Akbank’ta nasıl Mobbinge maruz kaldım?

 

Mobbing’in sözcük anlamı, psikolojik şiddet, baskı, kuşatma, taciz, rahatsız etme veya sıkıntı vermektir.

Mobbingi kişiler yapabileceği gibi kurumlarda çalıştığı kişilerce yapabilmektedir.

Mobbing özellikle hiyerarşik bir yapılaşmanın olduğu gruplarda, zayıf bir kontrolün olduğu örgütlerde güçlünün altta kalanlara psikolojik yollardan baskı yapmasıdır.

Mobbing duygusal bir saldırıdır. Kişinin saygısız ve zararlı bir davranışın hedefi olmasıyla başlar. İşverenin İma, alay ve karşısındakinin toplumsal itibarını düşürme gibi saldırgan bir ortam yaratarak onu işten çıkmaya zorlamasıdır.

Mobbing bir anlaşmazlıkla başlar, bu işin akışına ilişkin ya da bir davranışa ilişkin v.b olabilir. Daha sonra zorbanın saldırgan eylemleriyle devam eder, saldırganlığa zorbanın dışında yönetim veya iş arkadaşlarınızda katılabilir. Süreç işinize son verilmesi ya da sizin ayrılmanızla tamamlanır.

Ayrılmanızda işinize son verilmesi de çoğunlukla mobbingin bitmesine yetmez çünkü benzer bir iş kolunda çalışacağınız zaman artık referanslarınız kirlenmiş olur. Ya kötü huylu ya asi ya da işten anlamaz olarak artık damgalanmışsınızdır.

Bu süreç işlerken çalışanların karşılaşacakları olaylara bir bakalım. Örnek teşkil etmesi ve yaşanırken mücadele verilmesi açısından önemli gördüğüm için bunları maddeler halinde yazmak istiyorum.

1. Çalışanların şerefi, doğruluğu, güvenirliği ve mesleki yeterliliğine saldırılar başlar,

2. Olumsuz, küçük düşürücü, yıldırıcı, taciz edici, kontrol edici iletişim kurulur, izolasyona uğrarsınız.

3. Doğrudan ve dolaylı, gizli veya açık yapılması, (göz teması kurulmaz, tutarsız gösterilirsiniz, görmezden gelinirsiniz, yetkileriniz azaltılır)

4.Bir veya birkaç kişi tarafından yapılması (bu duruma bazen yöneticiler ve çalışanlar da katılır)
5.Sürekli, çoklu ve sistemli bir biçimde zaman içinde yapılması (mobbingin sıklığı ve süresi zararı büyütür,)
6. Hatanın kurbandaymış gibi gösterilmesi (aniden yetersizmişsiniz gibi gösterilir, önceden şikayet konusu olmayan bazı hatalar sorun yaratmaya başlar)
7. Kurbanın itibarını kaybetmeye, kafasını karıştırmaya, yıldırmaya, onu yalıtmaya yönelik olması ve onu teslim olmaya zorlaması (utandırma eylemleri yapılır)
8. Kişiyi dışlama niyetiyle yapılması
9. İşyerinden ayrılmayı kurbanın tercihiymiş gibi göstermek.
10. Örgüt yönetimi tarafından hoş görülmesi, kışkırtılması, teşvik edilmesi (çare aramak için görüştüğünüz merciler sizi reddeder)

Bu davranışlara maruz kalan kurbanın nasıl etkilendiğine gelince;

Mobbing insanın mesleki bütünlük ve benlik duygusunu zedeler, kişinin kendine yönelik kuşkusunu artırır, paranoyaya ve kafa karışıklığına neden olur, kurban kendine güven duygusunu yitirir. Kendinizi yalıtabilir, huzursuzluk korku, utanç, öfke ve endişe duyguları ile dolabilirsiniz. Ağlama, uyku bozukluklarından, depresyon, yüksek tansiyon, panik atak, kalp krizine kadar giden sağlık sorunları ve travma sonrası stres bozukluğu yaratır.

16 yıl çalıştığım Akbank’ta bütün bu tanımlara sığan ve verdiğim örneklere bire bir uyan uygulamaları tek tek anlatacağım.

2007 yılında şube müdürü olana kadar 10 yıllık memuriyetim süresi içerisinde çok sorun yaşamadım.

Ne olduysa o tarihten sonra yaşamaya başladım.

Olayın başlangıcı 2003-2006 yıllarında görev yaptığım Pendik E-5 şubesinde şirket müşteri ilişkileri yöneticisi olarak çalışmaya başladığımda başladı.

Genel müdürlükte çalışan ve daha sonra bölge müdürümüz olan birisi bir gün bana çok başarılı işler yapıyorsun, bu işleri önceden bize bildir. Bende seni genel müdürlüğe öveyim ileride kolay müdür olursun dediğinde cevabım şu olmuştu: Amacını biliyordum. Bu sebeple ben işimi gereği gibi yaparım herkes duyar, Akbank kurumsal bir firmaysa ve ben hak ediyorsam müdür olurum dedim. Ben bulduğum işleri kendisine önce paylaşsaydım genel müdürlüğe işi ben buldum verdim diyerek kendisine pay çıkarmak için istediğini biliyordum. Bunu yapanlar vardı. Ben buna alet olmadım.

Bu kişinin içinde nasıl bir kin kalmışsa ben 2007 yılında şube müdürü oldum. Bu kişi benden sonra benim çalıştığım bölgede bölge müdürü olarak benim birinci derece sicil amirim oldu.

Beni ziyaret ettiğinde bana ayağını denk al, şube müdürü olmanda ne kadar emeğim olduğunu bilirsin diyerek tehdit etti. Bunu sözlü olarak ziyaretinde söyledi.

Yaşadığım tüm eziyetin başlangıç noktası bu olaydı.

Sonrasına gelmeden önce anlatmam gereken bir detay daha vardır.

Şube müdürü olarak atandığım şube Soğanlık şubesi olup 5 yıl önce kapanmış bir yerde tekrar açılmış bir şubeydi. Bu zor görev bana verilmişti.

Bankadan; daha önce kapanmış şubede de çalıştığım için önceki şubenin müşteri listesini istedim, bu müşterilerle iletişim kurarak amacım tekrar kazanmaktı. O günkü bölge müdürü sen kafaya diğer şubelerden müşteri çalmayı kafaya koymuşsun, bu listeleri veremeyiz.

Buna rağmen kurumsal desteksiz, kapı kapı dolaşarak eski müşterilerimizi tekrar kazanmaya çalıştım. Şubenin ilk açıldığı gün bir önce çalıştığım şubeden benimle çalışmak için 200 adet devir dilekçesi bir günde gelmişti.

Öyle bir çalışma yaptık ki ekibimle şubeyi iki ay sonra kâra geçirmiştir. O tarihlerde yeni açılan bir banka şubesi ancak 9 ayda kâra geçebiliyordu.

Bu görevin üstesinden ekibimle birlikte başarıyla gelmiştik. Hala kâr eden bir şube olarak hayatına devam ediyor.

Şimdi aldığım tehditten sonraki süreci anlatmaya devam edeyim. Çünkü asıl kurumsal şiddeti bundan sonra yaşamaya başladım.

Soğanlık şubesinde bu kişiden çeşitli müdahalelerle eziyetler devam etti. Daha sonra kendisi başka bir bölgeye tayin oldu. Kendisinden sonra gelen bölge müdürü de bana aynı ayrımcı, dışlayıcı ve ilgisiz yöneticilik örneği gösterdi.

Hatta Soğanlık şubesinde başarısız olduğu yazarak tayinimi isteyecek kadar ne beni tanıyor ne de doğruları uyguluyordu.

Şube müdürü olmadan önce ben ticari bankacılıkta yetişmiş bu alanda tecrübem olduğu halde gerek Soğanlık şubesi ve gerekse tayin edildiğim Beykoz şubesi bireysel şubeydiler.

Banka benim bilgilerimin körelmesine de sebep olmuştur.

Beykoz şubesine tayin edilmemin çok daha ilginç ve amaçlı olduğunu anlatacaklarımdan sonra daha da netleşecektir.

Evim Soğanlık semtinde olmasına rağmen şubeye gidiş gelişim 98 kilometrelik bir mesafe olup her gün 6 saatimi işe gidip gelmek zorunda kalacağım bir eziyete sürüklenmiştim.

Üstelik benden önceki şube müdürü başarısız olduğu için bölge müdürlüğüne tayin edilmişti. Beykoz çalışanları harcama şubesi olarak kullanılıyordu.

Ayrıca Beykoz üç adet fabrikanın kapanması sonucu ekonomisi çökmüş sanayisi olmayan emekli insanların ve esnafların olduğu bankacılık açısından çok zor bir semttir.

Beykoz şubesine ilk gittiğimde beni hiç tanımayan ve ilk karşılaştığım bölge müdürü daha ilk görüşmemizde ‘Soğanlığı biliyoruz’ diyerek beni damgalamıştı. Sonraki süreçte toplantılarda algıyla yönettiğini söyleyen ve yönettiği kişilerle ilgili doğru ya da yanlış olduğu konusunda bir fikri olmayan birisinin bendeki algınızı değiştirmediğiniz müddetçe sözü ile nasıl bir yönetici olduğunu gösteriyordu. Bu narsist kişilik hala bankada bölge müdürlüğü yapmaya devam ediyor.

Bir performans toplantısında ‘sizinle başka şeyler konuşmak istemem’ gibi bir söz ederek iş akdimin fesih edileceğini sanki önceden bildiriyor gibiydi.

Beykoz benim başarısız olmam için özel seçilmişti.

1000 adet şubesi olan bir bankanın beni 100 kilometre gibi şehirlerarası bir uzaklığa tayin etmesi maksatlıdır.

İşime sabahları ulaşabilmek için saat 05.00’te kalkıp yola çıkıyor saat 08.00’de Beykoz şubesine ulaşıyor geç kalmamak, trafiğe takılmamak için erken çıkıyor her gün 1 saat şubede mesainin başlamasını bekliyordum.

Çalıştığım arkadaşlarım şahittir, her sabah şubede bu bekleme süresi içerisinde çayı bile ben demliyordum.

Akşamları 20.00’de çıksam 23.00 civarında evde oluyordum. O saatte akşam yemeği yesem olmuyor, yemesem olmuyordu. Dinlenmeye vaktim hiç yoktu. Eve gelip hemen yatıyor, yarın tekrar aynı macera ile sanki robot olmuştum.

Çoğu zaman eve geldiğimde çocuklarım uyumuş oluyorlardı ve annelerine anne babam eve gelmiyor mu diye soru sormaları ne kadar vicdanidir, ne kadar insanidir, ne kadar yasaldır.

İşe iade davama savunmak için buna Akbank; hayatın normal akışı diyecek kadar basiretsizleşmişlerdir.

Diğer çalışma arkadaşlarımla eşit olmayan bana yapılan bu eziyet nasıl hayatın normal akışı olabilir.

Bu yaşadığım sıkıntıyı o bölgedeki birinci derece sicil amirim bölge müdürüne anlattım. Bana; bu beni ilgilendirmez insan kaynakları yapmış diyecek kadar bu işin içine girmiş ve bana kasti davranmaya devam etmeye devam etmiştir. Sicil amiri olacaksınız, not vereceksiniz, tayinle ilgili veya başka bir problem olduğunda bu benimle ilgili bir sorun değil diyerek yan çizeceksiniz. Böyle yönetici, böyle lider olur mu?

Amaç tayinde de daha sonraki yapılanlarda da beni istifaya zorlamaktı.

Direniyordum. İşimi layıkıyla yapmaya çalışıyor, işime zamanında gidiyor, şubeye ilk giden en son çıkan oluyordum.

Olmadı kaydı ve ispatı olsun diye 29 Şubat 2012 tarihinde ikametgâh uyuşmazlığı dolayısıyla tayin istedim.

Bu talebim dikkate bile alınmayarak görmezden gelindi.

2011 ve 2012 yıllarında yaz dönemi izinlerim çocuklarım okula gittiği halde benim yaz iznimi bekledikleri halde üst üste iki yıl Mayıs ayında yıllık iznim kullandırıldı.

18 Nisan 2012 tarihinde İnsan kaynaklarından sorumlu genel müdür yardımcısına e-posta yazı yazarak iki yıl üst üste Mayıs ayında yaz iznimin kullandırılmasının haksızlık olduğunu belirtmeme rağmen ne cevap verildi, ne ilgilenildi.

2011 yılında yaklaşık 1 yıl boyunca 1 kişi eksik gişe elemansız çalışmak zorunda bırakıldım.

02 Mart 2012 tarihinde bölge müdürlüğündeki toplantıya insan kaynaklarından sorumlu genel müdür yardımcısı gelmişti. Kendisine 70 adet müdür arkadaşımın önünde 1 yıldır neden eksik gişe ile çalışmak zorunda kaldığımı sorduğumda; bu eziyeti bana uygulayan bölge müdürü 1 yıl değil 6 ay oldu gibi beni yalanlamaya çalışsa da salondan bazı arkadaşlarım 6 ay bile normal mi diyerek tepki gösterdiler. Buna bir cevap veremeden toplantıyı bitirdiler.

Aynı gün akşam şubeye eleman tayini yapıldı.

Aynı gün yine insan kaynakları genel müdür yardımcısına e-posta ile kendisini ziyaret etmek istediğimi, yaşadığım sıkıntıları anlatacağımı talep etmeme rağmen şubeyi ziyaret edeceğine e-posta ile cevap vermesine rağmen hala bekliyorum kendisini.

29 Ağustos – 03 Eylül 2011 tarihleri arasında Ramazan bayramı olup 1 Eylül yarım gün ve 2 Eylül tam gün toplam 1,5 günlük geçmiş yıllardaki kullanmadığım yıllık izinlerimden düşülmek şartıyla izin istememe rağmen hakkım olan bayrak tatilinin tamamı geçmiş yıl izinlerimden düşülerek 6 gün izin olarak kullandırıldı.

Bilinçli bezdirme planı uygulanıyordu. Bense istifa etmiyor, hakkımı istiyor, adilce mücadele ediyordum.

Alo 170 mobbing hattını da arayabilirdim. Ekmek yediğim kurumla mahkemelik olmak istemiyordum. Üstelik yanlış kişiler, kinli insanlar yüzünden yaşadıklarımdan dolayı kurumun suçu neydi diye düşünmüştüm.

2010 yılında şubede ne kadar ticari müşteri varsa tamamını Kavacık şubesine devrederek şubenin hakkını başka şubenin başarısı olarak gösterip beni başarısızlığa mahkum ediyorlardı.

2011 ve 2012 yılında da bu devirler devam etti.

Bu müşteri devirlerine işten çıkarılmamdan 9 gün önce 03 Eylül 2012 tarihinde 3 sayfa yazı yazarak gerekçelerini anlatarak yapılanın yanlış ve haksız olduğunu sormama rağmen yine ne cevap alabildim ne de müşteri devirlerine engel olabildim.

Şube müdürü olarak haberim olmadan müşteriler devir ediliyordu.

Sonra 12 Eylül 2012 tarihinde tazminatım ödenerek ve performansım sorun edilerek işten çıkarıldım.

İşten çıkarılmam bile skandaldı. Sonrasında da devam eden skandalları anlatacağım.

12 Eylül 2012 tarihinde sabah hesabıma 2012 yılının ilk 6 ayında başarılı olduğum için başarı primi ödeyen Akbank akşam başarısız olduğum için iş akdimi fesih ediyordu.

İş akdim fesih edildiği anda yaşadığım skandalı da paylaşmak istiyorum.

Banka şube müdürü olduğum için cep telefonu vermişti, teknoloji ile aram çok iyi olmadığı ve yaşattığı stresi azaltmak amacıyla sadece bankanın verdiği telefonu kullanıyorum. Arkadaşlarıma, dostlarıma, çevreme ait ne kadar telefon bilgisi varsa hepsi bu telefonda ve SİM kartta kayıtlıydı. Telefona ve Sim karta bana ait telefonlarla birlikte vahşice el konuldu. Bir gün sonra telefonu şubeye teslim edeyim dememe rağmen kabul edilmedi. 200 adet telefon numarasını kaybettim. Şu anda hiç kimse ile iletişim kuramıyorum.

Bir ülke düşünün böyle bir skandal yaşanıyor. Bu skandalı Akbank’tan reklam alan gazetelerde yayınlayamadım. Ülkede her şey çıkar ilişkisine dönmüştü. Haberin haber değeri önemli değildi. Oysa aldıkları reklamların karşısında Akbank’a ve diğer bankalara ait yalan haberleri çarşaf çarşaf yayımlıyorlardır.

Bu skandal haber daha sonra 22 Ekim 2012 tarihinde Aydınlık Gazetesinde Akbank performansta sınıfta kaldı diye yayınlandı. Emeğin ve emekçinin yanında olan Aydınlık Gazetesine bir kez daha teşekkür ediyorum.

Skandal bitmiyordu.

Çalıştığım 16 yıllık süre içerisinde kullanamadığım, hatta Akbank izinlerimi kullandırmadığı için kullanamadığım 120 günlük izin paralarıma karşılık 30 Eylül 2012 tarihinde 49 günlük ücretim ödenerek 71 günlük izin ücretim ödenmeyerek hakkım yeniliyordu.

Hala bu ücret tarafıma ödenmiş değildir.

Skandal devam ediyor.

2008 yılında müşterileri ve çalışanları kapının önüne koyduktan sonra Pazar payı kaybetmeye devam eden banka bu kayıpları telafi etmek amacıyla 2010 yılında banka çalışanların resmini çekerek şubelerde reklam afişi olarak kullanmaya başladı. Bu resmi çekilenlerden biri de bendim. Bu resimlerim istemediğim halde çekilmişti. Akbank’ta çalışıyorsanız mecbursunuz diyerek bizi buna zorladılar. Hatta bizden tek taraflı taahhütnameye imza alındı. Bu taahhütnameden istediğim halde bir nüsha bile bana verilmedi. 4 ayrı şubede resmim kullanıldı. Neticede işimin hatırı için katlanmak zorunda kalmıştım.

İşten ayrıldıktan sonra 15 Kasım 2012 tarihinde iki ay sonra resmimin kullanıldığı şubelerden biri olan Gazi Mahallesi şubesine gittim. Resmim hala kullanılıyor mu diye? Resmim hala kullanılmaya devam ediyordu.

Çalıştığım zaman işimin hatırı için mecburen katlandığım bir durumdu. İşten çıkarıldığım halde resmimin kullanılması kanunen yasak olmalıydı. Madem işten çıkarılmıştım, bankaya faydalı bir eleman değildim, resimlerimin faydalı olduğuna nasıl olmuştu devam ediliyordum. Her kararları komik ve düzeysizdi.

Yanımda getirdiğim kameramla resimlerini çektim. Aynı gün Gazi mahallesinde bir fotoğrafçıda bu fotoğrafları çoğalttım. Hatta kamerayla filmini de çektim.

20 Kasım 2012 tarihinde savcılığa suç duyurunda bulundum. Savcılık tazminat davası açmama karar verdi. Şimdi dava açma çalışmalarım devam ediyor.

Akbank’ta sadece bana uygulanan kişisel şiddetten bahsetmeyeceğim. Genel kurumsal işkencelerden de bahsedeceğim.

Bankacılık sektöründe çalışanına yol ve yemek parası vermeyen tek bankadır. Buna rağmen ücretlerde yeterli değildir.

Şubelerinde gelen müşterilere ikramlarda bulunmak için eleman çalıştırmayan bu banka çalışanlar tarafından ücreti ödenen bu elemanlarla müşterilerine hizmet vermektedirler. Akbank’ta size birisi bir ikramda bulunuyorsa o çalışan kişinin parasını Akbank değil o şubede çalışanlar cebinden ödemektedirler. Çalışanını işte böyle sömüren bir bankadır Akbank.

Çalışırken hastalanan bir çalışan hafta içi izin istediğinde doktora gidemez, hafta sonu hastaneleri kapalı tutarlar yine gidemez, dışarıya acil gidersiniz acil olduğu kabul edilip paranız ödenmeyerek mağdur edilirsiniz.

Çoğu arkadaşım izin alabilirse kullanamadığı yıllık izinleri doktora gidip tedavi olmak amacıyla kullanmaktadır. Bu konuda benimde yazılı belgelerim mevcuttur.

Öyle insanlık dışı uygulamalara şahit oluyorduk ki insanın anlatırken bile yüreği sızlıyor.

Bir bölge müdürü şöyle talimat veriyordu. Bugün 3 adet toplamda 30000-TL kredi satamayan şube müdürleri bölgeye gelip hesap verecekler. Kredi bu arz ve talep yerine gelirse satılabilecek bir ürün olmasına rağmen sanki müşterilerimize silah zoruyla para satmak zorunda gibi uygulamalara maruz kalıyorduk. Sonra hedefi tutturamadığımız zaman 10 dakika içinde bölgeye hesap vermeye çağırıyordu. Bir bölge müdürü düşünün insanlık dışı uygulamaları kendine hak görebiliyor kendisini bankadan üstünmüş gibi davranabiliyordu. Bu narsist kişilik hala bankada bölge müdürü olarak çalışmaya devam ediyor.

16 yılını bildiğim bu bankada işler 2000 yılından sonra dışarıdan devşirme Akbanklılar işe alınmasından sonra bozulmaya başladı.

Yıllardır yöneticisini kendi yetiştiren Akbank bu yolla bir karmaşa kültürüne, karmaşa hastalığına bulaşmıştı. Kim kimden ne istiyor, ne yapıyor belli değildi.

Şov yapan, sorumluluğu başkalarına atıp başarıyı kendi adına sayanlardan geçilmiyordu.

Nitekim 2005 yılında Pendik E-5 şubesinde görev yaptığım sırada şubelere verilen kredi verme yetki limitleri çok yüksekti ve düşürülmesini talep ettiğimde sen kendi işine bak diyenler sorumluluk almaktan kaçıyor ve bankayı bu hale getiriyorlardı. İşin en ilginç tarafı onlar şu anda bankanın üst yönetimini ele geçirmiş durumdalar.

Nitekim bununda bir sonu gelecekti ve geldi. 2008 yılı krizi başladığında müşteriler ve çalışanlar kapının önüne koyulmak noktasına gelen, Pazar payı kaybeden ve o tarihten sonra bir türlü toparlanamayan bir banka haline gelmişti.

Bugün de banka bu devşirmeler tarafından yönetilmektedir.

Başarısı da ortadadır.

O yılları Amerika’da bir üniversitede ders olarak okutmuşlardı. Nasıl okutulduğu da bir muammadır. Bir gün Akbank’ın bunun aslında bir yalan olduğu ve başarısızlıkla bittiği anlaşılıp bu da okutulacaktır.

Neticede haksız tere kariyerim bu basiretsiz kişiler tarafından yönetilen Akbank tarafından zedelendiğinden 5 ay olmasına rağmen bankacılık sektöründe henüz iş bulamadım.

İşten haksız yere çıkarılmam bile kuşku yaratmakta asıl zararı ben görmekteyim.

Basiretsiz yönetilen bu bankanın internet sitesinde sürdürülebilirlik raporuna ulaşabilirsiniz. Çalışanlarla ilgili bölümlere baktığımızda yazmış oldukları bir tane bile gerçek yoktur. Hepsi uluslar arası ve yerli yatırımcıları çekmek amacıyla yazılmış bir kandırmadan başka bir şey değildir.

Yazımı burada tamamlarken Akbank ile çalışan tüm müşterilerine, yatırımcılarına çalışanlara sesleniyorum;

“Adaletsizlik karşısında sessiz kalmak zalimin tarafında yer almak demektir.”

Benim en büyük mücadelem budur.

Bu şekilde insanın vicdanını sızlatan bir kurumla karşı karşıyayız. Daha doğrusu son 10 yıl içinde resmen işgal edip bu kurumu bu hale getirenleri anlatmak bana bir görev oldu.

Neticede topluma mal olmuş bir kurumu sahibi bile olsa kimse bu hale getiremez.

Bu kurumun sahibi olanlar ve yönettiğini zannedenler bunu ne kadar anlayabilirler veya zaten vicdanları olsaydı bunları ben yaşamazdım.

Başarılı bir kurum böyle bir yazının konusu olabilir mi? Oluyorsa işte böyle insanlar yüzünden oluyor.

Bu yanlarına bir kâr olarak kalmalı mı?

Kalmamalıysa o zaman ne haklı olduğum ortadadır.

Ben son örnek olmak adına bu mücadeleyi veriyorum.

Ben sizler gibi sahte Atatürkçü gözüküp Sorosçu, Mobiusçu, ABD, İngiliz hayranı değilim.

Sizler gibi Müslüman mahallesinde salyangoz satmadım, satmamda.

Öyle İngiltere’de kelebek uçsa Filipinler’de fırtına çıkar diyecek kadar da bu ülkeye ihanet edecek değilim.

Bu zihniyette iş adamlarına boyun eğecek, kölelik yapacak kadar kişiliksiz hiç değilim.

Kirli düzenlerin çıkar taşlarını hiç döşemedim.

Bu vatanı kuran ve düşmanlardan temizleyenler kadar samimi, vatanı hiçbir çıkara satmayacak kadar dürüst, fikrini, zikrini, ahlakını bozmayan kişiliksizlerden hiç olmadım.

Hele bu uşaklıklara uşaklık edenlerin uşağı hiçbir zaman olmadım. Olmayacağımda.

Bu kişiliklerini krallarına teslim etmiş ve hak yeme denizinde boğulacak Firavunlara son kez belki vicdana gelmişlerdir diye sesleniyorum.

Öncelikle kendinizi aklamak ve kirlenmiş kârlarınızı temizlemek için bana ait ödemediğiniz haklarımı ödeyin. Başka benim gibi haksızlığa uğratarak haklarını yediklerininiz de haklarını ödeyin.

Ve bu zulüm alışkanlık haline gelmesin ben son kurban olayım.

Eğer bunları yapmayacaksanız o makamları ne olur işgal etmeyin.

Biz hak yemeden ve kralımıza hak yedirmeden duramayız buna devam ediyoruz diyorsanız ben sizleri Firavun gibi azmış görerek Yüce adalete ve Allaha havale ediyorum.

Bu ibretlik öyküyü okuyan, dinleyen, bilen herkesi de şahit tutuyorum.

Saygılarımla.

Bana vakit ayırdığınız ve gösterdiğiniz tahammül için çok teşekkürler.

 

Önder Karaçay

  1. Önder Karaçay diyor ki:

    Akbank’a karşı açtığım işe iade davasını kazandım. Akbank Yargıtaya yaptığı itirazda da % 100 suçlu bulundu. Akbank kaybetti, Önder Karaçay haklı davasını kazandı.

Yorumlar kapalıdır.

Sizlere daha iyi bir hizmet sunabilmek için sitemizde çerezlerden faydalanıyoruz. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerezleri kullanmamıza izin vermiş oluyorsunuz. Daha fazla bilgi için Çerez Politikası
X