaktadır.

Nitekim, Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı Yürütme Kurulunun 17.6.1988 günlü, 32 sayılı kararı ile, bir mühendislik dalında diploma alanların, başka bir mühendislik dalında yüksek lisans öğrenimi yapmaları halinde, bu durumda olanlara sadece yüksek lisans unvanı ve derecesi verilmesinin uygun olduğuna karar verilmiştir.

Öte yandan Üniversitelerarası Kurul’un 1989 yılında benzer bir konuda vermiş olduğu kararda; “657 sayılı Yasanın, bazı dereceleri bazı mesleki unvanların kazanılmış olmasına bağladığı, adı geçen yasanın 36/A-2 ve 36/A-5. maddelerinin, “mühendislik” meslek unvanına sahip olan kimselere bir derece verilmesini öngördüğü: bir kimsenin “mühendis” unvanını kazanmasının, bu unvanı veren bir üniversite, fakülte, yüksekokul veya böyle bir yükseköğretim kurumuna dahil bölümden mezun olmasına veya sonradan böyle bir yerde tamamlama ya da fark imtihanını vermesine bağlı olduğu ve sonuç olarak, mesleki unvanlarda lisans esasının geçerli olduğu” açıkça vurgulanmıştır.

Yukarıda sözü edilen mevzuat hükümleri ve yapılan açıklamalar karşısında, mühendislik dalında lisans öğrenimi yapmadığı açık olan davacının, endüstri mühendisliği dalında yüksek lisans öğrenimini tamamlamış olması adı geçene “mühendis” unvanını kazandırmayacağından, ilgilinin, 657 sayılı Yasanın 36/A-2. maddesinden yararlandırılmaması ve Teknik Hizmetler Sınıfında Başmühendis kadrosundan alınarak Genel idare Hizmetleri Sınıfında Başuzman kadrosuna atanması yolunda tesis edilen işlemde hukuka aykırılık görülmemiştir.

Olayda, davacının, nitelikleri taşımamasına rağmen 1.12.1986 tarihinde mühendis unvanlı kadroya atandığı, ancak daha sonra hatalı işlem tesis ettiğini anlayan idarenin 1996 yılında 1986 tarihli oluru işlemden kaldırdığı açık olmasına karşın; davacı tarafından, 10. yıldır mühendis ve başmühendis unvan ve kadrosuyla görev yapmış olması nedeniyle artık bu unvan ve kadronun kendisi için kazanılmış hak niteliğinde olduğu ileri sürüldüğünden; hukuka aykırı bir işlemin aradan belirli bir zaman geçtiği takdirde ilgililer lehine kazanılmış hak doğurup doğurmayacağı hususunun irdelenmesi zorunlu görülmektedir:

Anayasa’nın 2 nci maddesinde cumhuriyetin nitelikleri arasında gösterilen “hukuk devleti” ilkesi devlet ya da millet adına yetki kullanan tüm organ, kuruluş ve birimlerin de bu ilke içinde hareket etmelerini zorunlu kılmakta; bu bağlamda yürütme organı ve idarenin tüm işlem ve eylemlerini hukuka uygun olarak kurması ve yapması gerekmektedir. Kamu hizmetlerinin yürütülmesinde ve yasalarla verilen görevlerin yerine getirilmesinde idarenin kamu yararı amacına ulaşılabilmesinin ancak bu koşullarla olanaklı olduğu açıktır. Bu nokta esas alınarak değerlendirme yapıldığında, kural olarak, idarenin işlemlerindeki hukuka aykırılıkları düzeltmek, bu tür işlemlerle ortaya çıkan hukuk ihlallerini ortadan kaldırarak hukuka uygun bir düzeni sağlamak zorunda olduğu ortaya çıkmaktadır. Genel kural böyle olmakla birlikte, hukuka aykırı bir işlemin uygulanması suretiyle elde edilen bazı kazanımların bir yandan zaman içinde bu yolla idarede sağlanmış olan istikrarın ve kamu düzeninin bozulmaması amacı ile, öte yandan belli bir süre kesintisiz uygulanmak suretiyle ilgili kişinin statüsünün ayrılmaz bir parçası haline dönüşmüş olduğu hususu gözönüne alınarak, yargı kararları ile korunduğu da bir gerçektir. Nitekim Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu’nun 26.9.1952 tarih ve 1952/244 sayılı kararıyla. “Kanunsuz bir yükselme işleminden sonra, aynı memur hakkında kanuna uygun çeşitli yükselmeler yapıldığı takdirde, idare tarafından kanunsuz yükselmenin artık geri alınmasının uygun görülemeyeceğine ve 22.12.1973 tarih ve 1973/14 sayılı kararıyla da. “İdarenin, yokluk, açık hata, memurun gerçek dışı beyanı veya hilesi hallerinde, süre aranmaksızın kanunsuz terfi veya intibaka dayanarak ödediği meblağı her zaman geri alabileceği, ancak belirtilen istisnalar dışında kalan hatalı ödemelerin istirdadının, hatalı ödemenin ilk yapıldığı tarihten başlamak üzere 90 gün içinde kabil olduğu ve 90 günlük süre geçtikten sonra istirdat edilemeyeceği”ne karar verilerek sakat bir işlemin, bundan yararlanan lehine kazanılmış bir hak doğurmasa da, bunun kişiler için doğurduğu sübjektif etki ve sonuçlarının korunması gerektiği sonucuna varılmıştır.

Ancak söz konusu İçtihadı Birleştirme Kurulu Kararları ile sağlanan korunmanın da kamu yararı ve kamu düzeni ile sınırlı olduğunu; idarede istikrar ilkesi esas alınarak sağlanan bu korumanın, kamu düzenini ve bunun sonucu olarak kamu yararını ihlal eden bozan bir sonuca ulaştığında artık sürdürülmesinin olanaklı olmadığını; korumanın, hukuka aykırı işlemin düzeltildiği tarihe kadar ilgili kişi için doğurduğu kişisel kazanımlarla sınırlı kalacağını kabul etmek gerekmektedir. Daha açık bir anlatımla, hukuka aykırı bir idari işlemle elde edilen statü ve bu statüye dayanılarak yapılan işlem ve eylemler kamuya yönelik etki ve sonuçlar doğuruyorsa bu statü korunmayacak: ancak idarece hatalı işlem düzeltilinceye kadar ilgili kişinin bu statü nedeniyle elde ettiği kişisel kazanımlara da dokunulamayacaktır. Çok kısa deyimle, kanuna aykırı işlemle elde edilen yetkiler sürdürülmeyecek, sadece kişisel kazanımları korunacaktır. Örneğin, tıp fakültesini bitirmenin doktorluk yapmanın önkoşulu olduğu objektif hukuk kurallarıyla düzenlendiğine göre tıp fakültesini bitirmediği halde hukuka aykırı işlemlerle bu görevi yapmasına izin verilen kişinin, aradan belirli bir zaman geçtikten sonra bu görevin kendisi için kazanılmış hak teşkil ettiğini kabul etmenin mümkün olmadığı açıklanmasına gerek olmayacak kadar açıktır.

Belirtilen durum karşısında, davacının bu hususa ilişkin iddialarına itibar edilememiştir.

Davanın, davacının sözkonusu işlemler nedeniyle yoksun kaldığı parasal ve özlük haklarının yasal faiziyle birlikte tazminine hükmedilmesi istemine ilişkin kısmına gelince:

Davacının iptalini istediği işlemler içinde yer alan Maliye Bakanlığı Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğünün 27.3.1996 günlü, 5048 sayılı işleminde: adı geçenin, 657 sayılı Yasada mühendisler için öngörülen bir dereceden yararlandırılmasının mümkün olmadığı ve ayrıca mühendis olarak görevlendirilmesine ilişkin hatalı işlem iptal edilerek durumuna uygun bir görevde çalıştırılması gerektiği hususunun yanı sıra, hatalı işlem nedeniyle davacıya yapılan fazla ödemelerin tahsil edilmesi gerektiği de belirtilmiş ise de: yukarıda sözü edilen Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 22.12.1973 günlü, 1973/14 sayılı kararı da dikkate alındığında, ilgilinin mühendislik kadrosuna atanmasında ve BU işlemin sonucu olarak idarece tesis edilen diğer işlemlerde davacının herhangi bir gerçek dışı beyanı veya hilesi bulunmadığından, hatalı işlemin düzeltildiği 10.4.1996 tarihine kadar davacı lehine oluşan kazanımların geri alınamayacağı açık olup söz konusu 27.3.1996 günlü, 5048 sayılı işlemin “adı geçene yapılan fazla ödemenin tahsil edilmesi” yolundaki kısmında anılan içtihadı birleştirme kurulu kararına ve hukuka uyarlık görülmemiştir.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle, davanın, dava konusu Maliye Bakanlığı Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğünün 27.3.1996 günlü, 5048 sayılı işleminin “hatalı işlem nedeniyle yapılan fazla ödemenin davacıdan tahsil edilmesine” ilişkin kısmının iptaline; buna karşılık, aynı işlemin diğer kısımlarıyla Yükseköğretim Kurulu Başkanlığının 1.3.1996 günlü, 3464 sayılı ve TEAŞ Genel Müdürlüğünün 17.4.1996 günlü, 1035 sayılı işlemlerinin iptali istemine yönelik kısmının ise yasal dayanağı bulunmadığından reddine 5.2.1998 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Hakkında mobbing

-Haber İlginizi Çekebilir

Etik Farkındalığının Artırılması Proje Toplantısına Katıldık.

Mobbing ile Mücadele Derneği olarak “Yerel Yönetimlerde Seçilmiş ve Atanmış Kamu Görevlilerinin Etik Farkındalığının Artırılması …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir